Bisküvinin Şehrinde Kaybolan Çocukluğum

Nurten Kılıç
Nurten Kılıç

Eğer ki bisküvi şehrinde yaşıyorsanız elinizden tutan bir yeteneğiniz de yoksa büyük ihtimalle gelir fabrikaların birinde bisküvi işçisi olursunuz. Çünkü benim zamanımda öyleydi hâlâ da öyle. Bir kadın çalışmazsa eğitimsizse mahalle kadınları gibi dedikodudan da ileri gidemez. Bir o odaya bir bu odaya gider gelir. Bazen de odasından hiç çıkmaz, çıkmak istemez bazen de öbür odaya gitmeye korkar. Bazıları Karaman dışına hiç çıkmadı. Bazıları köyünden dışarı adımını atmadı. Evet o bazılarımızı evlerinden köylerinden şehrimizde birden bire patlak veren çoğalan bisküvi fabrikaları çıkardı. Yine eskilerde o zamanlarda küçük yaşta işe başlayan veya aileleri tarafından zorla işe gönderilen çocuklar vardı. Çocuk işçiler işten kaçmak isteyip de okumak isteyince, nasıl kaçsınlar ki? Çocuklar çünkü kaçamazlar kaçamayınca da sırtlarına binen yükle nasıl başa çıkacaklar onun çarelerini düşünmeye başladılar.

Nasıl da düştük nasıl da geldik bu işe? Yazgımızmış, fakirliğin yüz karası da kaderimizmiş gibi. Doğanın kanunu gibi kendimizi buranın eğitiminden geçirmemizin nedeni. Engellenmiş dışarı hayatı, aklımız ermemiş bazı şeylere de bizim için tasarlanan bu dünyada ‘’İş - ev’’ başka dünya yok. Hayatımız duvarlar arasında, iki bisküvi arasında git gel, git gel. Birimiz çıkarsa işin içinden öteki de çıkıyor. Biri başarırsa öteki de başarıyor. Hayallerimiz sıyrılırsa ötekilerin arasından bastırılmış hayallerimiz, öyle de güçlü ki fırlatıveriyor bizi yerimizden.

Yine de bu küçük işçi kızların sayesinde onların ellerinde bisküvi bu günkü seviyesine geldi. Bu arada çocuk işçilikten çıkıp da emekli olmuş olgun yaşta pek çok büyükler de var. İsim versem Aysel Aynur, İpek, Fadime, Naciye, Şerife, Güler, Ayşe, Necla daha pek çokları da bunu kanıtlar. Ama kuşkusuz bunlar yaşlarının küçük olduğundan kâğıda geçirilmemiş o yıllara dair sigorta bilgileri bile yok. Bununla birlikte sindirilen kızlarımız bir heyecan fırtınası bir başkaldırı bir isyan bayrağı çektiklerinde, toplum, aile, çevre kızlarımızı suçladılar. Sanki kızları değil de bir yabancı gibi. O kızın şifası ne peki? Yararlı bir ot, bitki? Cinci hoca, muska? O kızlarımız dikkat çekmek içinde yapmıyorlardı. O kızlarımızı okumadan anlamadan dinlemeden önyargıyla yaklaşan sizlerdiniz. Biri çıkıp da demeli ki o kızlar kaybolan çocukluğunun peşinde. Sesini duyuramamış sesimi duyan var mı? Diye sessiz sessiz boş odalarda ağlamış, konuşamamış anlatamamış kendini. Fabrikada kendinden büyüklerin o kafa patlatan emirlerini dinlemiş çok yüksek sesle gelen megafonlu sesleri dinler gibi. Makinanın tik tak sesinin ritmi ile kendini hareketlendirmiş makineden gelen sesleri dinlemiş. Yanındaki arkadaşına kulak vermiş onun duygularını duygularına karşı gelen eylemlerini gözlemlemiş. Kendisine de yaşı küçük diye eline süpürge vermişler yerleri temizlemiş. Onu çıldırtan içinde fırtınalar kopartan eziyetleri okuyamaması, neden bir yazar- psikolog olmasın? Altına imzasını atacağı yazı kitap neden olmasın?

Sanırım o günler de bu günlere gebe imiş. O günlerde biriktirmişim çocukluğumun şarkılarını mırıltılarını, iniltilerini, zamanla yıllara meydan okuyarak ilmek ördüğüm örgülerimi. Çünkü uzun mesai saatlerinde onlarla şenlenir neşe bulurdu gönlüm, beni bir işçi iken ötelere daha ötelere götüren sarı sayfalı gönlüm...

Nurten Kılıç

- Karamandan.com, Nurten Kılıç tarafından kaleme alındı
https://www.karamandan.com/makale/7663677/nurten-kilic/biskuvinin-sehrinde-kaybolan-cocuklugum