Kadir Katırcı; "Dünyaya haykırmak istediğim şey; varoluş çabası"

Esasında her insanın dünyaya haykırmak istediği, çoğunlukla şuurunda olmadan bunu ifade ettiğimiz “varoluş çabası”dır.

+6
Video için play'e tıklayın

KARAMAN KOD YAYINEVİ'NDEN ÇIKAN "BİR ACAYİP BİR ŞEY" ADLI ESERİN YAZARI KADİR KATIRCI İLE RÖPORTAJ

Katırcı; Kur'an'da “Oku!” 'nun ardından “yazmak”a işaret edilmiş...

Soru; Merhaba Kadir Bey. Yeni eserinizle ilgili merak ettiklerimiz var hem de sizi daha yakından okurlarımıza tanıtmak istiyoruz. Vakit ayırdığınız için teşekkürler.

Cevap; Merhabalar, memnuniyetle, ben teşekkür ederim.

Soru; Sanırım bu kitabınız “Bir konu bin mesele” serisinin ilk kitabı oldu. Nedir bu sizin bin mesele sığdırdığınız bir konunuz? Yani bu kitabı neden yazdınız, dünyaya neyi haykırmak istediniz?

Cevap; Aslında seri bir kitap planda yoktu. İçeriği birkaç kısım olarak tasavvur ediyordum. Ne var ki meseleler açılıp genişleyince bir kitabı aşacak muhteva ortaya çıktı. Kısımların konusuna dair çıkış noktası tamamen farklı iken ilginç bir şekilde aynı konuda buluştukları için de “Bir konu bin mesele” ismiyle seri eser yazmaya karar verdim.

Buradaki “bin meselenin bir konusu” ve sizin ifadenizle “dünyaya haykırmak istediğim şey” ise; esasında her insanın dünyaya haykırmak istediği, çoğunlukla şuurunda olmadan bunu ifade ettiğimiz “varoluş çabası”dır. Bir anlamda insanın kendini hakikaten tanıması ve gerçekleştirmesidir. Her insanın asli gayretidir varlığını ifade etmek. Kimisi yaptığı işle, kimisi ilişkilerle ve sosyallikle, kimisi sanal bir kimlikle, kimisi bir bilim alanında, kimisi bir sanat dalında, kimisi maddi gücüyle, kimisi ise görüntüsüyle, elbisesiyle, ayakkabısıyla; çoğumuz da yalanlarımızla kendimizi var etmeye ve varlığımızı ifade etmeye çalışırız. Farkında olalım veya olmayalım yaşam biçimimizin derinliklerinde bu “var olma” dürtüsü yatar. Bu bir konudan binlerce değil milyonlarca mesele türemektedir. Ancak insan bu bir konunun şuurunda olmadıkça varlık adına yaptığı ve yapacağı her çalışma onu kendisine yabancılaştırmakta ve kendisinden uzaklaştırmaktadır. Kendi hakikatinden kopuk bir insanın varoluş gayreti bireysel veya toplumsal yalnızlaşmayı netice vermekle birlikte insanlığımızdan bizi koparır. Sağlıklı ve selametli olan varoluş gayretinin ne ve nasıl olması gerektiği bu serinin bir konusu olup birçok mesele ile birlikte ele alınmıştır. İnsani bir kişilik inşa etmenin yolunun bunun şuurunda olmaktan geçtiğini gördüğüm için başta kendi arayışıma ve sonra bu soruya cevap arayan kişilerin arayışına binaen yazdım.

Soru; “Bir acayip Bir şey“ kitabın adı. Bize biraz süreçten bahseder misiniz? Ne zaman yazmaya karar verdiniz, süreç nasıl gelişti?

Cevap; Kitap yazmaya girişmeden evvel de “yazmak”la aram gayet iyiydi. Lise yıllarımda daha çok şiirle ilgileniyor ve zaman zaman şiirler yazıyordum. Üniversitedeyken bir süre şiirler okumaya ve yazmaya devam ettim. Daha sonra yazdığım bu şiirlerin çok niteliksiz olduğuna kanaat getirerek bulabildiğim kadarını bir araya toplayıp hatıra nev'inden rafa kaldırdım ve bir daha şiir yazmaya yeltenmedim. Ancak yaşantıma dair kayda değer ve üzerinde düşünülesi meseleleri daima ajandama yazmaya devam ettim. İş hayatına atıldığımda ajandanın yerini telefon ve bilgisayar alarak günlük meşguliyetlerimin fazlalaşmasına rağmen daha çok yazıyordum. Bu yazdıklarım tamamen kendime hitaben ve bazısı bir cümlecik iken bazısı sayfalarca uzuyordu. Daha sonra anladım ki bu yazmalarımın sebebi günlük meşguliyetlerin boğuculuğuna ve gerçeklikten uzaklaşma kaygısına karşı âdeta bir savunma mekanizmasıydı. Yani; yazmak, kalbimi ve ruhumu korumak ve beslemek için ekmek su gibi bir ihtiyaç. Aynı şeyi okumak için de söyleyebilirim.

“30 yaşımda bir kitabım olmalı.”

Soru; Yani bu metinler bir kitap için değildi

Cevap; Hakikaten öyle, yıllarca aldığım notları kitaplaştırmaya pandemi sürecinde karar verdim. Pandeminin ilk ayında işlerim neredeyse tamamen durmuştu. “30 yaşımda bir kitabım olmalı.” diye bir hayalim vardı. “İşte bu hayalimi gerçekleştirme fırsatı!” diyerek kolları sıvadım. Bunun benim için çok kolay olacağını düşünmüştüm. Ne de olsa yazdığım yüzlerce şey vardı. “Bunlardan bir kısmını bir araya getiririm. Al sana kitap!” diye çok acemice ve saygısızca bir tasavvur içindeyken notlarıma göz atmaya başlayınca bu işin hiç de kolay olmayacağını anlamıştım. Nitekim o güne kadar yazdıklarım tamamen şahsi olduğundan çok muğlak ve edebi nitelikten yoksundu. Hem de, bir bütün oluşturmayan ve ortaya attığı iddiayı net bir şekilde ispat etmeyen kitaplardan hoşlanmıyor ve faydalı da bulmuyorum. Okuyacağı kitabı dikkatlice seçen ve titizlikle okumaya gayret eden biri olarak “nitelikli bir eser ortaya koymak için çalışmayı” sorumluluk olarak kabul ederek çalışmaya başladım. Ne var ki başladıktan birkaç hafta sonra iş yoğunluğum pandemi öncesine nispetle kat kat artarak devam etti. Fakat başlamıştım bir kere ve bitecekti! Her gün mutlaka çalışmamla ilgileniyordum. En az dosyayı açıp, bakıp, kapatacak kadar ve en çok birkaç sayfa yazacak kadar sürekli olarak kısa kısa çalıştım. Şükürler olsun bir buçuk sene sonra tamamlamak nasip oldu ve kaderim bana bunu doğum günümde armağan etti. Tam doğum günümde, otuz yaşıma girdiğim gün kitabım basıldı.

Soru; Hep merak ederim ve her yazara sorarım; kitabın adını koyar öyle mi yazarsınız yoksa en son mu adını koyarsınız?

Cevap; Kitabın adını kitabı bitirmeye yakın koydum. Geriye dönüp yazdıklarıma baktığımda birçok kez cümlelerimi “Ne acayiptir” ile başlattığımı veya bitirdiğimi far kettim. Bununla birlikte de konuya attığım ilk başlığın da bu sözü içerdiğini gördüm. Dahası ben günlük yaşantımda da hayret duyduğum şeyler için sözü heyecanla “bu bir acayip bir şey yahu!” diye başlatırım ya da bitiririm. Kitabın içeriğiyle de tamamen alakalı olduğu için böyle bir isim koydum. Ancak kitabı okumayanlar için bu başlık içerikle alakasız şeyler de çağrıştırabilir ki bu da isim ararken arzu ettiğim bir şeydi.

Soru; Şimdi, kitabınız yaşınıza rağmen deruni bir nitelik taşıyor. Bu noktada kitabı okuyanlar yazarını da merak ediyor. Eğitiminiz, yaptığınız iş edebiyat ya da yazarlık üzerine mi? Biraz kendinizden bahseder misiniz?

Cevap; Karaman Anadolu Öğretmen Lisesi’nden 2009’da mezun oldum ve aynı sene Konya Necmettin Erbakan Üniversitesi’nde Bilgisayar Öğretmenliği bölümüne başladım. Bilgisayar çocukluğumdan beri ilgi alanım olmuştur. Bu yüzden bu alanda kendimi daha çok geliştirmek için bu bölümü tercih etmiştim. Üniversite sonrası hasbelkader ticarete başladım. Karaman’da başladığım ticaretime şuan Nevşehir Avanos’ta devam etmekteyim. Eğitimim ve yaptığım iş yazarlıkla ilgili olmadığı gibi belki hiç alakasız olduğu da söylenebilir. Bunun nedenini kitabımı yayınlayan yayınevinin bir tanıtım afişinde paylaştığı söz çok iyi açıklıyor : “Yazmak için yaşamalı, yaşamak için yazmamalı.” Evet, yazmak için yaşamalı ama hayatın anlamını okuyarak yaşamalı. Okumayanlar yazamazlar. Okunacak olan ise yalnızca kitaplar değil etkileşimde olduğumuz her şeydir. Başta kendimiz. İnsan önce kendi yaratılışının manasını okumalı. Daha sonra her şey okunur ve anlaşılır hale gelecektir.

İş haricinde fotoğrafçılık ve satrançla ilgileniyorum.

Soru; Kitabınız yayımlanınca nasıl tepkilerle karşılaştınız. Aileniz, çevreniz ya da eserinizi okuyanlardan nasıl tepkiler aldınız?

Cevap; Hepsinden önce kendi tepkimden yani kitabın yayınlanmasının bana hissettirdiklerinden bahsetmek isterim. Burada bir parantez açmalıyım: Bencilce anlaşılmasın ancak; yaptığımız her şeyde öncelikli ve esas olan da kendi tepkimizdir. Eğer öyle değilse zaten başkaları için yapmışız demektir. Şu halde başkalarının tepkileri kendi tepkimizi belirlemekte rol alır. Bu durum yazar ile eseri arasındaki ilişkiyi, daha doğrusu gerçekliği çarpıtır. Uzun bir mesele olduğu için parantezi kapatarak kendi tepkilerime geçeyim:

Kitabın basıldığını öğrendikten sonra bir an evvel kitaplara kavuşma heyecanı içerisindeyken zaman zaman olduğu gibi yine birden zihnime “Kalem suresi” düştü. Zihnime her düştüğünde bu sureyi dinlerim ve çok hoşuma gider. Kur’an dinlemek hep hoşuma gider ama bu surenin nedenini bilmediğim şekilde benim için farklı bir yeri var. Hele ki “Nun” ile başlayışı, anlamını bilmediğim halde dinlerken bir ferahlama hissediyorum. Bu defa hem sureyi dinledim hem de tefsirini araştırdım. Daha önce hiç araştırmamıştım. Okuduğum ilk şeyler “çok acayip” dedirtti bana. İlk inen sureyi ve ayeti hepimiz biliriz. “Oku!” demişti Yaratan. Mealen ilk ayeti “Nun. Kaleme ve satır satır yazdıklarına yemin olsun.” olan kalem suresinin ise ikinci inen sure olduğunu öğrendim ve çok şaşırdım. Yani “Oku!” nun ardından “yazmak”a işaret edilmiş olmasının bir anlamı olmalı diye üzerinde düşündüm. Bunun üzerine kitaplarım ulaşınca elime aldığım ilk kitabın ilk sayfasına bu ayeti zorlanarak Arapça olarak yazdım ve bu kitabı kendime ayırdım.
Kitaplar geldiğinde eşimin benden daha çok heyecanlı olduğunu far kettim. İlk imzaladığım kitap onun için oldu. Yazılma sürecinin en yakın şahidi olan eşimle birlikte bu kadar geçen zamanın, verilen emeğin, bekleyişin heyecanı; âdeta dünyaya gözlerini açmak üzere olan çocuğumuzun ağlama seslerini bekleyişi gibi bir heyecandı. Sanıyorum başka türlü bu hissimi tarif edemem.

Sonrasında 40-50 kadar kişiyle kitaplarımı göndererek paylaştım. Bu 40-50 kişinin içinden bir kısmı önceden paylaşmayı planladığım yakın çevrem haricinde kişilerdi ve bizzat kendileri tebrikleriyle birlikte okumak istediklerini ifade ettiklerinden gönderdim. Bu benim için önemli çünkü bu kişilerle şimdiye kadar ömrümden yalnızca birkaç saati hatta belki yalnızca dakikaları paylaşmıştım. Onlardan ilgi görmek beni çok mutlu etmişti çünkü kitabı yayınlamaktaki önemli amaçlarımdan biri de ömrümde çok kısa bir süreyi paylaşıp kaybolup giden insanlarda bir hatıra bırakmaktı. Bazen bir vesileyle hayatıma kısacık bir süre için bazı insanlar giriyor ve bu kısacık zamanda bir şeyler paylaşıyoruz, bir muhabbet oluşuyor ancak daha sonra irtibat devam etmediğinden bu muhabbet sönükleşiyordu. İşte tam da bunun için, kısa süren bu muhabbeti uzatmak ve belki de unutulmaz kılmak için kitaptan daha güzel bir hatıra olamazdı.

Aynı şekilde ortak bir mazimizin bulunduğu insanların ellerinde kitabımın olduğunu bilmek de çok güzel bir his. Belki şimdi o insanlarla eskiden olduğu gibi birlikte olamıyoruz, zaman geçiremiyor ve sohbet edemiyoruz ancak kitabım benim hesabıma konuşan bir vesile olduğu için gıyaben onlarla birlikte olmak gibi bir canlılık kazandırdı hayatıma. Dostlarımın kitapları arasında yer almak; belki insanların zihinlerinde yazdığım bir cümlenin hayat bulması, belki bir sözümün bir insanın derdine ortak olması, belki bir hatıramın birisine bir kapı pencere açması ihtimalleri bile kitabı çok değerli kıldığını hissettim.

Soru; Kitap yazmak isteyenlere ya da yazmış da yayımlamak isteyenlere ne önerirsiniz?

Cevap; Yazar adayının mutlaka bir rehberle veya danışabileceği ehil ve hakkaniyetli kişilerle birlikte yol alması gerektiği düşüncesindeyim. Her şeyden önce yazar adayının “Neden yazmalıyım veya yazıyorum?” sorusunu çok net bir şekilde kendi dünyasında cevaplamasının yazım sürecinde ve sonrasında önemli bir motivasyon etkeni olduğunu tecrübe ettim. “Nasıl yazmalıyım?”ın cevabı için ise, yazar kendine zaman tanımalı ki bunun cevabının süreç içerisinde olgunlaşacağını görüyorum. Nitekim yazarın kendine has biçim geliştirmesi, yani bir özgünlük oluşturması bir süreç meselesidir. Danışman kişi veya kişiler bu sürece yardımcı olabilir. Ancak bu noktada yazarın “tesir altında kalma” riskinin farkında olması gerekli ki yapılan değerlendirmeler yazarı özgün bir biçim ortaya koymaktan alıkoymasın. Bana kalırsa bu “nasıl” sorusunun cevabı da “neden” sorusunun cevabına bağlıdır.

Rilke’nin “Genç Bir Şaire Mektuplar” kitabının ve sanata dair görüşlerinin bende çok ciddi iz bıraktığını bugün daha iyi anlıyorum. Bu sorunuz kapsamında onun eserlerinden öğrendiğim ve kendi dünyamda da içselleştirdiğim birkaç şeyi paylaşmak isterim. Rilke, sanatın yalnızca bir yol olup amaç olmadığını söylemekle birlikte sanat yapıtının değerini belirleyecek şeyin o eserin zorunluluktan doğmuş olması olduğunu ifade eder. Yani, eğer eser bir ihtiyaçtan ortaya çıkmışsa güzeldir. Dahası, sanatın bir “vicdan işi” olduğunu ve eseri değerlendirmede “eleştiri”nin bir ölçüt olmadığını sık sık tekrar eder.

Hatırladığım kadarıyla bahsettiğim kitap içeriğindeki mektuplardan birinde mektubu yazan kişi Rilke’den yazdığı şiiri değerlendirmesini ister. Rilke ise onu eleştirmenin aklının ucundan bile geçmediğini söyler. Dahası bir sanat eseri için en faydasız şeyin “eleştiri” olduğunu ekler. Bir başka mektupta şaire, yazdıklarının değerlendirilmesi için başkalarına göndermeyi veya çeşitli kıyaslamalar yapmayı tamamen bırakmasını tavsiye eder. Doğrusu Rilke’nin bu ifadeleri beni çarpmıştı.

Soru; Yani yazar adaylarının yazdıkları için eleştiri almasının gereksiz bir şey olduğunu mu söylüyorsunuz?

Cevap; Hayır, tam olarak öyle değil. Rilke’nin “eleştiri” konusuna olan bu yaklaşımını sanata ve sanatçıya bakış açısıyla birlikte değerlendirdiğimizde daha doğru bir kanaat elde ederiz ki bu şaire yazdığı diğer mektuplar ve sanata dair diğer görüşleri neden eleştiriye bu şekilde yaklaştığını açıklamaktadır. Sanat eserinin sonsuz bir yalnızlık içinde olduğunu ve sanatçının da kendi iç dünyasında yolculuk yapması gerektiğini, hatta öyle bir yolculuk ki saatlerce kendi içinde yürüyüp kimseyle karşılaşmayacak kadar büyük bir içsel yalnızlığı yazara hedef olarak gösterir. Elbette sanatın ve sanatçının biricikliğine bu kadar kıymet veren ve hassasiyetle üzerinde duran Rilke’nin eleştiriye böyle bir bakışı olmasını doğal buluyorum. Kaldı ki bahsini ettiğim kitapta Rilke, bunları söylemesine rağmen mektup yazan şairin bazı şiirlerini eleştirmiş ve bazı tavsiyelerde bulunmuştur.

Eleştiriye karşılık esere “hakkaniyet”le yaklaşılmasını ve ancak sevgiyle bir eserin kavranabileceğini söyler Rilke. Cümlenin orijinali tam olarak aklımda değil ama “hakkaniyet” kelimesini kullandığını ve hakkaniyeti sevgi olarak tanımladığını çok iyi hatırlıyorum. “Hakkaniyet” kendisinin kullandığı Almanca kelimenin tam tercümesi midir onu bilemem ama genel olarak insanların eleştiri üslubu ve kültürüne baktığımızda Rilke’nin bu konuda ne kadar haklı olduğunu görebiliriz. Söz konusu eleştiriyi yapan kişiler ehil, yazar hatta prof gibi unvanları bile olabilir. Ancak bazen bu kişilerin esere katkıda bulunacak yapıcı eleştiriler yerine kibir ve haset hissettiren, söz konusu eserin yetersizliklerini ortaya koyma yerine kendi yeterliliğini ispatlama çabası içinde olduğunu farkettiğinizde “hakkaniyet”in ne demek olduğunu ve gerçektende “hakkaniyet”siz bir eleştirinin hiçbir faydası olmayacağını anlıyorsunuz. Bu konuyu önemli olduğu için bahsetme ihtiyacı duydum çünkü yazar adayları heyecanla eserlerini değerlendirilmesi için çok kişilerle paylaşabilir ve yanlış yönlendirilebilir. Bu konuda ihtiyatlı olunması gerektiğini düşünüyorum.

Soru; Sizin eserinizi eleştirenler oldu mu?

Ehil ve hakkaniyetli vasfındaki rehber kişiler bulmanın kolay olmadığı kanaatindeyim. Ben bu konuda çok şanslıyım ve eleştirilerden çok istifade ettim. Hatta eleştiriler sayesinde kitabımın bir nitelik kazandığını da söyleyebilirim. “Eğer o eleştirileri dikkate almasaydım belki kitabım yayınlanmaya değer bulunmayabilirdi.” diye bile düşünüyorum. Ancak birçok yazar adayının bu ehil ve hakkaniyetli kişileri bulmakta çok şanslı olacağını sanmıyorum.

NEDEN İÇİMDEN YAZMAK GELMİYOR?

Son olarak şunları ekleyim: Bir eser yazmak 23-24 yaşımdan beri arzu ettiğim bir şeydi. Ancak o zamanlar yazmaya karşı içimde anlayamadığım bir direnç vardı. Bir türlü eser niteliğinde bir şeyler yazmaya girişimde bile bulunamıyordum. Bunun nedeninin “olgunlaşmamış bir hayat hikâyem” olduğunu şimdi daha iyi anlıyorum. “Bir acayip bir şey” aslında aynı zamanda benim hayat hikâyemin bir parçasıdır. Her ne kadar soyut fikirler gibi görünse de arka planında yaşantım var ki bu yaşantıya kısaca kitapta da yer verdim. Dolayısıyla yazar adaylarının “Neden içimden yazmak gelmiyor?” türünden soruları varsa kendilerine bu konuda zaman vermelerini ve kendi hayat hikâyesinin hayatın akışı içinde olgunlaşmasına izin vermeleri gerektiğini düşünüyorum. Parçalar tamamlanıp resim tamamen ortaya çıktığında yazmak bir zorunluluk haline gelecektir. Bazen de hikâyemiz vardır ancak mana bakımından yeterince olgunlaşmamıştır. Hikâyemize bir mana kazandırdığımız zaman yazmak için daha teşvik edici sebeplerimiz olacaktır.

NEDEN KOD YAYINEVİ?

Soru; Seri çalışmanızda Kod Yayınevi ile çalıştınız. Nasıldı sizi yönlendirmeleri ya da süreç nasıl işledi.

Cevap; Kitabı bitirmeye yaklaştığımda tanıştım Kod Yayınevi ile. Açıkçası Kod yayınevi ile tanışmasam ne yapardım onu da bilmiyorum. Bazı yazar arkadaşlarım var ama onlardan yayınevlerinin şeffaf çalışmadığına dair birçok kafa karıştırıcı şikâyetler duymuştum daha önce. O yüzden onlardan bu yönde hiçbir yardım talebinde bulunmak istemedim ve bir arayışa da girişmedim ki önemli olan öncelikle eserimin olgunlaşmasıydı. Neyse ki hasbelkader Kod Yayınevi ile tanıştım ve yine dört ayağımın üstüne düştüğümü gördüm.

Yayınevi öncelikle eserin yayınlanmaya değer olup olmadığını incelemek üzere eserimi okudu ve üzerinde çalışılması gerektiğiyle birlikte yayınlanmaya değer olduğunu bildirdiler. Eserin zayıf ve kuvvetli taraflarını benimle paylaştılar. Kendilerinin irtibatta olduğu bazı yazarların da eserim hakkımdaki eleştirilerini bana sundular. Bu yaptıkları özellikle kıymetliydi benim için. Çünkü bu, bir yazar adayının arayıp da bulması zor bir imkân olabilir. Daha sonra sıkı bir edisyondan geçti. Edisyon sürecinde benimle daima irtibat halindeydiler ve bu konuda yanlış bir müdahaleden kaçınmak adına çok hassas davrandılar. Ayrıca, müdahil olmadan anlam karmaşası, anlatım bozukluğu olabilecek cümlelere işaret ettiler ve tashihime başvurdular. Eserin edebi niteliğine dair görüş ve tavsiyeleriyle bana sıkça yardımda bulundular. Bu süreç bile benim için çok keyifliydi.

İçeriğe dair edisyon tamamlandıktan sonra mizanpajı yapıldı ve buna dair her ayrıntıda benimde fikrim soruldu. Müdahale ettiğim birçok yer de oldu ve çok basit ricalarımı bile ciddiyetle ele aldılar. Aynı şekilde kapak tasarımına çok emek verildi. On kadar alternatif tasarım sunuldu ve karar verdiğimiz tasarım üzerinde tasarımcıyla birlikte çalışarak son halini verdik.

Sürecin başından sonuna kadar benimle birlikte çalışan Kod Yayınları Genel Yayın Müdürü Adem Kocatürk’e de teşekkür etmeyi unutmayalım. Doğrusu her şey gönlümce oldu ve içime sindi. Onlarla çalışmak çok keyifli ve samimiydi. Ciddiyet, samimiyet ve emekleri için kendilerine çok minnettarım.

Soru; Ünlü şair Nurullah Genç kitabınıza takdim yazmış. Anlaşılan kitap basılmadan okumuş. Sayın Genç ile ünsiyetiniz nedir?

Cevap; Nurullah Genç hocamla 10-11 sene önce Karaman’da tanışmak nasip oldu. Onun kalp dünyası, şiirleri ve kişiliğiyle birlikte beni hep kendine çekmiştir. Mütevazı ve insana hakikaten kıymet veren karakterine irtibatımız sürecinde hep şahit olmuşumdur.

Her ne kadar bizi tanıştıran şiir ise de doğrusu dostluğumuzu pekiştiren fotoğrafçılık oldu. Fotoğrafçılığa da onun vesilesiyle ilgi duymuş ve başlamıştım. Pek çok defa farklı şehirlerde, her fırsatta birlikte fotoğraf gezileri yaptık, fotoğraflar çektik. Fırsat oldukça buna devam ediyoruz. Sürdüregeldiğimiz bu gezilerimiz ve irtibatımız vesilesiyle samimiyetimiz derinleşti. Kitabım yayımlanmadan evvel kendisine yolladım. Ricama güzel bir karşılık olarak bir taktim yazısı yazdı. Kitabın en değerli sayfasında Nurullah Hocamın yer alması ayrıca onur oldu benim için.

Soru; Çok teşekkürler Kadir Bey, harika bir sohbet oldu. Röportajımızın da kitap gibi okunası olduğu kanaatindeyim. Tekrar eserinizi tebrik ediyoruz.

Cevap; Rica ederim ben de çok memnun oldum. Sizlerin vesilesi ile hem tanıdıklarıma hem de okurlarıma saygılarımı sevgilerimi sunarım. Teşekkürler.

Kadir Katırcı'nın eserini okumak isterseniz Kod Yayınevi resmi web sitesinden ya da diğer sitelerden online olarak satın alabilirsiniz.

14 Eki 2021 - 16:40 - --- Okunma


TÜM RÖPORTAJLAR GÖSTER

göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Karamandan.com Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Karamandan.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Karamandan.com editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Karamandan.com değil haberi geçen ajanstır.


Kaynak Ustaları - Torna Ustaları aranıyor.

Firmamız bünyesinde çalıştırılmak üzere kaynak ve torna ustaları aranıyor.

FATİH YILDIRIM - TALARANZA TARIM MAKİNALARI VE EKİPMANLARI

Danış Kitabevi bayan personel arıyor

Karaman Danış Kitabevinde çalıştırılmak üzere, en az lise mezunu bayan personeller alınacak. Başvuruların şahsen yapılması gerekmektedir.

03382127653 DANIŞ KİTABEVİ

KARAMAN Valide Sultan Mahallesinde Satılık Dükkan

Valide Sultan Mahallesi Abdülkerim Kılıç Caddesinde Özdoğan Camisi karşısı sokak içinde satılık 60 m2 Satılık Dükkan Detaylı bilgi ve gayrimenkulü ziy...

0(338) 213 40 72 EMLAK REYONU GAYRİMENKUL DANIŞMANLIĞI

Karaman Zembilli mahallesinde Satılık Dükkan

Karaman Zembilli Ali Efendi Mahallesinde 120 m2 Sağlık ocağı yanıda bulunan bodrumlu dükkan Eczane, Market, manav vb işler için uygun yüksek kira geti...

0(338) 213 40 72 EMLAK REYONU GAYRİMENKUL DANIŞMANLIĞI

Karaman Mahmudiye Mahallesinde Ara kat 3+1 Satılık Daire

Dairenin lokasyonu cumartesi pazarına yakın konumda, 4 katlı binanın 3. katında bulunmaktadır. Bina 2007 yılında yapılmış 14 yaşındadır. Satılık Daire...

0(338) 213 40 72 EMLAK REYONU GAYRİMENKUL DANIŞMANLIĞI

Karaman Ziya Gökalp Mahallesinde Satılık Lüks Daire

Dairemizin lokasyonu Karaman Valilik karşısındadır. Bina 3 katlı olarak toplamda 5 daire şeklinde inşa edilmiş, Ana cadde ile bina arasında yeşil alan...

0(338) 213 40 72 EMLAK REYONU GAYRİMENKUL DANIŞMANLIĞI

Karaman Kazım Karabekir Mahallesinde Satılık Daire

Kazım Karabekir mahallesinde 145 m2 3+1 yüksek giriş zemin kat satılık daire. Dairenin bulunduğu bina tek daire üzerine 4 kat olarak inşa edilmiş, bin...

0(338) 213 40 72 EMLAK REYONU GAYRİMENKUL DANIŞMANLIĞI

Karaman Külhan Mahallesinde Ultra Lüks 3+1 Satılık Daire

Bina her katta tek daire üzerine 4 kat olarak kurulmuş, daire 4 ncü katta bulunmaktadır. 165 m2 3+1 odalı dairenin giriş kapısı çelik, oda kapılar ise...

0(338) 213 40 72 EMLAK REYONU GAYRİMENKUL DANIŞMANLIĞI

Karaman 3. Toki Konutlarında Satılık Daire

Başakşehir Mahallesinde Satılık 2+1 Açık konsept Mutfak ve oturma odası mevcut. Satılık dairenin giriş kapısı çelik oda kapıları amerikan panel kapıdı...

0(338) 213 40 72 EMLAK REYONU GAYRİMENKUL DANIŞMANLIĞI

Karaman Zembilli Mahallesinde Satılık Daire

955 m2 arsa üzerine 400 m2 (brüt) alana sahip her katta 2 daire olacak şekilde, asansörlü olarak inşa edilmiş, binada toplam 2 adet dükkan 6 adet dair...

0(338) 213 40 72 EMLAK REYONU GAYRİMENKUL DANIŞMANLIĞI

Karaman Markaları

Karamandan.com, Karaman ile özdeşleşen markaları ağırlıyor.

+90 (532) 765 24 01
Reklam bilgi


Anket Ülkemizdeki Mülteciler Sınır Dışı Edilmeli mi?