Çark Döndü mü İnsan Mutlu Olur

Karaman’dan.com’un en güzel işlerinden biri Berat Fevzi Karaden’in hazırlayıp sunduğu “Andaç” programıdır. Programı başından bu yana hiç kaçırmadım. Ulusal tv kanallarında gösterilecek nitelikte ve belgesel formatında bir program.

Andaç “Karaman’ın Çakmak Doktoru” başlığıyla yayınlanan röportajla başladı. Bu program, Karaman'da küçücük işyerlerinde, zorlu hayat mücadelesinin kızgın tavasında pişmiş, alçak gönüllü, tevazu sahibi, vakur insanları görmemiz için bir uyarı zili çaldı. Andaç bizi, Necati Erbay adlı bir küçük esnafla tanıştırmakla kalmadı, Anadolu irfanı denilen derin ve berrak havuzdan bir örneği getirip burnumuzun dibine dayadı.

Birkaç yerde Andaç'tan esinlenme röportajları görünce, "Karaman'ın renkli insanlarını tanıma imkânı bulacağız nihayet" diyerek sevinmiştim. Heyhat! Umudumun ışığı yanmadan söndü. Andaç’ı taklit etmek isteyenler oldu. Ne yazık ki, taklitçiler beceriksiz çıktı, ellerine yüzlerine bulaştırdılar. Baktılar ki bu iş onların altından kalkabilecekleri kadar kolay değil, birkaç kişiyle yapılmış. derinlikten ve içerikten yoksun yıkama yağlama yazısından sonra köşelerine çekildiler.

Oysa Andaç benzeri program ve içeriklere öyle çok ihtiyaç var ki... Keşke emek verseler, özen gösterseler ve çalışıp devam etselerdi. Belli mi olur, belki bir düzey yakalanırdı. Aktarmanın her çeşidinde tek kural vardır; Anlamayan anlatamaz. Bu derste de öyledir, yazıda da... Kuş hemencecik nasıl uçsun? Her şey alışmayla ve denemeyle olur. Elbet özünde varsa...

Necati Erbay’ı Karaman’da tanımayan kişi sayısı azdır. Necati Erbay, Andaç'ta karşıma çıkmasa hafızamdan uçup gitmiş kişilerden biriydi. Programı izlerken 1970'li yıllara gittim. Necati Erbay'ı, o günkü Karaman'ı, kişisel eşyaların ne kadar kıymetli ve değerli olduklarını hatırladım. Necati Erbay, benim kalem aşkımıı ilk uyandıran kişidir.

Necati Erbay'da değişik tükenmez kalemler bulunurdu. Param oldukça, eski musallanın karşısında, Askerlik Şubesi'nin köşesindeki seyyar arabadan dönüştürülmüş, akşamları kilit üstüne kilit vurarak koruma altına aldığı iş yerine giderdim. İkili, dörtlü renkli tükenmez kalemlere bakar, param çıkışırsa beğendiğimi alırdım. Bir de tarak. Yıllarca ondan aldığım tarakları kullandım.

Rahmetli babamdan bana yadigâr kalan tek kişisel eşya Necati Erbay’dan aldığı bir küçük çakıydı. O çakıyı da yıllarca kullandım. Daha doğrusu yanımda taşıdım. Ne ucu kütleşti ne kaplaması kavladı. Hep yeni kaldı. 2010 yılında, Balkan ülkeleri turuna çıktım. Uzun ve keyifli bir geziydi. O çakı, fotoğraf makinesi çantamın bir köşesine girmiş. Ne kadar süre orada kalmış bilmiyorum.

Arnavutluk’tan bir başka ülkeye geçmek için Tiran Havaalanına geldim. Kontrol noktasında çantadan sinyal geldi. Oysa aynı çantayla belki 25-30 ülke gezmişliğim vardı. Hala kullandığım çantamın beni üzeceği hiç aklıma gelmezdi. Görevliler didik didik aradıktan sonra çantadaki sinyal veren tehlikeli maddeyi (!) buldular. Baba yadigârı minik çakıdan başkası değildi. Benim için manevi değeri olduğunu belirtmeme rağmen, Arnavut polisi minicik çakıya el koydu.

Enver Hoca döneminin katı uygulamalarını, diktötürlüğün tavizsiz yüzünü ve bunların nihai çıktısı olan Arnavut vatandaşlarına sıvadığı bozuk cilayı o gün orada gördüm. Belki cila bile değil, anlayış ve empati geliştirmelerini önlemek için insanların davranışlarına ve kalplerine beton dökülmüş demek daha doğru olur.

Arnavut polisinin tıyneti, bizim Bekçi Murtaza’nın görev aşkıyla aynıydı. Bekçi Murtaza, Anadolu’nun yetiştirdiği bir karakter değildir. Orhan Kemal’in Murtaza romanının ana karakteri Murtaza, Yunanistan’dan mübadeleyle Çukurova’ya gelmiş bir muhacirdir. Murtaza, insan ırkının ucubelerinden biridir ve her ülkede örneklerine rastlanır.

Serçe parmağımdan bile küçük bir çakıydı. Aklıma geldikçe üzülür, çakıma göz koymakla kalmayıp el de koyan Arnavut güvenlik görevlilerine lanet okurum. Minik çakım yaşıyor mu yaşamıyor mu düşündüğüm olur. Yaşıyorsa Arnavutluk'ta mı, bir başka ülkede mi, kimin cebine girmiştir diye aklıma takılır.

Küçücük bir çakının babamla aramdaki bağ olduğunu o gün Tiran Havaalanının bekleme salonunda fark etmiştim. Babamın elinin sıcaklığı o çakının üstündeydi. Öyle hissederdim. Çakı gitti, o sıcaklık hissi de onunla beraber Tiran'da kaldı.

Necati Erbay’dan alınmış çakılar, çakmaklar, tükenmez kalemler, tarak ve aynalar hangi ellerde, hangi hayatlara eşlik etmişlerdir? İlk sahiplerinden başka ellere geçmiş eşyaların öyküleri yazılsa ne ilginçliklere ortak olurduk. Tükenmez kalemlerimi ne yaptım, nerelerde kaybettim veya kimlere hediye ettim, hiç hatırlamıyorum.

Karaman'dan.com'da yayınlanan Necati Erbay’ı izlemediyseniz, Andaç'ta anlattıklarını dinlemediyseniz çok şey kaçırmışsınızdır. Çakmak Doktoru Erbay, konuşmasında öyle oturaklı bir cümle kurmuş ki, bu sözü “Ben ekonomistim” diyenlerden duyamazsınız. Necati Erbay, “Ekonomi güzelse hayat güzel” demiş, işin püf noktasını keşfetmiş. Her şeyi özetlemiş. Lisans eğitimimi ekonomi üzerine yaptım. Bu branşta yüzlerce kitap okudum. Ekonomi profesörlerinden de böyle okkalı bir söz duymadım.

Ekonomi güzelse hayat güzel.” Eyvallah, Necati Erbay devam etmiş “İyi adam, akşam ekmeğini koltuğunun altında götüren adamdır.” Burada düşünmek lazım. Öyle mi? Hem öyle hem değil...

Akşam ekmeğini koltuğunun altında götüren adam belki kafası dinç, huzurludur ama iyi olmayabilir. İyilik hali başkalarıyla münasebeti de içerir. İki ekmek değil, her akşam bir servetle evine dönen dümencilere iyi adam diyebilir miyiz?

Çakmak Doktoru Necati Erbay'ın “Ekonomi güzelse hayat güzel” sözü afiş yaptırılıp şehirler bu afişlerle donatılsa yeridir. Belki hayatın güzel olmadığını idrak edecek birileri uyanır da ekonomiyi güzelleştirmek için emek harcayıp ciddi ciddi adım atarlar.

Ekonomi hiç güzel değil. Çarşı pazar yanıyor. İnsanlar çaresiz. En kötüsü gelir dağılımındaki adaletsizlik. Zenginle yoksul arasındaki makas öyle açıldı ki, asla kapanacak gibi değil. Tevfik Fikret “Balıkçılar” şiirinde şöyle bir tablo çizmişti:

Bugün açız yine evlatlarım, diyordu peder,

Bugün açız yine; lâkin yarın, ümid ederim,

Sular biraz daha sakinleşir... Ne çare, kader!”

Yoksunluğa alışılır. Açlık ve yoksulluğa alışılmaz. Derin yoksulluğa ise tahammül edilmez. Gelir dağılımındaki adaletsizliğin önüne geçemeyen bir iktidarın yapıp ettiği hiçbir işin kıymeti harbiyesi yoktur.

Para yığınlarının zirvesindekiler mükellef sofralarda keyif çatarken, yoksulluğun derin kuyusuna düşmüş biçareler köprülerin halatlarını mı kemirsinler, otobanların asfaltını mı dişlesinler, tuğlaları mı yesinler?

Gelir dağılımından aslan payını alanlar içi su dolu derin bir havuza atlayacak yarışmacılara, gelir dağılımında altta kalıp canı çıkanlar ise içi boş beton bir havuza atlayacak yarışmacılara benzetilebilir. Bu yarışmacılar tramplenden havuza atlayacak. Başı patlayacak yarışmacı kim olur acaba? Gelir dağılımındaki adaletsizlik tıpatıp bu örnekteki gibi vahim sonuçlara sebep olur.

Necip Fazıl, bu duruma yıllar önce isyan etmiş. "Destan" adlı bir şiir yazmış, yıl 1947. Necip Fazıl’ı dillerinden düşürmeyen yöneticilerimize bu şiiri hatırlatmanın vaktidir. Bu şiir, Çile’nin “Dava ve Cemiyet” başlıklı bölümünde duruyor. Necip Fazıl’ın toplumsal çürümeyi anlattığı bir destandır.

Öttür yem borusunu öttür, öttür, borazan!

Bitpazarında sattık, kalkamaz artık kazan!

Allah’ın on pulunu bekleye dursun on kul;

Bir kişiye tam dokuz, dokuz kişiye bir pul.

Bu taksimi kurt yapmaz kuzulara şah olsa;”

Necip Fazıl’ın 75 yıl önce dikkat çektiği konuya kim el atacak? Gelir adaletsizliğinin giderilmesi için hangi çareler aranacak? Böyle bir niyet ve böyle bir kaygı var mı? Necip Fazıl, İdeolacya Örgüsü’nde, “İslamve Mülkiyet” bahsine “İslam ve mülkiyet, İslam ve mali adalet, yahut İslam ve iktisadi nizam... Tek kelime ile, İslam ve bugünkü dünyanın ana derdi olan kazanç ve hak taksiminde kurtarıcı ve erdirici sistem...” diye başlamış. Kazanç ve hak taksiminde bugünkü manzarayı seyrediyorsa neler düşünüyordur?

Allah’ın on pulunu bekleyen on kul varken, bir kişiye dokuz pulun verildiği, dokuz kişiye ise bir pulun bile düşmediği bir ortamda yaşamıyor muyuz?

Sebze ve meyvelerin üzerindeki etiketlerde kilo fiyatları yazmıyor artık. 250, 350, 400, 500 gram üzerinden fiyatlandırılıyor. Bir nevi illüzyon, göz boyamacılık. Zihnimize, gözümüze ve idrakimize zerk edilen sakinleştiriciler gibi bu yöntemi bulmuş çarşı pazar esnafı. Vücudun tepkisini gidermek için uygulanan ilaçlar misali...

Rahmetli Refik Durbaş’ın “Çırak Aranıyor” şiirini hatırlayalım:

"Elim sanata düşer usta

Dilim küfre, yüreğim acıya

Ölüm hep bana

Bana mı düşer usta?

Sevda ne yana düşer usta

Hicran ne yana

Yalnızlık hep bana

Bana mı düşer usta?"

Yokluk, yoksunluk, işsizlik, parasızlık hep garibana mı düşer? Temel ihtiyaçlarını karşılayamamak, hayattan bezmek, çaresizlikten kıvranmak hep yoksula mı düşer?

Gelir eşitsizliği ile mutluluk arasındaki ilişki deneysel olarak incelenmiştir. Ekonominin ve bugün dünyanın en önemli sorunu olarak değerlendirilen gelir eşitsizliğinin mutlulukla ilişkisini inceleyen ilk kişi Morawetz adlı bir matematikçi olmuştur. Morawetz 1972’de yaptığı çalışma sonucunda gelir eşitsizliğinin mutluluk oranlarını azalttığını saptamıştır. Sonraki dönemlerde de benzer çalışmalar yapılmıştır. Bazı çalışmalarda gelir eşitsizliği azaldıkça mutluluk oranlarının yükseldiği tespit edilmiştir

Karaman’ın Çakmak Doktoru, halkın sözcüsü Necati Erbay ile başladık, onunla bitirelim: “Çark döndü mü insan mutlu olur.” Erbay, ekonominin en netameli ve sorunlu alanının çözümünün basit formülünü bulmuş; Çark döndü mü insan mutlu olur.

Ne dersiniz, çark dönüyor mu? Muhalefetteki siyasi partiler halka kulak verse bu sözü slogan olarak seçer.

Çark durdu mu, tersine mi dönüyor? Bu sorunun yanıtını sokak gözlemiyle bulabilirsiniz. Necati Erbay, nasıl da fark etmiş ve bizlere de fark ettirmek için öyle güzel cümleler kuruyor ki, duymamak, görmemek için mezarda olmak gerekir. Çark döndü mü insan mutlu olur!

Günün Sözü: İnsanları inciten yoksulluk değil, adaletsizliktir, gelir dağılımındaki bozukluktur.

Ahmet Tek

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Ahmet Tek - Mesaj Gönder --- Okunma



Karaman Markaları

Karamandan.com, Karaman ile özdeşleşen markaları ağırlıyor.

+90 (532) 765 24 01
Reklam bilgi

Anket Fiyatlar neden sürekli yükseliyor?