Böyle Garipliğe Can Kurban (!)

Allah ak’ları buluşturmuş. Her şeyi buluşturan ve kavuşturan Allah’tır. Allah’ın bu buluşturmadan bir muradı olmalı. Camisi ak, minaresi ak, imamı ak bir ibadet mekanına sahip bir şehir, bilmem ki, bu hikmetin farkında mıdır?

Ak Hoca olarak tanınan Hasan Yıldırım’ın ne çok seveni varmış. Allah herkese böyle bir sevgi ve hayırla yad edilen mazi nasip etsin.

Ak Hoca’yı unutmayan Karaman’ın güzel insanlarından mesaj üstüne mesaj geldi.

Rahmetli Ak Hoca’nın son görev yeri, Cumartesi pazarı başlangıcında bulunan Sanayi Camisi’dir. İçini ilk gördüğüm, minaresine ilk çıktığım ve ilk namazı kılıp, Elif cüzünü il okuduğum cami de burasıdır.

Ak Hoca, hep neşeli, esprili ve dertsiz tasasız biri olarak hatırlanır. Arabaşı denilince akla gelen ilk isimdir. Bunlar, hocanın dışa yansıyan yüzüdür. İç dünyasını bilmiyoruz. Yoksulluk ve yoksunluk içinde geçen bir ömür... Çoluk çocuğun maişet derdi… Köylerde imamlık yaptığı zor günler… Bunlardan arınmış ve arındırılmış, yüzü dünyaya ve insana dönük bir Ak Hoca’yı hatırlıyoruz.

Oysa ne hüzünler ne sıkıntılar, ne dertler çekmiştir. Çocukluktan albino olmak demek, başkalarından farklı olmayı da o yaşlarda öğrenmek demek. Görme güçlüğü ve ışığa karşı duyarlılığı bir başka sorun. Ne badireler atlatmıştır, Allah bilir.

Ak Hoca, imanlı bir kuldur. Kadere boyun eğip, Allah’tan gelen her şeyi içselleştiren gerçek mümindir. Hoca’nın hayatının özeti olarak şu anekdot yeter de artar.

Yaradanın Vardır Bir Bildiği!

Ak Hoca, Sanayi Camisi’nde her namazdan sonra cami önünde cemaatla kısa sohbetler eder. Bir gün ikindi namazı sonrası yine cemaatle sohbet ederken, camiye uzun uzun bakmış. İç geçirmiş, derinlere dalmış.

Hoca’nın bu durumu cemaatten birinin dikkatinden kaçmamış. Sormuş: “Hocam, camiye ilk kez görüyormuş gibi uzun uzun baktınız. Sonra derinlere daldınız. Ne oldu?”

Ak Hoca cevap vermiş: “Caminin dış duvar boyası ak, minaresi ak, imamı ak. Allah akları buluşturmuş. Yüce yaradanın vardır bir bildiği.”

Allah rahmet eylesin. Allah’ın huzuruna da alnı ak çıkar inşallah. Her şeyin kararmaya başladığı bir vaktin Ak hocalarına ne mutlu! Allah kalplerimizi karartmasın, yüzümüzü kara çıkartmasın.

Biraz da Biz Ölelim (!)

Ak Hoca merhum, Karamanlı için adeta Nasrettin Hoca’ydı. Saygı duyulan, yolu gözlenen, yüz güldüren, şakalarına tebessüm edilen bir hoca…

Hoca’nın ahiret arkadaşı Nasrettin Hoca’dan bir fıkrayla Akşehir’e kadar gidelim. Nasrettin Hoca’yı komşusu, sıcak yaz ramazanlarından birinde iftara davet eder. Hoca’nın buyur edildiği odada bir sini, sininin ortasında büyükçe bir tencerede hoşaf vardır.

Nasrettin Hoca kendisine kaşık verilmesini beklerken ev sahibi, elindeki kepçeyi tencereye daldırıp hoşafı götürmektedir. Her içişte “oh öldüm!” der ve biraz soluklanır. Nasrettin Hoca kaşık beklerken tencerenin dibi görünmeye başlar. Hoca daha fazla dayanamaz ve adamın bileğine yapışır, “Komşu şu kepçeyi müsaade et, biraz da ben öleyim” der.

Bunun benzeri bir öykü de Karaman’ın Ak Hocası üzerinden anlatılır.

Ak Hoca, bir ikindi namazından sonra çarşıya gidecektir. Cemaatten biri çarşıya kadar götürmek üzere hocanın koluna girer, Mut Yolu’na çıkarlar. Bir yaz günüdür ve güneş bütün aydınlığı ve ısısıyla Karaman’ın üstüne çökmüştür. Ak Hoca için güneşli günlerde çevreye bakmak ızdıraptır. Yolun sol tarafı gölgedir ve oradan yürümeye başlarlar.

Bir süre sonra Ak Hoca, elini gözlüklerinin üzerine siper yaparak önünden geçtikleri iş yerinin tabelasını okur. “Garip Pasta Salonu” yazmaktadır. Ak Hoca sorar, “ Guzum, burası kimin?”
Yanındaki şahıs yanıt verir: “Hocam, Allah izin verirse benim.”
Ak Hoca, bu iş yerinin bitişiğindeki tabelayı da okur: “Garip Düğün Salonu” yazmaktadır. Hoca, yine sorar: “ Guzum, burası kimin?”
Yanındaki şahsın cevabı değişmez: “Hocam, Allah izin verirse benim.”

Ak Hoca, buraya bitişik yeni yapılmış üç katlı bir binaya bakar. Karaman’ın o dönemdeki apartmanlarından biridir. Üzerinde kocaman “Mülk Allah’ındır” yazısı ve altında “Garip Apartmanı” yazısı vardır.

Ak Hoca sorar: “Guzum, burası kimin?”
Yanındaki şahıstan yine aynı cevap: “Hocam, Allah izin verirse benim.”

Ak Hoca durur, yanındaki şahsa bakar ve sorar: “Guzum, sana kim derler?”
Şahıs, çekinerek ve alçak sesle yanıtlar:
“Hocam, ‘Garip Ahmet’ derler.”
Hoca hemen lafı gediğine koyar:
“Guzum böyle garipliğe can kurban. Herkesin garipliği böyle olsa ya” der.

Karaman İl Kültür ve Turizm eski Müdürü Halil İbrahim İncekara, aşağıdaki öyküyü rahmetli Beşgeçili Hoca’dan (Mehmet Ali Koçak) dinlemiş.

Şansa Bak, Şansa!

Bir gün Ak Hoca ile Beşgeçili Hoca, Gazipaşa Caddesi'nde bir manifaturacı dükkanında otururken esnaf der ki; “Kıymetli hocalarım, bir kar yağsın sizi arabaşıya davet edeceğim.”

O kış Karaman’a kar düşmemiş, kurak geçmiş. Arabaşı daveti de gerçekleşmemiş. Baharla birlikte havaların ısındığı bir gün, Ak Hoca ile Beşgeçili Hoca, aynı dükkana giderler ve esnafa derler ki; “Arkadaş, bundan sonra sözümüz kar yağışına değil soğuğa olsun. Kar yağışı için sözleştik, bu sene senden arabaşı içemedik.”

Mehmet Akif Akyüz kardeşim ise “Ak Hoca’yı arabaşıyla hatırlamak ona haksızlık olur. Hoca balığı da çok severmiş. Ama kılçığı az olanını ve iri kılçıklısını” dedi. Ardından şu hikayeyi anlattı:

Bir gün bir dostu hocaya ‘Hocam, akşama bizim evde balık pişecek. Müsaitsen buyur’ der. Ak Hoca akşam namazından sonra davetli olduğu eve gider. Balık kokusu evin hayatına kadar yayılmıştır. Hoca’yı yer sofrasının minderli kısmına oturturlar. Balıklar sofraya getirilir ama hamsi gibi, küçük cins balıktır. Hocanın keyfi kaçar. Çünkü gözleri nedeniyle kılçıklarını ayıklamak hoca için adeta işkencedir.

Ak Hoca bir balık alır, onu kulağına götürür, kendi kendine sessizce bir şeyler söyler. Sofradakiler merakla sorar: “Hocam, ne oluyor? Yoksa balıkla mı konuşuyorsun?”

Hoca, bu soru üzerine; “Evet, ona Nuh Tufanı’ndan haberi olup olmadığını sordum. O da ‘Hocam ben çok küçüğüm. Bu sorunun cevabını dolapta bekleyen büyüklerim bilir. Onlara sor’ dedi” diye cevap verir.

Ev sahibi gülerek ayağa kalkar, “Hocam küçük balık doğru söylemiş. Bu soruyu büyük balıklara sormak lazım” diyerek, mutfağa gider ve büyük bir tepside bir büyük balıkla sofraya döner. Meğer büyük balık hocaya sürpriz olması için mutfakta hazır bekliyormuş. Hocanın keyfi yerine gelir. Akşam yemeği ve sohbet yatsıya kadar devam eder.

Karaman’ın Menekşesi

Sesini duymaktan mutlu olduğum kişilerden biri güzel insan Ali Menekşe’dir. Karaman’da “İğneyle kuyu kazan kimdir?” diye sorsalar Ali Menekşe’nin adını veririm. Yıllarını verdiği çalışmaları var ve basılmayı bekliyor. Ali Menekşe’nin gücü yok ki bunları bastırmaya. Bir sponsor çıkar mı diye yıllardır bekliyor.

Ali Menekşe, Ak Hoca üzerine yazımı okumuş ve şu mesajı iletmiş:

“Hayırlı sabahlar Ahmet'im. Karlı bir Karaman sabahından selam ve sevgilerimi gönderiyorum. Allah rahmet eylesin "AK HOCA" ve "ARABAŞI" ile ilgili yazılarını bir çırpıda okudum. Ak Hoca rahmetliyi yakından tanıyorum. Çünkü kendisini Kırmahalle Yoz Meydanında bulunan Hacı Derviş Camiinde görev yaptığı yıllardan tanıyorum. Mahalle camimizin imamıydı. Yazınızda Ak Hocanın tekerlemesini paylaşmışsınız. Tekerleme şöyle:

ARABAŞI YAPARSANIZ TAVIKDAN, BEN GELEMEM SOVUKDAN,
ARABAŞI YARSANIZ DAVŞANDAN, BEN GELİRİM AĞŞAMDAN,
ARABAŞI YAPARSANIZ HİNDİDEN, VALLA BEN GELİRİM ŞİNCİDEN.
Selam ve dua ile hayırlı günler.

Karaman ağzı ile söyleyiş. Ne tatlı, ne şirin ifadeler. Ali Menekşe’nin yıllardır emek verip hazırladığı kitaplardan biri, Karaman ağzına ilişkin. Bir başka yazının konusu. İnşallah bir gün detaylı yazarım.

Yazının girişindeki Ak Hoca’nın Sanayi Camisi çıkışında cemaatle sohbetindeki “Camisi ak, minaresi ak, hocası ak. Vardır Allah’ın bir bildiği” şeklindeki derin lafının kaynağı da Ali Menekşe’dir.

Sanayi Camisi mi Olur?

Ak Hoca’nın son görev yeri Sanayi Camisi’dir. Sanayide cami olur ama sanayi camisi olur mu? Bir camiye bu isim uygun mu? Ak Hoca’nın vefatının ardından kaç müftü geldi geçti. Hiçbirinin aklına gelmemiş, “Sanayi Camisi de ne demek? Bu caminin adı Ak Hoca Camisi olsun” demek.

Müftülük zor iş, bunlara ayıracak vakitleri mi var muhteremlerin. Türkiye’de komutanın “rahat” komutunu bekleyen erat gibi esas duruşta kıpırdamadan duran teşkilat hangisi derseniz, Diyanet’tir derim. Diyanet mensupları komut almadan kıpırdamaz denilse ağır bir ifade olur. Ama gönül kıpır kıpır bir teşkilat istiyor.

Bu işi müftüden, imamdan beklemek yersiz. Karaman sevdalısı bir ekip çıksa, müftülüğün kapısına dayansa, “Sanayi Camisi’nin adı Ak Hoca Camisi olarak değişsin” deseler. Müftülük bir dilekçe ile durumu Valiliğe bildirip onay alsa iş tamamdır. Sanayi Camisi’nin adının Ak Hoca Camisi olması yani isim değişikliği için paraya da ihtiyaç yok! Bu kadar kolay. Yeter ki birileri konuya sahip çıksın ve ısrarcı olsun. Cami girişindeki levhanın yazısı değişecek, tüm zahmeti o kadar.

Günün Sözü: Kimseden bir şey bekleme, güzel şeyler her zaman Allah'tan gelir.

Ahmet Tek

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Ahmet Tek - Mesaj Gönder --- Okunma



Karaman Markaları

Karamandan.com, Karaman ile özdeşleşen markaları ağırlıyor.

+90 (532) 765 24 01
Reklam bilgi

Anket Fiyatlar neden sürekli yükseliyor?