Karaman’ın Ak Hocası

Karaman’ın renkli, sevimli, hoş görülü ve kentin belleğinde derin izler bırakmış olan portrelerinin başında “Çağdaş Nasrettin Hoca” olarak değerlendirilen Ak Hoca gelir.

Hocamızın ak’lığı, AK Partili oluşundan değilidir. Çünkü Ak Parti’nin kuruluşuna daha uzun yıllar vardır. Karaman’ın Ak Hocası, bu sıfatı masumiyeti, samimiyeti, temizliği ve dürüstlüğünün yanısıra bilimsel adıyla albino olması nedeniyle almıştır. Hak edilmiş bir unvandır ve bu ismi vefatına kadar şerefle taşımıştır. Karasakal hoca gibi.

Albino ya da albinizm, genetik bir metabolizma hastalığıdır. Bu hastalığı taşıyanlara albinizm ya da albino denir. Albino genellikle beyaz deriye, hafif saçlara ve görme sorunlarına neden olan, pigment melaninin azalması veya yokluğundan kaynaklanır. Bu hastalık küresel olarak 17 bin kişiden tahmini bir kişide görülür.

Karaman’dan bir Ak Hoca geçti.

Hocamızın gerçek ismi Hasan Yıldırım’dır. Hadim’in Selahattin köyünde doğmuştur. Mehmet Ali Kırboğa (Karasakal Hoca),
“Karaman ve Konya Civarı Hocaları Silinmeyen Simalar” adlı kitabında Ak Hoca’yı, “Hayatının çeşitli sıkıntı ve ızdıraplarına aldırmaz, şen, neşeli, nüktedan, hazır cevap ve iyiliksever bir kişiliğe sahip” diye tanımlar.

Karasakal Hoca, aynı kitapta, Ak Hoca’nın hayatının sonuna kadar Karaman’da çeşitli camilerde imamlık ve hocalık yaptığını, binin üzerinde talebe yetiştirdiğini belirtir.

Karasakal Hoca’nın ifadesine göre, Ak Hoca vefat ettiğinde bir takım zati eşya (kişisel) ve zaruri ev eşyalarından başka hiçbir mal varlığı yoktur.
“Hayır yollarına vermezler bir mangır, şer yollarına gider tangır tangır.”
“Benim nefsim hazır koşulu bir ata benzer, iradem dizginleridir.”
“Esnaftan dışarı tabak, bostandan dışarı kabak.”
Yukarıdaki sözler de Ak Hoca’dan mirastır.

Ak Hoca, albinodur. Yani kaşından kirpiğine, saçından sakalına varıncaya kadar bütün kıl ve tüyleri beyazdır. 1913 de doğan Ak Hoca, 1968 yılında 55 yaşında iken vefat etmiştir. Ak Hoca öldüğünde dünyaya gelenler şimdi 54 yaşındadır. Bu nedenle Karaman’da Ak Hoca’yı hatırlayanlar sadece yaşlılardır. Ne yazık ki, Karaman’da Ak Hoca’yı hatırlatacak, anısını yaşatacak bir eser veya hayat öyküsünü içeren bir kitap yoktur.

Hatırladığım Ak Hoca

Yaşadığı dönemde Karaman’da yediden yetmişe herkesin tanıdığı Ak Hoca, şişmanca, tatlı dilli, hoş sohbet ve nur yüzlü bir imamdı.

İlkokula başlamadan Ak Hoca’yı tanıdım. Kırmahalle’den komşumuzdu. Kızı Raziye ilkokul arkadaşımdı. Sınıfın en zeki ve çalışkan kızıydı. Onun kadar güzel resim yapan yoktu. Onun yaptığı resimlere hayran hayran bakardım. Öyle güzel çiçekler çizerdi ki, öğretmenimiz Ahmet Duru, onun defterini havaya kaldırır, resimlerini hepimize gösterirdi. Sonra ona kocaman bir aferin çekerdi. Ak Hoca’nın çocuklarından Ahmet, Hasan ve Recep abileri hatırlıyorum. İlk cüzü beş yaşında iken Ak Hoca’nın önünde okudum.

Ak Hoca, adıyla bile insanları tebessüm ettiren bir halk filozofuydu. Arabaşı denilince ilk akla gelen isimdi. Arabaşını onun kadar çok ve onun kadar keyifli içen bir başka insan Karaman’a bir daha gelmemiştir. Büyükçe bir sini hamuru bitirdiği anlatılırdı. Arabaşı kaşığını koynunda taşıdığını söyleyim, gerisini siz zihninizde canlandırın.

Bembeyaz yüzü, birinin koluna girmiş, yavaş adımlarla yürüyüşü, yaz kış taktığı güneş gözlükleri gözümün önündedir. Ölümünden sonra bile yıllarca fıkra ve esprileri anlatıldı, hayırla yad edildi. Allah rahmet eylesin.

Hasan Pulur, köşesinde misafir etti

Bir dönemlerin usta gazetecisi Hasan Pulur, Milliyet gazetesindeki Türkiye’nin en uzun ömürlü “Olaylar ve İnsanlar” adlı köşesinde “Çağdaş Nasrettin Hoca” başlığıyla Ak Hoca’yı anlatmış, esprilerinden örneklere yer vermişti. Bu yazı, ben Cumhuriyet İlkokulu’nda öğrenci iken, okulun panosunda günlerce asılı kaldı. O yazıyı birkaç kez okuduğumu hatırlıyorum. Ama hangi komik olaylara yer verdiğini unuttum. Yine o yıllarda okulumuza gazete alınır, bir masa üzerinde sabitlenmiş bir düzeneğe takılan bu gazeteleri biz öğrenciler teneffüste okurduk.

Ak Hoca’ya ait onlarca fıkra ve espri dinledim. Birçoğu hatırımdadır. Onlardan birkaçını paylaşmak isterim.

Sen de kurudun, ben de…

Ak Hoca, müftüyle tartışır ve Karaman’ın nüfusu az, ücra bir köyüne sürgün edilir. Karaman'da cenaze yıkama işlerini çokça yapan Ak Hoca, uzun zaman geçmesine rağmen köyde ölen olmadığı için sıkıntıdadır. Bir gün namazı kıldırıp camiden çıkar ve musalla taşının yanına gelir. Taşı eliyle okşarken bir yandan da söylenir:
Bu köy seni de kuruttu, beni de…

Pilav Salası

Ak Hoca, Karaman’ın muhacir köylerinden birine imam olur. Köyün ağası, köylüleri toplar ve “Bu hoca ovalıdır. Bizim hamur işlerini pek bilmez. Onlar bulgur pilavına alışkındır. Hocanın midesine zarar vermeyelim, yavaş yavaş bizim yemeklere alıştıralım" der.

Köylü sırayla hocayı yemeğe davet eder. Her davette sadece bulgur pilavı vardır. Pilavlı ikramlar bitecek gibi değildir. Hoca bulgur pilavından bıkar ama kibar adamdır, kimseye bir şey diyemez.

Köyde bir ayını dolduran Ak Hoca, cuma namazı öncesi minareye çıkar ve sala okur gibi başlar:

“Sarı çamın taşı,
Bu köyün başı,
Her gün pilav aşı,
Yenir mi ya Resulallah.”

Köylü, hocanın pilavdan bıktığını böylece öğrenir. Sonraki ikramlar macır yemekleri olur.

Cehenneme Bir İki

Ak Hoca, müftünün sinirli bir anında makama girer ve izin ister. Müftü izin vermez. Ak Hoca “Sen vermesen de ben giderim” diyerek kapıya yönelirken müftü “Cehenneme kadar yolun var” diye bağırır.

Ak Hoca, yanıt vermeden dışarı çıkar, bir süre sonra yeniden içeri girer. Müftü ters ters bakar: "Sana cehenneme git demedim mi?" diye çıkışır. Ak Hoca, cevabı yapıştırır:
“Cehenneme gittim, kapıda zebaniler durdurdu. ‘Müftü olmadan seni buraya alamayız. Müftüyü de getir’ dediler. Ben de seni almak için geldim.”

Müftü bu espriye güler, sinirli hali geçer ve hocaya izin verir.

Soba Muskası

Ak Hoca’ya bir gün komşu kadın gelir ve sobasının yanmadığını, bir muska yazmasını ister.

Hoca kadının bu ricasını geri çevirmez. Soba için muska yazılmayacağını söyleyerek, kadıncağızı kırmak istemez. Oturur, bir kağıdı önüne koyar, bir şeyler yazdıktan sonra kağıdı bir bez parçasına sarar.
“İşte sana soba muskası” der. Muskadaki sözler şöyledir:
“Önüne kuru, arkasına yaş
Ortasına yağlısından bir talaş,
Yan Ayşa’nın sobası yan.”

Muskanın tesiri midir (!) yoksa tesadüf müdür, bilinmez ama kadının sobası o günden sonra güp güp yanmaya başlar. Bu olay duyulunca Ak Hoca’ya soba muskası yazdırmak isteyenler sıraya girer.

Ak Hoca’ya mal edilen “Guzum, sana kim derler, senin adın ne?” diye bilinen bir fıkra vardır ki, esprilerin kralıdır. Lakapla gerçeğin tezatını öyle güzel anlatan espri az bulunur. Belki bir başka yazıda bu uzun öyküyü paylaşırım.

Çakma Ak Hoca Varmış

Karaman’ın esprili imamı Ak Hoca’yı yeni kuşak maalesef bilmiyor. Hatırlatılmayan her şey unutulur. Bana da Ak Hoca’yı hatırlatan olay, “Karaman’da bir kişi kendisini Ak Hoca olarak tanıtıyor, duydun mu?” diyen arkadaşlar oldu.

Öyle çok kişiden işittim ki, Karaman’da “Ben Ak Hoca’yım. Ak Hoca derseniz memnun olurum” diyen biri varmış. Ben duymadım. Vebali “Duyduk” diyenlerin boynuna… Sordum, “Albino mu, esprili mi, hoş sohbet mi?” Hiçbiri değilmiş. Bir arkadaş, Onun Ak hocalığı kendini Ak Partili olarak tanıtmasıyla ilgili olabilir” dedi.

Karaman’ın güzel insanları arasındaki Ak Hoca’nın fıkraları canlılığını korurken, çakma Ak Hoca’ya itibar eden olur mu dersiniz? Oluyormuş. İnsan bu, çeşit çeşit. El öpeni de çıkar, ayak yalayanı da, yalakalık yapanı da, abdest suyunu içeni de…

Çakma Ak Hoca’yı görmedim, konuşmalarını dinlemedim. Söylediklerine göre, rengi de esprileri de bizim Ak Hocamıza hiç benzemiyormuş. Boş konuşanlardanmış. Ne dediğini anlayan azmış. Ak Hoca’ya benzeyen yanı, arabaşını çok sevmesiymiş. Ama kaşığını cebinde taşımıyormuş. Hep başkalarından içermiş. İkramı bilmediği için kimseyi arabaşına davet etmemiş.

Mıskı

Çakma Ak Hoca, Karaman’dan bir güzel insanın ifadesiyle, “mıskı” imiş. Evinin temizliğini ve yemeğini yaptırdığı kişilere bir kap yemek vermezmiş. Zavallılar, akşama kadar aç dururlarmış. Market alışverişi yaptığını gören de olmamış. Bahşişi bile yanında kim varsa ona ödetirmiş. Hesap ödemediğini, hep başkalarından geçindiğini bilmeyen yokmuş.

Bizim rahmetli Ak Hocamız gönlü geniş insandı, yokluk döneminin cömertlerindendi. Yeni nesil mıskı kelimesini bilmeyebilir. Ben de 50 yıl sonra yeniden duydum. Çocukluğumun kelimelerindendi. Hemen hatırladım. Cimri demektir. Kullanımdan kalkmadığına sevindim. Unuttuğum bir kelime de “üyütleme” idi. Onu duyduğumda da mıskı kelimesi gibi gülmüştüm. Kaybettiğimiz güzel kelimeleri bulduran herkese teşekkür ederim.

Hiçbir şey, gerçeğin yerini tutmaz. Hiçbir şey aslı gibi olmaz. Piyasada çakma malların fiyatı, gerçek ürünün fiyatının çok altındadır. Çakmanın her çeşidi hem ucuzdur hem kalitesizdir. Çakma malın piyasaya sürümü yasaktır, cezası bir hayli yüksektir. TDK Sözlüğü, çakma karşılığı olarak, taklit olan, sahte kelimelerini vermiş. Kelimenin argo olduğu uyarısı da unutulmamış.

Alman şair ve tiyatro yazarı Bertold Brecht, “Mizahı olmayan bir ülkede yaşamak çekilmez bir şeydir; ama her an mizah gerektiren bir ülkede yaşamak daha da korkunçtur” demiş.

Hz. Ali’nin uyarısı kulağımıza küpe olsun:

“Sakın insanın iyisi ile kötüsünü bir tutma. Çünkü bu eşitlik, iyileri iyilikten soğutur.”

AHMET TEK

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Ahmet Tek - Mesaj Gönder --- Okunma



Karaman Markaları

Karamandan.com, Karaman ile özdeşleşen markaları ağırlıyor.

+90 (532) 765 24 01
Reklam bilgi

Anket Fiyatlar neden sürekli yükseliyor?