MEDYA-CILIK

Gazetecilik halkın bilgilenme hakkına aracılık yapan, yaşadığı toplumdakilerin haksızlıklara uğramaması için çaba sarf eden, erk sahiplerinin ellerindeki gücü halk yararına kullanıp kullanmadıklarını inceleyip, uygunsuzlukları haberleştiren esasen çilekeş bir meslektir.

İnsan hak ve özgürlükleri, hukukun üstünlüğü, siyasi otoritenin kontrol edilmesi gibi konular asli görevleridir.

Mesleğin ana kolonu zorbaların karşısında, mazlumun yanında olmaktır.

Görevini layıkıyla yapan medya mensupları, makam sahipleri ve halkın çoğunun hoşuna gitmez. Çünkü onların duymak ve görmek istediklerini değil doğru bildiklerini yayınlarlar.

Medya mensuplarının bir kısmı kendini özel, üstün, çok bilgili gibi düşünür ya da öyle olduğunu göstermeye çalışır. Televizyonlarda boy gösterince, gazeteler de ki köşelerinde isimleri duyulunca bir üst sınıf içinde yer aldıklarını düşünüyor olmalılar.

Bu mesleği çok büyük maddi imkânlara kavuşmak için yapanlar, ihalelere aracı olmak veya direk ihale almak için kullananlar, siyasi otoritenin kendine verdiği fırsatları ve o otoritenin gücünden kendine düşen kısmını egolarını tatmin için değerlendirenler uzun yıllar boyunca olmuştur.

Değişik harflerle isimlendirdiğimiz genç kuşak niye siyasetten uzak duruyor ve niye haberlere çok ilgi duymuyor diye konuşulup, yazılıyor. Çünkü internet denen olgunun içinde doğdular ve bu alanı iyi kullanıyorlar. Bir kişinin önceki ve sonraki paylaşımlarını inceleyip nasıl fırıl fırıl döndüklerini takip edebiliyorlar.

Bir televizyon kanalının üst yöneticisi programlarda yıllarca cemaate övgüler dizip ‘’askerler hocanın önünde saygı duruşuna geçecekler’’ dedikten sonra 15 Temmuzu takiben, kırbacı vurulmuş topaç gibi ‘’yıllardır cemaatin ne kadar kötü olduğunu söyleyip durdum, kimseyi inandıramadım’’ minvalinde konuşunca bağımsız yorum yapabilenler bu ne biçim fırıldaklık diyebiliyor.

Medya grubunun sahibi değişince ak dediğine kara, kara dediğine ak diyen nice basın mensubu! Gördü tarafsız gözler.

Gördüğünü görmezden, bildiğini bilmezden, duyduğunu duymazdan gelenlere alıştık ama insanlara hiç olmayan olguları gerçekmiş gibi aktarıp birde bunun kutsaliyetine mısralar döktürenler insanları zehirlemiş olmuyor mu?

Kendi yazdığı ve söylediğinin haricindeki fikirleri aşağılayan, kötüleyen ve kendine inananlara; karşı fikirdekilere düşman olmasını kodlayan toplumun içine fitne sokmuş olmuyor mu?

Dünyanın hangi gelişmiş ülkesinde bir gazeteci, partinin taraftarı olarak konuşmacı olur.

Hangi gelişmiş ülkede gazeteci siyasi amigoluk yapar.

‘’Yahu gelişmiş ülkelerde tarafgir medya yok mudur?’’ sorusu aklınıza takılabilir. Tabii ki vardır. Ama %1-5 arası olur. Onlar da diğer medyacıların dalga geçme figürleridir. Bizde ki oran bence %95 veya biraz üzeridir.

‘’Bu yıllardır süregelen bir sistem, niçin bugün çok konuşuluyor da yıllar önce gazetenin patronu şortla başbakanın karşısına çıktığında ses çıkmamıştı’’ diye yandaş medyacıların uzun yıllardır kullandığı bir argüman var. Yandaş medya bunu kullandığı anda katmerli yandaş olduğunu belli ediyor farkında olmadan ya da farkında olarak bağlılık işareti gönderiyor.

Yaşı yetenler ve o zamanlar basını takip edenler çok ağır eleştirenler olduğunu bilir. Ama bugün bu örneklerle nereye varmak istediklerini anlamak güç olmasa gerek. 40 yıl öncesini eleştirirken ya da örnek verirken çok yakın tarihli medya patronlarının isminin nasıl değiştiğine değinmez. Çünkü amaç üzüm yemek değildir.

Benim her zaman belirtiğim bir konu var. Yerinde saysan bile geri kalmış sayılırsın. Hep ileri doğru gitmek gerekir. Daha fazla demokrasi, daha fazla insan hakları, daha fazla gelir sahibi olmak, daha fazla sosyal yaşantıya kavuşmak.

Turgut Özal teokratik sistemi bozan bir başbakan ve cumhurbaşkanlığı yaptı. Ondan sonrakiler niye daha güzel ve rahat bir ortam oluşturmak yerine askeri sisteme benzer bir uygulamaya geçiyorlar. Gazeteci soru sorarken titrediği, korktuğu hissi bize bile geçiyor.

Şimdi de penye ve kot pantolonla çıksa ne olur, ülkemizin sınırları mı sorgulanır, dolar mı yükselir? İşinin hakkını veren, desteklediği siyasi olgu yazısına yansımayan, bu mesleğin gururu ve onuru bana yeter diyebilen, istek üzerine ısmarlama yazı ya da haber yapmayan kısaca bu işi şerefiyle yapanlara kocaman saygılarımı gönderiyorum.

Kimin söylediğine bakmayıp doğru olduğuna inanırsam hemen alıntılarım.

‘’Namusu aldığı maaş kadar olanlar’’ diyor ya Sedat Peker. Her türlü çıkar için kalemini kullananlar sizi de Yaradan’ın adaletine ve hesabına bırakıyorum.

Sevgi ve Saygılarımla

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Hasan Hüseyin Şanlıtürk - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Karamandan.com Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Karamandan.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Haber ajansları tarafından servis edilen tüm haberler Karamandan.com editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Karamandan.com değil haberi geçen ajanstır.



Şehir Markaları

Karamandan.com, Karaman ile özdeşleşen markaları ağırlıyor.

+90 (532) 765 24 01
Reklam bilgi

Anket Karamanlılar yeni belediye başkanından hangi alanda çalışma bekliyor?
Tüm anketler