KMÜ Müdürü Hakkında Şikayet Var!

TÖMER’de geçici statüde çalışan yüksek lisans öğrencisi genç kız, “gururumu, onurumu ve namusumu zedeledi” iddiasıyla Namık Ak’tan şikayetçi oldu.

Genç kız, şikayet dilekçesinde, Namık Ak’ın kendisine, “Biriyle mi kalıyorsun, yalnız mı?” diye sorduğunu, “biriyle kalıyorum” yanıtı üzerine “Erkek mi?” diye diyaloğu sürdürdüğünü iddia etti.

Karamanoğlu Mehmetbey Üniversitesi müdürü Namık Ak hakkında bir konuyu yazacağımı söylemiştim. Hangi konuyu diye sorarsanız, haklısınız. Öyle çok konu var ki…

Karaman’ın en gözde kurumu, aydınlık beyinlerin ocağı, bilgi ve kültürün kaynağı kabul edilen üniversitenin en tepesindeki şahısla, bir genç kız arasında yaşandığı iddia edilen bir konuşmayı aktaracağım.

Bu yazı, “rencide oldum, onurum, gururum, namusum zedelendi” diyen yüksek lisans öğrencisi gencin, Cumhuriyet Başsavcılığına şikayeti üzerine yazılmıştır. Okurken empati yapmanızı rica ederim. İçselleştirmeden okumayın. Benim emeğime, sizin zamanınıza yazık.

Olayın mağduru olduğunu öne süren yüksek lisans öğrencisinin adını vermiyorum. İçimizden birinin kızı. Binbir emekle okutulmuş, geleceğini güvence altına alması için anne ve baba başta olmak üzere onlarca yakınının duasını alan bir genç.

İsmin ne önemi var. Benim kızım da olabilir, sizin kızınız da… Bu toprakların çocuğu…Emeğiyle ayakta kalmaya, yaşamaya çalışan milyonlarca gençten biri.

KMÜ’de yüksek lisans yaparken, TÖMER’de görev alan ve asgari ücretten daha düşük olan parayla geçinmek için çabalayan genç kız, geçen Kasım ayında (17.11.2021) KMÜ Eğitim Fakültesi Dekanlığı’na çağrılır. Kapıda Namık Ak ile karşılaşır. Bu karşılaşmada Namık Ak’ın genç kıza sorduğu sorular ve konuşma üslubu savcılık makamına şikayete kadar gider.

Karaman Cumhuriyet Başsavcılığı’na verilen şikayet dilekçesinde, şu iddialar yer alır:

“Bugün saat 10.30’da hakkımda başlatılan inceleme için Eğitim Fakültesi Dekanlığına gittim. Kapıda KMÜ Rektörü Namık Ak ile karşılaştım. Bana beni tanıdığını söyledi. Kendimi kısaca tanıttım. Sonra bana “Nerede kalıyorsun?” “Evde mi, apartta mı?” diye bir soru sordu. Evde kaldığımı söyledim. “Biriyle mi kalıyorsun yoksa yalnız mı?” diye bir soru sordu. Biriyle kaldığımı söyledim.
Ardından “Erkek mi?” dedi. Bu tarz bir soru sormasına şaşırarak “Tabi ki kız!” diye sertçe yanıt verdim. Bir rektörün üniversitesinde sözleşme ile çalışan ve 2300 TL maaş alan bir öğrencisine bu tarz bir soru sormasını anlamadım.
Ardından “Niye şaşırıyorsun, olabilir böyle şeyler.” deyince iyice sinirlendim. Bana bakınca ne gördü de böyle bir soru soruyor diye düşündüm.”

Diyalog burada bitmiyor, Genç kız, “Benim için böyle şeyler uygun değil” diyor. Yanıt vermesini gerektirecek bir durum olmamakla birlikte ağzından bu sözler çıkıyor. Yani, bir erkekle aynı evi paylaşmayı tasvip etmediğini belirtiyor. Belki heyecandan belki öfkeden, “Müslümanım, namazımı kılıyorum. Benim için uygun değil” diyor. Böyle cevap vermesini gerektirecek bir durum da söz konusu değil…

KMÜ Müdürü, iddiaya göre sanki üzerine vazifeymiş gibi, örnekler vererek böyle şeylerin olabileceğini açıklamaya devam ediyor. Bu konuşmalar ayakta yapılıyor. Üniversitenin en tepesindeki birinin, sözleşmeli personelle bu biçimde konuşmasını nasıl açıklamak lazım? Kime ne, kimin nasıl yaşadığı, kiminle yaşadığı…

Ahlak bekçiliği üniversitede yeni bölüm mü? İddiaların merkezi, Eğitim Fakültesi Dekanının makam odasının kapısı. Dekan da bir kadın. Eğitim, yetiştirme ve terbiye etme, tâlim ve terbiye demektir. TDK Sözlüğüne bakmanızı öneririm. Eğitim Bilimi ise eğitme ve öğretme yollarını gösteren ve bunların kurallarını koyan bilim dalıdır.

Genç kız şikayet dilekçesinde yaşadığı şaşkınlığı dile getiriyor. İddialar şöyle devam ediyor:

“Tüm bunlar yaşanırken gururumu o kadar kırdı ki... Bir Müslüman genç kıza “Benim dinime uygun değil.” demesine rağmen ısrarla bu şekilde söylemesi bir rektöre yakışan davranış değil. Rektörün genç bir kızın nerede, kiminle, erkekle mi kaldığını öğrenmekteki amacı nedir?
Bir genç kızı böyle bir diyaloğun içine çekmekle neyi amaçladı? Benim onurumu, gururumu, namusumu zedeleyen bu diyaloğu yapan kişinin beni bu şekilde aşağılaması doğru değil.
Ayrıca inceleme için yasal olmamasına rağmen telefonuma, WhatsApp’ıma ve Twitter hesabıma bakılmak istendi. İçine sokulduğum psikolojik çöküşte bana belge imzalatmak istediler. Bana bakınca ‘Erkekle mi kalıyorsun?’ düşüncesini aklına getiren ve bu şekilde onurumu inciten kişi ve olay hakkında inceleme talep ediyorum.”

Genç kız, tanık olarak biri dekan, üç kadının ismini veriyor. Nasıl bir hukuki işlem yürütülecek, bilmiyorum. Şikayet dilekçesi YÖK’e ulaşmış. Yüksek lisans öğrencisi, geçtiğimiz günlerde Yükseköğretim Kurulu Başkanlığı Hukuk Müşavirliği’nden bir yazı aldı.

Yazıda, Karaman Cumhuriyet Başsavcılığının görevsizlik kararı verdiği belirtilerek, “Dilekçenizdeki iddialar incelenmek üzere Yükseköğretim Denetleme Kuruluna intikal ettirilmiştir” ifadesi yer alıyor.

Bunlar iddia. İncelenecek, tanıklar dinlenecek. YÖK Denetleme Kurulu’ndan görevlendirilen kişi, birkaç gün içinde Karaman’da olacak. Daha sonra bir karara varılacak. Adaletin tecelli etmesini dilemekten başka ne yapabiliriz?

Keşke, “gururum, onurum ve namusum zedelendi” diyen yüksek lisans öğrencisine ve o günkü konumuyla sözleşmeli personele başka sorular da sorulsaydı.

Mesela, “Aldığın ücret nedir? Bu parayla nasıl geçiniyorsun?” sorusu aklıma geliyor. Alacağım cevaplar yüreğimi sızlatırdı. Yetkim varsa, ücretinin artırılmasını sağlardım. Kendi maaşımla bu gence ödenen parayı mukayese ederdim. Empati yapardım. Kendi kızlarım aklıma gelirdi.

Kızlarımız yarının anneleri olacak ve yetiştirecekleri evlatları, bu ülkenin geleceğine sahip çıkacaklar. Dünyada söz sahibi olacaklar. Veya başka bir yaşam tarzı seçecekler. Kim karışabilir? Yeter ki onursuz olmasın hayat!

Kırılan kalp, bozulan moral, yetmeyen para ve daha sonra TÖMER’deki işten çıkarılma…Ömrümüzün bereketini, yüzümüzün tebessümünü hep bunlar kaçırıyor. Kul hakkı dediğiniz şeyi ne zannediyorsunuz? Edep dışılığın olduğu her yerde hak ihlali vardır.

Şikayetçi kişi, Türk Dili ve Edebiyatı mezunu. TÖMER’de çalışmaya okulunu bitireceği yıl, stajyer başlamış. Lisansı bitirince, yüksek lisansa devam etmiş. Bu süreç boyunca TÖMER’de resmi olarak 12 ay (iki sözleşme süresi) çalışmış. Görevi, yabancı öğrencilere Türkçe öğretmek. Usta öğretici olarak görev yapmış.

İddiaya göre, Namık Ak o soruları sorarken ayakta ve bir eli cebindeymiş. Eğitim Fakültesi Dekanlığına çağrılma nedeni, “TÖMER’deki sözleşmeli personelin sözleşmelerinin yenilenmeyeceği şaibesi üzerine “Bizi neden işten çıkarıyorsunuz” sorusunun Twitter’dan paylaşılmasıymış.”

İşten çıkarılma endişesi nedir bilir misiniz? Böyle bir tiwit atmanın soruşturma konusu olarak büyütülecek neyi var Allah aşkına! Telefonu istemek, sosyal medya hesaplarını görmeye kalkmak! Buna karakolda cüret edemezler. Hak ihlaline girmez mi? Hangi yetkiyle böyle bir talepte bulunabiliyorlar. Eşler bile birbirlerinin telefonunun içeriğine bakamıyor. Özel hayatın gizliliği Anayasa ile güvence altına alınmıştır. Eğer iddia doğruysa hak ihlali vardır.

Genç kız, Eğitim Fakültesi Dekanlığının Özel kaleminde beklerken, Namık Ak, dekanla görüşmesi bitince dışarıya çıkmış. Genç kız, nezaket gösterip ayağa kalkmış.

Namık Ak, söze doğrudan, “Ben seni bir yerden tanıyorum” diyerek başlamış. Dikkat buyurunuz; siz değil, sen! Üniversitede sen diye hitap olur mu? Ne demek sen? Benim böyle şeyleri aklım almıyor. Sokak ağzı. Elbette iddia, Namık Ak soruşturma sırasında cevabını verecektir.

Üç şahit var; o gün olanları görüp duyan. “Onlar yalan şâhitlik yapmazlar.” Bu hüküm Kuranı Kerim’den. Hz. Muhammet (SAS) yalan yere şahitlik etmeyi Allah’a şirk koşmakla eş değer görmüş. Şahitlerin üçü de kadın.

Şikayetçinin sözleşmesi 10.12, 2021’de bitmiş. Sözleşmesi yenilenmemiş. Yeni yıla işsiz girmiş. Aynı statüdeki iki arkadaşının sözleşmeleri yenilenmiş. Hakaret veya küfür içermeyen bir tiwitin hesabının sorulduğu bir üniversite. Fikirlerin özgürlük alanı olan üniversitede tiwit hesabı sorma… Herkes her şeyi sineye mi çeksin? Tepki göstermesin mi, ekmeğinin elinden alınmasını önlemek için arayışa girmesin mi?

Prof. Dr. Celal Şengör, bir yayında, bir vakitler kadın asistanının eteğini kaldırıp kıçına tokat attığını övünerek anlatmıştı. Yaptığı denyoluğun farkında değildi. Günlerce tartışılmıştı. Üniversitelerde de çeşit çeşit insan vardır, akla hayale gelmez olaylar yaşanır. Kıça tokat atmakla, “ev arkadaşın erkek mi?” sorusu aynı karakterin farklı tezahürüdür. Denyoluk, denyoluktur, birini diğerine tercih etmemek gerekir.

Böyle olaylarla karşılaşınca hemşehrimiz eski bakanlarımızdan kadim dostum Prof. Dr. Ömer Dinçer’in “Bilirken Susmak” , “Siyasetnameleri Yeniden Okumak” ve “Kamu Yönetimi Adabı” adlı kitaplarını hatırlarım.

Üçü de yöneticiler için el kitabı, adil yönetici isteyenler için başvuru kaynağıdır. Bu yıl üç aylar için hazırlık yapıyorsanız, bu kitapları okuma listenize eklemeyi unutmayın.

Not: Sevgili okur; hiçbir şahısla husumetim yoktur. KMÜ ile ilgili yazılarımı kişilerle somutlaştırmayın. KMÜ’de elini sıktığım, bir kez olsun yüz yüze görüştüğüm hoca yoktur. Her olaya kişisel değil, ilkesel yaklaşırım. KMÜ’deki konuları Cahit Suci olayına veya bir daire başkanlığına indirgemek isteyenlere itibar etmeyin.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Ahmet Tek - Mesaj Gönder --- Okunma



Karaman Markaları

Karamandan.com, Karaman ile özdeşleşen markaları ağırlıyor.

+90 (532) 765 24 01
Reklam bilgi

Anket 2021 Yılı nasıl geçti?