Sakarya’nın İçeride ve Dışarıdaki Yankıları

Yaşanan bütün sıkıntılara, imkansızlıklara rağmen Türk milleti Sakarya’da büyük bir başarıya imza atmıştı. Yunan ilerleyişi durdurulmuş, Ankara kurtarılmıştı. Türklüğün, 13 Eylül 1683’te Viyana’daki Kalenberg tepelerinde (Avusturya) başlayan Batı karşısındaki geri çekilmesi 238 yıl sonra aynı gün Sakarya’da durdurulmuştu. Çekilen Yunan ordusu gerektiği ölçüde takip edilememişti, fakat Yunanlılara büyük kayıplar verdirilmişti.

Yenilgi Yunan Parlamentosu’nda sert tartışmalara yol açtı. Gerçi bazı üyeler, “yine birliklerinin zaferle üslerine döndüklerini söylüyorlardı”, fakat gerçek General Stratikos tarafından ifade edilecekti: “Yunan kararlılık ve gücü, Kemal’in gücü ve kararlılığı karşısında baş eğmiştir!”

Artık bütün yurtta ve her kesimde yurdun işgalden kurtarılacağına ilişkin umutlar inanç aşamasına yükselmişti. Başkomutan Mustafa Kemal Paşa, 22 gün 22 gece süren kanlı savaşın sona erdiği 13 Eylül 1921 günü yayımladığı bir emirname ile “yenilgiye uğratılan düşmanı Anadolu içerisinde en son neferine kadar imha etmek için” genel seferberlik ilan etmişti. Ertesi gün millete seslenen bir bildiri ile de “kutsal topraklarımızı çiğneyerek, Ankara’ya girmek ve ülke bağımsızlığının koruyucusu olan ordumuzu yok etmek isteyen Yunan ordusunun pek kanlı bir savaştan sonra yenilgiye uğratıldığını belirterek, yükümlülüklerini yerine getiren halka teşekkürlerini” iletti. Ancak, “amaca ulaşıncaya kadar silahların bırakılmayacağını” da belirterek, “çok yakın olan o mutlu güne kadar herkesin eskisi gibi gereken çaba ve özveriyi göstermesini” dilemişti. Bir yıl sonra bu mutlu sona ulaşılacaktı.

Ekim 1923’te Ankara’da Mustafa Kemal ile görüşen ABD’li gazeteci Isaac Marcosson’un Birinci Dünya Savaşı’ndaki Fransız ve İtalyan direnişlerini simgeleyen savaşlara benzeterek belirttiği gibi, “Fransa için Marne, İtalya için Piave savaşı ne ise Türkiye için de Sakarya o demektir.”

Başkomutan Mustafa Kemal’in, yukarıda bahsettiğimiz gibi cepheden Ankara’ya döndüğü gün Ruşen Eşref’e söylediği “Hiçbir zafer, gaye (amaç) değildir. Zafer ancak kendisinden daha büyük olan bir gayeyi elde etmek için gerekir en belli başlı vasıtadır. Gaye, fikirdir. Zafer, bir fikrin istihsaline (üretimine/elde edilmesine) dayanmayan bir zafer payidar olmaz. O, boş bir gayrettir. Her büyük meydan muharebesinden sonra, her büyük zaferin kazanılmasından sonra yeni bir âlem doğmalıdır, doğar. Yoksa başlı başına zafer, boşa gitmiş bir gayret olur…” sözlerin anlamı az zaman sonra anlaşılacaktı.

Sakarya Zaferi, aynı zamanda bir fikrin, vatanı işgalden kurtarma, bağımsızlığa kavuşturma gibi milletçe paylaşılan bir düşüncenin zaferi demekti. Zaferden sonra da yeni bir âlem doğmuştu. Çok geçmeden bu âlem içinde milletçe tam bağımsızlığa kavuşulacaktı.

O Artık “Gazi” ve “Müşir” (Mareşal)

Sakarya Zaferi, yurt çapında törenlerle kutlandı. Bunun TBMM’ndeki yansıması ise Başkomutan’a teşekkür ve onu ödüllendirme biçiminde oldu. Yunanlıların Sakarya’dan çekildikleri gün Bakanlar Kurulu Mustafa Kemal’e ve Cephe Komutanı İsmet (İnönü) Paşa’ya birer kutlama telgrafı çekmişti. İsmet Paşa da Fevzi Paşa da “milletvekili” olarak 14 Eylül’de Meclis Başkanlığı’na yolladıkları bir telgrafla, zaferin kazanılmasında en büyük etken olan Başkomutan Mustafa Kemal Paşa’ya “Mareşallik” (Müşirlik) rütbesi ile “Gazilik” unvanının verilmesini önermişlerdi.

TBMM’nin 19 Eylül 1921 günkü toplantısında Başkomutan Mustafa Kemal Paşa Sakarya Meydan Muharebesi’ne ilişkin ayrıntılı bilgiler verdi: “Ordumuz vatanımız içinde bir tek düşman neferi bırakmayıncaya kadar takip, baskı ve taarruzuna devam edecektir” diyerek tüm yurdu işgalden kurtarıncaya kadar savaşacaklarını tekrarlayan Paşa, asıl amaçlarının barışa kavuşmak olduğunu ifade etti:

“Açık ve gerçek cephemizi bütünüyle arzedebilmek için işte bu kürsüden ve yasama, yürütme konularında geniş yetkiye sahip olan yüce heyetinizin başkanı olarak beyan ederim ki, biz cenk değil, barış istiyoruz. Barış yapmaya hazırız ve bence buna engel hiçbir sebep yoktur. Eğer Yunan ordusunun bizi meşru olan, haklı olan davamızdan vazgeçireceği düşünülüyorsa buna imkan yoktur!”

Mustafa Kemal Paşa’nın bu konuşmasından sonra İsmet Paşa ve Fevzi Paşa’nın önerilerinden başka Meclis Başkanlığı’na 68 imzalı bir “kararname” taslağı da sunuldu. Aralarında, Celal (Bayar), Refik Şevket (İnce), Hamdullah Suphi (Tanrıöver), Hüsrev Sami (Kızıldoğan) Beyler ve Mevlevi Çelebisi Abdülhalim Çelebi’nin imzalarının da bulunduğu bu taslakta da Mustafa Kemal’e “Mareşallik” rütbesi ve “Gazilik” unvanı verilmesi isteniyordu.

Önergeler birleştirilerek oylandı ve oybirliği ile kabul edildi. Böylece, Türkiye Büyük Millet Meclisi Sakarya Meydan Muharebesi’nden hemen sonra 19 Eylül 1921 tarihinde 2180 Numaralı Kanun ile Mustafa Kemal’e “Gazilik” unvanı ve “Müşirlik” (Mareşallik) rütbesi vermiştir:

“Büyük Millet Meclisi Reisi Başkumandan Mustafa Kemal Paşa Hazretlerine Gazilik unvanı ita ve rütbe-i Müşirî tevcihi hakkındaki kanun sureti bervechi zirdir (aşağıdadır).

Kanun Sureti

  • Madde-1. Türkiye Büyük Millet Meclisi Reisi Başkumandan Mustafa Kemal Paşa Hazretlerine Gazilik unvanı ita ve rütbe-i Müşirî tevcih edilmiştir (verilmiştir).
  • Madde- 2. İş bu kanun tarih-i neşrinden (yayımlanma tarihinden) itibaren emr-i icra olacaktır (yürürlüğe girecektir).
  • Madde- 3. İş bu kanunun icrasına Büyük Millet Meclisi memurdur.

17 Muharrem 1340 ve 19 Eylül 337 (1921)
Yazıldı 22 / 9 / 337(1921)”

Mustafa Kemal Paşa, TBMM tarafından yeni Türk devletinin en büyük askeri rütbesi olan “Mareşallik” rütbesine yükseltilmiş; aynı zamanda “Antep” şehrinden sonra TBMM kararı ile “Gazi” unvanı verilen ilk insan olmuştur. Doğduğunda babası Ali Rıza Efendi tarafından dedesi Mustafa Efendi’nin adını alarak yalnızca “Mustafa” olan adına, Selanik Askeri Rüştiyesi’ndeki Matematik Öğretmeni tarafından eklenen “Kemal”den sonra TBMM de “Gazi” unvanını eklemişti. Böylece o artık “Gazi Mustafa Kemal” olmuştu. 1934’de Türk milleti, TBMM ona “Atatürk” soyadını verecek ve “Gazi Mustafa Kemal Atatürk” olacaktı.

Damat Ferit Paşa Hükümeti’nin Kuvâ-yı Milliye aleyhine çıkarmış olduğu beş fetvayı (11 Nisan 1920)’de imzalayan Sultan Vahidettin’in Şeyhülislamı Dürrizade Abdullah Efendi (1869-1923), Milli Mücadele aleyhinde verdiği bu fetvalarda “millicilere karşı savaşta ölenlerin gazi sayılacaklarını” öne sürmüştü. Fakat tarihin garip cilvesine bakınız ki, “milliciler gazi olmuşlardı.” Kendisi ise derin bir ihanetin içine sürüklenecekti! Millî Mücadele’nin kazanılmasıyla Eylül 1922’de Rodos’a kaçtı, oradan İtalya’ya geçti. 30 Nisan 1923’te Mekke’de vefat etti.

Mareşal Gazi Mustafa Kemal, kendisine “Gazilik” unvanı ve “Müşirlik” (Mareşallik) rütbesi verilişi münasebetiyle TBMM’nde yaptığı konuşmada, kazanılan zaferin gerçek sahibinin Türk ordusu olduğunu belirterek şunları söylemiştir:

“… Kazanılan bu başarı Yüksek Heyetinizin iradesiyle kuvvet bulan ordumuzun iradesi sayesinde, düşman ordusunun iradesinin kırılması suretiyle belirmiştir. Bu sebeple ödüllendirilişimizin gerçek muhatabı yine ordumuzdur.”

Yine Mustafa Kemal Paşa 20 Eylül 1921 günü Gazi unvanı ve Müşir rütbesinin verilmesinden dolayı orduya bir bildiri yayımlamış, kendisine verilen unvan ve rütbesini

Türk ordusuna mal ederek şunları söylemiştir:

“Arkadaşlar,

Milletimizi yabancıların elinde köle olmuş görmemek için giriştiğimiz bu muharebede Sakarya muzafferiyeti gibi adı daima anılacak yeni ve büyük bir zafer kazandınız. Benim gibi ömrünü senelerden beri saflarınızın yanında geçirmiş olan bir silâh arkadaşınız ezilmiş, kahredilmiş düşmanın ricatinden (geri çekilişinden) sonra hakkınızda duyduğum takdir ve hayret, minnet ve şükranı ordunun her ferdi, memleketin her tarafından duyulacak kadar yüksek sesle söylemeğe lüzum gördüm. Sakarya boyunda verdiğimiz muharebe çok evvelki muharebelerimizde olduğu gibi ana vatanın yalnız bir köşesini ufak veya büyük bir parçasını tehlikeye düşürmüyordu. Orada biz bütün memleket, bütün varlığımız ve istiklâlimiz bahasına denecek kadar ehemmiyetli büyük bir muharebeye giriştik. Yirmi bir gün yirmi bir gece milletin istiklâl fikriyle bir milletin istilâ ve yağma fikri birbiriyle boğuştu. Sizin başını eğmeğe razı olmayan istiklâl fikriniz ilerleyen düşmanı ricate mecbur etti. Kızgın bir ufuk üzerinde tüten ve yanan yüzlerce köylerimizi arkasında bırakarak düşman ordusu ceza önünde kaçan bir cani gibi geldiği yerlere gidiyor. Hâlbuki o bir muharebe değil yalnız bir akın düşünüyordu. Fikir ve imanın kadiri mutlak kuvvetine kazandığınız zafer kadar büyük bir delil olmaz. Mazlum milletimizi tarihin en mühlik bir zamanında yeniden ışığa ve necata kavuşturan bu muharebede sizin Başkumandanınız olmaktan dolayı bir insan kalbi için mukadder olabilecek en derin saadet ve iftiharı duydum.

Kumandanlara: Tehlike büyüdükçe yükselen azim ve tedbiriniz, derin ve hassas zekâlarınızla muharebenin muvaffak bir surette sevk ve idaresinde gösterdiğiniz harikulade liyakat için,

Zabitlere: Trablusgarp, Balkan ve Cihan Harbinden henüz çıkmış iken bir ateşten diğerine geçerek milletin istiklâl mücadelesinde tuttuğunuz mevki, genç ve aziz başlarınızın üzerinde dönen yeni ölüme karşı gösterdiğiniz istihkar ve kalplerinizde ışıldayan ve bize zafer yolumuzu aydınlatan millet aşkı ve bütün bir heyecanla seyrettiğim sayısız kahramanlıklarınız için,

Neferlere: Kurtuluş için yaptığımız bu savaştan çok daha evvel sizi başka muhabere meydanlarında da tanımıştım. Dünyanın hiç bir ordusunda yüreği seninkinden daha temiz, daha sağlam bir askere rast gelinmemiştir. Her zaferin mayası sendedir. Her zaferin en büyük payı senindir. Kanaatinle, imanınla, itaatinle hiçbir korkunun yıktırmadığı demir gibi pak kalbin ile düşmanı nihayet alt eden büyük gayretin için minnet ve şükranımı söylemeği nefsime en aziz, bir borç bildim.

Sizin gibi Kumandanları, zabitleri neferleri olan bir millete yad elleri altında köle olmak mümkün değildir.

Bu defa Türkiye Büyük Millet Meclisinin hakkımda yeni bir rütbe ve unvan ile tecelli eden iltifat ve teveccühü doğrudan doğruya size racidir (aittir). Milletin verdiği bu rütbe ile yükselen ordu en şerefli, en ulu bir gaza ile mümtaz olan yine ordudur. Zaferden dolayı sizin kahramanlıklarınızla sizin gösterdiğiniz nihayetsiz fedakârlıklar bahasına kazanılan bu büyük muzafferiyetin millet tarafından takdirine delâlet eden bu rütbe ve unvanı ancak size izafe ederek bütün askerlik hayatımın en büyük sermaye-i iftiharı olarak taşıyacağım.

Cenabı Hak giriştiğimiz kurtuluş mücadelesinde şerefli silâh arkadaşlarıma kendilerini temyiz eden asaletin, civanmertliğin, kahramanlığın hakkı olan kati halâsı (kesin kurtuluşu) nasip etsin.”

O sırada İstanbul’da bulunan Annesi Zübeyde Hanım, 27 Eylül 1921 tarihinde oğluna Mareşal rütbesi ve Gazi unvanı verilmesi nedeniyle bir tebrik telgrafı çekmiş ve şunları söylemiştir:

“… Milletin hakkınızdaki bu sevgi ve itimadı (güveni), benim kadar kimseyi duygulandıramaz. Kız kardeşinle (Makbule) beraber alnından öperek ve bağrımıza basarak seni tebrik ederiz.”

Türk’ün Devlet, Vatan Kuran Zaferleri ve Sakarya

Selçuklu tarihinin dünya çapında uzmanlarından Hocamız Merhum Prof. Dr. Mehmet Altay Köymen, derslerinde ve makalelerinde yılların birikimi ile Türk tarihinin felsefesini yapardı. Onun normal tarihi olayların dışında devlet geleneğimiz ve Türk milletinin hasletleri konusunda tarih felsefesi bakış açısıyla ortaya koyduğu önemli tespitleri vardı. Bunlardan biri de Türk tarihindeki zaferleri sonuçları itibarıyla gruplandırması ve aralarındaki benzerliğe vurgu yapması idi. Hocamıza göre; Türk tarihinde öyle meydan muharebeleri vardır ki, sonunda devlet kurulmuştur, Dandanakan (1040) gibi... Öyle meydan muharebeleri vardır ki, sonunda vatan kurulmuştur, Malazgirt (1071) gibi… Öyle meydan muharebeleri vardır ki, sonunda vatan korunmuştur, Miryokefalon (Düzbel) (1176) gibi… Öyle meydan muharebeleri vardır ki, sonunda vatan kurtarılmıştır, Sakarya (1921) gibi…

Elbette rahmetli hocamızın bu tespiti, Türk tarihinin devamlılığı ve bütünlülüğü içinde yapılan bir tespittir. Şüphesiz Türk zaferleri sadece bunlardan ibaret değildir. Fakat tarihi çizgi içinde bakıldığında burada sayılan zaferlerin sonuçları bakımından Türkiye Türklüğünün “bekasına” doğrudan etki eden zaferler olduğu anlaşılmaktadır. Bunların arasına yine sonuçları ve hem Türk hem de dünya tarihine etkileri bakımından İstanbul’un Fethi, Varna, Niğbolu, Kosova, Mercidabık, Ridaniye, Mohaç gibi zafer ve seferler de konulabilir. Köymen Hocamızın zikrettiği meydan muharebeleri daha çok Türkiye’deki Türk varlığı bakımındandır. Burada “Türkiye’deki Türk varlığı” kavramının Ortadoğu, Kafkasya ve Balkanlardaki Türk varlığını da içine, etki alanına aldığını belirtelim.

İstiklal Savaşımızın tüm şehitlerine ve 100. Yıl itibarıyla tamamı ebedi âleme göçmüş olan tüm gazilerine Allah rahmet eylesin. Mekânları Cennet Olsun. Başta, Başkomutan Gazi Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere hepsinin manevi şahsiyetleri önünde minnet ve saygıyla eğiliyorum…

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Ali Güler - Mesaj Gönder --- Okunma


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Karamandan.com Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Karamandan.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Karamandan.com editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Karamandan.com değil haberi geçen ajanstır.


Danış Kitabevi bayan personel arıyor

Karaman Danış Kitabevinde çalıştırılmak üzere, en az lise mezunu bayan personeller alınacak. Başvuruların şahsen yapılması gerekmektedir.

03382127653 DANIŞ KİTABEVİ

KARAMAN Valide Sultan Mahallesinde Satılık Dükkan

Valide Sultan Mahallesi Abdülkerim Kılıç Caddesinde Özdoğan Camisi karşısı sokak içinde satılık 60 m2 Satılık Dükkan Detaylı bilgi ve gayrimenkulü ziy...

0(338) 213 40 72 EMLAK REYONU GAYRİMENKUL DANIŞMANLIĞI

Karaman Zembilli mahallesinde Satılık Dükkan

Karaman Zembilli Ali Efendi Mahallesinde 120 m2 Sağlık ocağı yanıda bulunan bodrumlu dükkan Eczane, Market, manav vb işler için uygun yüksek kira geti...

0(338) 213 40 72 EMLAK REYONU GAYRİMENKUL DANIŞMANLIĞI

Karaman Mahmudiye Mahallesinde Ara kat 3+1 Satılık Daire

Dairenin lokasyonu cumartesi pazarına yakın konumda, 4 katlı binanın 3. katında bulunmaktadır. Bina 2007 yılında yapılmış 14 yaşındadır. Satılık Daire...

0(338) 213 40 72 EMLAK REYONU GAYRİMENKUL DANIŞMANLIĞI

Karaman Ziya Gökalp Mahallesinde Satılık Lüks Daire

Dairemizin lokasyonu Karaman Valilik karşısındadır. Bina 3 katlı olarak toplamda 5 daire şeklinde inşa edilmiş, Ana cadde ile bina arasında yeşil alan...

0(338) 213 40 72 EMLAK REYONU GAYRİMENKUL DANIŞMANLIĞI

Karaman Kazım Karabekir Mahallesinde Satılık Daire

Kazım Karabekir mahallesinde 145 m2 3+1 yüksek giriş zemin kat satılık daire. Dairenin bulunduğu bina tek daire üzerine 4 kat olarak inşa edilmiş, bin...

0(338) 213 40 72 EMLAK REYONU GAYRİMENKUL DANIŞMANLIĞI

Karaman Külhan Mahallesinde Ultra Lüks 3+1 Satılık Daire

Bina her katta tek daire üzerine 4 kat olarak kurulmuş, daire 4 ncü katta bulunmaktadır. 165 m2 3+1 odalı dairenin giriş kapısı çelik, oda kapılar ise...

0(338) 213 40 72 EMLAK REYONU GAYRİMENKUL DANIŞMANLIĞI

Karaman 3. Toki Konutlarında Satılık Daire

Başakşehir Mahallesinde Satılık 2+1 Açık konsept Mutfak ve oturma odası mevcut. Satılık dairenin giriş kapısı çelik oda kapıları amerikan panel kapıdı...

0(338) 213 40 72 EMLAK REYONU GAYRİMENKUL DANIŞMANLIĞI

Karaman Zembilli Mahallesinde Satılık Daire

955 m2 arsa üzerine 400 m2 (brüt) alana sahip her katta 2 daire olacak şekilde, asansörlü olarak inşa edilmiş, binada toplam 2 adet dükkan 6 adet dair...

0(338) 213 40 72 EMLAK REYONU GAYRİMENKUL DANIŞMANLIĞI

Karaman Hacı Celal Mahallesinde Satılık Daire

Karaman Hacı Celal Mahallesinde Satılık Daire Bina 651 m2 arsa üzerine, her katta 2 daire olacak şekilde 4 katlı (Asansörlü ) olarak inşa edilmiş, bin...

0(338) 213 40 72 EMLAK REYONU GAYRİMENKUL DANIŞMANLIĞI

Karaman Markaları

Karamandan.com, Karaman ile özdeşleşen markaları ağırlıyor.

+90 (532) 765 24 01
Reklam bilgi

Anket Ülkemizdeki Mülteciler Sınır Dışı Edilmeli mi?