Reklamı Kapat

Taziyedeki Şenlik

Karamandan.com yazarı Abdullah Konuksever'in kaleme aldığı "Taziyedeki Şenlik" öyküsü...

“Yılmaz! Yılmaz! Yılmaz!” diye birisinin çağırmasıyla zorlukla gözünü açabildi. Karşısında amcası, gözü yaşlı halde kendine bakıyordu. Amcasının yardımıyla toparlanıp oturdu. Başı fena halde ağrıyordu, sanki darbe yemiş gibi zonkluyordu. Çevreye baktı. Oda, akraba, komşu ve tanıdıklarla doluydu. Yılmaz, neden bu kadar insanın kendine baktığını anlayamadı. “Bana ne oldu, sizin ne işiniz var burada?” dercesine sağa sola baktı. Galiba amcası, içinden geçenleri anladı.

- Yılmaz, yeğenim ne olur kendini toplarla artık. Ölenle ölünmüyor ki? Hayat devam ediyor, evin erkeğisin, evin direğisin. Annene sen bakacaksın artık, güçlü olmalısın… Hadi kendine gel. Ağabeyimi kaybettim. Benim üzüntüm bana yeter de artarda, bide senin acını yaşamayalım.

Hatırladı, az önce babasını toprağa vermişlerdi. Babası toprağın altında, kendi toprağın üstündeydi. Kendisi istese kalkıp her yere gidebilirdi, her yerde gezebilirdi, istediğini yapabilirdi. Acıkınca bir şeyler yiyebilirdi, susayınca bir şeyler içebilirdi. İstediğini giyebilirdi. Akşam olunca, ışığı açıp karanlıkta kalmayacaktı. Kışın üşüdüğünde ise sobanın yanına oturup ısınabilecekti. Canı sıkıldığında annesiyle, ablalarıyla, amcasıyla, arkadaşlarıyla dertleşebilecekti, içini dökebilecekti. Ya babası?

Babası şimdi, daracık, karanlık, soğuk bir çukurdaydı. Cansız, hareketsiz halde çürüyüp gidecekti. Bu gerçeği bir türlü kabullenemiyordu, içi daralıyordu. Ciğeri cayır cayır yanıyordu… Belki denizler dolusu su içindeki yangını söndürmeye yetmeyecekti. Yine nefesi daralıyordu, gözünün önü karalıyordu. Sanki biri imdadına yetişti.

- Evladım, ben arka sokaktaki caminin imamı Mustafa hocayım. Emir Allah’ın başın sağ olsun. Babana Allah’ tan rahmet diliyorum, size da sabırlar. Evladım, ben iki yıldır bu mahallede imamım. Geldiğim gün merhum babanla tanıştım, arkadaş olduk. Daha sonra dost olduk. Baban, şimdiye kadar tanıştığım o kadar insanların içinde belki de en iyisidir. Samimi söylüyorum, boş konuşmazdı. Yardıma ihtiyacı olana kesin yardım ederdi. Yaşım geçti demeyip eksik bilgilerini telafi etmeye çalışırdı. Her sabah gelip namazı camide kılardı, hem de huşu içinde. Anlatmak istediğim evladım, baban bu dünyada iyi bir insandı, öbür tarafta iyi muamele görecektir. Bundan hiç şüphen olmasın. Baban seni çok severdi, çok defa senden bahsetti. İyi bir evlat olduğunu anlattı, sana hep dua ederdi. Madem bu yaşa kadar iyi biri olarak geldin, sana babanın bir dostu olarak tavsiyem: doğruluktan, dürüstlükten, samimiyetten hiç ayrılma.

Hoca kısaca yapmış olduğu nasihatten sonra babasının ruhuna aşır okudu. Belki acılı olduğundandır, Kuranı Kerim okundukça içi ferahlıyordu. Mustafa hoca o kadar güzel okuyordu ki, içinden hocanın hatim etmesini istedi. Aşrı şeriften sonra sofra kuruldu.

Canı bir şey yemek istemiyordu ama ev sahibi olarak sofraya oturdu, babası öyle öğretmişti. Cenaze evindeki sofradan daha çok bayram yemeğine benziyordu. Annesi acılı gününde herhalde bu kadar yemek yapamayacağına göre, akrabaları ve komşuları getirmiş olmalıydı. Sofrada envaı çeşit yemek vardı. Yemek getirenler sanki sözleşmiş gibi ne kadar sevdiği yemek varsa, yapmışlardı. Gel gör ki, bir lokmayı bile yutamadı. Boğazında düğümlendi kaldı, öteye gitmiyordu. İçecek içerek zorla lokmayı yuttu. Başka lokma alamadı. İçi cayır cayır yanarken, bir şeyler yemek sanki işkence gibiydi. Daha fazla kendini zorlamadı ama sofradan da kalkmadı. Ara sıra azıcık da olsa soğukluktan yudumladı. Taziyeye gelenlerin nasıl iştahla yedikleri gözünden kaçmadı, sanki kıtlıktan çıkmış gibi atıştırıyorlardı. Uzaktan gelenleri veya sırf ayıp olmasın diye gelen konu komşuların aç kurt gibi yemek yemelerini anlayabiliyordu. Ya yakın akrabaları? Doğru dürüst çiğnemeden yuttukları o lokmalar nasıl boğazlarından kolaylıkla geçebiliyordu? Bu kadar iştahla yemek yenmesi acısını biraz daha artırıyordu. Hocanın verdiği nasihati hatırlamaya çalıştı:” Anlatmak istediğim evladım, baban bu dünyada iyi bir insandı, öbür tarafta iyi muamele görecektir. Bundan hiç şüphen olmasın” Biraz olsun rahatladı. Hoca sofra duası yaptı, ardından merhumdan bahsetmeye başladı. Yılmaz babası anlatılırken, hatıralara dalıp gitti.

Evin en küçüğü ve tek erkek evlat olduğu için babası kendisini çok severdi. Tek babası, değil annesi ve ablalarında göz bebeğiydi sanki. Babasıyla o güzel hatıraları film şeridi gibi gözünün önünden geçmeye başladı. İlk aklına gelenler: babasının boynunda gezdiği, beraber çarşıya gittikleri, babasının bazen dondurma, bazen limonata, bazen de tatlı aldığı. O zamanlar hiç dikkatini çekmemişti ama kendi hiç bir şey almazdı… Babası ikinci el bir bisiklet alıp oğluna binmeyi öğretmişti. Akşamları TV’de sinema veya milli maç varsa kesin babası yanına oturtur, beraber bakarlardı. En çok bayramları severdi; babası arife günleri kesin çarşıya götürüp yeni bir şey alırdı. Ya bir pantolon, ya bir çift ayakkabı, ya bir ceket, ya da bir gömlek… Yılmaz bazen pahalı şeyler isterdi ama çok parası olmadığını söyleyip kesesine uygun olanı alırdı. Yeni bir şey alınmadığı bir bayram hatırlamıyordu.

Babası belediyede şoför olarak çalışırdı. Çöp kamyonlarını kullanırken yanına Yılmazı kesin bindirmezdi ama hafriyat kamyonu kullandığında bazen bindirirdi. Bir defasında lüks arabanın biri kamyonun önüne durup araba sahibi babasına bağırıp çağırmış hatta hakaret bile etmişti. Meğer belediyede çalışan amirin biriymiş, babası hiç bir şey dememişti. O gün nasıl zor para kazandığını anlatıp okumasını tembih etti. Yılmaz, dağlar kadar büyük, devler kadar güçlü olan babasına birinin sırf makam sahibi diye bağırıp çağırmasına, babasının ise pasif kalmasına çok şaşırmıştı ama o gün bütün imkânları sonuna kadar zorlayıp okumaya yemin etmişti.

Amcasının oğlu Mete’nin çay vermesiyle yine düşüncelerden sıyrılıp odaya döndü. Kıp kırmızı, tavşankanı gibi kokulu çayı aslında çok severdi ama şimdi nasıl içecekti? Bir yudumdan fazla içemedi. Odadakiler çayı da hürrüp hürrüp içiyorlardı, belki de aşırı duygusallıktan hürrüpleyerek içiyorlarmış gibi geliyordu. Helva da verilince iyice rahatsız oldu, vatandaş sanki yıllardır helva yememiş gibi lüpür lüpür götürüyordu: “burası cenaze evi mi yoksa bayram yeri mi?” diye düşündü. Bir an evdekilerin kalkıp gitmelerini istedi. Güya taziyeye gelinmişti, güya acılı insanlara teselli vereceklerdi, güya içi yanan insanlarla ilgileneceklerdi… Nerde, vatandaş yeme, içme, yanındaki ile muhabbetle meşguldü. Caminin imamı hariç kimse gelip yanına bir kaç kelam etmemişti. İçeri girerken, tokalaşıp: “başın sağ olsun!” deyip bir yere oturuyordu. Taziyede bulunduktan sonra kalkıp gitmek bilmiyorlardı…

Karşıda konuşanların sesleri yükselince, ister istemez mevzua kulak misafiri oldu.

- Oğlum, bal gibi de penaltıydı işte. Yenilince itiraz edersiniz tabi!!
- Yok yaa! Her zaman ki gibi hakemi satın aldınız, yoksa o maçı nah alırdınız!

Maç muhabbeti yapanlar, Yılmazın kendilerine dik dik baktığını fark edince sustular. Sahi herkes kafa kafaya verip dibindekiyle bir şeyler konuşuyordu. Kulağı çok iyi işittiğinden dolayı dinlemeye başladı.

- Mehmet usta, muhtar adayı sen olmalıydın. O keriz bile aday oluyorsa, sen kesin seçimi kazanırsın.
- Geç kalmadıysam, olabilir aslında. Uyuz adamdan eksiğim yok, fazlam çok. Zaten benim oğlan işi evirip çeviriyor, boş vaktim çok. Tamam, bu işte ben de varım!

Yılmaz, yine daldı. Babasının ilgisi, alakası o kadar çoktu ki, 11 yaşına geldiğinde rahatsız olmaya başladı. Hiç terbiyesizlik etmedi ama mesafe koydu. İlkokul son sınıfta, sınavı kazanıp devlet bursuyla Ankara’da okumayı kazandı. Havada aradığını yerde bulmuştu, hem okuyacak hem de özgür olacaktı.

Ankara’da yatılı okulda okudu, çoğu hafta sonları Ankara’daki dayısının yanında kaldı. Ortaokulda okurken, yaz tatillerinde memlekete geliyordu. Okulun yeniden başlamasını iple çekiyordu. Memlekette olduğu dönemlerde başka mahallelere gidip bol bol top oynuyordu, akşam yorgunluktan hemen erkenden uyuyordu.

Lisede okurken, yaz tatilleri gelmemişti, lokantalarda garsonluk yapmıştı. Sadece bayram tatillerinde gelmişti.

Üniversiteyi devlet bursu ile okuyamamıştı, girdiği imtihanda yeterli puan alamamıştı. O günlerde emekli olmuş olan babası, emeklilik primini oğlunun eğitimine harcamıştı. 4 yıl Ankara’da bilgi sayar mühendisliği okuyup eğitimini tamamlamıştı. Ankara’da bir bankada işe girmişti. Son üç yıldır, bayram tatillerinde gelip bir gün sonra ya Ankara’ya veya da Akdeniz’e tatile gitmişti. Babası belli etmese de biricik oğlunun bu kadar mesafe bırakmasına üzülmüştü. Yılmaz kalkıp kafasını duvara vurmak istiyordu, ne olurdu sanki babasıyla daha fazla vakit geçirseydi. Yüzüne gülüp arkadan konuşan o kadar çok yalancı, sahte arkadaşları olmuştu ki, bu seviyesiz insanlara o kadar çok zaman ayırmıştı ki, şimdi bin pişmandı. Tek tesellisi, bu kadar mesafe koymasına rağmen babası demek halen kendini çok sevmiş, halen hep hayır dualarında bulunmuş…

Şimden sonra annesini yalnız bırakmayacaktı. Banka müdürü ile konuşup, memleketteki bir şubeye tayinini çıkarttıracaktı. Yardımcı olmazlarsa eğer istifa edip memlekette iş bulup çalışacaktı. Çok çalışıp ilk önce bir ev alacaktı, yıllarca kirada oturmaktan bıkmış annesine iyi bir evde rahat ettirecekti. Tercihi, bahçeli bir evdi. Annesi çiçek yetiştirmeyi çok severdi, gönlünce çiçek yetiştirebilecekti. Evet, hep kirada oturmuşlardı. Bazen bir yılda iki eve taşındıkları olurdu. Ya huysuz ev sahibi ya da sorunlu bir komşu yüzünden taşınmak zorunda kalmışlardı. Bu yüzden: evim, mahallem diye bileceği hiç bir yer yoktu. Bu yüzden memleketine ısınamamıştı. Çok taşındıklarından yıllar sonra halen görüşüp konuşabileceği çocukluk arkadaşı yoktu. Bir kaç arkadaşı olmuştu ama Ankara’ ya gittikten sonra onları bir daha göremedi.

- Yılmaz! Yılmaz!
- Efendim?
- Beni tanıdın mı? Ben Avni!
- Hayır tanıyamadım.
- Kan kardeşi olmuştuk, unuttun mu?

Yılmaz, karşında duran adama dikkatlice baktı. Hatırlamaya çalışırken, dikkati adamın pişmiş kelle gibi sırıttığı çekti. Adam sanki taziyeye gelmemiş, komedyenin yanına gelmiş gibi bir hâli vardı.

- Avni, sen misin? Ne oldu sana böyle, çok değişmişsin!
- Yılmaz ben sinir hastasıyım. Ha! ha! Yanlış anlama, çok çabuk heyecanlanıyorum ha! ha! Heyecanlanınca da beni gülme krizi tutuyor hahaha! Başın sağ olsun kan kardeşim hahaha!

Yılmaz, bir an ne yapacağını bilemediğinden sağına soluna baktı; hadi Avni’yi anladı odada başkaları da gülüyorlardı. Sanki Avni komedi hareketleri yapıyordu. Başına kaynar sular dökülmüş gibi oldu, daha fazla dayanamadı… Kendini dışarı attı… Kapıdan çıkıp dışarı çıkacaktı… Tam kapıyı açarken donup kaldı…

- Yavrum! Beni bırakıp nereye gidiyorsun?

Yılmaz, döndü kendini annesinin kucağına attı. Babasının öldüğünü duyduğunda gözyaşları sanki buz tutmuştu, hiç akmamışlardı. Donmuş gözyaşları beynini kemiren kurt gibi rahatsız ediyordu. Daha fazla dayanamadı hıçkıra hıçkıra ağlamaya başladı… Belki anne şefkati, anne sevgisi beynindeki buzu erittiği için ana kucağında ağladı, belki derdini tek annesi anladığı için ana kucağında ağladı, belki sadece annesi teselli edebileceği için ana kucağında ağladı, belki yıllardır baba ocağından ayrı kaldığı için ana kucağında ağladı….

Abdullah Konuksever

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Abdullah Konuksever - Mesaj Gönder --- Okunma


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Karamandan.com Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Karamandan.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Karamandan.com editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Karamandan.com değil haberi geçen ajanstır.


BİFA BİSKÜVİYE PERSONEL ALINACAK

GENEL NİTELİKLER VE İŞ TANIMI BİFA BİSKÜVİ VE GIDA SANAYİ A.Ş. Türkiye’nin ilk 200 büyük sanayi kuruluşu içinde yer alan Bifa A.Ş., 1962 yılından bu...

Fisandun Dereköy'de Satılık Hobi Bahçesi

Fisandun Dereköy'de 820 m2 Köy merkezine yakın konumda Dereye yakın mesafede. Yolu bulunan, araçla bahçe başına kadar ulaşım imkanı olan Yakın mesafed...

0(338) 213 13 33 GÜNEY EMLAK İNŞAAT

SATILIK HOBİ BAHÇESİ

Pınarbaşı Köyünde Karaman Merkeze 15 Km. Pınarbaşı Köyüne 2 Km. Anayola 15 Metre Mesafede Dere İle Sınır 12 Ay Boyunca Su Problemi Olmayan 766 M2 ve 1...

0(338) 213 13 33 GÜNEY EMLAK İNŞAAT

Karamanoğlu Mehmet Bey Mahallesinde 3+1 Satılık Daire

Karamanoğlu Mehmet Bey Mahallesinde 165 m2 3+1 site içinde Satılık Daire. Site içerisinde 3+1 odalı 165 m2 brüt 145 m2 net kullanım alanına sahip. D...

0(338) 213 40 72 EMLAK REYONU GAYRİMENKUL DANIŞMANLIĞI

Güney Emlak'tan Turkuaz City'de Satılık Daire

Üniversite ve hastaneye yakın konumda Urgan Mahallesi Turkuaz City Konutlarındaki 2+1 daire satılık. 11 katlı binanın 8. katı, 2+1 odalı, brüt 120 me...

0(338) 213 13 33 GÜNEY EMLAK İNŞAAT

Çarşı Merkezde 30 M2 Satılık Dükkan

Karaman Karademir Emlaktan Satılık Dükkan. Karaman Külhan Mahallesi Alparslan Türkeş parkı karşısı çarşı merkezde cadde üzeri 30 m2 doğu cephe. Dükk...

NAZMİ KARADEMİR/KARADEMİR EMLAK

Tabduk Emre Mahallesinde Satılık Apart

Karaman Karademir Emlaktan Satılık Apart Daire. Karaman Tabduk Emre Mahallesi.Oba düğün salonu civarı. Üniversiteye yürüme mesafesinde garaj üzeri 1....

NAZMİ KARADEMİR/KARADEMİR EMLAK

Karaman Beyazkent'te Satılık Arsa

Karaman Karademir Emlak'tan Satılık Arsa. Karaman Beyazkent mahallesinde 306 m2 standart proje 2 kat 100 m2 civarı daire ve garaj yapılır. Arsanın k...

0(338) 212 71 73 NAZMİ KARADEMİR/KARADEMİR EMLAK

NOKTA HATASİZ HYUNDAİ GETZ

2007 model 1.5 dizel 4 silindir en fulll vgt HYUNDAİ GETZ.. Henüz 105 binde... Bir değişen birkaç lokal boyalı Hep serviste bakımları yapılmış.. Hep...

GALERİ̇ NOKTA

SATILIK FİAT PANDA

HATASIZ MİNİ JİP 2005 model 1.2 benzinli FİAT PANDA DEĞİŞEN YOK HASAR KAYDI YOK Birkaç parça lokal çizik boyasi var Tüm bakımları yeni yapıldı Trigier...

GALERİ̇ NOKTA

Karaman Markaları

Karamandan.com, Karaman ile özdeşleşen markaları ağırlıyor.

+90 (532) 765 24 01
Reklam bilgi

Anket 18 Gün tam kapanma kararını yerinde buluyor musunuz?