Reklamı Kapat

Kerpiç koydum kazana poyraz ile kaynattım

Yunus Emre nerede doğdu, nerede yaşadı, nerede medfun? Her biri tartışmalı konular. Bütün bunların yanında bazı şiirleri de tartışma konusu olmuş. Yunus’a mı ait, hangi Yunus’a ait ya da bu şiirde ne anlatıyor? Soruları hep tartışıla gelmiş. Bu yazıda o şiirlerden birini konuşalım istedim.

Çıkdım erik dalına, anda yedim üzümü
Bostan ıssı kakıdı, der ne yersin kozumu.

Kerpiç koydum kazana poyraz ile kaynattım
Nedir, deyip sorana bandım verdim özünü

İplik verdim çulhaya sarıp yumak etmemiş
Becit becit ısmarlar, gelsin alsın bezini

Bir serçenin kanadın, kırk kağnıya yüklettim
Çifti dahi çekmedi, şöyle kaldı kazını

Bir sinek, bir kartalı salladı vurdu yere
Yalan değil gerçektir, ben de gördüm tozunu

Bir küt ile güreştim, elsiz ayağım aldı
Yıkıp bastıramadım göyündürdü özümü

Kaf Dağından bir taşı şöyle attılar bana
Öğlelik yola düştü, bozayazdı yüzümü

Balık kavağa çıkmış zift turşusun yemeğe
Leylek koduk doğurmuş, baka şunun sözünü

Yunus bir söz söylemiş, hiçbir söze benzemez
Münafıklar elinden örter mâna yüzünü

Bu şiir divanın Karaman nüshasında yok. Başka divanların kimisinde yer bulabilmiş. Dolayısı ile Bizim Yunus’a mı ait tartışmalı. Bu uzmanların alanına girer biz şiirin muhtevasına bir bakalım.

Anlaşılan sadece benim değil Ahmet Kabaklı’dan Niyazi Mısri’ye, Ali Nakşibendi’den Burseviye, Şeyhzade’ye kadar daha birçok âlimin de dikkatini çekmiş. Hadsizlik etmemek için bu zatların şerhlerini biraz yorumlayarak biraz da özetleyerek aktarmaya çalışacağım.

Önce kısa bilgiler paylaşmamız icap ediyor. Bu şiir tarzına tasavvuf edebiyatımızda şathiye denilir. Klasik edebiyatımızda ise latife ya da hezl olarak tasniflenir. Daha çok mizahi şiirler için kullanılır ama temelde ciddi mesajlarının olduğu kabul edilir.

Çıktım erik dalına anda yedim üzümü
Bostân ıssı kakıyıp der ne yersin kozumu

Bu ilk beyiti ile başlayan Yunus gazeli sadece edebiyat alanında değil felsefe ve sosyoloji alanı araştırmacılarının da dikkatle incelediği bir şiirdir. Burada tutarsız ve anlamsız gibi görünen mısralardan oluşan bu gazelin beş ayrı şerhini ele alarak âlimlerin vakıf olabildiği hikmetleri aktarmaya çalışacağız.

Şeyhzâde Şerhi:

Şeyhzâde Muhyiddin’e göre Yunus’un bu gazelinde, kendi derin tasavvufi âlemindeki öz halini ilan etmektir. Şeyhzâde, Yunus’un bu gazelinin zahir halinin, mecaz ehline şaka ve latife, batın halininse hal ehline, hakikat yönünden Hakk’ın zuhur ettiği yer olarak göründüğünü söyler. Beyitteki metaforları şöyle çözümler: Erik dalı ruh ağacı, üzüm vahdet şarabı, öküz (Bostan ıssını öküz ıssı olarak alır) beden merkebi, uğurluk yapan âşık ve maşuk, uğru olan kalp aynası, koz baş. Yunus aziz akıl sayesinde ruh ağacının dallarına çıkıp, sürûr akıl ile İlahî aşk şarabı içer. O şarabın sarhoşluğuyla bedendeki zahirî aklı yitirip öz vücudundaki hakikat varlıklarını cem edemediğini, bunun üzerine öküz ıssının yani Cenab-ı Hakk’ın onun sırrına hitap ederek nefsindeki arzuları, aklının rehberliğinde marifet suyuyla yıkayıp temizlediğini ve tevhit vasıtasıyla kalbini diğer renklerden arındırdığını söyler. Başka bir ifade ile; salik, aziz aklını başına toplayıp ruh ağacının dallarına çıkarak hakikî vahdet şarabını bulup içer ve bu şarabın sarhoşluğuyla Hakk’ın lütfuna erişir.

Niyazî-i Mısri Şerhi:

Niyazî-i Mısrî, Yunus’un bu beyitten muradının; şeriat, tarikat ve hakikate kendi bildiğiyle vasıl olacağını sananların durumunu temsil yoluyla beyan etmek olduğunu vurgular. Niyazî-i Mısrî, Yunus’un bu ilk beytini, zahirde her meyvenin bir tür ağacı olduğu gibi her amel ağacının da bir tür meyvesi olmasının işareti sayar. Mesela zahir ilmi için şeriat ilimlerine, batın ilmi için mürşit, zikir, az yeme, az konuşma ve az uyumaya, hakikat ilmi için de dünya, ukba ve varlığı terke ihtiyaç vardır. Niyazî-i Mısrî’ye göre, erik, üzüm ve ceviz; şeriat, tarikat ve hakikate tekabül eder. Eriğin dışı yenip içi yenmediği için, zahirî amele misaldir. Üzüm hem yendiği ve hem de ondan türlü türlü nimetler elde edildiği için batınî amele misaldir. Ancak batın amelin içinde bir miktar riya ve kibir çekirdeği vardır. Hint cevizi hakikate misaldir, çünkü cevizin içinde yabana atacak bir şey yoktur ve nice hastalığın da şifasıdır. Bu izahtan sonra Niyazî-yi Mısrî, ‘kim bir meyve talep ediyorsa onu kendi ağacından talep etmelidir, hükmüne varır. Erik isteyen erik ağacından, üzüm isteyen bağdan, ceviz isteyen ceviz ağacından istemelidir. Üzümü erikte arayan ahmaktır ve o ahmak boşa zahmet çekmektedir. Niyazî-yi Mısrî’ye göre, zahir ilminin iyisini kötüsünü bilmek isteyen bunu, şeriattan isteyip fıkıh kitaplarına bakmalı, batın ilminin iyisini kötüsünü, iniş ve çıkışını bilmek isteyen mürşidin telkinine, isimlerin usulüne, gönül kitabına ve rüya yorumlarına müracaat etmelidir. Hakikat ilminin zevk ve halini bilmek isteyen mürşid-i kâmilin terbiyesini talep eder.

Bursevî Şerhi:

Bursevî, erik ve üzümü Niyazî-i Mısrî gibi, zahir ve batının amel ve halleri olarak ele alır ve takvada İlahî öğretiyi, zahiri ameldeyse ledün ilminin içinde sayar. Üzüm lezzetini tatmak isteyen önce erik ağacına çıkmalı ki oradan üzüm tahsiline yol bulsun. Bursevî, eriği, Hakk’ın Celal, üzümüyse Cemal renkleri sayar. Bursevî’ye göre ceviz, dört tabaka içermesi yönünden mertebeler olarak yorumlanmalıdır. Ceviz ağacı, irşada muktedir mürşidi işaret etmektedir. Bostan sahibinin gelmesi, mürşidin müride teveccühü ve kemale gidişinin bildirilmesidir. Dört tabaka şeriat, tarikat, marifet ve hakikattir. Bunlardan ikisi beden, ikisi ruh hükmündedir. Şeriat ve tarikat kemal bulmadıkça hakikat ve marifet sırrının feyzi zuhur etmez. Bursevî, ikinci bir açıdan erik, üzüm, ceviz gibi meyve ağaçlarını, varlık bahçesinde baş gösteren taayyün ve tecelliler olarak değerlendirir. Onların her birinin küllî ve cüzî isimlerden Hâkim ve Kayyumu vardır. Üçüncü açıdan ise beytin iddiakar şeyhler ve taklitçi müritler hakkında alay ve azar muhtevası taşıdığına inanır. Yunus bu yolla, erik dalında üzüm bitmeyeceğini, tarikat sahibi olan iddiacının erik gibi zayıf olan haline üzüm demesiyle üzüm olmayacağını ve yalın kat zevke, ceviz gibi kat kat mertebedir diye konuşmasının manasız düşeceğini belirtmiştir. Çünkü birbirini uçuran iddiacı ve taklitçi menzil ve mertebelerden habersizdirler.

Ali Nakşibendî Şerhi:

Nakşibendî şerhinin niteliği oldukça öz bir karakter taşımasıdır. Nakşibendi üzerinde olduğumuz beyit bağlamında, sadece içerdiği metaforları çözüp geçer ve herhangi bir yorum yapmaz. Ona göre, erik ve üzümden kastedilen riyakâr amel, bostandan kastedilen ehlullah, cevizden murat ise hakikat ilmidir. Zira ceviz şeriat, tarikat, marifet ve hakikat amellerini kendinde toplar.

Ahmet Kabaklı

1.Çıkdım erik dalına, anda yedim üzümü  Bostan ıssı kakıdı, der ne yersin kozumu?

Bu ilk beyit, bütün şathiyenin anahtarıdır. Daha iyi anlamak şu beytini de hatırlayalım:

Şeriat, tarikat yoldur varana 
Marifet hakikat ondan içerü”

İşte bu beyitte “erik” (sırf dışı yenildiği ve içinde kocaman bir çekirdek bulunduğu) eder. şeriât’ı, zahiri (dış) bilgiyi temsil eder. “Üzüm” tamamı yenildiği ama yine de içinde ufacık bir yabancılık çekirdeği bulunduğu için tarikatlı, bâtıni (iç) bilgiyi anlatır. Ceviz (koz) ise, dış kabuğu atılıp özü yendiği için sırf hakikate misaldir. Burada anlatılan şey: Bir insan şeriattan giderek tarikatla veya tarikat ‘ten yürüyerek marifet ve hakikate ulaşamaz. Bunların her biri ayrı yollar, ayrı yöntemler ister. Burada anlatılan şey: Bir insan şeriattan giderek tarikata veya tarikatken yürüyerek marifet ve hakikate ulaşamaz. Bunların her biri ayrı yollar, ayrı yöntemler ister. Şu halde, erik dalına çıkıp üzüm yemeğe kalkan kişi gülünç olur. Onunla da kalmaz, başkasının hakkına tecavüz etmiş sayılır. Nitekim “hakikat bahçesinin” sahibi olan “mürşid-i kâmil”, böyle bir kimseye kızarak, “sen ancak erik veya üzüm yemeğe ehliyetli olduğun halde benim kozumu ne hakla yiyorsun?” diye onu azarlar. Tıpkı hukuktan diploma alan birinin muayenehane açarak hasta bakmasına izin verilmeyeceği gibi.

2- Kerpiç koydum kazana, poyraz ile kaynattım Nedir? Deyip sorana bandım verdim özünü

Bu beyitte, üşütücü, soğuk kelimeler, bir sıcaklığı, hattâ muhabbeti taklit yoluyla yapmak isteyen kişiyi yermek ve kınamak için kullanılmıştır. ’’Kerpiç” çamurdur, yenmez: yiyeni hasta da eder.

“Poyraz” yemeği pişirmeye değil ancak soğutmaya, dondurmaya yarar. Böyle olduğu halde… Bir işin (tarikat ve hakikatin da) yolunu yordamını öğrenmeden kendi kendine ustalık taslamaya “ermeye” kalkan kişi, işte böyle gülünç, münasebetsiz duruma düşer. Kazana koyduğu çamuru poyraz ile kaynatarak bir şeyler yapmış görünür. “Ne o, ne pişiriyorsun?” diyene de ermiş gibi davranarak bir parça tattırır. Çünkü bir insan hüneri ne ise, ne yapabiliyorsa, karşısındakini de onunla kandırabileceğini zanneder. İnsan kendi kendisini aldatmasın bir kere…

Bu beyitte, Allah’ın ilhamı, mürşidin irşadı, ustanın bilgisi olmaksızın emeksiz, gayretsiz ve çilesiz çalım satmaya kalkışan ham ruhlu kimseler taşlanmaktadır.

3- İplik verdim çulhaya, sarıp yumak etmemiş  Becit becit ısmarlar: Gelsin alsın bezini

Bu beyitte “Çulha-bez dokuyucu” kâmil olmadığı halde, mürşitlik peşinde koşan, kendini etrafa öyle yutturan kişinin çevreye verdiği zarar ve ümitsizlik anlatılmaktadır. Burada “iplik” .olgunlaşmak üzere, mürşide, üstada gönderilen aday (talip)tir. Üstad geçinen kişi onun, dağınıklığını derleyip tek’e (vahdet) ulaştıran bir “yumak” yapacağına… Bunu kabiliyeti olmadığı için onu bol keseden “olmuş, ermiş” gibi göstermektedir.

Talipleri Allah’a bağlamak (ipliği yumak yapmak) sonra “insan-ı kâmil (dokunmuş bez) haline getirmek iddiasında iken, -onu boş yere oyalayan, sonra da vakti gelmeden ( becit becit) sen Tanrıya ulaştın” diyerek dervişini şımartan bir şeyhin (hocanın-ustanın) burada taşlandığı görülüyor.

4- Bir serçenin kanadın, kırk kağnıya yüklettim  Çifti dahi çekmedi, şöyle kaldı kazını

Bu beyitte serçenin kanadı, ermiş, yücelmiş kişileri temsil eder. Kırk kağnı ise, onu anlayamayan, çekemeyen, ham ruhlu, dar görüşlü kimselerdir. Hakikat ehli, kanatlıdır, “melekût âlemine” doğru uçan kanattır. Toprakta kalıp yürümeye gıcırdamaya mahkûm olan ise vergisiz fakat iddialı yaratıklardır.

Burada “serçe kanadı” manevi değerin, cevherin sembolüdür. Bir elmas cevheri ile sözgelişi seksen kağnı yükü kereste alınabilir. O zaman da (maddî manada) kırk kağnı (veya katır) serçe kanadının bahası olan bu yükü, gerçekten çekemez.

5- Bir sinek, bir kartalı salladı vurdu yere  Yalan değil gerçektir, ben de gördüm tozunu

Bu beyitte: Sinek (veya an) hiç dikkati çekmediği halde büyük olgunluk ve cevher taşıyan ermiş, olgun, Tanrı sevgilisi kişi için misâlidir. Kartal ise, yüksek mevki sahibi, çok zengin, gösterişçi, âlim geçinen, üstelik de olgun, ergin (fakir, perişan kılıklı) tarikat, hakikat ehlini hor gören kimseleri anlatır. Nitekim arı, bal yapan, kartal ise, gösterişine rağmen “leş yiyen” bir hayvandır. Sineğin, kartalı nasıl yere vurduğu sorulursa: Bir ilim ve hakikat bahsi açılmış, yapılan tartışmada o fakir kılıklı olgun ve yetkin derviş gösterişçi (kartal) zatı, yerinden kalkamayacağı bir şekilde yenmiş, bilgisizliğini ortaya koymuştur.

6- Bir küt ile güreştim, elsiz ayağım aldı  Yıkıp bastıramadım, göyündürdü özümü

Bu beyit, arif ve olgun kişinin kendi nefsi ile mücadelesini ve bütün gayretine rağmen ona yenilişini ifade eder. Şehvet, para, mevki, gurur, refah gibi hırslara kaynak olan nefis, sürekli denetlemediği ve ezilmediği takdirde en kâmil insanları bile yerden yere vurabilir. Şairin “küt” dediği, kör kötürüm nefistir. “Elsiz” dediği ise, ateşten, hırstan yaratılmış şeytandır. Onlar, irade ile güreşmekte ve bazen üstün çıkmaktadırlar. Yunus onları hakkiyle başaramadığı için, yüreğinin yandığını samimiyetle söylemektedir.

7- Kaf dağından bir taşı şöyle attılar bana  Öğlelik yola düştü bozayazdı yüzümü

Bütün yüce veliler gibi Yunus da, Allah’ın ilhamı ile (bazen) mânasını herkesin kolayca anlayamayacağı sözler söylemektedir. Çoğu evliya gibi, bu yüzden canı yanmış, anlayışsız kimselerin maddi, manevi taşlan, kendisine atılmış olabilir. Her çağda olduğu gibi, o zaman da, kendisini âlemin nizamını korumaya yetkili sanan ham ervahlar bulunmuş ve her düşünceyi, her hikmeti yasak etmeye çalışmışlardır İşte Yunus Kaf Kafdağı” diye, burnu Kafdağı’nda olan bu beylik çiftlik bekçilerini alaya alıyor. Bunlar, bana da gurur dağlarından bir taş fırlattılar ama denk getiremediler. Taşları “öğlelik” (öğle güneşi savunmak altında) apaydınlık yola düştü. Neredeyse kendimi kalmadı. için “sır açmaya” mecbur edeceklerdi fakat lüzum kalmadı. Yüzümün perdesi sır hicabı bozulmadı.

8- Batık kavağa çıkmış zift turşusun yemeğe Leylek koduk doğurmuş, baka şunun sözünü!

Beyitte vergili bir Allah yakını olmadığı halde kendisini öyle göstererek halkı aldatmaya çalışan, riyakâr ve cahil “mürşit” taslağının hali anlatılmaktadır. Balık, Allah bilgisi ve sevgisidir. Fakat onun yeri “birlik, vahdet” denizi olmak gerekirken burada “kavağa çıkmıştır.” Kavak sadece gösteriştir; boy pos demektir. Sahte mürşit (kavağa) kendini göstermeye çıkmış, orada “zift turşusu” yemektedir. Yani, hem kendine, hem de halka hoş gelmeyen, samimiyetsiz, temelsiz, basit şeyler söylemektedir…

Bu adamın halini Yunus “leyleğin, koduk (sıpa) doğurmasına benzetmekledir. Tasavvuf derinliği ve zevki ancak leylek gibi meçhule sefer eden ulu kuşlara yaraşır. Oysa bu teşbihte, onun yerine bir sıpa (koduk) almaya kalmaktadır. “Bakın şunun sözüne!“ diye eğlenmektedir.

9-Yunus bir sor söylemiş, hiçbir söze benzemez Münafıklar elinden örter mana yüzünü

Bu beyit, bütün şiir için bir açıklama, ipucu vermektedir. Yunus, her sırrın, herkese açıklanamayacağını belirterek, bu şathiyedeki gibi üstü kapalı (sembolik) konuşmayı tercih ettiğini söylemektedir. Bu üslup “erenler meclisi” ne uygun düşmekte ve münafıkların şerri de böyle önlenmektedir.

Tüm bu yorumlara baktığımızda âlimlerin ortaya koyduğu farkındalıklar, bizlerin dünyaya ne kadar sığ baktığımızın delili niteliğinde. Şiirlerinde bireyin kendisiyle, canlı cansız mahlûkatla ve Yaratıcı ile olan münasebetini konu alan Yunus Emre başta olmak üzere, edebi ve irfani geleneğimizin temsilcilerinin eserlerini, yapılan tahliller ışığında tekrar tekrar okumakta fayda var.

ADEM KOCATÜRK

  1. KAYNAKLAR
  2. Ziya Avşar, Yunus Emre’nin Erik Dalına Çıkan Dört Şarih. Türk Yurdu Dergisi Mayıs 2012 - Yıl 101 - Sayı 297
  3. M. Nazif Hoca, Meşâribü’l-ervâh, İstanbul 1974, s.124.
  4. Serrâc-ı Tûsî, elLüm’a, 1960, s.422.
  5. İsmail Fennî, Vahdet-i Vücûd ve Muhyiddin-i Arabî, 1928, s.208-209.
  6. Âmil Çelebioğlu, Hz. Mevlânâ’ya İzafe Edilen Bir Gazelin Şerhi, Mevlânâ Bildirileri, Konya 1982, s.26-30.
  7. Süleymaniye ktp. Esat Ef. Bl. no: 1461, Mecmu’a İstanbul Ün. Ktp. TY. 4015 yk. 66b-98b.
  8. Şerh-i Gazel-i Yûnus Emre, Topkapı TY. Kat. H. 303.
  9. Mecmu’a, Süleymaniye ktp. Esat Ef. Bl. no: 1521, yk. 26b-41a.
  10. Mecmu’a, Millî ktp. No: 392, K 156b-158b.
  11. Necla Pekolcay-Emine Sevim, Yunus Emre Şerhleri, KBY. Ankara 1991.
  12. Ahmet Kabaklı (Tercüman, 23 Kasım 1975)

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Adem Kocatürk - Mesaj Gönder --- Okunma


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Karamandan.com Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Karamandan.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Karamandan.com editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Karamandan.com değil haberi geçen ajanstır.

01

N.BAŞTOKLU - ADEM ABİCM...YUNUS EMRE DÜNYALIDIR....ÜMMETİN MALIDIR...ŞU MİZAHA BAK HER BEYİTİNE OTUR KİTAP YAZ YUNUS DUASI MAKBUL EVLİYAULLADAN BÜYÜK BİR ZATTIR...BİZ NE KADAR TANIYORUZ NE KADAR HİSSEDARIZ NE KADAR YUNUSUZ...EDEBİYAT FAKÜLTESİ OKUMADIĞIMA PİŞMAN ETTİN BENİ SELAM DUA....

Yanıtla . 4Beğen . 0Beğenme 04 Mart 08:05

Karamanoğlu Mehmet Bey Mahallesinde 3+1 Satılık Daire

Karamanoğlu Mehmet Bey Mahallesinde 165 m2 3+1 site içinde Satılık Daire. Site içerisinde 3+1 odalı 165 m2 brüt 145 m2 net kullanım alanına sahip. D...

0(338) 213 40 72 EMLAK REYONU GAYRİMENKUL DANIŞMANLIĞI

Güney Emlak'tan Turkuaz City'de Satılık Daire

Üniversite ve hastaneye yakın konumda Urgan Mahallesi Turkuaz City Konutlarındaki 2+1 daire satılık. 11 katlı binanın 8. katı, 2+1 odalı, brüt 120 me...

0(338) 213 13 33 GÜNEY EMLAK İNŞAAT

Çarşı Merkezde 30 M2 Satılık Dükkan

Karaman Karademir Emlaktan Satılık Dükkan. Karaman Külhan Mahallesi Alparslan Türkeş parkı karşısı çarşı merkezde cadde üzeri 30 m2 doğu cephe. Dükk...

NAZMİ KARADEMİR/KARADEMİR EMLAK

Tabduk Emre Mahallesinde Satılık Apart

Karaman Karademir Emlaktan Satılık Apart Daire. Karaman Tabduk Emre Mahallesi.Oba düğün salonu civarı. Üniversiteye yürüme mesafesinde garaj üzeri 1....

NAZMİ KARADEMİR/KARADEMİR EMLAK

Karaman Beyazkent'te Satılık Arsa

Karaman Karademir Emlak'tan Satılık Arsa. Karaman Beyazkent mahallesinde 306 m2 standart proje 2 kat 100 m2 civarı daire ve garaj yapılır. Arsanın k...

0(338) 212 71 73 NAZMİ KARADEMİR/KARADEMİR EMLAK

NOKTA HATASİZ HYUNDAİ GETZ

2007 model 1.5 dizel 4 silindir en fulll vgt HYUNDAİ GETZ.. Henüz 105 binde... Bir değişen birkaç lokal boyalı Hep serviste bakımları yapılmış.. Hep...

GALERİ̇ NOKTA

SATILIK FİAT PANDA

HATASIZ MİNİ JİP 2005 model 1.2 benzinli FİAT PANDA DEĞİŞEN YOK HASAR KAYDI YOK Birkaç parça lokal çizik boyasi var Tüm bakımları yeni yapıldı Trigier...

GALERİ̇ NOKTA

Su tesisat ve elektrik personelleri alınacak

Antalya'nın Manavgat ilçesinde çalıştırılmak üzere; su tesisat ve elektrik ustaları ile kalfaları işe alınacaktır. Ustalar için aylık 3000TL + lojman...

0543 848 4880 FİKRET EĞİLMEZ / QUANTUM AYDINLATMA

Yurtpet Petrole Personel alınacak

Karaman Yurtpet Petrol'de istihdam edilmek üzere personel alınacak. İstasyonumuzda çalıştırılmak üzere akaryakıt satış elemanları ve market elemanl...

YURTPET PETROL

Karaman Markaları

Karamandan.com, Karaman ile özdeşleşen markaları ağırlıyor.

+90 (532) 765 24 01
Reklam bilgi

Anket Karaman kurumlarının Covid-19 mücadelesini başarılı buluyor musunuz?