Reklamı Kapat

Emanet ve Ehliyet

Benim gençliğe ilk adım attığım yıllar yani liseye başladığım ve kabıma sığmadığım yıllar. 1988-1989 lise 1. sınıftayım. Liseyi Amasya Gökhöyük Ziraat...

Benim gençliğe ilk adım attığım yıllar yani liseye başladığım ve kabıma sığmadığım yıllar. 1988-1989 lise 1. sınıftayım. Liseyi Amasya Gökhöyük Ziraat Meslek Lisesi’nde okudum.  O zaman Kurumlar sınavı yapılırdı ortaokulda. O sınavla yerleşmiştik bizde bu okula...

Lise dört yıl, biz ilk varmışız okula. Gariban gariban geziyoruz teneffüs ve boş zamanlarda. Bir buçuk saatlik iki etüd oluyor akşamları ders çalışmak için. O vakitlerde; ders çalışan çalışıyor, kimisi gürültü yapıyor, kimisi de bir şeyler okuyor.

Ortaokulda Mehmet ÖNER isminde Aladağ tarafından bir din dersi öğretmenimiz vardı. Onun bazı telkinleri benim kışları namaz kılmama ve ramazanda oruç tutmama bir hayli etkili olmuştu. Lisenin ilk günlerinde de baktım bir kaç arkadaş namaz kılıyor. 

-Ben niye kılmıyorum ki? Dedim Kendi kendime. Yeni bir şehir, yeni bir mekan, tanımadığın bir sürü insan ve 24 saat onlarlasın. İlk zamanlar yalnız hissediyorsun. Yalnızlık beni Allah’la birlikte olmaya doğru yönlendirdi ve o günlerde başladım bende tekrar namaz kılmaya.

Bu olaylar 1988 Eylül ayında falan olurken Kasım ayında o yıllarda Astsubay olan abim okula beni ziyarete geldi. Onunla Amasya’ya gittik bir kaç saat gezdik. (Amasya’ya gittik diyorum, çünkü okul ile şehrin arası yaklaşık 20 km.) Abimle gezerken abim kitap okuyup okumadığımı sordu bende:

- Pek okumuyorum dedim.

Kendisi de yatılı okulda okuduğu için o bu okulların yapısını iyi biliyor tabiki. Kitap okumamı tavsiye etti ve;

- Okulun kütüphanesi vardır orada okuyacak epey kitap bulursun dedi. Bende;

- Gidince bir bakıp sorarım dedim. Boş zamanın çok olur okumak seni geliştirir falan diye nasihat etti. Sonuçta tecrübesi var. 

O yıllarda Ahmet Günbay YILDIZ ve Hekimoğlu İsmail’in kitapları revaçta. Bana bazı yazar ve kitap ismi falan söyledi ve velhasıl O, akşam geri döndü. Bende okula döndüm ve doğru kütüphanenin yolunu tuttum. Kütüphanede gerçekten çok kitap vardı ve bende abimin bahsettiği kitaplardan 8-10 tane bulmuştum. 

İlk okuduğum kitap Ahmet Günbay YILDIZ’ın Yanık Buğdaylar romanı idi. Bu vesileyle başladı okuma serüvenim ve o gün bu gündür okumaya devam ediyorum hamd olsun. Emanet ve Ehliyet ismi ve kavramıyla da o yıllarda 1989 senesinde tanışmış oldum. Bunlar duyduğumuz ve bildiğimiz kelimelerdi ama bu şekilde bir kalıp olarak ve kavram olarak o yıllarda öğrenmiş oldum. 

Yusuf KERİMOĞLU isminde bir yazarın iki ciltlik bir fıkıh kitabının adı olarak karşıma çıkmıştı bu kavramlar. O kitabın hemen hemen tamamını o yıllarda okumuştum. Sonra birde Kelimeler ve Kavramlar kitabı vardı aynı yazarın. Peki:

Emanet neydi, Ehliyet neydi?

Biz emaneti genel olarak bir kişinin belli bir süreliğine koruması veya sahip çıkması için yada bir işini görüp geri getirmesi için verilen mal veya emtia olarak biliriz.

Ehliyet ise, bir şeyi veya işi yapabilme-becerebilme yetisi olarak karşımıza çıkar daha çok. 

Bu pencereden bakınca tanımlar ve algımız doğruydu ama bu kavramları oturttuğumuz yerle ilgili bir sorun vardı. Taşlar tam olarak yerine oturmuyordu ve bu benim için sıkıntı oluyordu.

İşte benim hayatımın dönüm noktası tamda bu zamanlarda yani 1989 yılında başlamaktadır. Benim için İslami Hareket 1989 da başlamıştı. 1988-89 da tanışmış ve 1989-90 da hareketin bir ferdi olmuştum. O gün bu gün bu yolda yürümekteyiz Elhamdulillah.

O yıllarda okurken bazı şeyleri keşfetmiştim. Mesela ilkokulu bitirdiğim yıl 3-4 ay Kur’an Kursuna gitmiş ve Kur’an okumasını öğrenmiştim ama hiç bir şey anlamıyordum. Hatta kursta bizi kursa gelen bir kaç imam hatipli öğrencinin eline bırakmışlardı. Hocanın tanıdığı bu öğrenciler biraz yaramazdı. Beni kurstan Kur’an dan namazdan uzaklaştırmışlardı.

Oysaki ben Kur’an la yıllar sonra lisede yeniden tanışacak ve yeniden Müslüman olacaktım. Daha doğrusu Kur’an-ı anlamaya ve bize ne mesaj verdiğini o vakit kavramaya başlayacak ve bu benim hayatımdaki dönüm ve devrim noktası olacaktı.

Emanet neydi o vakit daha iyi anlayacaktım. Ehliyeti de tabi. Esas emanetin can emaneti olduğunu ve bu can karşılığında yüklenen yükün ve ağır olan emanetin ise esas büyük emanet olan din emaneti olduğunu. Dağların taşların dahi kabul etmediği, param parça olduğu ama insanın kabul ettiği emaneti. 

Emanette esasın; aslına bir zarar gelmeden hakkıyla sahip çıkılarak esas sahibine teslim edilmesi gerektiğini.  Emanetin emin ve iman ile aynı kökten geldiğini ve güven ifade ettiğini. Herkese her şeyin emanet edilmemesinin nedeninin bu olduğunu. Bazen insanların bu şekilde denendiğini, işte o zamanlar anlamıştım. Yani Kur’anla tanışmaya başladığım zamanlarda.

Emanetin ehliyet sahibi insanlara verilmesi gerektiğini de o yıllarda öğrenmeye başlamıştım. Liyakatli insanların genellikle ehliyet sahibi olduklarını da. İnsanların bir isme sahip olmalarının o insanları ehliyet sahibi yapmadıklarını yani bir belgesinin olmasının o insanı sahip olduğu belge alanında uzman, iş bitirici, akıl, fikir üretici yapmadığını ve dahası birileri tarafından bu şekilde pazarlanmasının da onu kurtarmadığını hep o yıllarda öğrenmeye başlamıştım. Bunları ise bana hep Kur’an ve dolayısıyla Allah Rasulü’nün hayatı öğretiyordu.

Hayat ilerledikçe çok şey görmeye başlamıştım bu alana dair. Ama genellikle kamuoyuna malolanlar hep olumsuz örneklerdi. İşini düzgün yapmayan hukukçu, mühendis, doktor, siyasi, idareci, vs. vs. Hepsinin elinde belki ehliyetli olduklarını gösteren bir belge vardı ama ehliyetleri maalesef yoktu. Bunun asıl nedenini ise kafalarındaki emanet bilinci oluşturuyordu. Herkes sahip olunan şeyin kendine ait olduğunu düşününce “emanet” bilinci havaya uçup giderek buharlaşıyordu. 

Öyle değil miydi ki zaten. Diplomayı kişinin kendisi almıştı. Parayı kişinin kendisi kazanmıştı. Malı mülkü kim vermişti ki? Hepsini kendisi kazanmıştı. Başkasının bunda nasıl bir payı olabilirdi ki? Makam kişinin kendisi tarafından elde edilmişti. Kaç takla atmış, kaç el etek öpmüştü oraya varmak için. Bunlar kolay şeyler değildi. Herkes yapamaz dı, bu konuda ehliyetliydi çünkü!? O nedenle, makama oturunca eline yüzüne bulaştırıyordu.

Bunu da Kur’an öğretmişti bana. Bahçe sahiplerinden bahsediyordu mesela, Ad, Semud kavimlerinden bahsediyordu. Doyumsuz İsrailoğullarından. 

Ben o yıllarda Emanet ve Ehliyet’in ne kadar önemli olduğunu anlamıştım anlamaya ama o zamandan beri hayatımda bu ikisinin hiç para etmediğini yani insanlar arasında geçer akçe olmadığını da yaşayarak öğrendim. Emanetin bu toplumda herkesin ağzında müslümanlık olduğunu gördüm ama ehliyetin...

Sahi insanlık için gerekli mi bunlar?…

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Muhammed Çağlıyan - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Karamandan.com Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Karamandan.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Karamandan.com editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Karamandan.com değil haberi geçen ajanstır.



Anket Karamandan.com yeni tasarımını nasıl buldunuz?