Reklamı Kapat

Ey İman Edenler! İman Edin

“Ey iman edenler! İman edin.” (Nisâ, 4/136) hitabını anlamanın ehemmiyeti günümüzde daha net ortaya çıkmıştır, dersek yanılmış olmayız. Bu hitap asırl...

“Ey iman edenler! İman edin.” (Nisâ, 4/136) hitabını anlamanın ehemmiyeti günümüzde daha net ortaya çıkmıştır, dersek yanılmış olmayız. Bu hitap asırlar öncesinden, tüm asırları kuşatıcı ve asr’a yemin eden yaratıcının, asrın insanlarına ve bilhassa müminlerine uyarıcı mesabesindeki emridir.

Her devrin şartları kendine özgüdür. Her devir kendine haiz imkanlar derecesinde değerlendirilmeli ve o zamanın şartlarını göz önüne alan bir eleştirinin süzgecinden geçmelidir. Bugünün perspektifi ile düne bakmak hem bugüne hem de düne yapılacak en büyük zulüm olacaktır. Zira hayat şartları her geçen gün farklılaşmaktadır. Bu aynı zamanda hayatın statik olmadığının ve dinamik bir hüviyete sahip olduğunun da delilidir. Ancak bütün bunlara rağmen önceki paragrafta geçen ayetin mesajının dün olduğu gibi bugünde canlılığını koruması dikkate şayandır. Bu ayetin mesajına eğilecek olursak bize şunu söylemek istediğinin idrakine varmamız uzun sürmeyecektir: Ey insan, insan ol!

Allah insanı değerli bir varlık olarak tavsif ederek onu şereflendirmiş ve yeryüzünde kendisine halife kılmasıyla da ona büyük bir sorumluluk yüklemiştir. Bu aynı zamanda yaratıcının yarattığına şahit olmasıdır, ki şahit olanın azametine bakarak şahit olunana yüklenen sorumluluğunun ağırlığı insanın insan olmasının da kolay olmadığına en güçlü delildir. Sorumluluğun yüklenilmesi, ağırlığı ölçüsünde zor ise de imkansız değildir. Ancak bu sorumluluktan kaçmanın yollarını arayan insan, kendi zihninin ve bilgisinin ürettiği değerlere sığınmış, o değerlerin çizmiş olduğu dünyanın içinde kendisine yeni bir din inşa etmiştir. Yahudiliğin tecsime, Hristiyanlığın İsa’yı ilahlaştırması hatasına karşılık günümüz insanı da insanı yarı tanrı mesabesine çıkararak yaratıcının yüklemiş olduğu sorumluluktan kaçma yoluna gitmiştir. Neticede asıl vazifeden uzaklaşarak sapkınlığa dalan insan, insan olmanın şerefinden mahrum kalmıştır. Burada sorumluluk bilincine sahip olmanın aynı zamanda Müslüman olmakla eş değer olduğunu belirtmemiz yerinde olacaktır. Böylece insan olmanın ilk şartının da aynı zamanda Müslüman olmaktan geçtiği anlaşılır. Bu da “Ey iman edenler! İman edin.” emrini “Ey insan, insan ol!” şeklinde anlamamızı mümkün kılmaktadır.

İnsan olmanın Müslüman olmaktan ve Müslümanlığın da sorumluluk bilinciyle donanmaktan geçtiği anlaşıldıktan sonra sıra çağımızda nasıl insan kalınacağı meselesine gelir. Modern zaman olarak isimlendirilen günümüz; hakikatin paramparça edildiği, dünyevileşmenin had safhaya çıktığı, hedonist bir anlayışın hüküm sürdüğü, imaj ve propagandanın salih davetin önüne geçtiği, bilgi kirliliği ile zihinlerin kirletildiği, zehirli ideolojilerin kolaylıkla dimağları iğdiş ettiği ve doğru ile yanlışın, güzel ile çirkinin birbirine karıştığı ve insan olmaktan uzaklaştıkça bütün bu girift durumu farketmenin zor olacağı bir dönemdir. Dolayısıyla böyle bir dönemde insan olmak zor olsa da zorluğu ölçüsünde de değerlidir.

Modern zamanın insanının üretmiş olduğu bilgi, zamanla hakikati parçalamış ve hakiki olan hakikate tutunan insanı hem kemiyet hem de keyfiyet bakımından olumsuz yönde etkilemiştir. Hakikatin ölçüsü daima vahiy olmuştur. Bu vahyin suyu ile beslenen bilgi neticesinde üretilen değerlerin vesilesi ile medeniyetler inşa edilmiş ve çağın ihtiyaçlarına, çağın koşulları da gözetilerek doğru cevap verilebilmiştir. Bu hakikatin tek olduğunu gösterir. İnsanın ürettiği bilginin de hakikate bağlılığı mesabesinde değerli olduğu da modern zaman öncesi insanının bildiği ve kabul ettiği bir şeydi. Ancak modern zamanın hümanistik felsefesinin inşa ettiği insan, hakikati subjektifleştirmiş ve bireysel tecrübeler neticesinde elde edilen bilgiyi hakikat olarak kabul etme yanlışına düşmüştür. Bu da bilginin olabildiğince görecelileşmesine neden olmuştur. Zamanla subjektifleşen hakikat, sahibinin gücü derecesinde güçlenmiştir. Dolayısıyla “Güç kimdeyse hakiki hakikat ondadır” anlayışı çağımıza egemen olmuştur. Gücün yanlış ellerde bulunması da hakikatin yanlış yorumlanıp anlaşılmasına kapı açmıştır. Bugün gücü elinde bulunduran dünya görüşünün ortaya sunmuş olduğu gerçekleri(!), gerekçelerini sorgulama ihtiyacı hissetmeden kabul ediyor olmamız, çağın hakikat anlayışını ne denli tahrif ettiğinin delilidir. “Dünya Coronavirüs salgınının daha on yıl daha etkisini sürdüreceğini söylemektedir. Dolayısıyla insanoğlu bu salgın ile yaşamaya ve buna göre tavır almaya mecburdur. Aşıların tüm dünyada yaygınlaştırılması ve sağlık için aşısız insanın kalmaması elzemdir” ifadesinde olduğu gibi bütün bu yargıyı kabul ettirmek için en genel ifade olan “dünya” kelimesinin kullanılması dikkate câlibdir. Şayet bu kavrama eğilecek olursak “dünya”nın aslında bütün dünya olmadığını ve kendisini egemen güç olarak gören batı dünyası olduğunu anlarız. Neticede onlar güçlüdür ve onların bilimleri, değerleri, ortaya koydukları hakikattir ve öyle olmak zorundadır(!). Sorgulamadan, çağın gerçeklerini anlamadan ve de tarihten ibret almadan modern zamanda “insan” olarak yaşamak zor değil, imkansızdır. Çünkü günümüz bilimini “tek doğru” kabul etmemiz ve bize aktarılırken kullanılan “İsviçreli bilim adamları…” ile başlayan tamlamanın devamında gelen yargıları kabul etmemiz bizi insan olmaktan uzaklaştıracaktır. Bu durum aynı zamanda Müslüman olma durumumuzu da tehlikeye atmaktadır. Bu işin şakası yoktur! Modern zamanda Afrika, Güney Amerika, Ortadoğu ve hatta Çin dışında Asya hiçbir zaman “dünya” olarak kabul edilmemekte ve değerleri, bilimleri, hakikatlerine kulak verilmemektedir. “Dünya” olarak sadece dünyanın ufak bir bölümünün kabul edilmesi çağımızın en büyük sorunlarındandır. Bu da “Ey insan! İnsan ol!” emrinin ne kadar değerli olduğunu bir kez daha ortaya koyar.

Modern zamanda Müslüman olmak ya da çağımızda insan kalabilmek başlığına layık bu yazı dizimizin ilkini kaleme almış bulunuyoruz. Yazının hacmini genişletmemek için modern zamanda insan/Müslüman olmanın sorunlarına eğilmeye başka yazılarımızda devam etmek amacını taşıdığımızı beyan etmek isteriz. İlk yazımızı modern zamanda insan/Müslüman olmanın hakikatin parçalanmışlığı karşısında uyanık olmak ve hakiki hakikatin ne olduğuna dair çıkarımda bulunmak üzerine ayırdık. Yazımızı ilk paragrafın başında yer alan Nisâ suresinin hitabıyla bitirmek yerinde olacaktır: “Ey iman edenler! İman edin.” (136).

FATİH GİLİK

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Fatih Gilik - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Karamandan.com Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Karamandan.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Karamandan.com editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Karamandan.com değil haberi geçen ajanstır.

01

Usta - hoş olmuş,zamanımızın sorunu olan bir konu.yazıyı biraz daha yaşlı vatandaşlarımızın anlayacagı yani halkdilinde olsa daha hoş olur

Yanıtla . 0Beğen . 0Beğenme 19 Şubat 00:49


Anket Karamandan.com yeni tasarımını nasıl buldunuz?