Reklamı Kapat

İslam Tarihinde İlk İktidar Mücadelesi

Merhabalar kıymetli okuyucular; uzun süredir sizlerle buluşamıyorduk. İslam Tarihi alanında yüksek lisans yapmaya başladım. Derslerin yoğunluğu, hayat...

Merhabalar kıymetli okuyucular; uzun süredir sizlerle buluşamıyorduk. İslam Tarihi alanında yüksek lisans yapmaya başladım. Derslerin yoğunluğu, hayat meşgaleleri derken biraz sizlerden uzak kaldım. Lakin karamandan.com’un yeni yüzüyle birlikte bende yeniden bismillah diyerek köşemde ki yerimi aldım. Sizlerin karşısına zaman zaman kitap değerlendirmeleriyle de çıkacağımı belirtmek istiyorum. Keyifle okuyacağınızı ümit ediyorum.

Bu yazımızda değerlendireceğimiz kitap, Cem Zorlu’nun ‘’ İslam Tarihinde İlk İktidar Mücadelesi’’adlı kitaptır. Öncelikle yazarımızı bir tanıyalım değil mi?

Cem Zorlu 9 Temmuz 1963'te Konya Ereğli'de doğdu. Babasının adı Süleyman, annesinin adı Sebla'dır. Selçuk Üniversitesi İlahiyat Fakültesini bitirdi. Aynı üniversitede yüksek lisans ve doktorasını yaptı. Selçuk Üniversitesinde araştırma görevlisi olarak göreve başladı. İslam Tarihi dalında doçent, 2007 yılında da profesör oldu. Almanya, Mısır, Ürdün, Azerbaycan'da eğitim öğretim faaliyetlerinde bulundu. İÜ İlahiyat Fakültesinde bir yıl süreyle Dekan olarak görev yaptı. Yayınlanmış 6 kitabı bulunmaktadır.

24. Dönemde Türkiye-AB Karma Parlamento Komisyonu ve İslam Konferansı Örgütü Parlamento Birliği Üyesi oldu.24. Dönem AK Parti Konya Milletvekili olan Necmettin Erbakan Üniversitesi Ahmet Keleşoğlu İlahiyat Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Cem Zorlu, 2547 sayılı Kanunun 13’üncü ve 3 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesinin 2’nci, 3’üncü ve 7’nci maddeleri gereğince Necmettin Erbakan Üniversitesi Rektörlüğüne atandı. Çok iyi düzeyde Arapça, iyi düzeyde Almanca ve İngilizce ile az düzeyde Farsça bilen Zorlu, evli ve 2 çocuk babasıdır.

Yazarın dili sade ve anlaşılır, üslubu akıcıdır. Takip ettiği yöntem ise hüküm vermekten ziyade ulaştığı rivayetleri inceleyip yorum yaparak belli tercihlerde bulunmaktır. Konuları ele alırken başta Taberi olmak üzere bütün tarih kitaplarından, Yakubi ve İbn A’sem gibi Şii tandanslı yazarlardan, Buhari ve Müslim olmak üzere pek çok hadis külliyatından, Mezhepler tarihi ile ilgili eserlerden, edebiyat kitaplarından ve çağdaş araştırmalardan istifade etmiştir.

İslam tarihinin sosyal, siyasal, ekonomik ve toplumsal anlamda en mühim dönemi Hz. Peygamber’in yaşadığı dönemdir. Çünkü bu dönem vahyin kontrolünde şekillenmiştir. Hz. Peygamber’in vefatıyla birlikte vahiy kesintiye uğramış, karşılaşılan problemlere karşı müdahale edebilecek dini bir otorite kalmamıştır. Artık yaşanan problemlerin çözümü Müslümanların insiyatifine bırakılmıştır. Burada karşılaşılan en büyük sorun ise bir lider ve iktidar seçimi olmuştur.

İslam Tarihinde ilk iktidar mücadelesi başlığını taşıyan bu kitap bir çok okuyucu tarafından Hz. Ali ve Hz. Muaviye arasındaki mücadeleleri konu edineceği zannını uyandırmış olabilir. Aksine yazarın savunmak istediği temel tez sahabe arasında meydana gelen ilk halifeyi seçme hususunda yaşananların bir iktidar mücadelesi olup olmadığıdır. Nitekim yazar yaşanan bu olayları İslam Tarihinde ki ilk iktidar mücadelesi olarak görmektedir. Yaşanan bu olayların Müslümanların hafızasında kötü hatıralar bırakmamış olması ve işin kan dökmeye varmamış olması yazara göre insanlar tarafından ilk iktidar mücadelesi olarak algılanmamasına sebep olmuştur. Bu temel tezini ise iktidar mücadelesine yüklediği anlam çerçevesinde savunma yoluna gitmiştir. Yazara göre iktidar mücadelesi siyasi gruplaşmaların yaşandığı, farklı şahsiyetlerin aday olduğu, karşılıklı propaganda vb. aktivitelerin yaşandığı mücadelenin adıdır. Hz. Ebubekir’in halife seçilmesi olayında bu zikri geçen şartların hepsi mevcut olduğundan iktidar mücadelesi olarak değerlendirilmiştir.

Kitabın giriş kısmında iktidar ve siyaset kavramları, Araplarda kabilecilik anlayışı ve işlevselliği, Kuran’ın siyasi anlamda getirdiği prensipler ve Hz. Peygamberin yönetim anlayışı ve uygulamaları ele alınmıştır. Birinci bölümde Hz. Peygamberin ahiret yolculuğuna hazırlanması ve başta kırtas hadisesi olmak üzere Hz. Peygamberin hastalığı sırasında yaşanan olaylar ele alınmıştır. İkinci bölümde Hz. Peygamberin vefatı ve Hz. Ebubekir’in halife seçilmesi ele alınmıştır. Son bölümde ise Muhacirlerin ve Hz. Ali’nin Hz. Ebubekir’e biati konuları ele alınmıştır.

Yazar Medine’de kurulan İslam devletini, başında bir peygamber bulunmasından ve Allah’ın vahiy aracılığıyla zaman zaman olaylara müdahale etmesinden dolayı iktidarın kaynağı açısından sonraki siyasi sistemlerden farklı kabul etmiş ve yarı teokratik bir devlet olarak tanımlamıştır. Yazar, Hz. Peygamber’in kendisinden sonra halife seçilecek kişiyi belirlememiş olmasını ve yönetim şeklinin nasıl olacağı hususlarını ümmetine bırakmasını isabetli bulmuştur. Siyasal ve sosyal şartlar rejim değiştirmeyi gerekli kıldığında Müslümanların bu sert ve kesin hükme uyma konusunda sıkıntı çekecekleri yazar tarafından beyan edilmiştir.

Hz. Peygamber’in hastalanması, beraberinde bazı önemli olayların yaşanmasına kapı aralamıştır. Bu olaylardan en önemlisi de kırtas adı verilen hadisedir. Kırtas hadisesi Hz. Peygamber’in hastalığının ağırlaştığı bir sırada kağıt ve kalem istemesi, Hz. Ömer’in de aralarında bulunduğu bazı sahabîlerin buna gerek olmadığını, Resulullah’ın hastalığının şiddetlenmesi yüzünden böyle bir talepte bulunduğunu, Allah’ın kitabı ve Hz. Peygamber’in sünnetinin kendilerine yeteceğini söylemiş, bazı sahabilerin ise bu durumun aksi kanaatte bulunmalarından dolayı gelişen tartışmalar yüzünden Resulullah, sahabeye kendisini yalnız bırakmalarını söylemiştir. Bu olay Sünni ve Şii kaynaklarda farklı varyantlarla nakledilmiş ve yorumlanmıştır.

Biz burada Kırtas hadisesi hakkında başta tanıtımını yaptığımız kitabın yazarı olmak üzere birkaç farklı yazarın görüşlerini beyan etmek istiyoruz. Gayemiz meselenin daha iyi anlaşılmasıdır. Yazarımız Kırtas hadisesi hakkında İslam Tarihinde fırkalar tarafından üzerinde pek çok yorumun yapıldığı bu olay, tarafgir bir gözle bakılmadığı takdirde ahirete intikali yaklaşmış olan bir peygamberin aile meclisinde son tavsiyelerini yazmak için bir kağıt kalem istemesinden öte hiçbir siyasi nitelik taşımamaktadır. Siyasi bir bağlamda ele alınan bu olay, gerçekten Hz. Peygamber’den sonraki devlet başkanının tayini ile ilgili olsaydı mutlaka neticesi alınır ve bu şahsiyet yazılı bir belge ile belirlenirdi.

 Mehmet Salih Arı Kırtas hadisesi ile alakalı; Hz. Peygamberin hastalığının on üç sürmesi, yazı malzemesinin Perşembe günü istenmesi, Hz. Peygamber’in Pazartesi günü hayata gözlerini yumduğuna göre bu olaydan sonra en az üç gün daha yaşaması, Hz. Peygamberin rahatsızlığı esnasında aklî muvazenesizlik emareleri gösterdiğinden bahseden hiçbir rivayet olmaması, o zaman çok sayıda sahabi hazır bulunmasına rağmen, Abdullah b. Abbas’tan başka diğer hiçbir sahabînin olayla ilgili tartışmalara sebep olacak bir rivayetinin olmaması ehemmiyeti haizdir gibi tespitlerde bulunmuş, olayın yaşandığı zaman on üç veya on dört yaşlarında bir delikanlı olan Abdullah b. Abbas’ın olay yerinde olma ihtimalini zayıf bulmuştur.

Şaban Öz ise Kırtas hadisesi ile ilgili rivayetleri tenkit ettiği makalesinde Abdullah b. Abbas’ın on veya on üç yaşında da olsa gördüklerini hatırlayabilecek seviyede olduğunu belirtmiştir. Yine sonuç kısmında Kırtas hadisesi râviler açısından olmasa bile içerisinde barındırdığı ifadeler itibariyle, tarihi gerçekliği –İbn Sa’d özelinde- yoktur. Rivayetin işlenişi ve kullanımı açısından olaya baktığımızda ise haberin Şia tarafından imal edildiğini, değişik dönemlerde tadilata tabi tutulduğunu söyleyebiliriz şeklinde bir çıkarımda bulunmuştur.

Hz. Peygamberin hastalandığı dönemde vuku bulan bir diğer önemli olay ise Hz. Ebubekir’i imam tayin etmesidir. Bu imam tayin etme mevzusu daha sonraları yaşanacak olan iktidar mücadelesinde Hz. Ebubekir’in lehine bir delil olarak sunulacaktır. Bu hususta da yazarımız önemli tespitlerde bulunmuştur. Bizim dikkatimizi çeken husus ise Hz. Peygamberin Hz. Ebubekir’i namaz kıldırmakla görevlendirilişini fiili bir durumdan kaynaklandığını söyleyerek Hz. Peygamber’in imam olarak atadığı her zat halife olacaksa Medine dışına çıkarken de imam olarak tayin ettiği pek çok şahsın potansiyel halife olması gerektiğini zikretmesidir.

Zorlu, birinci bölümün sonunda netice olarak ‘’ Hz. Peygamber ne yazılı ne de sözlü herhangi bir vasiyet bırakmamıştır. O, sadece son günlerinde bazı hususlara ümmetinin dikkatini çekmiş ve bazı tavsiyelerde bulunmuştur; bu tavsiyelerinde de kendinden sonra ki halifeyi açıkça belirleyen ifadeler bulunmamaktadır. ’’ şeklinde konuyu bağlamıştır.

Hz. Peygamberin vefatı ile birlikte sahabenin önde gelenleri Hz. Aişe’nin evinde toplanmışlardı. Hz. Peygamberin yakın dostları ve akrabaları olan Muhacirler, Hz. Peygamber’in naaşı ile uğraşırken Ensar, kendi aralarında bir seçim yaparak devlet başkanlığını ele geçirme çabası içerisindeydiler. Yazarımız bu hususta Ensar’ın tavrını ‘’Halife seçimi için ilk atağın Ensar’dan gelmesi, kendi şehirleri Medine’de kurulmuş olan bu devletin ötekilerden (Muhacirlerden) çok, kendilerine ait olduğu düşüncesinden kaynaklanmış olabilir’’ şeklinde yorumlamıştır. Hz. Ömer’in yapılan bu toplantıyı haber almasından sonra olayın seyri değişmiştir. Hz. Ömer yanına Hz. Ebubekir’i alarak, toplantı yapılan yere gider. Ensar, aday olarak Sad b. Ubade’yi belirlemiştir. Sad b. Ubade İslam’a yaptıkları hizmetler dolayısıyla hilafet makamına hakları olduğunu ileri sürmüştür. Hz. Ebubekir ise Ensar’ın bu hizmetini kabul ederek Muhacirlerin de ilk Müslümanlardan ve Peygamber’in akrabaları olduğunu Kureyş’in bütün kabileler arasında denge olduğunu, Arapların Kureyş’e tabi olacaklarını ifade eder. Hz. Ebubekir ‘’Sizi Ömer veya Ebu Ubeyde’ye biat etmeye davet ediyorum. Hangisini isterseniz onlardan birine biat ediniz’’ diyerek sözlerini bitirir. Bu konuşmalara baktığımızda Ensar’dan olan Sad b. Ubade olaya Medine açısından bakarken Muhacirlerden olan Hz. Ebubekir ise, meseleye Hicaz bölgesi ve Araplar açısından bakmaktadır. Bu hilafet tartışmalarıyla alakalı Mehmet Atalan gündemde nass ve tayin fikrine rastlanılmadığını bütünüyle Araplardaki sosyal hayatı belirleyen kabilecilik anlayışı çerçevesinde gerçekleştiğini iddia etmektedir.

Bu hilafet tartışmaları sonucunda Hz. Ebubekir halife tayin edilmiştir. Ensar’dan bir tek Sad b. Ubade biat etmemişti. Olayın gerçekleştiği günden bir gün sonra Salı günü Mescid-i Nebevide Hz. Ebubekir’e genel biat gerçekleşmiştir.

Kitabın son bölümünde ise Muhacirler ve Hz. Ali’nin biatı mevzu bahis yapılmıştır. Burada Hz. Ali’nin biatı meselesine yoğunlaşılmıştır. Yazarımız Hz. Ali’nin Hz. Peygamber’in defin işleriyle meşgul olmasından dolayı ilk gün biat edemediğini zikretmişti. Yazarın dikkat çekmek istediği husus bütün kaynaklarda er ya da geç Hz. Ali’nin biat ettiğidir. Hz. Ali’nin biatı ile ilgili rivayetleri iki grupta ele almıştır. Birinci grup rivayetler, Hz. Ali’nin genel biatın yapıldığı Salı günü Hz. Ebubekir’e biat ettiğini söylemektedirler. İkinci grup içerisinde topladığımız rivayetler ise Hz. Ali’nin biatını geciktirdiğini ifade etmektedir. Ancak bu gruptaki rivayetler, bu gecikmenin süresi konusunda bir bütünlük arz etmezler.

Yazarımız Hz. Ali’nin biatı hususunda ki rivayetleri tek tek incelemiştir. Biz burada hem Biatı ilk anda yaptığını savunan yazarımızın görüşünü aktaracağız hem de gecikmeli olduğunu savunan bir görüş aktaracağız. Yazarımız ‘’Hz. Ali’nin Hz. Fatıma ile birlikte Resulullah’ın vefatından bir gün sonra halife sıfatıyla Hz. Ebubekir’e gelerek Hz. Peygamberin mirasını istemesi onun otoritesini tanıması ve yöneticiliğini benimsemesi anlamına gelmektedir ki İslam devletinde de bu ancak biat etmekle olur’’ şeklinde bir görüş beyan ederek biatını ilk anda yaptığını savunmuştur. Şaban Öz ise ‘’Hz. Ali’nin ilk andaki şaşkınlığını, hayal kırıklığını attıktan sonra beyat ettiğini savunmuş Tarihçilik açısından yanlış bir yöntem olduğunu kabul etmekle beraber, bir süre tayininde bulunacak olursak da en erken bir iki hafta en geç bir iki ayla sınırlı zaman dilimi verebiliriz’’ şeklinde görüş beyan etmiştir.

Yazarın dili sade ve anlaşılır, üslubu akıcıdır. Takip ettiği yöntem ise hüküm vermekten ziyade ulaştığı rivayetleri inceleyip yorum yaparak belli tercihlerde bulunmaktır. Konuları ele alırken başta Taberi olmak üzere bütün tarih kitaplarından, Yakubi ve İbn A’sem gibi Şii tandanslı yazarlardan, Buhari ve Müslim olmak üzere pek çok hadis külliyatından, Mezhepler tarihi ile ilgili eserlerden, edebiyat kitaplarından ve çağdaş araştırmalardan istifade etmiştir.

Sonuç olarak ilk iktidar mücadelesi adını verdiğimiz yukarıda mevzubahis edilen olaylar karşısında sahabenin örnekliğini her aşamada görmekteyiz. Her şartta ahlaki ilkeleri çiğnemeden kan dökmeden can yakmadan ilk halife seçimini gerçekleştirmeyi başarmışlardır. Sad b. Ubade biat etmese dahi zorluk çıkarmaması ve ortaya fitne ateşi atmaması takdire şayandır. Yine aynı şekilde Hz. Ali’de kırılganlığına rağmen Hz. Ebubekir’e biat etmesi vakarlı bir duruş sergilemesi bizlere örneklik teşkil etmektedir. Yazarımız eserinde bahsi geçen konuları titizlikle ele almış, sonuç olarak anlattığı konuları bizlere gayet açık ve net bir şekilde anlatmayı başarmıştır.

TURGUT KAHVECİ

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Turgut Kahveci - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Karamandan.com Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Karamandan.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Karamandan.com editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Karamandan.com değil haberi geçen ajanstır.



Anket Karamandan.com yeni tasarımını nasıl buldunuz?