Reklamı Kapat

Mezardan Çıkarıp Kafatasını Ölçtüler

YUNUS EMRE DİYE BİR İSKELETİ MEZARDAN ÇIKARIP KAFATASINI ÖLÇTÜLER… Türkiye’de bir dönem kafatası ölçümleri yapıldı.

YUNUS EMRE DİYE BİR İSKELETİ MEZARDAN ÇIKARIP KAFATASINI ÖLÇTÜLER…

Türkiye’de bir dönem kafatası ölçümleri yapıldı. Küçümsenecek bir çalışma değil, 64 bin kişinin kafatası ölçüldü. 2 bin kadar mezar açılıp, buradan çıkarılan iskeletlerin de kafataslarının ölçüleri alındı.

Önce bu konuyu özetleyerek geçelim. Atatürk’ün manevi kızı ve Türk Tarih Kurumu’nun kurucusu Afet İnan, 1936 yılında, bütün memlekette büyük ölçüde antropometrik bir anket yaptırmak istediğini Atatürk’e söyler. Atatürk bu fikri uygun görür. Manevi kızına, hükümetle görüşmesini söyler.

Başbakan İsmet İnönü’dür. İnönü, Afet İnan’ın araştırmasıyla ilgilenmeleri için Savunma, Milli Eğitim ve Sağlık Bakanlarına emir verir. İsviçre’den 10 takım ölçü aleti ithal edilir. Kafatası, boy ve kilo gibi 23 ölçüm için Türkiye 10 bölgeye ayrılır, 10 ekip oluşturulur. Ekiplere askerlerin yanı sıra bir doktor ve bir sağlık memuru da dâhil edilir.

Ekipte görev alacak personele, Türkiye’nin ilk antropoloji profesörü olan Şevket Aziz Kansu tarafından kurs verilir. Araştırma için hazineden mühim miktarda para ayrılır. (Dönemin Avrupa’sını ve dünya görüşlerini hatırlayın)

Çalışma 10 ay sürer. Anadolu ve Rumeli’nin dört bir tarafından 64 bin kişinin kafatası ve bazı vücut ölçümleri yapılır. Aralarında Mimar Sinan’ın da olduğu bazı mezarlar açılır ve bunların kafatası ölçümleri yapılır. Mimar Sinan’ın kafatası o günlerde kaybolur.

Şimdi TÜİK olarak hizmet veren kuruluş o dönemde Devlet İstatistik Müdüriyeti’dir. Araştırmanın verileri burada günlerce süren çalışmalar sonucu işlenir.

Bu çalışmalar Afet İnan tarafından 1947 yılında “Türkiye Halkının Antropolojik Karakteri ve Türkiye Tarihi - Türk Irkının Vatanı Anadolu (64.000 kişi üzerinde anket)” ismiyle kitaplaştırılır.

Kitaptaki araştırma sonuçlarına göre, Laz, Kürt, Çerkez fark etmeksizin Türkiye’de bir ırk birliğinin bulunduğu ve Türk halkının kafa yapısının “Brakisefal” olduğu, kafa karinesi 80’in altında olanların Türk olamayacağı belirtilir.

Araştırma sonuçlarına göre, Türkler “Türkiye’de yaşayan halkın çoğunluğu orta boylu, kafa karinesi bakımından yuvarlak (brakhi) kafalıdır. Gözler muntazamdır. Mongoloit tesir pek azdır. Burunlar düzdür. Cilt nadiren çok esmerdir. Gözler açık, hatta ekseriyetle çok açıktır. Saçların çoğunluğu orta yani kestane rengindedir. Şu halde Türkiye halkı umumiyetle ‘Homo Alpinis’ denilen Avrupa’nın büyük beyaz ırkına mensuptur.”

Böyle bir iklimin hakim olduğu dönemde Yunus Emre’nin Eskişehir Mihalıççık İlçesi’ne bağlı Sarıköy’de kabul edilen mezarının nakli gündeme gelir.

Maarif Vekaleti’nden Ankara Etnoğrafya Müzesi Müdür Muavini Kemal Güngör (Kafatası ölçümleri kursu veren Prof. Dr. Şevket Aziz Kansu’nun asistanı) başkanlığındaki heyet, 28 Haziran 1946’da Cumartesi saat 9.30’da Sarıköy’e gelir. 

Heyette Yunus Emre hayranı ve araştırmacı Halim Baki Kunter (Yunus Emre Derneği Başkanı), Müzeler Genel Müdürlüğü’nden Raci Temizer, Yunus Emre Oratoryosu’nun bestecisi Ahmet Adnan Saygun (Yunus Emre Derneği Genel Sekreteri), Fotoğrafçı Hasan Bıçakçı, Bayındırlık Müdürü Fasih Onarman, Maarif müdürlüğünden bir kişi ve yeni anıtın inşasını yapan müteahhit Yüksek Mühendis Mesud Gün bulunmaktadır. Sarıköy’de Mihalıççık Kaymakamı ve Jandarma Kumandanı ile Sarıköy İmamı Ali Efendi ve Sarıköy Muhtarı da heyete dahil olur.

Halim Baki Kunter yapılan işlemleri söyle rapor eder:
“Aynı günün akşamına kadar kazının her aşaması fotoğraflarla kaydedilmiş, Kemal Güngör kemikleri topraktan alarak birer birer inceleyerek ölçmüştür. Bu kemikler büyük bir sandukaya konularak üzeri mezardan çıkan topraklardan örtülerek sonra sanduka kapatılmış ve tekrar eski mezara yerleştirilmiştir. İşte bu suretle hazırlanan sanduka 6 Mayıs 1949 günü yapılan bir törenle buradan alınıp yeni mezara yerleştirildi.”

28 Haziran 1946 Cumartesi günü Eskişehir’in Mihalıççık ilçesine bağlı Sarıköy’de bulunan Yunus Emre zaviye ve türbesinde Yunus Emre’ye atfolunan mezarın açılmasıyla çıkan iskelete ait raporda şunlar yazar: “Yunus Emre’ye ait olduğu söylenen bu mezar Ankara-Eskişehir demiryolu hattı üzerinde Sarıköy istasyonundan 1300 metre mesafede kâin Sarayköy’ün 300 metre kadar güney batısındaki mezarlık civarında ve Demiryoluna muvazi (hatta 6 metre mesafede) olarak çamur harçlı ve dere taşlarından yapılmış kagir yapı içindedir. Yunus Emre zaviye ve türbesi 1337 (1921) Yunan işgalinde yanmış olup bu yapı aynı yerde sonradan yapılmış ve üzeri sazla kapatılmış ise de tren hattı üzerinde olması hasebiyle makineden çıkan kıvılcımlarla üzerindeki sazlar yanmış olduğundan hâlen yalnız bu kaba taş duvar örgüleri ayaktadır. Mezar, haricen alelâde (orada bulunabilecek eski ve yeni taşlarla) taş ile örtülüdür. Hatta bu taşlar arasında Bizans veya Selçuk devrinden kalma işlenmiş mermer taş parçaları da vardır.” 

Bu sözlerle başlayan raporun devamında mezarın açılması ile ilgili ayrıntılara yer verilmiştir. Raporda ‘zeminden 25-30 cm. derinlikte kafatasına ulaşılan iskeletin mahiyetini tam olarak tespit edebilmek için dikkat ve itina ile mala ve bıçak kullanılarak parçalanmadan ve zedelenmeden çıkarılmasının şükrana değer bir durum olduğu’ belirtilmektedir.

“Gömülme tarzı ile bir Müslümana ait olduğu anlaşılan bu iskeletin tespit edilen morfolojik karakterlerine nazaran kafa, yüz ve havsala kemiklerinin tetkikinden bir erkeğe ait olduğu” ifadelerinin yer aldığı raporda; “Orta boy yuvarlak ve çok yüksek kafa ve ince burun gibi fiziki karakteriyle Alpli ırk zümresine dahil, hususiyle kafa ve yüz özellikleri bakımından Türk ve daha çok Türkmen tipini hatırlatmakta kafa ölçüleri itibariyle de vasatın çok üstünde bir kıymet taşımaktadır.” sözlerine yer verilmektedir. Bu antropolojik özellikleri vurgulanan iskeletin normalin üstünde ve dimağı tip diye vasıflandırılan gruba dahil olduğu belirtilmekte ve “Kafasını işleten bir insana ait olduğunu ilmî donelere dayanarak tespit ve ifade edebiliriz.” denilmektedir.

Kunter’in resmî raporundaki ifadelere dikkat çekmek istiyorum. Önce kafatası için belirtilen ifadelere bakalım;
-Orta boy, yuvarlak ve çok yüksek kafa ve ince burun gibi fizikli karakterleriyle Alpli ırk zümresine dahil,
-Kafa ve yüz özellikleri bakımından Türk ve daha çok Türkmen tipini hatırlatmakta,
-Kafa ölçüleri itibariyle vasatın çok üstünde bir kıymet taşımaktadır.

Bitmedi, ilmi donelere dayanarak tespit ve ifade edilen diğer özellikler şöyle:
-İskelet normalin üstünde ve dimağı tip diye vasıflandırılan gruba dahil,
-Kafasını işleten bir insana ait.

Keramet olmadan öykü tamamlanmaz. Şeyh uçmaz, mürit uçurur. O gün hangi doğa olayı yaşandı? Mezardan 15 iskelet mi çıktı, kafatası en büyük olana mı Türkmen denildi? Olayın tanıkları neler anlatmış? Bir sonraki yazıya kaldı.

Ahmet Tek

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Ahmet Tek - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Karamandan.com Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Karamandan.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Karamandan.com editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Karamandan.com değil haberi geçen ajanstır.



Anket Karamandan.com yeni tasarımını nasıl buldunuz?