Reklamı Kapat

Kime Oy Vermemeli?

Demokrasi, insan hakları, özgürlükler, bağımsızlık, reformlar, adalet, insanca yaşama hakkı.

Demokrasi, insan hakları, özgürlükler, bağımsızlık, reformlar, adalet, insanca yaşama hakkı..

Bunlar siyasetçilerimizin gündeminden düşmeyen kelimeler. Bir şey çok konuşuluyorsa, olmadığından ya da eksik olduğundan konuşulur. Her kelime bir yazı konusu olmasına rağmen biz hafifçe değinerek geçeceğiz.

İnsanların ihtiyaçları ve istekleri vardır. İhtiyaçlar karşılanabilir bir özelliktir ama istek konusunda doyuma hiçbir zaman ulaşılamamıştır. İhtiyaçlar karşılanmadan isteklere başlanmaz. İhtiyaçların en alt katmanı fizyolojik ihtiyaçlardır. Yemek yani açlık, içecek yani susuzluk, barınma yani yaşayacağı bir mekân, nefes almak, tuvalet ihtiyacı gibi hayatta kalmak için elzem gereksinimler bilim adamları tarafından sıralanmıştır. Ama bana göre bu yüzyılda artık bunları böyle uzun uzadıya yazmaya gerek yok. Kısaca yaşamımızı devam ettirecek kadar para gerekmektedir. Yaşamanın en alt formatı olan fizyolojik ihtiyaçların sağlanması için neyi baz almalıyız diye düşününce açlık sınırı geldi aklıma. Biraz araştırınca muhalefet partileri, sendikalar, vakıflar değişik rakamlar belirtmişler ama en alt rakam 2600 lirada kalmış. Emeklilerimizin yarısı bu rakamın altında ücret alıyormuş.

İnternette biraz gezinince 15 milyonun açlık sınırı altında, 25 milyon kadarının da sınırlarda yaşadığı çıkıyor ortaya. Yani nüfusun yarısı bilinen en alt katman da yaşıyor demektir. YANİ YAŞIYORMUŞ GİBİ YAPILIYOR DERSEK DAHA DOĞRU OLUR. Yoksulluk sınırını da konuşursak vay halimize demekten başka kelimeler de geliyor aklıma. Aylık geliri 11000 liranın altında olan dört kişilik bir aile yoksul olarak görülüyor.

Peki, bu durumda yöneticilerimiz başarılımı diye sorsak herkes kendi desteklediği siyasi figürün bu tablodan sorumlu olmadığını söyleyecektir. Yüzde doksanı yoksulluk sınırı altında yaşıyor ve suçlu, sorumlu yok. Mantıksal bir sonuç.

TÜİK’in açıkladığı enflasyona inanan var mı?

Türkiye’nin üçüncü çeyrekte yüzde 7 ye yakın büyüdüğüne inanan var mı?

İşsizliğin azaldığına inanan var mı?

Almanya’nın Türkiye’yi kıskandığına inanan var mı?

Başlıkta da yazdığım gibi kime oy vermeliyim değil, kime oy vermemeliyim konusunda ki fikirlerimi belirtmek istiyorum.

Ben 60 diyorum beş sene de siz ekleyin 65 yaş üstüne oy vermemeli. Gitsinler emekliliklerini yaşasınlar, torunlarıyla zaman geçirsinler. Yıllarca aynı işi yaptıklarından heyecanları kalmamıştır. Madem gençleri hepsi çok önemsiyor makamlarını gençlere bıraksınlar. Zannetmesinler ki onlar olmasa memleket batar. Onlar olduğu için çok iyi yetişmiş bir yönetici neslini kaybetmiş olabiliriz.

Türk milletinin her hangi bir ferdinin diğerine düşman olmasını isteyenlerden de uzak durun. 8 milyon göçmen Türk çocuklarının çalışması gereken işlerde çalışsın, Türklerin verdiği vergilerle çalışan sağlık sisteminden bedava yararlansın bunlara muhacir gibi sevgiyle yaklaşmamızı istesinler ama bu vatanın evladı o siyasiyi eleştirdi diye düşman ilan edelim. Kusura bakmayın sayın liderler bu millet var diye siz varsınız ve bu milleti birbirine düşürmek için değil tamamının mutlu, müreffeh yaşaması için çalışmalısınız.

Siyasete girdiğinde açıkladığı serveti her yıl %20den ya da enflasyondan fazla artan lideri de istemeyin.  İyi yatırım yapıp çok kazandıysa bile %20 den fazlasını devlete bağışlayacağını beyan eden kişi benim gözümde vatanı seviyordur. Gerisi parayı seviyordur.

Siyasetle, liderle yaşamın, ihtiyaçların, isteklerin ne alakası var mı diyorsunuz.

İlk başta partideki baştan aşağıya herkes dokunulmaz ve eleştirilmez olarak betimlenmiyor. İkinci görev ne pahasına olursa olsun partini ve liderini savunmak olarak kodlanıyor.  Üçüncü olarak kendi fikrin dışındakilerle anlaşma ya da uyum sağlamayacaksın işleniyor.

BAĞ-KUR primleri çok yüksek diye sokağa çıksan liderini destekleme mecburiyetinden, primin yüksek olduğunu bildikleri halde sana ‘vatan haini’ demek zorundalar.

Adalet bağımsız değil diyecek olsan kodlama sisteminden dolayı ‘masonların oyununa gelmiş adamlar’ demek zorundalar.

Esasen iki konu çözüme kavuşsa Türkiye rahatlar.

 Kesinlikle partiler kanunu değişmeli, halk kendini temsil etmesini istediği kişiyi genel başkanın iki dudağı arasından kurtarıp kendisi seçmelidir. Bir diğeri özgür ve bağımsız medya oluşturulmalıdır. Medya-ticaret-siyaset üçgeni bozulmalıdır. Biraz merak edenler hangi kanalların kimlerin olduğu ve bu kişilerin devletten hangi ihaleleri aldıklarını internetten araştırırlarsa ve de yayın politikalarını incelerlerse ne demek istediğim daha iyi anlaşılacaktır.

Milletvekili geleceğini millette görürse ve medya bağımsız olursa buraya yazacağımız yüzlerce uygunsuz durum hem mecliste çözülür hem de medya uygunsuzlukları yakalayıp haber yapar ve siyasetçi biter.

Şimdi gelelim sonuca; sizin adınıza genel başkan bile yanlış yapabilir diyen vekiliniz var. Her yerde gözü kulağı olan basın kuruluşlarınız var ve hiçbir uygunsuz duruma geçit vermiyorlar. Siz de artık yanlışa yanlış, doğruya doğru diyebiliyorsunuz. Artık sizi çanta da keklik görmedikleri gün ihtiyaçlarınız da karşılanır, istekleriniz de karşılanır, inanın bana hayallerinizi bile yerine getirmeye çalışırlar.

                                                          SEVGİ VE SAYGILARIMLA

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Hasan Hüseyin Şanlıtürk - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Karamandan.com Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Karamandan.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Karamandan.com editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Karamandan.com değil haberi geçen ajanstır.



Anket Karamandan.com yeni tasarımını nasıl buldunuz?