Reklamı Kapat

Mühim, pek mühim - On üç; Bilmemek erdemdir

Samet Zenginoğlu’nun “Mühim, pek mühim” adlı romanının bölümleridir. Önceki bölümleri

için tıklayın…

“Bilmemek erdemdir deyince, kimdi üstat? Hani, ‘bildiğim tek şey, hiçbir şey bilmediğimdir’ yönünde bir ifadesi vardı.”

Bilenlerden biri cevap veriyor.

“Bir diğeri öne çıkıyor. ‘Kendini bil’i de bu bağlamda analiz edemez miyiz üstat?”

“Elbette elbette. Fakat söylem bazlı ontolojik nüanslar ortaya çıkabilir.”

“Haklısınız.”

Sesler karışmaya başlıyor.

“Peki, kendini bilmek mi, kendini bulmak mı öncelikli olan?”

“Nazarımda bu, ilk anda neyin öncelikli olduğu ile ilgili.”

“Önce söz vardı.”

İtiraz geliyor.

“Önce kelam vardı.”

Hafif bir tebessüm.

“Haklısınız, aradaki aralığı kaçırmamak lazım.”

Otantik bir mekân burası. Sanki gelir düzeyi yüksek kent ahalisinin, kentten uzaklaşmak için her hafta sonu uğrak yeri olan mekânlara benziyor. Minderlerin üzerine, u şeklinde yerleşmek suretiyle bağdaş kurmuş yedi kişi var benimle beraber. Dışarıda elektriğin olduğu, tam çaprazımdaki pencereye tekabül eden sokak lambasından belli oluyor. Ancak içerisi loş. Gaz lambası mı bunlar? Yüksek ihtimalle, evet.

Boğulmam gereken detayların bunlar olmadığını idrak etmem birkaç dakikamı alıyor. Altı kişi birbirleriyle muhtelif meseleleri tartışıyor, istişare ediyorlar. Mevcudiyetim ise her ne kadar birkaçı ile ara ara göz göze gelsek de şimdilik bir mana ifade etmiyor. Dolayısıyla araya girip de şu anki huzurumu bozmam da aynı şekilde bir mana ifade edebilecek bir girişim olabilme potansiyeline sahip görünmüyor. Biraz daha dinlemeye devam ediyorum.

“Aslında bu konuda ihtilaflı münakaşalar mevcut. Yani bir taraf var olma meselesine var olanın varlığı üzerinden yaklaşıyor, oysa diğer taraf olanın olmasının varlığını temel kabul ediyor.”

“Nazarımda bu tartışma, olmamanın yokluğu üzerine inşa edilirse daha sağlıklı olur.”

“Haklısınız üstat.”

Tamam, dinlemeye devam etmemin daha sağlıklı olacağına inanıyorum, ancak mevcut konuşmalar çok da tahammül edilebilir boyutta ilerlemiyor. Aslında şöyle terminolojiye boğulmuş, lakin içeriğinde hiçbir şey anlatmayan bir söylemle ben de araya girmek istiyorum. Desem ki, ‘lakin epistemolojik boyutu göz ardı edersek, tartıştığınız konunun metodolojik sıkıntıları da ortaya çıkabilir.’ Desem ki, ‘aslında yapı-bozumcu dönüşüm, bu konuya ilişkin analitik bir perspektif sunmuştur.’ Desem ki, ‘ünlü bir düşünür, teolog, bu konuya, ‘ritüel aşınımı’ kavramı ile yaklaşmaktadır. Hatta o düşünürün ismini de versem. Evet evet, hatta birçok düşünür ve yazarın da ismini versem. Sanki her biri ile bizzat tanışma fırsatı bulmuşum gibi, “o isim şöyle düşünüyor” falan desem. Oysa elbette ki o isim de ömür billah hiç de öyle düşünmemiş olsa. O esnada, dünyaca ünlü bir bilim insanının, ömrünü intihal üzerine kurguladığı, vefatının ardından iki buçuk yıl geçince fark ediliyor ve beş yıl evvel de bu eksende eleştiriler sunmuş olduğu için cemiyetten dışlanan bir başka bilim insanından topluca özür dileniyor.

Sonuç ne olabilir?

Aklıma üç ihtimal geliyor. Ya ağızları açık bir şekilde bu ifadeleri dinlerler ve hatta aralarında da uzun süre tartışırlar ya emin olamayıp konuyu biraz daha açmam yönünde bir talepte bulunurlar ya da bunların birer lakırdı olduğunu fark ederek beni kapı dışarı ederler. Halen konuşulanlara bakılırsa, birinci ya da üçüncü plan öne çıkıyor. Arası yok. Risk alınması gereken konumda mıyım?

Ooo, bu arada konu şiire kadar geliyor.

“Bu noktada Turuncuzâde Davut ile Yeşilzâde Cevdet arasındaki o müthiş yanıtlar, tam da bu konuya parmak basmıyor mu üstat?”

“Haklısınız.”

Hepsi birden iki sıra yanımda oturana bakıyorlar.

“Lütfen, sizin okuma tarzınız daha hoş” diyerek ondan talepte bulunuyorlar.

Talebi geri çevirmiyor.

“Üstat, Turuncuzâde Davut’tan başlamak daha doğru olur sanırım?”

Hep birlikte “elbette” dercesine başlarını sallıyorlar.

Hafiften toparlanıyor. Bağdaş pozisyonundan iki dizinin üstüne geçip ellerini de dizlerinin üstüne koyuyor. Hafiften gözlerini kısmayı da ihmal etmiyor. Ses tonunu da belli bir seviyeye getiriyor:

“Dedim ki Rabbim, katrana düşen süt damlası benim

Benim olmayanın sahibini,

Bende olmayanı olduranı bilen

Benim

–ki Rabbim göğe çıkıp haramdır

Diyerek intihar eden kelebeğin elinden

Tutan benim”

Yalan söylemeye lüzum yok. Efsane okuyor. Öyle, bir zamanlar gecenin bir yarısı sesini boğuk boğuk gürleştirip ucuz aşk şiirleri okuyan radyo programcıları gibi değil. Güzel okuyor. Hani sanatsal işlerde duygu geçmeli diye bir garip kaide var ya, eğer halen varsa, bu adam duyguyu geçirmiyor, enjekte ediyor. Gürültülü bir sessizlik oluşuyor bir anda mekânda. Çıt yok, lakin ortamda müthiş bir uğultu var. Ben hariç hepsi başını öne eğiyor.

Onay istercesine, üstat dediklerine bakıyorlar. Ellerini ceplerine tekmili birden götürürken.

“Vakti geldi” diyor o da.

Ceplerinden paketlerini çıkarıp birer sigara yakıyorlar. Dört saat nöbet tutmuşlar da nöbetin ardından sevgililerinden gelen mektubu bir kez daha okuyup aradan geçen onca dakikadan sonra ilk kez yakmışlar gibi çekiyorlar ve savuruyorlar.

Biri, ikinci nefesin ardından ağzından dumanını çıkararak:

“Lütfen” diyor, “bir de buna, Yeşilzâde Cevdet’in karşılığını alalım.”

Bir anda yeniden altı adet ızgara harlanıyor.

“Dedi ki Rabbim, katrana süt damlasını düşüren benim

Benim, olanın sahibi,

Olacak olanı olduranı bilen bende

Benim

–ki Rab! göğe çıkıp haramdır

Diyerek intihar eden kelebeğin elinden

Tutturan benim”

Sanki uzun zaman sonra âlem, eski sevgilisini karşı kaldırımda görmüş gibi sessizleşiyor. Üstat dedikleri, sırf daha fazla can çekişmesin diye, sigaranın canına kıyıyor. İyice bastırıyor kül tablasına onu, baş, işaret ve orta parmakları arasında, emin olmak istiyor can vermiş olduğundan.

“Yine de elbette takdir bu yönde olmuş, sanki Yeşilzâde Cevdet, ‘olacak olanı olduranı bilen bende’ cümlesinde ‘bende’ kısmına sanki oradaki –de ayrışmışçasına bir vurgu yapsa imiş, mesele çok daha fazla haz verici olabilirmiş” diyor, suç mahallini oluşturan tablayı hafifçe ileri iterken.

“Yahu kardeşim” diye söze giriş yapmak geliyor içimden. “Siz neden her şairin her kelimesini mısrasını kadavra gibi inceleyip duruyorsunuz. O canlılığı neden harcıyorsunuz. Belki de olması gereken bu. Aksi takdirde şiirin bütün muhtevası değişmeye müsait bir hal alıyor belki de” diyerek çıkışmak istiyorum.

“Haklısınız. İşte bütün mesele de bu aslında.”

Sağ çaprazımda oturan bana bakarak kuruyor bu cümleyi. Hayır, o klişeye gerek yok şu an! Arkama dönüp sonrasında da elimle ‘bana mı dediniz?’ tavrını sergilemeyeceğim, lakin bana söylüyor bunu. Bir dakika! Yani şimdi, buradaki insanlar, benim aklımdan geçenleri (…)

“Aynen öyle efendim.” Az öncekinin yanındaki başı öne eğik söylüyor bunu.

Soluk alış verişimi derinleştiriyorum. Şöyle iyi bir yoga eğitimi alsaydım, böyle olmazdı. Al-ver. Son. Bir! Neden şu an müstehzi bir şekilde bana bakıyorlar?

Dayanamıyorum.

“Evet, beyler. Buraya nasıl geldiğimi falan soracak durumda değilim. İnanın buna zerre takatim yok. Burada ne işler yapıp ne ile uğraştığınızı da merak etmiyorum. Merak ettiğim şey çok basit: benim burada ne işim var?”

Yüzüme bile bakmamaları bir yana, hiçbir surette jest ve mimiklerinde değişiklik olmuyor. Başımı yukarılara kaldırıp köşelere bakıyorum. Hafiften pencere tarafına odaklanıyorum. Artık kamera çıkabilir. Burnumun önüne, tepemden mikrofon uzatılabilir. Elimi ne yana isterlerse sallarım ve giderim. Şu an çok büyük bir hevesle bunu istiyorum.

Az öncekinin yanındakinin tam karşısındaki:

“Evet, güzel kurgu üstat” diyor. “Ama tutmaz.” Dişlerini göstermeden altısı birden gülüyor ya da gülümsüyorlar. Bu ikisi arasında kalıyorum. O esnada, Dünya Barışı adına Moritanya’ya gitmiş olan Belçikalı birkaç kişi, soyu tükenmekte olan bir hayvanın durumunu güncelliyorlar gerçekleştirdikleri av seferleri ile: tükendi.

Nasıl bir düzen, nasıl bir düzenek, nasıl bir sistem mevcut, en küçük bir malumat sahibi değilim. Sanki gecenin bir yarısında televizyonda çıkan psikolojik gerilim filminin figüranı gibi hissediyorum kendimi.

Üstat dedikleri:

“Aksine üstat, baş aktörsünüz” diyor. Lakin bu kez hepsi ciddi. Evet, yemin ederim çok ciddiler.

İçimden, “o halde, meseleye gelelim” diyorum.

“Mesele şu” diyor, “aslında sizin yerinizde bir şairimiz vardı. Ancak emekli oldu. Allah rahmet eylesin.”

Hep birlikte, “Âmin” diyorlar.

“Onun yerine gelecek olan kişi sizsiniz.”

Tek kelimelik bir sorum var: neden?

“Elinizdeki paketin içindeki şeyden ötürü.”

Bir anda fak ediyorum!

“İyi ama bunu teslim etmem gerekiyor. Bu, teslim etmem gereken bir emanet. Benim burada olmamla ne ilgisi var? Bu alıcısına, sahibine teslim edilmesi gereken bir emanet. Kuduz abiye ne derim?”

“Belki de sahibi sizsiniz. Ulaştırmanız gereken adres aslında tam da merkezinde sizin yer aldığınız bir adrestir, üstat.”

“Bana üstat demeyi bırakın. Dediğim gibi, bu bir emanet.”

“Anlaşılan siz, size ait olan ne kadar mühim bir şeye sahip olduğunuzun farkında değilsiniz.”

Geriliyorum. İçim ve nefesim senkronize bir şekilde daralıyor. Soru işaretleri koleksiyoneri olabilme potansiyeli taşıyorum şu an. Nasıl buraya geldiğimden, neden burada olduğumdan, paketi nasıl fark ettiklerinden, içinde ne olduğunu nasıl bildiklerine değin uzanan paha biçilmez bir koleksiyon. Şurada yığılıp kalmamak için elimden geleni yapıyorum.

“Çıkmam lazım, buradan. Acilen çıkmam lazım” diyorum.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Samet Zenginoğlu - Mesaj Gönder --- Okunma


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Karamandan.com Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Karamandan.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Karamandan.com editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Karamandan.com değil haberi geçen ajanstır.


BİFA BİSKÜVİYE PERSONEL ALINACAK

GENEL NİTELİKLER VE İŞ TANIMI BİFA BİSKÜVİ VE GIDA SANAYİ A.Ş. Türkiye’nin ilk 200 büyük sanayi kuruluşu içinde yer alan Bifa A.Ş., 1962 yılından bu...

Fisandun Dereköy'de Satılık Hobi Bahçesi

Fisandun Dereköy'de 820 m2 Köy merkezine yakın konumda Dereye yakın mesafede. Yolu bulunan, araçla bahçe başına kadar ulaşım imkanı olan Yakın mesafed...

0(338) 213 13 33 GÜNEY EMLAK İNŞAAT

SATILIK HOBİ BAHÇESİ

Pınarbaşı Köyünde Karaman Merkeze 15 Km. Pınarbaşı Köyüne 2 Km. Anayola 15 Metre Mesafede Dere İle Sınır 12 Ay Boyunca Su Problemi Olmayan 766 M2 ve 1...

0(338) 213 13 33 GÜNEY EMLAK İNŞAAT

Karamanoğlu Mehmet Bey Mahallesinde 3+1 Satılık Daire

Karamanoğlu Mehmet Bey Mahallesinde 165 m2 3+1 site içinde Satılık Daire. Site içerisinde 3+1 odalı 165 m2 brüt 145 m2 net kullanım alanına sahip. D...

0(338) 213 40 72 EMLAK REYONU GAYRİMENKUL DANIŞMANLIĞI

Güney Emlak'tan Turkuaz City'de Satılık Daire

Üniversite ve hastaneye yakın konumda Urgan Mahallesi Turkuaz City Konutlarındaki 2+1 daire satılık. 11 katlı binanın 8. katı, 2+1 odalı, brüt 120 me...

0(338) 213 13 33 GÜNEY EMLAK İNŞAAT

Çarşı Merkezde 30 M2 Satılık Dükkan

Karaman Karademir Emlaktan Satılık Dükkan. Karaman Külhan Mahallesi Alparslan Türkeş parkı karşısı çarşı merkezde cadde üzeri 30 m2 doğu cephe. Dükk...

NAZMİ KARADEMİR/KARADEMİR EMLAK

Tabduk Emre Mahallesinde Satılık Apart

Karaman Karademir Emlaktan Satılık Apart Daire. Karaman Tabduk Emre Mahallesi.Oba düğün salonu civarı. Üniversiteye yürüme mesafesinde garaj üzeri 1....

NAZMİ KARADEMİR/KARADEMİR EMLAK

Karaman Beyazkent'te Satılık Arsa

Karaman Karademir Emlak'tan Satılık Arsa. Karaman Beyazkent mahallesinde 306 m2 standart proje 2 kat 100 m2 civarı daire ve garaj yapılır. Arsanın k...

0(338) 212 71 73 NAZMİ KARADEMİR/KARADEMİR EMLAK

NOKTA HATASİZ HYUNDAİ GETZ

2007 model 1.5 dizel 4 silindir en fulll vgt HYUNDAİ GETZ.. Henüz 105 binde... Bir değişen birkaç lokal boyalı Hep serviste bakımları yapılmış.. Hep...

GALERİ̇ NOKTA

SATILIK FİAT PANDA

HATASIZ MİNİ JİP 2005 model 1.2 benzinli FİAT PANDA DEĞİŞEN YOK HASAR KAYDI YOK Birkaç parça lokal çizik boyasi var Tüm bakımları yeni yapıldı Trigier...

GALERİ̇ NOKTA

Karaman Markaları

Karamandan.com, Karaman ile özdeşleşen markaları ağırlıyor.

+90 (532) 765 24 01
Reklam bilgi

Anket 18 Gün tam kapanma kararını yerinde buluyor musunuz?