Kadın İşçinin Sorunları

Bisküvi fabrikalarında kadının gücü daha çok ön planda.

Bisküvi fabrikalarında kadının gücü daha çok ön planda. Çünkü kadın işçiler daha itaatkar sabırlı ve uyumlular. Emek ve hünere dayalı işlerde erkeklere göre daha hızlı ve dikkatli çalışırlar. Bu sebeple kadın işçiler fabrikalarda erkeklere göre daha çok tercih edilir.

Organize Sanayi Bölgesinde çalışan kadın işçi sayısı fazla. Tek maaşla geçinilmemesi ücretlerin düşük olması evli kadınların da çalışmasının önünü açmış. Ailesine yardım için çalışmaya başlayan kadın işçi artmış, her evde çalışan bir kadın var. Hatta kimi aileler evin geçimi tehlikeye girecek diye çalışan kızlarının evlenmesini istemiyor.

Çalışan kadınların pek çok sorunu olmasına rağmen işverenlere yeterince bilgilendirme yapılmıyor.

Kadınlar, sürekli ayakta çalıştıkları için sağlık sorunu yaşıyor. Boyun, bel fıtığı varis sorunu yaşıyor. Üstelik bu rahatsızlıkların meslek hastalıklarından sayılmadığı söyleniyor. ’’Soğukta çalışıyoruz. Üşüyoruz. Klimalar açık. Üşümeye karşı aynı tip kıyafete uygun olursa ceket giyiliyor.’’

Ayrıca işyerinde çalışma ortamları sürekli değişiyor nerede duracağımız belli değil. ‘’Belirsizlik içinde işe geliyorum. Farklı bir düzen ve farklı bir bölüme denk gelmenin kaygısını yaşıyorum. O bölümde yalnız arkadaşsız kalma, endişesi yaşıyorum.’’ Bazıları da ‘’Bu düzen böyle geldi böyle gider .’’ diyor.

Bir diğer kadın ise modern bir fabrikada diğerlerine nispeten daha iyi koşullarda çalıştığını, dışarıdan girmek isteyenlerin çok olduğunu, fakat burada da ayrı bir baskı, “Beğenmiyorsan kapı orada” deniliyor.

Kadınlar çalışma koşullarına karşı şikâyette bulunsalar bu kez evde çalışması yönünde baskıyla karşılaşıyor. Eşi veya babası  “Ortalığı görmüyor musun? Neyini beğenmiyorsun?” dayatması yapıyor.

Kadın ve kızların çoğu evde babasının veya kocasının baskısı altında, fabrikaya geldiğinde de diğer sorumluların baskısı altında. Üstelik usta, usta başları amir, kadın işçilere söz söylerken daha rahat davranıyor. Erkek işçilere göre daha kolay azarlayabiliyor.  Sorumlu usta çavuş ve amir kendilerine yakın gördükleri kişilere torpil geçiyor. Ya da sözünü geçiremediği kişilere.

Fabrikalarda işçiler asgari ücret, yoğun çalışma gibi sorunlarla karşılaşırken kadınlar ayrıca kadın olmaktan dolayı da sorunlar yaşıyor. Eşi çalışmayan, mağdur, ya da boşanmış çocuğuna bakmak zorunda olan kadınlara ustalığın verdiği güçle sözel saldırı, onları rahatsız eden, huzursuz eden, sıkıntı veren, canını sıkan bu konuda tedirginlik duyan kadınlar var. Ayrıca saf aciz görünen kadınlara sözlü imalı küçük düşürücü şakalar yapan sorumlular var.

Çalışan kadınlar fabrika ortamında daha çok çekiniyorlar. Fabrika ortamı sonuçta laf olmasın söz gelmesin diye daha dikkatli davranıyorlar. Öyle ki kadınlar birçok haksızlığa suskun kalıyorlar. Ve kadınlar zoraki mücadeleci oluyor.  Evde işte üretimdeki kadınlar her alanda mücadele içinde.

Kadınların büyük çoğunluğu yaşadığı baskılara sessiz kalıyor. Özellikle prim gün sayısı az kalanlar ve yaşlı kadınlar çıkarsam iş bulamam kaygısı yaşıyor. Çünkü evin geçim sorumluluğunu alan kadın, evine ekmek götüren kadın, eğer bir de işten çıkarsa bu kez de evde sorunlar başlar.

Her birinin bankalara eşe dosta borcu var. Ödenecek faturalar kira var. Herkes elinin emeğinin kazandıklarını yiyor. Çalışan kadın hem evde hem işte çalışmanın yarattığı zorluklar, fazla mesailer, yaşam koşulları ağırlaştıkça içinden çıkılmaz bir hal alıyor.

Kadınlar bazen de çeşitli bahaneler uydurarak fazla mesaiye kalmamaya çalışıyor. Bu kez de azar yiyor. İşleri olduğunda izin istemeleri tepkiyle karşılanıyor. Tüm bu baskılardan dolayı öfke patlaması yaşayan durduk yere bağıran saldırganlaşan kadınlar çoğalıyor. Neden öfkeliler? Fabrikada çalışan işçilerin çoğunluğunu oluşturan kadınlar, neden sinir stres içindeler?

Kadınların en çok dile getirdiği duygu “insan yerine konmaması’’ Kadını özel sektörde aynı makine gibi görüyorlar. Bir evimiz, ailemiz, şahsiyetimiz olduğunu görmüyorlar.

‘’Biz buraya maaşları düzgün yatıyor üstelik biraz da asgari ücretin üstünde’’ Diye geldik ama burada da huzur yok moral yok. İşçinin moral motivasyona huzur ve güvene ihtiyacı var. ‘’İşçinin bir değeri olsun kişilik olarak değer verilmek bu konu çoğu zaman ücretten daha çok önceliğim. Değerli olduğumu hissettiğim yerde uzun süre kalabilirim. Candan gönüllü çalışabilirim.’’

İşveren milyonlarca para harcıyor otomatik makinaları alıyor. O makinaları da işçisine emanet edip gece evine uyumaya gidiyor. Tıpkı ailelerin işçileri işverene güvenip işe yolladığı gibi. ‘’O makinanın ıskartaya çalışmasını da verimli çalışmasını da sağlayan biz işçileriz. Yüksek miktarda yatırım yaptığınız makinaların ürün verim ve kalitesine gösterdiğiniz hassasiyeti biz işçilere de gösterin. Bizim de makineler kadar değerimiz olsun.  Biz bir değeriz. Hanımefendileriz. Ayrıca o makinaları çalıştıran bisküviye tat lezzet veren biziz. Bunu kavgacı bir üslupla da söylemiyorum. Çünkü işimi seviyorum. İşimi kaybetmek istemiyorum. Üstelik her daim de birbirimize lazımız.’’

Usta baskısı; dayatma, emir verme, üstünlük kurmaya çalışma gibi eylemler. Üstelik bu baskı erkeklik ile değil yalnızca usta olması ile alakalı.

Emir vericiler başlarında durarak bakışlarıyla baskı uygulayan azarlayan usta amir çavuş…..Makine fırın hızlı bu da yetmezmiş gibi ustanın zorlaması. ‘’Hızlan hızlı hızlı boş göndermeyin’’ Duydukları lafı sözü sineye çekme, çalışma koşullarına ses çıkarmama bazı şeylere dayatma kadınları hem ruhen hem de bedenen çok yıpratıyor.  Üretim hızlı. Makineler hızlı. Bazı durumlar oluyor ki işçi eksikliğinde iki kişinin yaptığı işi de tek kişi yapıyor. ‘’İşe giderken hep dua ediyorum, bugünüm sorunsuz güzel geçsin.’’ diye.

Fabrikada amirler ve sorumluların bağırmaları yetmiyormuş gibi kadınlar evde de aynı bağırma, hakaret ve hatta şiddete maruz kalıyor. Kadın ve kızların çoğu evde babasının veya kocasının baskısı altında. Bazı kadınlar evdeki baskıdan kurtulmak için pazar mesaisine geliyor. Kadınların tüm sosyal hayatı fabrikalar olması nedeniyle evlendikleri kişi de aynı fabrikadan hatta aynı bölümden kişiler oluyor.

Çalışan kadınlar yorgun uykusuzlar, çünkü fabrikada mesai saati bitince işleri bitmiyor. Kadının işi fabrikayla bitmiyor evde de tüm işler kadına bakıyor. Kocası evde televizyon izliyor, dinleniyor. Kadın ise hiç dinlenemeden yemek, çamaşır, ütü, evin temizliği her biri kadının üzerinde. Çalışan kadınların hepsi aynı telaşı yaşıyor. Bir sonra ki günün yemeğini yapıyor. Üstelik yapılan yemeğe kocası, ‘’Ellerine sağlık, karıcığım ’’ bile demiyor. Mesai bitiminde eve giden kadınların çoğu işlerini bitirip ancak gecenin geç saatinde yatağa girebiliyor. Bu nedenle kadınların çoğu fabrikaya yorgun ve uykusuz gidiyor. Kocalarından evde destek alamayan kadınlar temizlik ve yemekle uğraşırken çocukların işleri de kadının üzerinde, çocuk da oyun oynamak istiyor. Gönül de istiyor ki ailecek çoluk çocuk hep birlikte izin günümüzde bir yerlere gitmek gezmek ama yok. Çıkılmıyor.

Tüm işçiler için sosyal hayat diye bir şey yok. Sosyalleşmeye mecalimiz de paramız da yok. ‘’Çocuklar okusun,’’ diye borç harç kursa gönderiyoruz. Her ay eksideyiz. Borcumuz her ay katlanıyor. Bu da aslında daha çok baskılara boyun eğmeyi getiriyor. İçine itildiğimiz kısır döngü. Bakmakla yükümlü oldukların olunca kolayca da rest çekemiyorsun. İşsiz kalma korkusuyla çalışmak çok üzücü, insanı zora şartlandırıyor.

Çalışma süreleri, halen uzun. “Yolla birlikte 10 saatimiz işle geçiyor. Üç vardiyalı olarak ayakta çalışıyoruz. Oturabildiğimiz tek zaman dilimi gün içinde 30-45 dk dakikalık yemek molası, onun da beş dk yemekhaneye gitmek için harcıyorsun bazen de kuyruk oluyor. Bu arada ihtiyaçlarını karşılıyorsun. 15 -20 dakika da namaz ve tuvalet molası bazen de tuvalete gidemiyorsun ya da çok zor durumda kalırsan gidiyorsun. Ya da azar işitirim kaygı ve korkuları yaşıyor gidemiyorsun. Bu sorun daha sonra kadınlarda iltihabı enfeksiyon hastalıklarını da beraberinde getiriyor.

Seri çalışılan bölümlerde akan bandı bırakıp bir yere gidemiyorsun yerine birini bırakmak zorundasın. Ya da arkadaşlarının idare etmesi gerek.

Emeklerini veren fakat bunun karşılığında ellerine asgari ücret veya asgari ücretten biraz daha fazla para geçen kadınlar. Ancak bir evden iki kişi çalıştıklarında ay sonunu güç bela getirebilen kredi kartlarına yüklenerek borçlanarak ay sonunu getiren çalışanlar. Çünkü çarşı da pazarda her şeye ‘’süper’’ zam gelmiş.

Gerçekten Karaman bisküvi fabrikaları hem üretim hem de istihdam bakımından ülkenin en büyük sektörlerinden. Karaman da gıda üreten fabrikaların hepsi özel sektör.  Özellikle kadınların istihdam edildiği bu iş kolunda kadınların sorunları da artıyor.

Çalışan Anneler Kreş İstiyor: Emziren annelere; Bebeleri olanlar çocukların bakımında sıkıntı yaşıyor. Çalışma saatleri içinde çocuklarını kreşe veya bakıcıya bırakan anneler işten çıkınca da çocuklarını alıyor evlerine dönüyor. Çalışan anneler hem evin geçimine hem de kreş parası ödemeye yetişemiyor. Bazıları da çocuklarını her türlü tehlikeye karşı evde bırakıyor. Çocuğu çocuğa emanet edip üzerlerine kapı kilitliyor. Bedenleri burada akılları evde kalıyor. Çalışma saatinin sonlanmasını eve varabilmeyi iple çekiyor. ‘’Bu kadar kâr eden büyük şirketler neden çalışanların çocuklarına fabrikanın bir ucuna kreş yapmazlar.’’ diyor.

Ya da devlet desteği ile yerel yönetimler özellikle asgari ücretli çalışan kadınların çocuklarına yönelik ev veya iş yerlerinin yakınında belediye kreşleri çocuk bakım yerleri pekala kurulabilir. Çalışan kadınların hizmetine sunabilir.

Çocuk bakımı en çok zorlanılan konu. Çoğu işçinin çocuğuna ananesi ya da babaannesi bakıyor.  Bazıları da çocuklarını çok küçük yaşta memleketlerine göndermek zorunda kalıyor. Çocuklarını fabrikadan aldıkları izine göre çok az görebilen anneler, memlekete gittiklerinde çocuklarının kendilerine soğuk karşıladığını küstüğünü anne demediğini söylüyor. Ağlayan işçi anne.

Eskiden Karaman da devlete ait tekstil fabrikası vardı. Bundan 40-50 yıl öncesi orada çalışan kadınların çocukları için kreş vardı. Ne güzel. Çalışma saatleri içinde izin verilir anneler de çocuklarını emzirir tekrar işbaşı yapardı.

İşçilerin çalışma koşullarının iyileştirilmesi temenni ve dileklerimle… 

Nurten Kılıç

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Nurten Kılıç - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Karamandan.com Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Karamandan.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Karamandan.com editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Karamandan.com değil haberi geçen ajanstır.



Anket Karamandan.com yeni tasarımını nasıl buldunuz?