Türk Emekçilerinin Avrupa'ya Göçü - 2

Söylentiler, Kaygılar ve Gurbetçilerin Kültürüne, Dinine Sahip Çıkışı

A. EROL GÖKSU

Türk işçilerinin Avrupa'ya göçü, göç ettikleri ülkelerin toplumsal dokusunu yer yer kendi kültürel kimlikleriyle etkilemektedir‘ derken, bu kültürel doku, en başta inanç yönünden kendini belli etmektedir. Tabii ki bu arada kendi kültürünü unutanlar da yok değildir.

Türk Emekçilerinin Avrupa'ya Göçü - 2

Ben henüz ilkokul yaşlarımdayken, bir komşumuzun kocası, aynı babam gibi Avrupa’ya giden ilk gurbetçilerdendi. Hollanda’ya gitmiş olan bu kişi, oraya yerleştikten kısa bir süre sonra karısını da yanına aldırmıştı. Adının ‘Hanife‘ olduğunu hatırladığım bu komşu kadın, kocasının kendisini de oraya aldıracağını anneme açıklamış ve şöyle eklemişti:

"Şimdi oraya, gâvur memleketine gidiyorum ya, gayri ben de orada başımı açacak, mini etek giyecekmişim, adamlar da su yerine bira içecekmiş“.

Bunları duyduğum o çocuk yaşlarımda bile yadırgamıştım. 

“Öyle şey mi olur? Sen yine sen olacaksın.“ diye annemden önce fikrimi belirttiğimi hatırlıyorum.

‘Türk emekçilerinin Avrupa’ya göçü; söylentiler, kaygılar ve gurbetçilerin kültürüne, dinine sahip çıkışı’ diye başladığımız bu yazının başlarında, ‘Türk işçilerin Avrupa'ya göç etmeleri sırasında, bazı kesimlerde endişe ve kaygılar da ortaya çıkmış, bazı söylentiler üretilmişti. Bu endişelerin bir kısmı, gurbetçilerin Türk kültüründen uzaklaşacakları, dinini unutacakları, Batılı bir yaşam tarzını benimseyecekleri ve Türkiye'ye döndüklerinde bu yeni yaşam tarzını yayacakları şeklinde ifade ediliyordu’ diye belirtirken, zamanla daha çok tam tersine gelişmeler boy gösterdi. Türk gurbetçilerinin çok büyük oranı kendi kültürlerini, dinlerini unutmadıkları gibi, özellikle örnek yaşamlarıyla kendi kültür ve inançlarını, yaşadığı Batı ülkesine taşımaya başladılar.

Türk Emekçilerinin Avrupa'ya Göçü - 2

Avrupa'daki Türk gurbetçilerin camiler açması, kültürel bağların ifadesi ve uyum sürecindeki rolü, öncelikle hissettikleri bir eksiklikten ve gereksinmeden doğarak büyüdü. Avrupa'da yaşayan Türklerin İslam'ın genişlemesine, anlatılmasına, anlaşılmasına ve sevdirilmesine büyük katkı sağladığı gerçekten yadsınamaz. Tabii ki yaşantısıyla olumlu örnek olarak (temiz ve modern giyimli, güler yüzlü, yardımsever, görgülü, nezaketli, bilgi ve kültür donanımlı) olanlar varken, tam tersine kötü örnek olarak (suratı asık, hemen kavgaya hazır, bakımsız, nezaketsiz, bilgi ve kültür donanımı eksik) olanlar da oluyor. Bu örnekler etki ve tepkide önemli rol alıyor.

Türklerin İslam'ın Avrupa'da yayılmasına katkıları tarihsel olarak bilinmektedir. Özellikle Osmanlı İmparatorluğu'nun Balkanlar ve Orta Avrupa'daki fetihleri ve yönetimi, İslam'ın bu bölgelerde yayılmasına ve yerleşmesine katkıda bulunmuştur. Osmanlı İmparatorluğu'nun bu bölgelerdeki kültürel ve dinî etkisi uzun süre devam etmiştir. Özellikle eski Yugoslavya’dan ayrılan ülkelerin çoğunda, Türk-İslam kültürü ve din inancı kalıcılığını sürdürmektedir.

Ancak günümüzdeki Türk toplumunun Avrupa'daki İslam'ın anlatılması, anlaşılması, öncelikle  Avrupa'daki Türk göçmen topluluklarının, kendi kültürlerini ve inançlarını koruma ve yaşama çabası ile başlamıştır. 

Türk Emekçilerinin Avrupa'ya Göçü - 2

Ayrıca, Avrupa'daki Türk toplumları, cami ve İslami eğitim merkezlerinin kurulması gibi faaliyetlerle İslam'ın varlığını ve görünürlüğünü artırmışlardır. Bu tesisler, İslam'ın Avrupa'daki yerleşik bir din olarak kabul edilmesine ve anlaşılmasına katkıda bulunabilir. Batı’da İslam, oralarda yaşayan milyonlarca Müslüman olmasına ve henüz resmi din olarak kabul edilmemesine rağmen, etkilerine yer yer rastlanabiliyor. Mesela iki Alman karşılaştığı zaman, şakadan bile olsa, birbirlerini, „Selamün aleyküm“, "Aleyküm selam“ diye selamlayabiliyorlar. İş yerlerinin molalarında Müslümanların dayanışma içindeki iftar sofralarına imreniyor, bütün gün aç ve susuz nasıl dayandıklarının irade gücünü kendi kendilerine sorgulayabiliyorlar. Olumlu örneklerin etkisi altında kalanlar olduğu gibi, tabii ki her kesimde olduğu gibi, tepkili davrananlar da, küçümseyenler de, hatta alay edenler de olmuyor değil.

Türk Emekçilerinin Avrupa'ya Göçü - 2

Bazı romanlarımda da işlediğim gibi, Avrupa’ya ilk giden birinci kuşak gurbetçiler, din ve kültürleriyle bağlantılı birçok şeyden mahrumdular. İlk giden ve daha çok bekâr hayatı yaşayan bu gurbetçiler, toplu halde daha çok işverenlerin organize ettiği lojmanlarda kalıyorlardı. Bu işçilerin hem kendi bireysel gelecekleri hem de devletin döviz geliri düşünülmesine rağmen, dinlerini yaşayabilecekleri ibadethaneleri yoktu. Bireysel olarak ibadetlerini yapabilen dinine düşkün Türk gurbetçiler, toplu halde cuma namazlarını ve bayram namazlarını kılamamanın üzüntüsünü yaşamaktaydılar. Hatta en başta çıkarılan söylentilerde olduğu gibi, bu dinî vecibelerini yerine getirebilmek için, devletin neden imkân sunmadığı yönündeki başka söylentiler de eksik olmaz olmuştu. İbadetlerinden mahrum kalmanın kaygısıyla Almanya’nın en büyük kilisesi yetkililerine bu durum nakledilir ve kilise yetkilileri, bu Müslümanların toplu ibadetlerine destek olurlar. Nitekim  izin verildiğinden, 3 Şubat 1965 tarihinde Dom Kilisesi’nde gurbette ilk bayram namazı kılınır. Bu haberi önceden duyan Müslüman Türkler, başka şehirlerden de akın etmesiyle, çok kalabalık bir şekilde ‘gurbette ilk bayram namazı’ yerine getirilir. Roma Katolik kilisesinin bu izni, sadece bir defayla kalır. 

Hatta daha 2 hafta önce Geo dergisinde bu 59 yıl öncesine değinilen ve tekrar gündeme getirilen bir yazıda, Müslümanların ibadeti için verilen o iznin tam yetkililerin haberi olmadığı ve sadece bir yardımcı papazın izin verdiğine değiniliyor ve  çok sonraları idareci konumundaki bir başpiskopos, bu olayı ‘bir kaza’ olarak gazetelere açıklıyor.

Türk Emekçilerinin Avrupa'ya Göçü - 2

Geo dergisinde Manuel Opitz’in kaleminden o güne yönelik yayınlanan yazıda, tam 59 yıl önce gerçekleşen bu olayı özetle şöyle anlatıyor:

"(Die Gebetsteppiche sind auf den Steinfliesen ausgerollt, die Gläubigen haben sich niedergekniet, den Blick gegen Mekka gerichtet…) Seccadeler taş çinilerin üzerine serildi, inananlar diz çöktü, gözlerini Mekke'ye dikti. İmam hazır duruyor, ‘Allahu ekber‘, ‘Tanrı büyüktür‘, gotik sütunlar arasında yankılanıyor. Müslümanlar camide oturmuyorlar. Köln Katedrali'nde dua ediyorlar. 3 Şubat 1965 Çarşamba sabahı. Bu günde, Müslümanların geleneksel olarak bayram ibadetiyle kutladıkları bir olay olan oruç ayı Ramazan sona eriyor. Ancak o zamanlar Köln'de Türkiye'den gelen yaklaşık 2.000 misafir işçi için ne bir cami ne de birkaç yüz kişi için uygun başka bir bina vardı. Bu nedenle Köln Katedrali Bölümü, katedralin kuzey koridorunda yer sağlıyor. Roma Katolik Kilisesi, Müslümanlara ibadet edecekleri bir yer sunmalı mı? Edinilen bilgiye göre Köln Piskoposu, Ramazan Bayramı namazı öncesinde bilgilendirilmemişti ve ev sahibi niteliğindeki katedral onay vermemişti. Bunun yerine, izni tek başına veren yardımcısı Wilhelm Cleven (1893-1983) idi. Bu, daha sonra katedralin en baş sorumlusu olan Norbert Feldhoff tarafından bildirildi. ‘Kölner Stadt-Anzeiger‘ gazetesine verdiği demeçte, o zamanki bu olayı ‘kaza‘ olarak nitelendirdi…“

Gurbet ellerde böyle bir araya gelmenin ve cemaat olmanın verdiği ilhamla ibadethaneler kurulmaya, açılmaya başlar. Öncelikle lojmanların en büyük odası bir mescid haline getirilir. Daha sonra aralarında para toplayarak bazı depoları kiralayıp, oraları mescide dönüştürmeye başlanılır. Artık değişik değişik gruplar oluşmaya başlar. Herkes Müslüman olsa da, herkes dinî ibadetlerini bu mescidlerde yerine getirmeye çalışsa da, ‘şucular bucular’ diye bazı bazı ayrımcılıklar başlar. Hatta bu grupların içinden, ilk gurbetçi göçünün üzerinden çok yıllar geçmesine rağmen, bu insanların ibadetlerinin düşünülmediğini ve kasıtlı olarak yapıldığı yolunda devlete karşı kışkırtmacılar da peydahlanmaya başlar. Gurbetçilerin çoğu vatanseverlikle ve sağduyulu davranarak bu kışkırtmacılara kendini kaptırmaz, hatta onlara karşı tavır sergiler.

Türk Emekçilerinin Avrupa'ya Göçü - 2

Nihayet 1984 yılında, gurbete göçün 24. yılında, Diyanet tarafından resmi olarak ilk cami açılır ve artık bu genişleyerek çoğalır. İlk başlarda olduğu gibi kiralanan depoları mescidlere çevirmek yerine, yardımlaşma katkılarıyla yer satın alan, oraları ya olduğu gibi mescidlere çeviren ya da yıkıp, temelden camii inşaatına başlayan organizasyonlar artmıştır. Hele artık günümüzde, birçok Batı ülkesinin, özellikle Türk gurbetçilerinin yoğun yaşadığı bölgelerin şehirlerinde, henüz sela ve ezan sesleri dışarıya serbest olmamasına rağmen, sembolik olarak minareli camilerin de sayısı gitgide artmaktadır. Cuma namazlarında, kandil gecelerinde, bayram namazlarında bütün gurbetçi camileri, mescidleri tıka basa dolmaktadır. Hatta, „Bu kalabalık, Türkiye’deki camilerin bile birçoğunda yok“ diye kendince kıyas yapıp, fikir yürütenler de eksik değil. 

Osmanoğulları’ndan sonra, Avrupa’da İslam’ın genişlemesinde, bu ülkelere öncelikle çalışmaya gelen Müslümanların katkısı büyüktür. Öyle ki, hem Müslüman toplum artık aynı kendi vatanındaki gibi ter türlü ibadetinden, kültüründen eksik kalmıyor hem de o ülkelerin yerli insanlarının İslam üzerine meraklarını çekiyor ve olumlu düşünmelerini sağlıyor. Hem de birçok Batılı medya, özellikle Müslümanları öcü gibi gösterirken... 

Avrupa'nın pek çok köşesinde, Türk gurbetçilerin camiler açması giderek yaygınlaşırken, tabii ki buna karşı çıkan yerliler de olmuyor değil. Kaldı ki buna, kendi öz vatanlarında da karşı çıkanlar oluyor, „Ya Avrupa’ya gittiler, hâlâ orada bile oruç tutuyorlar. Avrupa’ya gittiler, hâlâ başörtülü dolanıyorlar’’ gibi.

Türk Emekçilerinin Avrupa'ya Göçü - 2

Avrupa'daki Türk gurbetçilerin cami açma eylemi, bir dizi faktörün etkileşimi sonucunda ortaya çıkmıştır. İlk olarak, ekonomik göç dalgaları sonucunda Avrupa'ya gelen Türk işçilerinin yerleşik hale gelmesiyle birlikte, dinî ihtiyaçlarını karşılayabilecekleri mekânlara duydukları gereksinim ortaya çıkmıştır. İkincisi, kültürel kimliklerini koruma ve ifade etme isteği, gurbetçi toplumların kendi dinî ve kültürel miraslarını sürdürme çabalarını tetiklemiştir. Üçüncüsü, nesiller boyunca Avrupa'da yaşayan Türk kökenli gençlerin, köklerine dönme ve kimliklerini anlamlandırma arayışları da bu eğilimi desteklemektedir. 

Avrupa'daki Türk gurbetçilerin cami açma eylemi, sadece dinî ibadetlerin yapıldığı mekânlar olmanın ötesinde, kültürel ve toplumsal birlikteliğin, kimlik ve entegrasyonun ifadesi olarak da önem taşımakta, aynı zamanda toplum içinde çeşitli roller üstlenmektedir. Bu camiler, toplumsal dayanışmanın merkezi haline gelmiş, sosyal etkinliklerin ve kültürel etkinliklerin düzenlendiği mekânlar olmuştur. Aynı zamanda bu camiler, Türk gurbetçilerin Avrupa toplumuna entegrasyonunu kolaylaştıran ve toplumsal uyumu teşvik edip, hem Türk kökenli vatandaşlara hem de yerel halka açık olup, kültürel anlayışı, toplumsal uyumu artırmakta ve karşılıklı etkileşim kurmakta çaba göstermektedir. 

Ancak, Türk gurbetçilerin cami açma eylemi, bazı tartışmalara da yol açmaktadır. Özellikle, bu camilerin radikalizmi teşvik ettiği veya entegrasyon sürecini engellediği endişelerini dile getiren karşıt fikirliler de eksik değildir. Hatta camilerin yolunu kesmek için uğraşan yerliler ve gurbetçi kökenliler de vardır. Ancak çoğu durumda, bu endişeler, aynı bazı terörizm olaylarıyla genel olarak Müslümanları aynı kefeye koymaları gibi kaynaksız bir önyargıdan ibaret kalmaktadır.  

Türk Emekçilerinin Avrupa'ya Göçü - 2

Gerçi sadece inançsızlar ve İslam’a karşı olanlar değil; Müslüman olup, bu camilere gidip gelenlerden de zaman zaman eleştiriler yükselmektedir; o da, özellikle Ramazan aylarında bazı camilerin işi ticarete döktüğü yolundadır. Mesela iftar sofralarında insan ayrımı yapan cami kuruluşları olduğuna dikkat çekenler vardır. Bazı cami ilgililerinin, kendi cemaatlarından olmayanları iftara kabul etmedikleri; bazı camilerde iftara katkı payı verenler olsa bile, iftara kaç kişiyle geldiğini sorgulayanların olduğundan ve bir daha katkı payına katılmayacağını belirtenler vardır. Kimilerinin de bazı yönetim boşluğundan kendilerini başkan yerine koyup, sanki orayı bir işletmeymiş gibi yönlendirip, sık sık ‘camiye yardım’ diye para toplatıldığına dair aralarında dedikodu edenlerin sayısı da hayli kabarık. Hatta aynı Hristiyan toplumunda olduğu gibi, devletin cami vergisi olarak herkesin kazancından belli bir oranını kesmesini ve bunu camilere harcamasını, yani finansal kontrolün devletin elinde olması gerektiğini, dolayısıyla camilerde para toplanmasının sona ermesini fikir olarak beyan eden kişilere de rastlanmaktadır.

Ama genel olarak ve asıl amacıyla Avrupa'daki Türk gurbetçilerin cami açma eylemi, kültürel ve dinî ifade özgürlüğü, toplumsal dayanışma ve entegrasyonunun önemli bir göstergesidir. Bu camiler, sadece dinî ihtiyaçları karşılamakla kalmayıp, aynı zamanda kültürel çeşitliliği ve toplumsal uyumu desteklemektedir. Bu camilerdeki din görevlileri, vaazlarında uyumun öneminin altını çizmekte, özellikle Müslüman olmayan bir ülkede, Müslümanları rencide eden davranışlardan kaçınmaya ve kendi dinini, kültürünü unutmadan, yaşadığı ülkenin kurallarına göre de uyumlu davranmaya hep değinmektedirler.

Sonuç olarak, Avrupa’ya, hatta Avustralya’ya, Amerika’ya çalışmaya giden gurbetçilerin büyük oranı, kendi din ve kültürlerini unutmayıp, gurbet ellerde daha bir sıkı bağlanmışlardır. Tabii ki tüm bu gelişmeleri hayıfla karşılayan, kendini Batılılaşmış kabul edenler olsa da... 

Türk Emekçilerinin Avrupa'ya Göçü - 2

GURBET ELDE

Ne dost vardır, ne arkadaş
Geçmez günler gurbet elde
Kahrolursun yavaş yavaş
Geçmez günler gurbet elde

Gönlün kırık, küskün olur
Dudakların suskun durur
Sıla senin tutkun olur
Geçmez günler gurbet elde

Yabancıdır bakan gözler
Uzanmaz ki sırta eller
Çektiğini bilemezler
Geçmez günler gurbet elde

Söz-Beste: A. Erol Göksu
© Göksu’nun şiirleri, şarkı sözleri ve besteleri, Kültür Bakanlığı Telif Hakları Müdürlüğü ve MESAM’da kayıtlıdır!

Türk Emekçilerinin Avrupa'ya Göçü - 2
Türk Emekçilerinin Avrupa'ya Göçü - 2

Türk Emekçilerinin Avrupa'ya Göçü - 2
Türk Emekçilerinin Avrupa'ya Göçü - 2
Türk Emekçilerinin Avrupa'ya Göçü - 2
Türk Emekçilerinin Avrupa'ya Göçü - 2
Türk Emekçilerinin Avrupa'ya Göçü - 2
Türk Emekçilerinin Avrupa'ya Göçü - 2
Türk Emekçilerinin Avrupa'ya Göçü - 2
Türk Emekçilerinin Avrupa'ya Göçü - 2
Türk Emekçilerinin Avrupa'ya Göçü - 2
Türk Emekçilerinin Avrupa'ya Göçü - 2
Türk Emekçilerinin Avrupa'ya Göçü - 2

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar A. Erol Göksu - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Karamandan.com Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Karamandan.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Haber ajansları tarafından servis edilen tüm haberler Karamandan.com editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Karamandan.com değil haberi geçen ajanstır.



Şehir Markaları

Karamandan.com, Karaman ile özdeşleşen markaları ağırlıyor.

+90 (532) 765 24 01
Reklam bilgi

Anket Karamanlılar yeni belediye başkanından hangi alanda çalışma bekliyor?