Böyle Zor Olduğunu Bilseydim...

İnsanların daha görecek günleri, yaşayacak duyguları var. Sevinç, hüzün, keder gibi net duyguların yanında bir de duyguların birbiriyle kaynaşması sonucu yaşanan hüzünle karışık sevinçleri var. Alaca bir ruh hali, birbirini teselli eden duygu geçişleri, sabırla hamd arasında kulluk bilinci…

Nimetler bize nasıl bahşedilmişse, duygular da öyle bahşedilmiştir. Akıp giden zamanın içinde ömrümüzün her anında güzellikler için umudumuz yeşermekte, zorluklar için sabrımız zorlanmakta, güzelliklerle zorlukların bir arada olduğu durumlarda da boyunlar bükülürken, gözlerden yaş kendi kendine yanaklardan süzülüvermekte. Göz pınarlarına hâkim olunamayan bu durumda, insan kendinden gider. Kısa bir süre sonra kendine geldiğinde insan, artık hiçbir şey eskisi gibi değildir. Ne kendisi ne dünya ne de zaman… Bu halin diğer adı yaşamaktır, kemale ermektir, zamanın içinde garip bir yolcu olduğunu idrak etmektir, faniliği fark etmektir…

Zamanla her şey değişiyor belki de değişmesi gerekiyor. Bitmez sandığımız acılar, geride kalmaz sandığımız zorluklar, geçmez sandığımız sevinçler, sönmez sandığımız coşkular…

İnsan da zamanın içinde su gibi akıp gidiyor. Yatağında sakin şekilde akan su, bir kayaya bir çalıya çarptıktan sonra kabarıp, sıçrayıp tekrar akışa kendini teslim etmesi, bozulan sükunetini tekrar bulması zamanın içinde akan insana ne kadar da benziyor.

Yatağında sakince akan suyun bir engele çarpıp kısa süreliğine de olsa yolunun değişmesi gibi, insanların da buna benzer anları zamanı daha iyi hissettiriyor. Kimi zaman bir doğum müjdesi kimi zaman bir ölüm haberi kimi zaman bir çocuğun amca, teyze diye hitabı kimi zaman da daha dün çocuktu dediğiniz arkadaşınızın evladına ait bir düğün daveti.

Akıp giden hayatın içinde kızlarının büyüdüğünü fark edemeyen babalar eve görücü geleceğini duyunca geçen zamanı anlamaya başlarlar. Bir sonraki süreçte görücü, aile efradıyla beraber “Allah’ın emri Peygamberin kavliyle” kızı istemeye geldiğinde, dünürüyle tanıştığında ve damat adayını gördüğünde geçen zamanı daha iyi hissetmeye başlar babalar. Yıl yıl, ay ay, gün gün, saniye saniye…

Pembe etek, kırmızı ayakkabı isteyen kızı ne çabuk büyümüştü. Yaşananlar gözünün önünden hızla geçerken zemheri vakitte yazlık elbise giyeceğim diye tutturmasını hatırlayınca yüzüne hafif bir gülümseme geliyor, ateşler içinde ölü gibi uyuyuşunu hatırlayınca bu gülümseme kayboluyordu. Kendine gelip karşısında oturan müstakbel dünürlerle göz göze gelince de hüzünleniyordu. Lakin bu hüzün sevinçle karışıktı. Bahsedildiği gibi; alaca bir ruh hali, birbirini teselli eden duygu geçişleri, sabırla hamd arasında kulluk bilinci… Belki de kalpten yapılacak en makbul baba duasının vesilesi.

Kız babası için uluslararası resmi görüşme gibi başlayan hayırlı bu süreçte damadın gözlerindeki sevinçten ziyade kızının gözlerindeki sevinç ortama sıcaklık getiriyordu. Hayırlısı olsun temennisinden sonraki günler hazırlık telaşeleriyle geçerken düğün gününe kadarki zaman babaya yine hissedilmiyordu. Ta ki beyazlara bürünmüş dünya güzeli kızını görüp beline kırmızı kuşağı bağlayana kadar. Babanın o an göz pınarlarından sessizce akan yaşlar yanaklarından yine aynı sessizlikte süzülüp gidiyordu, beyazlar içindeki güzel kızı görüp silene kadar.

Evde kızıyla beraber yaşadığı duygulu anları geride bırakarak ruhuna hâkim olmuş hüzünlü sevinci kuşanan baba, aşağıda bekleyen dostlarının yanına indi. Otoriter duruşuyla gelin arabası ve konvoyu beklemeye başladı. Korna sesleri duyulmaya, uzunca araç kuyruğu görülmeye başlayınca babanın da bakışları derinleşti. Zaman o an insanlar için geçiyordu ama gelin kızın babası için daralıyordu.

Gelin arabası evin önüne park edilip damat eve çıktığında babanın karışık duygusuna hüzün biraz daha hâkim oluyordu. Kızının gelin arabasına bindiğini gördüğünde hüznü sevincine ciddi manada galebe çalıyordu, gözlerinden yaş kendi kendine düşmeye başlıyordu. Çenesine kadar sessizce süzülen gözyaşlarının kaderi ayağının ucuna düşmekti artık. Çünkü yanağından süzülen göz yaşını silecek kızı o an yanında değildi.

Kız babasının o an yanaklarından süzülen gözyaşını görmemek için nazarlarını başka yöne çeviren dostları düğün konvoyunu gönderdikten sonra dostunun gözlerinde kalan nemi hissettiğinde teselli edici sözler zikrediyorlardı: “Kardeşim bu dünya böyle”. “Allah’ın bir kanunu bu”. “Bunlar mutluluk gözyaşları…”

En son bir dost şöyle dedi: “Dünya böyle… Sen nasıl zamanında bir babanın kızını aldıysan zamanı gelince de senin kızını alacaklar”.

Bunu duyan kız babası o anki hüzünle karışık ruh halinden kalan azıcık sevinçten faydalanarak ve gülümseyerek şöyle dedi: “Böyle zor olduğunu bilseydim alır mıydım hiç!”

Şadan Sezgin

Bir Kelime, Bir Mânâ, Bir İktibas

efkâr
endişe, tasa, kaygı, üzüntü, keder
Hüsnüne yakışır Yusuf nişanı / Seni sevenlerin artar efkârı / Kars’ı Ahıska’yı Erzurum Van’ı / Delh’i Buhara’yı değer gözlerin
Erzincanlı Hafız Şerif

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Şadan Sezgin - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Karamandan.com Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Karamandan.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Haber ajansları tarafından servis edilen tüm haberler Karamandan.com editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Karamandan.com değil haberi geçen ajanstır.



Şehir Markaları

Karamandan.com, Karaman ile özdeşleşen markaları ağırlıyor.

+90 (532) 765 24 01
Reklam bilgi

Anket Karamanlılar yeni belediye başkanından hangi alanda çalışma bekliyor?