Kuramlar ve Kuruntular

Cemil Meriç’in kitaplarının bir kısmını seviyorlar. Okudukları için değil, eserlerin öncesi ve sonrası olduğu için. İsmet Özel’den birkaç kesit sunup, “bu mu kendisinden başka hiç kimseyi okutmayacak kadar kötü bir şair dediğiniz isim?” diye soruyorlar. Memleketin maarif meselelerinde Nurettin Topçu’nun ismini duymuyorlar. Fransa’da eğitim alıp da bir kişi nasıl frankofon olmaz ki?

***

Büyük bir tezat sunuyorlar. Avrupa tarihi içerisindeki katliamlar gündeme geldiğinde kurgu addediliyor, Selçuklu ya da Osmanlı mimarisi ve estetiği gündeme geldiğinde de kurgu addediyorlar. Bu denli gerçekçi olup bu denli gerçekçi olunmuyor dolayısıyla. Evet bu cümlede hata bulunmuyor.

***

Müthiş bir hesaplaşma ve yüzleşme duygusu taşıyorlar. Tarihle, medeniyetle, Osmanlı ile ve akabinde Cumhuriyet ile. Sosyo-kültürel dokulara dikkat çekiyorlar. Farkında olmadan İbn Haldun’a atıf yapıyorlar. Bu listeyi diledikleri gibi uzatabiliyorlar. Biz haddimizi bilip susuyoruz. Hesaplaşırken de mukayesenin emsal kesesine Batı’yı koyuyorlar. “Bakın” diyorlar, “Rönesans, Aydınlanma falan bunlar kolay olmadı. Anlayamazsınız.” “Ama” diyorsunuz, “peki Sanayi Devrimi’nin 18. asırdaki bilinmeyen yüzü?” Bu kez “bilemezsiniz” diyorlar. Ne’nize gerek?

***

Artık youtube üzerinden teolojik tartışmaları yeni bir trend alanı kabul ediyorlar. Ama theos olmadan teoloji konuşulmalı. “Bütün genellemeler yanlıştır, bu da dahil” diyerek, bütün makul genellemelerin arkasında duruyorlar. Antik Yunanı ve 18. asır Avrupa’sını, hassaten İngiltere düşüncesindeki dönüşümü benimsiyorlar (İngiltere Avrupalı sayılır mı? Evet bu soru üzerine düşünülebilir. Lakin şimdi olmasa gerek.)

***

Bilim tarihinin meşhur isimlerinin ne yaptıklarının yanında “neden Türk olmadıkları” hususunda uzun uzun istihzalı malumatlar paylaşmayı çok seviyorlar. Birçok kez Türk tarihinden ya da Türk-İslam bilim tarihinden örnekler sorulduğunda “onu bilmiyorum, geçelim” deyiveriyorlar. Burada da bizi ikilemde bırakıyorlar. “Bu”, diyoruz “mütevazı bir bilmiyorum mu, yoksa orayı görmüyorum, tanımıyorum, bilmiyorum mu?” diye soruyoruz.

***

Gezilecek yerler olduğunu düşünüyorlar bu coğrafyada. Şanlıurfa’ya gitmiyorlar mesela, ama Göbeklitepe’ye gidilmesi zaruri. “Tapınak olduğu düşüncesi var, ama ben emin değilim.” Gayet sarih bir biçimde hem emin olma ve hem de olmama konusunda hazır bulunuyorlar. Benzer muhtelif örneklerin, bilinir ki zihinlerde çoğalması ve yahut çeşitlenmesi imkân dahilindedir.

***

J. Benda, P. Feyerabend ya da bugün B.-C. Han üzerine mi konuşsak diye sormanız mümkün olmuyor. Belirlenen aktörler ve belirlenen bağlam çerçevesinde tartışılmasını istiyorlar. İstemiyorlar, emrediyorlar. Başka türlü bu milletin yola gelmeyeceğini düşünüyorlar, ancak off-the record görüşmeler haricinde bu hususu çok da dile getirmek istemiyorlar. İmtina ettikleri için değil, sadece şimdilik istemiyorlar. Hakikat ile farazî çerçeve arasında müthiş bir git-gel yaşıyorlar. Dolayısıyla dönem dönem nerede oldukları konusunda yanılsamalara kapılabiliyorlar.

***

Kelimeleri eliyorlar. Elerken gayet seçici davranıyorlar. “Şimdi tamam ama uygarlık ile medeniyet aynı şey olabilir mi?” Gayet tabii, olamaz. Kavramların Türkçe karşılığındaki ihtilaflar mutlu edebiliyor bazen. “Aksi takdirde Hegel’i anlamak mümkün olabilir mi?” Gayet tabii, olamaz. Memleket ile ülke arasına muğlak ve meçhul sınırlar çekmeyi seviyorlar. Aynı kelimeye çok farklı bir anlam da yükleyebiliyorlar ve jargona hürmet ediyorlar.

***

Sanat filmleri haricinde taşra ya da mahalleyi pek sevmiyorlar. Ama değiştirilen her mahalle tartışması onların pek hoşuna gidebiliyor. Hele ki keskin bir geçiş. Zira değişim odaklı metaforlar ve gerçeği/doğruyu görme üzerine kurulan hipotezler için bu önemli bir argüman. Ama acilen bir youtube sayfası açılması da gerekiyor.

***

Buna benzer birkaç kısa hususun dile getirilmemesi her daim tavsiye niteliğinde olmaya devam ediyor. Çünkü bunlar “cahilane birer savunu” olarak eleştirilebiliyor. Onlar hesaplaştıkları için doğrudan sizi savunma makamı olarak addetmeleri sürpriz olmasa gerektir değil mi? Mesela böylesi bir metin okunduğunda da benzer bir bakış açısı ile karşılaşmak gayet de olasıdır.

Çünkü mesele bellidir; “onu bilmiyorum, geçelim.”

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Samet Zenginoğlu - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Karamandan.com Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Karamandan.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Haber ajansları tarafından servis edilen tüm haberler Karamandan.com editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Karamandan.com değil haberi geçen ajanstır.



Şehir Markaları

Karamandan.com, Karaman ile özdeşleşen markaları ağırlıyor.

+90 (532) 765 24 01
Reklam bilgi

Anket Karamanlılar yeni belediye başkanından hangi alanda çalışma bekliyor?
Tüm anketler