Telaffuz Üzerine

Günümüzün popüler gazetecilerinden Konyalı Nuh Albayrak, merkezi o sırada İstanbul-Cağaloğlu’nda olan Türkiye Gazetesi’nde genel yayın yönetmeniyken, benim de orada tefrika edilen romanlarım vardı.

Telaffuz Üzerine

Gazeteyi ziyaret ettiğim ve telif hakkı ödemesini aldığım bir gün, aynı gazetenin o sıralardaki ‘Sanat Sayfası Yönetmeni‘ Siirtli Mehmet Nuri Yardım, ‘‘Sizi yazı işleri müdürümüz ve genel yayın yönetmenimizle de tanıştırayım‘‘ dedikten sonra, Nuh Albayrak‘ın odasına gittik, tanıştık, bir çayını içtik, konuştuk.

Telaffuz Üzerine

‘‘Yazarım diyen kişilerin gönderdikleri yazıların imla hatalarını düzeltmekten fıtık oluyoruz, siz çocukluğunuzdan beri yurt dışında yaşamanıza rağmen, imla hatanız yok derecede‘‘ demişti.

Tabii ki benim çocukluğumdan beri çok iyi bir okuyucu olduğumu, Türkçe’den kopmadığımı, Almanya’da çıkarılıp tüm Avrupa’ya dağıtımı yapılan bir gazetede yazdığımı ve edebiyat alanında okuyarak kendimi geliştirdiğimi bilmiyordu (Sanat yolundaki anılarımı anlatan bir otobiyografik çalışmam var, ilerde ilgi görürsem ve merak edilirsem, yayınlatacağım).

Ardından yayınevlerinin editörleri üzerine konu açıldı. ‘‘Editör denilen kişiler kimlerdir?‘‘ dedi. ‘‘Birçoğunun edebiyat bilgisi bile tartışılır‘‘

İstanbul’a gittiğim daha sonraki yıllarda da aynı gazeteyi hem o Cağaloğlu’ndaki yerlerinde, hem de daha sonra taşındıkları Yenibosna’daki daha modern binada birkaç defa ziyaret ettim. Gazeteye son uğradığımda, ‘Sanat Sayfası‘ yönetimine Ordulu Özcan Ünlü getirilmişti. Gazete binasına varınca karşılanmam karşısında kendim bile şaşırdım. Sanki çok ünlü bir yazar gelmiş gibi beni kapıda karşıladılar ve gerçekten çok ilgi gösterdiler.

Telaffuz Üzerine

Çok yıllar sonra Mehmet Nuri Yardım’la ve Nuh Albayrak’la sosyal medya üzerinden görüşmelerimiz oldu. Nuh Albayrak‘ın yayınlanan son kitaplarını ve imza günlerini paylaştığı bir sosyal medya hesabına, kendisini tebrik edip, ‘‘Büyüyünce ben de yazar olmak istiyorum.‘‘ diye espriyle yazdım. Gazeteci Nuh Albayrak da cevap olarak şöyle yazdı: ‘‘Hocam, biz daha sizin arkanızdan emekliyoruz.‘‘

Editör demişken, kitaplarımı yayınlayan bir yayınevine, editör istemediğimi belirttim. Çünkü editörler, yazarın anlatmak istediği duyguyu bazen yansıtamıyorlar. Hele eserinizde konu gereği yabancı bir kelime, yabancı bir insan ismi geçiyorsa, hep İngilizce telaffuzla ele alıyorlar. Yani editör olarak, yazan kişinin gözünden kaçan bazı harf ve kelime hatalarının düzeltme işlemi güzel, ancak bazı yönlerde, değindiğim gibi telaffuzlarda ve bazı konu gereği çocukca, delice, kekemece, yöreselce şiveyle konuşmalarda düzeltme yapması, bunları İstanbul şivesine çevirmesi doğru değil.

Bu yanlış telaffuzları özellikle maç anlatan spor spikerlerinden de sıkça duymak mümkün. Karşılaşılan pek çok ismi, genelde hep İngiliz aksanıyla aktarıyorlar. Ya da mesela bir Alman futbolcudan bahsediyor, diyelim ki adı ‘Rehmer‘, aynı yazıldığı gibi söylüyorlar. Onu, o söyleyiş biçimini o ismin sahibi bile anlayamaz. Almanca telaffuzlarda kelime içindeki ‘h‘ harfleri okunmaz, o ‘h‘ harfinden önce gelen sesli harf uzatılarak okunur. Bir tek kelime içinde ‘ch‘,‘sch‘ varsa, ki ‘h‘ harfinin önünde sesli bir harf yok, bunların da okunuşu zaten farklıdır. Almanca konuşulan ülkelerde Mehmet demezler, Meemet derler; Ahmet demezler, Aamet derler; Mahmut demezler, Maamut derler. Türk spor spikerleri de Alman isimlerini ya yazılış şekliyle söylüyor ya da İngiliz aksanıyla söylüyorlar. Mesela Michael, İngiliz aksanıyla Maykıl diye söylenirken, aynı yazılış şeklindeki isim Alman aksanında Mişael ya da Mihael olarak söylenir; oysa Türk spikerleri genelde ve genel olarak hep Maykıl diye söylüyor.

Her konuda, yazan kişiyle onun ortaya koyduğu eserini inceleyenler arasında farklı düşünceler olabiliyor. Yazanın duygusunu bir başkası öyle hissetmediği için, başka türlü ele alabiliyor. Mesela benim 20-22 yaşlarımda yazdığım, bestelenen ve aynı zamanda albüm adı da olan sözlerden ‘Kır Kahvesi’ne böyle değil de, adı ‘Kır Bahçesi‘ olsun diyenler de oldu ve bunların başında Suat Sayın’ın eşi vardı. Ama ben ‘Kahve’de ısrar ettim ve nitekim ‘Kır Kahvesi‘ olarak piyasaya çıktı.

Telaffuz Üzerine

(1990’lı yıllarda Türkiye radyolarında en çok çalınan romantik şarkılardan olan ve en çok satan albümler listesinde uzun süre ilk 10’da kalan Kır Kahvesi’ni Suat Sayın, Gülden Karaböcek ve şiir olarak Ahmet Selçuk İlkan seslendirdiler. Ayrıca Devran Çağlar ve Bülent Ersoy’un da konser sahnelerinde seslendirdikleri haberleri çıktı.)

Telaffuz Üzerine
Telaffuz Üzerine
Telaffuz Üzerine
Telaffuz Üzerine

KIR KAHVESİ

Ellerin elimde, başın omzumda
Hani buluşmuştuk kır kahvesinde
Yalnızdık seninle çamlar altında
O güzel, o şirin kır kahvesinde

Canımsın diyerek beni sarmıştın
Evlilik deyince kanatlanmıştın
Sevinçten olacak, çok ağlamıştın
O güzel, o şirin kır kahvesinde

Şimdi bir hatıra oldu o günler
Neler konuşmuştuk seninle, neler
Gözlerim ümitle yolunu bekler
O güzel, o şirin kır kahvesinde

Telaffuz Üzerine

A. Erol Göksu
© Göksu’nun şiirleri ve şarkı sözleri, Kültür Bakanlığı Telif Hakları Müdürlüğü ve MESAM’da kayıtlıdır!

Telaffuz Üzerine
Telaffuz ÜzerineTelaffuz Üzerine
Telaffuz Üzerine
Telaffuz Üzerine

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar A. Erol Göksu - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Karamandan.com Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Karamandan.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Haber ajansları tarafından servis edilen tüm haberler Karamandan.com editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Karamandan.com değil haberi geçen ajanstır.



Şehir Markaları

Karamandan.com, Karaman ile özdeşleşen markaları ağırlıyor.

+90 (532) 765 24 01
Reklam bilgi

Anket Karamanlılar yeni belediye başkanından hangi alanda çalışma bekliyor?