96 SAAT

Beton yığınlarının ağırlığı altında karanlıkta yaşıyorum. Her saatin her dakikası aynı iken zihnim bana türlü türlü oyunlarını oynuyor. Beni eğlendirmek için düşlerini peş peşe sıralıyor. Düzensizce tuğla sıva parçaları kederli odacığımı süslemişler. En pahalı lüks parkeler fayanslar, süslü tabaklar, karanlığın ışıklarında hüzünlü geziniyor. Zihnimin geçitlerinde hayal gücümün yansımasıyla birleşiyor. Umut zenginliğiyle istediğimi düşünebilmekte özgürüm. Oysa kapana kısılmış fare gibi beş katlı binanın bilmem kaçıncı katında ölmeden mezara girmiş bir depremzedeyim. Bedenimin etrafını saran duvar, beton yığınları arasında kıpırdayamıyorum. Aklım korku dolu ‘’korkunç’’ Zihnim, ‘’karşı konulamaz.’’ Bu düşüncenin de esiriyim.

Tek yargım var. Burada öleceğim! Aklımın şartlandırması bu yönde. Zihnim kurtulabileceğimi bin bir kılığa girip söylerken diğer taraftan korkunç gerçek nakarat gibi dilime dolanıyor. Aklımı kurcalıyor zaman devriliyor bu düşünce yakamı bırakmıyor. Duygularımın çırpınışları bedenimden dışarı çıkamıyor her şey içimde beni bıçak gibi kesiyor. Aklımın ucundan bile geçmeyen ölüm. Rüya mı gerçek mi? Hayır gerçek olamaz sadece kötü bir rüya. Lakin etrafın gerçekliği; sarsıntının etkisi, döşeme taşlarının, tahta kırıklarının kaba kıvrımları arasındaki kabartısı, cam kumtaşı arasında parıldayan ışık. Tüm bunlar göz kapaklarını aralama diyor. ‘’Kapat gözlerini ölümü bekle.’’ Diyen diğer ses de bedenime fısıldıyor.

Zihnimde çatışan yüksek sesle tartışan binlerce konuşmaların arasında neden ben? Diyen öfkem yoğunluğunu artırıyor. Aklımdan çıkmayan ölüm düşüncesi, aklımı kaçırsam bunu nasıl açıklayacağım? İnancımı korumak için acil yardıma ihtiyacım var. Aksi halde aklımı yitireceğim. O vakit kendime yardım edemeyeceğim. Kendi sonuma tanıklık edeceğim. Aklımla bedenim arasındaki görünmez bağ koptu yoksa deliriyor muyum? Belki de delirdim. Hayır hayır delirmek istemiyorum. Karamsar düşüncelerden kurtulmak için dilime müzik doluyorum. Hüngür hüngür ağlıyorum. Ağlamak iyi geldi daha sakinim.

Oysa güzel bir gün geçirmiştim. 6 Şubat 2023 saat 4:17’ de dakikalar içinde yaşadıklarım. Deprem kaç şiddetinde oldu da beni tutsak etti? Tüm şehir deprem altında ise insanlar ne durumdalar? İçimdeki merak acaba kaç kişi öldü? Kaç kişi ne olduğunu anlamadan gitti? Kaç kişi canlı uyandı? Kaç kişinin hayatında değişiklik oldu?

Sesler duyuyorum. Enkazın altındaki insanlar çığlık atıyorlar. Kurtarın! İmdat! Yardım edin! Kadın sesi geliyor. Anne oğul sesi geliyor. Uzaktan çocuk bağrış sesleri geliyor. Aman Allah’ım ne çoklar! Köpek sesi geliyor.

Kulaklarımı duyabileceğim seslere verdim. O kadar çok ses var ki…. Felaket yeri olmuş felaket!

Binada eşyaların birbirine çarpışını kırılan camların şangırtısını metal parçalarının sürtme sesleri, konuşmaların uğultusunu duyuyorum. Betona vuruşlarında demir kesicilerin sesleri kulaklarıma geliyor. Can havliyle seslerin geldiği yöne ses verdim. Buradayım yardım edin! Yalnız ve çaresizim. Sesim onlara gitmiyor mu?  Kalabalığın gürültüsü sesimin duyulmasını engelliyor. Ardından sessizlik çöktü. Seslerin gitmesiyle umutlarımda gitti. Nihayet kurtulma anım geldi derken, gittiler. Sesimi duyuramıyorum. Hareket edemiyorum. Üstelik hareket etsem nereye kadar ilerleyecektim ağzına kadar dolu hafriyat kamyonunun içindeymişim gibi.

Gözlerimi ürkekçe açıp baktığımda yine korkunç gerçeğimle baş başayım. Dardayım, zifiri karanlıktayım. ‘’Işık’’ dedim. Belli belirsiz tavan yarıkları arasından ışığın yansımasını gördüm. Işığın hareketine bakışlarımı diktim bekledim. Zihnimi kötü senaryolar söyletme zahmetine koymadan, duraksamadan kendi kendime cevap verdim. Işık yok.

Karanlık mahzen gibi bu yerde ne yapmalı? Aklıma bir fikir geldi. Duvara sıva parçalarına ’’umudunu kaybetme’’ yazayım. Burada iz bırakayım. Kuşkusuz zihnim daha rahat olsaydı keşkelerimi de sıralayabilirdim. Düşüncelerim dağınık olmasaydı geçmişimden dersler çıkartabilirdim. Bina çöküntüsü arasında saklanmış birini bulacaklarını bilsem. Umarım uzun sürmez. Gerçekten hayat ne kadar ilginç. Dün akşam ne yapıyordum şimdi neredeyim? Boyut atlamış gibi şaşkınlık. Bu düşünceden dolayı ilginçlik. Bu yakınmamı daha ileri götürmeyeceğim. Nefes alıyorum. O halde benim için hâlâ umut var.

Deprem anındaki ses desibelin ölçemeyeceği şiddette idi. Kulak zarlarımı delecek kadar derin boşluktan gelen uğultu, biliyorum tüm bunlar ölümün habercisi beni içine sürükleyen sonun başlangıcı gibi geliyordu.

Bu iç sıkıntısı da neyin nesi? Ölmüş insan bedenleri binadan fışkıran cesetler gözümün önüne geliyor. Kolu bacağı kopmuş insanlar kımıldamaya çalışan başlar….. Soğukta buz tutmuş, donmuş şişmiş cesetler….. …. Enkazdan çıkarılmayı bekleyenler….. Ölmeden önce kurtulmak için zaman sayıyorlardı. Her yerde korkunç hayaletler bakamıyorum onlara. Gözlerimi kapadığımda dehşetle çoğalıyor netlik kazanıyor. Hayır. Hayır. Gördüğümü sandıklarım korkuyla çırpınan beynimin uydurmalarıydı. Tam da bulunduğum ortama yaraşır hayal. Kafamın içindeki sorulara cevap vermeye yeltenirken zihnimden geçirdiğim senaryolar düzmeceler….. Gözümün önünden korku filmi gibi geçen düşünceler.

Korku, hayal ve gerçekler. Duygularımın yoğunluğu beni üç koldan uyarıyor. İçime işleyen korku zihnimi ele geçirmiş. Korkudan titriyorum. Korkudan ölmüş gibiyim. Ne yazık ki ölü değilim. Kendi kendime oluşturduğum korku var. Korku içimde geziniyor beni istediği yere götürüyor. Korku soğuk havayı donduruyor soğuk içime işlemiyor. Korku ve ıstırap benim sonum olacak. Duygularımı anlatamam. Fiziksel olarak dayanabileceğim her dakika benimle yarışıyorken maruz kaldığım durum. Enkazın altında sırtüstü kalakalmışken içimde hissettiğim yalnızlık korku ve şiddetini bilmediğim zelzeleyi kendime anlatamıyorum. Tek bildiğim; ölüm anın ucunda. Ölüm, her yerde…..

Ölümden başka şey düşünemiyorum. Çabalıyorum bu düşünceyi kovmak için kafamı başka şeylerle meşgul ediyorum. Lakin zihnimin benden neler istediğini bedenimin eylemsizliğini, başıma gelen bilmeceyi kendime anlatamıyorum. Sanırım sizler de empati yaptığınızda benim yerimde olmak istemeyeceksiniz. Yer birden sallanacak ışıklar sönecek karanlıkta cisimler belirecek korkunç ses etrafınızı saracak. Sizi çorbanın içindeki taneler gibi öne arkaya sallayacak ayakta duramayacaksınız. Karanlıkta korkunç derin uçuruma doğru düşerken hareket eden eşyalar olacak. Bir ileri bir geri düz zeminde sürünürken yuvarlanarak başka eşyanın yanında kendini bulacaksın. Artçı sarsıntılarla düşen takla atan yer değiştiren eşyalar tekrar yer değiştirecek. Yapı malzemesi ev eşyası bir başkasına çarpacak farklı ses çıkartacak. Sonu olmayan bilinmeyen alemdeymiş dünyanın farklı bir bölgesine ışınlanmış gibi. Kalın betonların üzerine düşme anını her an hissedeceksin. Karanlık ve daha karanlık arasında korkutucu ortamda uçuşan toz zerreleri bir bir yere düşecek. Belirsizlik her an her dakika sürüp gidecek.

İçimdeki ses bana ne diyor? Uyuyup bir daha uyanmadan ölmeyi mi istersin beklemeyi mi? Uyuyarak ölmeyi tercih diyorum. Beklemek yerine ölmeyi. Hiçliğe doğru gitmeyi yeğlerim. Beklemek çok korkunç. Hasta değilim. Damarlarımda kan akıyor hissediyorum. Uzun bir yaşam için yaratılmış bedenim var. Zihnimde sağlıklı henüz aklımı yitirmedim. Tüm bunlar yaşama sebebime bağlı gerçekler. Fakat deprem denen bu felaket doğa olayı karşısında acizim.

Ölmek istiyorum lakin ses duyunca kurtulma ihtimalim artıyor umuda sarılıyorum. Dışarıdan bana yakın sesler geliyor. Ben de seslerin çatışması arasında ses gönderdim. Yardım edin! İmdat! Bu arada hayal kırıklığının ne kadar acı olduğunu da söylemeliyim. Pek çok kez bağırdım cevap alamayınca öfkeye kapıldım. Böylesine korkunç durumda olan başka nasıl olabilir ki? Hem kendimi teselli ediyorum hem de isyan, kurtulmayı beklerken ölmeyi de bekleyen bir dilek. Enkaz yığını altında kalan depremzededen duyabileceğiniz sözler. Hem acınma hem yaranma. Bazen çocuk gibi ses çıkarma bazen ağlama tüm bu değişim ve dönüşümler iç dünyamda oluyor. İyi kötü, şükür isyan sözcükleri anlamlı anlamsız bir araya diziliyor duygularımda değişimler oluyor. Ama işte enkazında altında olmak. Ne büyük felaket. Ne büyük facia.

Aklımın içinde beni uyutmayan bir sürü düşünce var iken bir rüya gördüm. Ak sakallı nur yüzlü dede geldi tabi böyle bir durumda daha kötüsünün gelmesi hayırlı değildir. ‘‘ Hazır mısın?’’ Dedi. Güçsüz bir sesle ‘’hazırım’’ dedim. Ama nereye? Kurtulacak mıydım? Görüntü önümde iken yüzümde gülümseme ile uyandım. Rabbim dualarımı kabul etti. Doğrusu Rabbimin dualarıma kayıtsız kalması hoşuma gitmezdi

Gerçekler, korku- rüya hayal arasında sıkışıp kaldım. Ama böylede düşünmesem zaman beni yiyecek.

Düşüncelerimin mırıltısı adeta ölgün bir uğultu gibi kulaklarımda yankılanıyor. Sevdiklerim beni bu halde görseydi; bunu düşünürken de duygusal azap çekiyorum. Geçmişimi düşledikten sonra bıçak darbesi gibi kesen gerçeklik içinde bulunduğum durum zihnimde yer eden ölümcül düşünceler. Benim işimi bitirecek olan ölüm. Birden ürperiyorum. Kimsenin dokunmasına izin vermediğim özel eşyalarım başkalarının ellerinde. Benimle eşyalarımın arasında depremin oluşturduğu uzaklık var.

Bedenimde şiddetli ağrı var. Kemiklerim etime baskı yapıyor. Dört gündür can çekişiyle sürüp giden iniltilerim var. Yavaş geçen zamanın ve telafisi mümkün olmayan belirsizlikte endişelerim var. Bitmek bilmeyen ıstırabım var. Bunlarda ölüm acısı gibi bir şey. Kanımın damla damla çekildiği zihnimin düşünceden düşünceye değiştiği çıldırma anımın geldiği son anlar…..Çırpınışlarla bitiyorsun eriyorsun tükeniyorsun. Üstelik acı çekiyorsun. Kanın çekilirken başka ne hissedebilirsin ki? Kendimle konuşurken bile sesim bir yükseliyor bir alçalıyor. Son anda gelen bir umut bana uzanan yardım eli. Enkazın altında kalan birinin umutla yakarışı. ‘’Sessizlik’’ diyenlerin ardından gelen sinyal sesi canlı var sesi.

Dışarıdan ‘’sesimi duyuyorsan elini tırnağını bir yere sürt ‘’diye ses geldi.’’ Son kalan dermanımla tırnaklarımı tavana geçirdim. Sanki gece gündüz her an her saat bu anı düşünmemişim gibi heyecana kapıldım.

Kalın betonu delip zemine ineceklerini söylediler. Görevli, karanlıkta parlayan ışığın şiddetiyle depremzedenin sarsılması o anı hayal etme sevinci ile dar koridorda ilerliyorken, beni fark etti. Kurtarma görevlisi yeryüzüne indirilmiş meleklerin ete kemiğe bürünmüş hali gibiydi. Yüzünde korku sevinç barındıran görüntüsüyle birbirimize bakıştık. Bizi birbirimize yaklaştıran gönül bağıyla bağlandığımızı hissettim. Bu arada eski düşüncelerim, kaygılarım yok oldu. Yerini sevinç mutluluk kapladı. İçim içime sığmıyor. Kaldığım yere son kez baktım. Şımarıkça ‘’sevmiştim burayı’’ Dedim.

Sağlık ekibi sedye getirdi. Hemen su vermediler. Üzerime termal battaniye örttüler. Diğerleri de tekbir sesleriyle bağırdılar. Enkaz yığını üzerinde onlarca meraklı başın bana baktıklarını gördüm. Vefat edenlere, canları yandığı için ağlayanlar, kurtulanlara sevinçten ağlıyorlardı. Kalp atışlarımın duracağını sandığım bir günde 96 saat sonra mutlu sona ulaştım. İşte çıkıyor! İşte işte! Diye haykırdı kalabalık.

Ne kadar çabalasam onları mutlu edemezdim. Ben de göçük altından çıkmış olmasam böyle coşkuyla karşılanmazdım. Çünkü sıradan bir olay değildi. Çevremde hüzünlü ağıtlı bekleyenler vardı. Enkaz harabe binalar vardı. Göçük altında kurtarılmayı bekleyen depremzedeler vardı. Kalabalık insan kafasını geçtikten sonra korkunç ürkütücü şehir manzarası vardı.

Sağlıkçıların koluma girmesiyle yürümeye başladım. İki dizimi kıra kıra sanki ilk defa yürümeye alışıyormuşum gibi bir adım attım bir adım daha ‘’Ah işte yaşamak buydu!’’

Nurten Kılıç

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Nurten Kılıç - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Karamandan.com Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Karamandan.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Haber ajansları tarafından servis edilen tüm haberler Karamandan.com editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Karamandan.com değil haberi geçen ajanstır.

02

YENİLİKÇİ - güzel bir yazı olmuş ama keşke ogünü hiç yaşamasaydık depremden sonra yapılan evlerin depremden önce yapsaydıkta o günü yaşamasaydık boşa harcananan paralar yerine keşke toki evleri yapılsaydı en azından kiracıalrı bile kurtarsak gelmek isteyen ev sahiplerini kurtarsak yine bu kadar zaiyat olmazdı koskoca türkiye ye 100 bin tane ev yapmak türkiyenin dişinin koğuna yetmezdi mütahitler aç kalacak diye mi buevin sayıları daha da arttırılmadı sınırlı kaldı bu kadar göç alan ve nufüsu artan ülkede müteahitler aç kalamzlardı korkmasınlar okadar ama kime ne anlatacan türkiyenin alışkanlığı bu zaten felaket olur ondan sonra yardıma koşulur felaketten önce kimsenin umrunda olmaz eski türkiye alışkanlığı hala devam ediyor değişirmi bu durum eskilerin bu zihniyeti ile zor bir yüzyıl daha gider

Yanıtla . 1Beğen . 0Beğenme 07 Şubat 10:13
01

Vatandaş - Sanki enkazın altında yaşam mücedelesi vermişim gibi oldu. O kadar sürükleyiciydi ki... yazı bitince enkazdan çıkmış gibi oldum. Duyarlı kaleme saygılar

Yanıtla . 1Beğen . 0Beğenme 06 Şubat 13:23


Şehir Markaları

Karamandan.com, Karaman ile özdeşleşen markaları ağırlıyor.

+90 (532) 765 24 01
Reklam bilgi

Anket Karamanlılar yeni belediye başkanından hangi alanda çalışma bekliyor?
Tüm anketler