Ölüm Rabıtası

İnsan doğar doğmaz ölecek kadar yaşamış olur, denilmişti bir yerde. Sonra tefekkürle eğildiğimizde bu sözün üzerine, nice hakikatlerin meknûz olduğu idrak edildi vakitlice. Ölüm denildi mi titreyen yüreklerin ya da ölümle buz kesen bedenin aynı yolun yolcusu olduğu anlaşıldı bir gece vaktinde. Meğer ölüm de insanla doğan bir gerçekmiş ve insan ölmek için dünyaya gelmiş. Bundandır aslında hiçbir ölümün “erken” olarak tavsif edilmemesi gerektiği gerçeği. Zira her ölüm aslında tam da zamanında gelmiştir insana. Ancak yaşamlarımız dünyanın şaşırtıcı ve göz boyayıcı rengiyle donatıldığından ölüm ki hayatımızdan sıyrılıp gitti uzunca bir asır önce. Ya da biz gittiğini sandık oysa o hep yanı başımızda idi. Sonra hep yaşlıların öleceği vehmiyle avuttuk kendimizi. Oysa bir bebeğin ölümle tanış olabileceğini bilemez miydik? Ve ölüm karşısında yaşın sadece bir sayıdan ibaret olduğu hakikati hiç karıştırmamış mıydı zihnimizi?

Varlığın ilk şartı yok olmaya ayarlı olması. Vücudun yokluğu da ölümle vuku bulur. Ruh ise bu alemde bedende kiracı. Kimine ev sahipliği uzun sürer kimine yol verir hancı. Ama han da fani hancı da misali, ölüm hepsini kucaklar bir anne gibi. Şefkat taşır yüreğinde. Öyle olmasaydı peygamberleri nasıl alırdı göğsüne. Şeytanın aldatması, ruhun bedeni kendinden saymasından kaynaklıdır desem mübalağa etmiş olmam. Bu aslında şeytanın ölürken yanına ahbap araması noktasında insanı saptırıcı en kestirme yolu. Babamız dahî zelleyle sarsılmamış mıydı onun karşısında. O halde bizim zelzelemizin daha şiddetli olması yüksek ihtimal. Farkımız tevbemiz. Ya da bizi sarsan isyanda ayak diretmemiz. Oysa ki ruh, zaten başladığı noktaya dönme amacına matuf yaratılmamış mıydı?

Şimdiler de ölümün reklamını yapar olduk. Paylaşımlarla duygularımızı dışa vurduğumuz yanılgısına kapıldık. Andık ama anılır mıyız sormadık. “Her can ölümü tadacaktır” gerçeğini mezarlıkların girişine en güzel yere astık da kalbimizi ölümden tecrit ederek kararttık. Ağladık, bir gün sonra anlamadık. Dolayısıyla böyle gelen hayat böyle gider dedik, yuvarlanmayı doğrulmaya tercih ettik. Oysa hep bir fırsat gelmişti önümüze. Musallaya konulan her bir cenaze en kuvvetli nasihati veriyordu bizlere. Hatip ölüm, muhatap biz olacakken; hatip ölüm muhatap ölü oldu günümüzde. Öldün bir daha ölmeyeceksin denilmez kulağımıza. Zira dünyada sağır olan kulak, öldükten sonra hiç işitmez.

Ölüm râbıtası. Ölümün râbıtası. Öl ve bulasın ölmenin râbıtasını.

FATİH GİLİK – 6 ŞUBAT 2024 / 26 RECEB 1445

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Fatih Gilik - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Karamandan.com Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Karamandan.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Haber ajansları tarafından servis edilen tüm haberler Karamandan.com editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Karamandan.com değil haberi geçen ajanstır.



Şehir Markaları

Karamandan.com, Karaman ile özdeşleşen markaları ağırlıyor.

+90 (532) 765 24 01
Reklam bilgi

Anket Karamanlılar yeni belediye başkanından hangi alanda çalışma bekliyor?
Tüm anketler