İslam Köleliğe Son Veren Dindir!

Bu gerçeklere rağmen biz Müslümanlar köleliği neden batının telkinleriyle 19. yüz yılda resmen kaldırıyoruz?

İslam’ın köleliği kaldıran din olduğu hakkında şu ayetleri dikkatle ele alıp inceleyelim:

“Kâfirlerle savaşa girdiğinizde hemen öldürücü darbeyi vurun, nihayet onları çökertince esirleri sağlam bağlayın. Sonra ya karşılıksız bırakırsınız yahut bedel alarak. Ki böylece savaş ağır yüklerini indirsin (sona ersin). İşte böyle; Allah dileseydi onları bizzat cezalandırırdı, fakat sizleri birbirinizle denemek istiyor. Allah, yolunda öldürülenlerin amellerini asla boşa çıkarmayacaktır.” (Muhammed 4)

İslam Köleliğe Son Veren Dindir!

İslamiyet savaşta, düşmanların tehlikesi geçinceye kadar güçlü kuvvetli insanları esir almayı bunları sıkıca bağlamayı, ancak normale dönünce bunları serbest bırakmayı emretmektedir.

Savaş esirleri kadın olsun erkek olsun serbest bırakılmasının iki yöntemi vardır: bir fidye alarak salıvermek, iki karşılıksız olarak serbest bırakmak.

Müslümanlardan beklenen, savaş esirlerini karşılıksız olarak serbest bırakmalarıdır. Ancak fidye ile bırakmak da tercih edilebilir, yani Müslümanlar ellerinde bir esiri uzun süre, ömür boyu tutacağı, alımını satımını yapacağı bir mal gibi görülmesi söz konusu değildir. Ama o devirde hatta 19. Yüz yıl ortalarına kadar Araplarda da dünyanın diğer milletlerinde de durum tam tersiydi.

Müslümanlar ellerindeki esirleri fidye ile serbest bırakmak isterlerse mantıklı ve makul bir para karşılığında serbest bırakabilirler ancak köleler bu parayı bulamayabilirler o zaman ne olacaktır?

O zaman aşağıdaki Tevbe suresi 60. ayette geçtiği gibi cenabı Hakk'ın oluşturduğu bir vergi fonundan bu özgürlüğe kavuşmak isteyen köle veya cariye istediği kadar parayı alıp kendisini tutan kişiye ödeyerek serbest kalabilecektir.

“Sadakalar (zekât gelirleri) ancak şunlar içindir: Yoksullar, düşkünler, sadakaların toplanmasında görevli olanlar, kalpleri kazanılacak olanlar, âzat edilecek köleler, borçlular, Allah yolunda (çalışanlar) ve yolda kalmışlar. İşte Allah’ın kesin buyruğu budur. Allah bilmekte ve hikmetle yönetmektedir.” (Tevbe 60)

Bu ayette net olarak, özgür olmak için paraya ihtiyacı olan kölelere zekât verileceği beyan edilmiştir.

Bununla beraber Kur’an-ı kerimde birçok ayette köleleri serbest bırakma üzerine emir ve tavsiyeler yer almaktadır. Alttaki ayette; boşa edilen yeminin günahından kurtulma yollarından birisi de eldeki köleyi serbest bırakmak, olarak veriliyor.

“Allah, kasıtsız olarak ağzınızdan çıkıveren yeminlerinizden dolayı sizi sorumlu tutmaz, fakat bilerek yaptığınız yeminlerden dolayı sizi sorumlu tutar. Bunun da kefareti, ailenize yedirdiğiniz yemeğin orta hallisinden on fakire yedirmek yahut onları giydirmek yahut da bir köle azat etmektir. Bunları bulamıyan üç gün oruç tutmalıdır. Yemin ettiğiniz takdirde yeminlerinizin keffâreti işte budur. Yeminlerinizi koruyun (onlara riayet edin). Allah size âyetlerini açıklıyor; umulur ki şükredersiniz! “ (Maide 89)

Yani her halükarda elde köle tutma diye bir şey yoktur, hele hele cariye alım satımı asla yoktur.

Kadın köle demek olan cariyelerle serbest bırakılma aşamasında karşılıklı rıza ile evlenmek mümkündür yani yukarıdaki ya karşılıksız ya da parayla serbest bırakılması gereken kölelerden kadın olanlarla evlenmenin de cenabı Hak aşağıdaki ayetle kurallarını koymuştur. Ayrıca Müslümanların güzel ahlakından etkilenen köle ve ya kadın köleler serbest bırakılsa bile yanından ayrılmama hakkı vardır.

Böyle durumlarda kadın köle ile evlenme hukuku konuyu detaylı olarak anlatan aşağıdaki Nisa suresi 25. ayette geçmektedir.

“İçinizden mümin ve hür kadınlarla evlenmeye gücü yetmeyen kimse, ellerinizin altında bulunan mümin câriye kızlarınızdan alabilir. Allah sizin imanınızı daha iyi bilmektedir. Birbirinizden türeyip gelmektesiniz. Öyleyse iffetli yaşamaları, zina etmemeleri, gizli dost tutmamaları şartıyla ve ailelerinin de izniyle onları nikâhlayın, mehirlerini de âdete uygun olarak verin. Evlendikten sonra bir fuhuş yaparlarsa onlara, hür kadınların cezasının yarısı gerekir. Bu (câriye ile evlenmek), içinizden günaha düşmekten korkanlar içindir; sabretmeniz ise sizin için daha hayırlıdır. Allah çok bağışlayıcı ve esirgeyicidir.” (Nisa 25)

Kısacası köleleri elden ele mal gibi satmak veya cariyeleri yine istediği gibi nikâhlamak, odalık yapmak bir Arap töresidir ancak İslamiyet bu töreyi kesinlikle yasaklamış ve ortadan kaldırmıştır.

Aşağıdaki ayet de hiçbir insanın hatta peygamberin bile köle tutamayacağını kesin olarak ifade ediyor:

“Allah’ın, kendisine Kitabı, hükmü (hikmeti) ve peygamberliği verdiği hiçbir insanın, “Allah’ı bırakıp bana kullar olun” demesi düşünülemez. Fakat (şöyle öğüt verir:) “Öğretmekte ve derinlemesine incelemekte olduğunuz Kitap uyarınca rabbânîler (Allah’ın istediği örnek ve dindar kullar) olun.” Al-i İmran 79)

Zira Allah Teâlâ hazretleri Fatiha suresiyle bu hususta noktayı koymuştur:

“Ancak sana ibadet eder, kulun oluruz ve ancak senden yardım isteriz.” (Fatiha 4)

Bundan önceki “Sosyal Medya Saldırılarından Çocuklarımızı Koruyalım” yazımıza Sayın Şerafettin Güç hocamızın sosyal medya hesabından yaptığı paylaşım üzerine zaruri bir açıklama:

Önemli Bir Açıklama

Çok saygı duyduğum bir yazar arkadaşım karamandan.com sitesindeki son yazım hakkında sosyal medya hesabında bir mesaj yayınlamıştır.

Bildiğim, konuştuğum bir hocamızın bu yazısına çok üzüldüm.

Mesele ve durum nedir?

Alıntı konusu bölümün ara başlığı şudur:

Ben o yazının eleştirilen bölümünde Osmanlıların son yıllarında çıkarılan ve hakkında yüksek lisans ve doktora tezleri yapılan bir kanunnameden bahsettim:

Meclis-i Meşayih Nizamnamesi nedir?

Osmanlı devletinin çöküşü sırasında tekke ve zaviyeler daha doğrusu tarikatlar zıvanadan çıkınca devlet adını verdiğim nizamnameyi yani genelgeyi yayımlamıştır.

Amaç kafalarına göre hareket etmeyi, hanedan gibi tarikat yönetmeyi, babadan oğula liyakat aranmadan şeyhlik intikalini önleyip devletin gözetiminde faaliyet yürütmelerini sağlamaktır.

Bu genelge neticede uygulanamadan Osmanlı yıkıldı ve Gazi Mustafa Kemal de tekke ve zaviyeleri haklı olarak kapattı.

O genelgeyi ben günümüz Türkçesine de çevirdim. Amaç din işlerinin farklı mercilerce yürütülse bile bir yanlış uygulama olmaması için her tarikatın diyanete karşı sorumlu olmasıdır.

Böylece devletin denetimindeki diyanet aracılığıyla tarikat ve cemaatler din adına yanlış yapamayacak ve Türkiye Cumhuriyetini zor durumda bırakmayacaktır.

Televizyon ekranlarında birbiriyle kavga eden tarikatların bu kötü gidişini durdurmak ve devletimizi korumak adına yazılan masum bir yazıdan ancak ders alınabilir.

Yazımın sayın yazarımız tarafından başlığı verilmeden aktarılan kısmı aşağıdadır, saygılarımla arz ederim:

Meclis-i Meşayih Nizamnamesi nedir?

“Günümüz Türkçesine çevirdiğim ve inşallah kitap olarak da basılacaklar arasında olan meclisi meşayih nizamnamesini birkaç cümle ile şöyle özetleyebiliriz;

Ülkenin neresinde olursa olsun bütün tasavvuf okulları, tarikatları merkezde merkezi yönetime bağlı Şeyhülislamlık veya günümüzde diyanet işleri başkanlığı denetimi altında olacaktır.

Bu denetimin amacı Kur'an ve sünnete aykırı hiçbir tasavvufi görüşün tarikatlarda veya onların uygulama alanlarında yer almaması esas alınacaktır.

Ülkede bulunan bütün tarikat ve tasavvuf erbabının bir temsilcisi kurulan encümene üye olarak katılacaktır.

Bu encümen bütün ülkedeki tasavvuf yollarını denetleyecek, görevi bitenlerin yerine yeni görevler kendileri arasından en ehil ve layık kişiye verilecek, asla layık olmayan hanedan üyesi ya da bir yakına görev verilmeyecektir.

Tasavvuf okullarının ve tarikatların halk ve çevresindekilere tebliğ vazifesiyle görevli oldukları İslam hakkında yalan yanlış bilgiler verilmesine müsaade edilmeyecektir.

Tarikatların kurdukları vakıflar, bu vakıfların faaliyetleri âlimler encümeninin denetiminde olacaktır.
İslam'a aykırı olmadıkça, Kur'an ve sünnete zıtlık teşkil etmedikçe hiçbir faaliyete mani olunmayacaktır.

Bütün tarikatların birer üye ile katıldığı encümenin denetiminde esas olan İslam'ın Kur'an ve sünnet gibi ana kaynaklarımıza aykırı olmadıkça her tarikat ve tasavvuf yolunun kendi sistemine, ilkelerine ve ölçülerine göre hizmet etmesine bir engel çıkarılmayacaktır.

Demokratik cumhuriyetler bir hukuk devleti olarak yasalara aykırı tüzük taşımayan ve harekette bulunmayan hiçbir tarikata ve cemaate müdahale etme salahiyetine haiz değildir.

Muhtelif inanç sistemlerinin bir arada yer aldığı ve cemaatlerinin aynı çatı altında yaşadığı ülkelerde laiklik akıllıca bir buluştur. Böyle ülkelerde kimse kimseye hakaret edemez, haklarına tecavüz edemez ve rahatlıkla faaliyetini sürdürür.”

  • Yazının nihai amacı Türkiye'deki dini akımların diyanet bünyesinde kontrol edilir hale getirilmesidir, diyanet te devletimizin kurduğu bir kurum olduğuna göre herhangi bir tehlikenin önüne geçilmek için bu kullanılabilir bir fırsattır.

Ben orada bu genelgeden bahsediyorum bu genelge Osmanlı'nın son yıllarında hazırlanan bir genelgedir konu devletin karşı karşıya kaldığı tarikatların kendi içinde etkisiz hale getirilerek ülkeyi korumaktır.

İslam adına terör estirip emperyalist batıyı İslam topraklarına çöktüren DEAŞ da Müslüman hatta en iyi Müslüman olduklarını iddia ediyor. İşte o yazımda böyle tehlikelere dikkati çekmeye çalıştım. Çünkü herkes en doğru benim diyor.

Sadece din konularının tek elde toplanmasını ve kargaşanın sona erdirilmesini, sonuçta devlet-i ebet-müddetin bekasını konu alan o nizamnameyi mutlaka okuyun, diyorum.

Bu genelge hakkında yüksek lisans ve doktora tezleri yapılmıştır biraz araştırırsanız göreceksiniz, işte ben aynı konuda görüşlerimi belirttim amaç devlete yol göstermektir.

Bir şeyi kapatarak mı yol almak ya da ıslah ederek mi mesele burada düğümleniyor.

Siz kapatarak dersiniz ben ıslah ederek derim, bu gayet normaldir.

Bu ülkede yarım asır komünizm yasaklandı bir fayda sağlandı mı? Üstelik ülke kan gölüne döndürüldü iki uç tarafından. Turgut Özal 80'li yıllarda 141 142 163 maddeleri kaldırdı bir şey oldu mu?

  • Özgür, demokratik, güçlü bir cumhuriyet hepimizin tek seçeneğidir.
  • Ümmetiz ama ümmetçi değiliz. Müslüman toplulukların bir araya gelerek sorunlarını ortak çözme yolları aramasından yanayız.
  • Müslümanız ama İslamcı değiliz. İslamiyet'in insanlık için tek Kurtuluş limanı olduğunda hiç şüphemiz yoktur.
  • Turancıyız ama ırkçı değiliz, bütün Türk devlet ve toplulukların bir araya gelerek ortak hareket etmeleri gereken yerde birleşmelerini istiyoruz.
  • Cumhuriyet ve demokrasinin ülkemiz için alternatifi olmayan bir yönetim biçimi olduğunda hemfikiriz!

Saygı ve sevgilerimle!

Mükremin Kızılca

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Mükremin Kızılca - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Karamandan.com Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Karamandan.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Haber ajansları tarafından servis edilen tüm haberler Karamandan.com editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Karamandan.com değil haberi geçen ajanstır.



Şehir Markaları

Karamandan.com, Karaman ile özdeşleşen markaları ağırlıyor.

+90 (532) 765 24 01
Reklam bilgi

Anket Karamanlılar yeni belediye başkanından hangi alanda çalışma bekliyor?