Zulmü doğru okuyabilmek

Tarihte bazı kritik dönüm noktaları vardır. Bu dönüm noktalarının doğru okunup yorumlanması geleceğin inşasında milletlerin kaderini doğrudan etkilemektedir. Nitekim pekçok kritik dönüm noktalarıyla dolu olan tarih, bu anların eleştirisini doğru yapan toplumların başarılarıyla mümtelîdir. Biz merceğimizi İslam tarihine yöneltecek olursak şayet ilk büyük kırılmanın Nuh kavminin helak olmasıyla gerçekleştiğine şahit oluruz.

Nuh (a.s.)’ın mesajları etrafında kümelenen grubun tarihin en keskin dönemecinde doğru karar vermekle kendilerini kurtardığını ve “İyi” olanın yoluna ışık tuttuğunu müşahade ederiz. Akabinde pekçok kırılma gerçekleşir.

Musa peygamber Firavun’a yakalanmak üzere iken Allah’ın yardımıyla deniz yarılır ve Firavun, “zalim” olmanın önderliğinde tarihte kritik meydan okumayı kaybeden şahsın prototipi olur. Hz. Musa ve Hz. Harun önderliğinde İsrailoğullarına yeni bir yol açılır.

Onlar diğerlerinden faziletli olmak bakımından ayrılır. Allah onlar için büyük bir imkan sunar. Ve o dönemde putperest bir milletin elinde olan Kudüs’ün fethi ihtimali ufukta belirir. Hz. Musa ve kardeşi Hz. Harun kırk yıl boyunca kavmini Kudüs’ün fethi için hazırlamaya çalıştıysa da İsrailoğullarının pişkinliği ve ahlaksızlığı fethin gerçekleşmesine engel olur. Ve İsrailoğulları bu kritik eşiği atlayamazlar. Allah’tan gelen mesajı doğru okuyamazlar. Daha sonra Yûşa peygamber önderliğinde Kudüs’ün fethi nasip olsa da Zekeriyya ve Yahya peygamberleri katletmeleri sebebiyle ebediyete değin imtihanı kaybetmiş, lanetlenmiş bir kavim olarak tarihte yerlerini alırlar. İsrailoğulları, kendisine sayısız nimet sunulup hırs, azgınlık, nefse tabi olma ve fuhşiyat gibi kötülüklerle bu nimetleri elinin tersiyle itip şeytanın dostu olabilmiş bir milletin en sarih örneğidir, insanlık için.

Bir lanet sebebiyledir ki Yahudi milleti yirminci yüzyılın başına değin devletsiz yaşadı. Sonra Allah’ın takdiri ile İslam coğrafyasının kalbine bir ur gibi saplandı. 1948’de tarihin bir kritik dönüm noktasının daha yakın bir zamanda vuku bulacağının mesajı belirdi. Ama İslam dünyası, zaman zaman alevlenen cılız ateşleri saymazsak, bu mesajı doğru okuyamadı. 1967’ Altı Gün Savaşları bir felaket olarak kayda geçti. Sonra Filistin sorunu şekillendi. 1987 birinci intifada, 2000 ikinci intifada...

Binlerce ölüm, miyonlarca acı hatıra. Bunlar Allah tarafından İslam dünyasının önüne bedihî bir vaziyetle sunulan iki büyük ikramdı. Ama insan, bazen kör bazen sağırdı. Duymadı. Felçli bir öğretmenin yüreğinde alevlenen hakikat meşalesini görememenin cezası mefluç yüreklerle dolu İslam devletleri oldu. Sonra ara ara Aksa hatırlatıldı Yaradan tarafından. Saldırılarla Kudüs gözler önüne serildi. Ama yine mesaj doğru okunamadı ve Müslümanlar izzet elbisesini kaybetti zillet elbisesini mükafattır diye kabul etti.

Ve bugün, içimizdeki az bir hür yürekli, imanla bezenmiş mücahit ruhlu yiğitler olmasa helak olma tehlikesiyle karşı karşıya kalarak kritik bir dönüm noktasında mahvolmuş olacağız. Rezilce bir tutum sergileyenlerin mide bulandıran açıklamalarıyla Kudüsü hiç gündeme getirmemeleri, “Ben Türk’üm banane Filistinden” diyerek geçmişini inkar noktasında babasını inkar eden evlat konumuna düşmeleri, kendilerini yöneten para babalarının ekmeklerini kesme korkusuyla insanlıktan soyutlanıp köpekleri bile kıskandıracak hayvanî tavır sergileyebilmeleri kalbinde bir tutam dahi olsa İslamın tohumunu saklayıp istikbalin yolunun o tohumun neşvü nema bulmasıyla şekilleneceği umudunu taşıyanları kesinlikle umutsuzluk girdabına sürüklememelidir. Zira tarihin akışını şekillendiren bir güçlü elin daim olduğu bilinci gerçek iman sahiplerinin kalbine ve zihnine nakşedilmelidir.

Bugün yeniden ve hiç olmadığı kadar keskince bir dönemecin başındayız. Gerçek müminler, belki bu soykırımı düzeltecek güçte değildirler. Ama en azından Nuh’un gemisinin var olduğu idrakindedirler. Gerçek müminler, kalkıp Kassam tugayları ile mel’un israil ordusuna karşı savaşacak konumda da değildirler; ama en azından zalimin karşısında ve mücahit olanın yanında tavır takınacak yüreğe sahiptirler. Bu yüreğin sorumluluğu olan her ne varsa onu yapmaya da namzettirler. Geceleri dualarıyla, gündüzleri boykotlarıyla ve insanlığı “doğru olana” davet eden lisanlarıyla... Her ne varsa onunla. Zira gerçek müminler, yarın bu eşik atlandığında yeni bir zamanın şekillenmesinde “iyi” olanın tarafında yer alarak tarihin iftihar tablosunu tezzeyyün edecektirler.

Gerçek müminler değilde mümin olduğunu iddia edenlerin insanlığı bir ahtapot gibi sarıp sarmalayan ekonomik kıskacın ürkütücü sistemi karşısında umutsuzluğa düşmeleri olağandır. Yine onların Elon Musk gibi aslında bu sistemin yetiştirip büyüttüğü bir kimsenin en ufak bir insani tavır eyleminde umuda kapılmaları da normaldir. Zira onların olaylara bakışı gerçek mümin nazarından farklıdır. Nitekim Elon Musk’ın “U” dönüşü onları şaşırtmışta olabilir.

Ya da “Evet, artık yolun sonu. İsrail bu saatten sonra durdurulamaz bir güç olacaktır” yargısıyla çevresine ümitsizlikte saçması muhtemeldir. O müminlerin tam 37 gün sonra enkazdan canlı çıkarılan bebeği, sadece canlı çıkmış bir bebek olarak görmeleri ve en fazla ufak bir sevinçle bu olaya nazar eylemeleri de imkan dahilindendir. Ama gerçek müminler, bütün bu olanları yavaş yavaş İslam’ın selameti adına değişen adımlar olarak yorumlar ve mesajları hep böyle okur. Elon Musk’a “U” dönüşü yaptıran “güç” ile 37 gün sonra hayata tutunan “umut” istikbalin şekillenmesinde onlara gerekli ipucunu verir. Bir bebeğin secdeye uzanan elleriyle paramparça olan ateşler şahının hayallerinin ufukta yavaştan yavaşa belirdiğini görürler. Ama bu ufkun hemencecik erişilemeyeciğini de unutmazlar.

Zira şu an küfrün şahika noktasına çıktığı zamanlardır. Bugün düşüşler içinde yaşanan bir zirvenin benzeri yaşanmaktadır. Ama onlar, nice Bilallerin, Habbabların zulüm altında inlemelerinin Hamzaların, Ömerlerin İslam ile müşerref kılınacaklarına dair tarihi vesikayı unutmadan umutla geleceğe bakabilmektedirler. Dolayısıyla gerçek müminler, günlük gözle olayları okumamakta tarihsel tecrübeden elde ettikleri bilgi ile olayları okuyup sağlıklı yorumlarda bulunabilmektedirler. Zira enkazın altından canlı çıkarılan bebeğin bütün insanlığa getirdiği muştu ancak bu bakış açısıyla yorumlanabilir.

Yazımı nihayete erdirerek meramımı yeterince açıkladığımı iddia ediyor olduğumu söylemiyorum. Ama şunu sormak istiyorum: yarın her şey sona erdiğinde tarih bizi kimin safında yazacak? Zalimlerin yanında yer alan bir sefil olarak mı yoksa Mücahitlerin safında yer alıp mazlumlarla dertlenen bir yiğit olarak mı? Unutmayalım ki bir tane Selahaddin, bir tane Ömer, bir tane Yavuz çıkar, her zaman. Ama bunların ordularında sayısız asker vardır. Duamız odur ki Yüce Mevla bizleri o askerlerden eyleye....

FATİH GİLİK 4 ARALIK 2023/21 C.EVVEL 1445 PAZARTESİ

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Fatih Gilik - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Karamandan.com Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Karamandan.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Haber ajansları tarafından servis edilen tüm haberler Karamandan.com editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Karamandan.com değil haberi geçen ajanstır.



Şehir Markaları

Karamandan.com, Karaman ile özdeşleşen markaları ağırlıyor.

+90 (532) 765 24 01
Reklam bilgi

Anket Karamanlılar yeni belediye başkanından hangi alanda çalışma bekliyor?
Tüm anketler