Ardında Kalan Kışlıklar

Her sene aynı çaba, her sene aynı telaşe, her sene aynı zahmet, her sene aynı yorgunluk… Her sene iş bittikten sonra sönmeye yüz tutmuş ateşin başında annelerimizden yine aynı temenni: “Allah yedirmeyi nasip etsin…”

Yaz mevsiminin bitişi hep aynı yaşanırdı bizim buralarda. Kışlık için bulgur kaynat, salça kaynat, acı yap, turşu kur, çeşit çeşit reçeller hazırla… Bu zahmetlerin bir de planlama, görev dağılımı, hammadde temini gibi safhaları olurdu. “Bu sene de her şey çok pahalı, nörecemisiz (ne yapacağız) bilmem” sözü annelerimizin ağzından o an çıkmasa da önceki senelerde sıkça söylendiğinden biz gençlerin zihninde yankısı devam ederdi.

Pazarcı esnafından sıkı pazarlık sonrası alınan kasa kasa domatesler, çuval çuval biberler… Ateş için kömürcülerden temin edilen odunlar… Kaynatılacak sebzelerin çekilmesi için çağrılan makineci… Reçel için dilimlenip şekere yatırılan meyveler… -Bu yaşıma geldim toz şekere yatırılmış çileği hâlâ çok severim.- Kurulan ocaklar, hazırlanan kazanlar, imece için aşağı inen komşular, okunan sabah ezanı ve uzunca bir gün. Bir yandan günün bitmesini isterdik ki evimize çıkıp dinlenelim, bir yandan güneş batmaması için gözünün içine bakardık ki işlerimiz karanlığa kalmasın. İsterdik, zıtları isterdik, zıtların arasında kalmamayı isterdik. İnsan ne istediğini pek bilmiyor bu dünyada.

Yorucu bu telaşeden sonra zahmetin büyüğünü çeken annelerimizin ağzından yine aynı söz: “Bu sene son! Bir daha tövbe yapmam! Kim ne yerse yesin. Hazır alsınlar…” Annelerimizden bu sözü duyunca: “Ohh! Kurtulduk. Seneye rahatız” derdik. Tabi yorgunluk üzerine söylenen bu sözün hükmü, seneye bu zamanlar gelene kadarmış. Sonra tecrübelerimiz her sene söylenen bu söze gülümsemeyi öğretti bize. Sadece bu söze değil, insanın fizikken veya ruhen yorulduğunda, zor duruma düştüğünde söylenen sözlere karşı sadece gülümsemeyi öğretmedi! Gülüp geçmeyi, orada kalmamayı, o ana takılmamayı da öğretti.

İşler günle beraber bittiğinde el emeğiyle üretilen kışlık gıdalar önceden hazırlanan kavanozlara özenle doldurulur, kapağı sıkıca kapatılırdı. Gençler hazırlanan gıdaların bir kısmını eve çıkarırken aşağıda en son anneler kalırdı. Annelerin her şeyde en sona kaldığı gibi. Evden en son anneler çıkar, sofradan en son anneler kalkar, arabaya en son anneler biner, evde en son anneler uyur… Eve çıkartılmayan diğer kışlık gıdalar da evlatlar arasında pay edilirdi. Tabi bu pay aritmetik hesaba göre değil nüfusa göreydi. Üç çocuklu aileyle yuvasını yeni kurmuş ailenin tüketeceği salça miktarı aynı olmazdı. Evde ne kadar boğaz, o kadar kışlık.

Kışlık hazırlama telaşesinin son safhası yine temizlikti. Sona kalan anneler tarafından yapılan bu temizlikte evden sarkıtılan hortumla sağlanan suyla kazanlar yıkanır, etraf süpürülür, çöpler toplanıp atılır, arka bahçe tertemiz bırakılırdı. İsraf olmaması adına suyu aç-kapa komutunu yerine getirmek için çeşmenin başında hazır bekleyenin telaşesi de evin en küçüğüne kalırdı.

Soğuklar geldiğinde, kar her tarafı kapladığında sobanın yanına kurulan sofrada cümbür cemaat otururken hazırlığı günlerce süren bu telaşeyi hatırlayıp “bunca zahmete değer mi” diye düşünürken yine matbu hale gelmiş sözü annem sofra başında söylerdi, içimden geçeni okurcasına: “Zamanında iyi ki kışlıkları hazırlamışız. Dışardan almaya kalksak ne para yeterdi ne de bu lezzeti bulurduk”.

O günlerden geriye tatlı bir yorgunluk, güzel bir anı, hatırlanmaya değer bir hatıra kaldı. Yediklerimiz içtiklerimiz sizin olsun o anları bana geri verin diyeceğim hiç aklıma gelmezdi annem bir trafik kazası sonucu ölene kadar.

Aklımıza gelmeyen başımıza geldi ve hayatımız bir anda değişti. En son yaşadığımız telaşeden sonra annemin evinde kışlık için hazırlanan bulgurlar, salçalar, acılar, reçeller öylece kaldı.

Hazan mevsiminde ölen annelerin hazırladığı kışlıkların kaderi demek ki hep aynı. Geride kalmak… Öylece kalmak…

Demiştim ya anneler hep en sona kalır.

Keşke anneler en son ölse…

Şadan Sezgin

Not: Geçirdiği trafik kazası sonrası vefat eden arkadaşımın annesi Şerife CAN Hanım Fatihalarınızı bekler, defnedildiği dut ağacının dibindeki kabrinden…

Bir Kelime, Bir Mânâ, Bir İktibas

cüdâ

ayrı düşmüş, uzak kalmış

Hâtırda durur sohbetinin lezzeti hâlâ / Gerçi o şereften nice yıldır ki cüdâyız.

Ziya Paşa

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Şadan Sezgin - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Karamandan.com Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Karamandan.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Haber ajansları tarafından servis edilen tüm haberler Karamandan.com editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Karamandan.com değil haberi geçen ajanstır.

01

Lahza - kaleminize yüreğinize sağlık sadece ama lezzetli bir yazı. hepimizin hatırası gibi. yazık ki anneler o yorgunluğa dayanamayıp bu kez en önce gitmeyi yeğliyor. Kim bilir bizler için belki de orada da hazırlık yapma telaşıyla.... selamlar.

Yanıtla . 0Beğen . 0Beğenme 01 Aralık 09:39


Şehir Markaları

Karamandan.com, Karaman ile özdeşleşen markaları ağırlıyor.

+90 (532) 765 24 01
Reklam bilgi

Anket Karamanlılar yeni belediye başkanından hangi alanda çalışma bekliyor?
Tüm anketler