Morcalı Pınarı ve Yatsı Ezanı

Ezan sesinin bizi içimizde yolculuğa çıkaran, ilâhi ve evrensel bir telkin olduğunu Karaman’ın Morcalı Köyü’nde idrak ettim.

Öyle bir yatsı ezanı dinledim ki, kanıma işledi, ezgi ezgi ruhuma doldu. Tarifsiz, ne olduğunu anlayamadığım bir hal. Oturduğum yere yığılıp kaldım. Bedenim su başında mıhlı, baştan ayağa kulak kesildim. Dinledim, dinledim, sadece dinledim. Sesler üzerime yağdı, yıkanmadık yerim kalmadı.

Morcalı Pınarı ve Yatsı Ezanı

Karaman’ın adı güzel, suyu güzel, havası güzel, ağacı ve çiçeği bol, bereketli topraklara sahip köylerinden biridir Morcalı. Morcalı’yı hiçbir şeyi olmasa da adı nedeniyle sevebilirim.

Morcalı Pınarı ve Yatsı Ezanı

Haziran sonlarıydı ve Karaman’daydım. O gün çok yağmur yağmıştı. Gökyüzü şimdi zifiri karanlıktı ve yine yağmur havası vardı. Dostum ve rehberim Ahmet Çelik, “Suyu çok güzel bir köyümüz var. Hem su doldurur hem yağmur sonrası toprak kokusu alırız” dedi. Saat 22.00 sıralarıydı. Karaman’a 16 kilometre uzaklıktaki Morcalı köyüne gittik.

Morcalı Pınarı ve Yatsı Ezanı

Dört bir yanından su fışkıran şadırvan-çeşme karması bir yapının önünde otomobili park ettik. Şadırvan-çeşme karışımından, dört veya beş ayrı borudan bebek bileği kalınlığında su akıyordu. Buz gibi suyla elimi, yüzümü yıkadım. Sonra avuçlarıma doldurup kana kana içtim. Şişkinlik yapmayan, yumuşak bir su. Tadı hoş.

Bu sırada camiden yatsı ezanı okunmaya başlandı. İlk Allâhü ekber’i işitir işitmez adeta başka bir boyuta ışınlandım.

Morcalı Pınarı ve Yatsı Ezanı

Güzel okunan ezanı dinlerken huzur duyanlardanım. Bu ezan başka bir şeydi; gecenin karanlığında sessizliğe bürünmüş, Anadolu bozkırının ortasındaki Morcalı’ya semadan inmiş bir soluk gibiydi. Ses değil cisimdi, elimi uzatsam avuçlarıma konmaya hazırdı. Bir kuş gibi hafif, dikkat çekici ve haz saçan bir ses. Üzerine binsem beni taşıyacak kadar güçlü bir ses…

Ezan güzeldir, bu ezanı güzel diye tarif etmek eksik kalır. Okuyucuda, imam mı, müezzin mi bilmiyorum, öyle tatlı, öyle yumuşak, öyle huzur verici bir ses var ki, Nevâ makamıyla el ele verince beni benden aldı.

Ezan sanki bin yıl sürdü. O ilahi ses, adlandıramadığım bir binekle beni uzayın derinliklerinde tur attırdı. “Lâ ilâhe illallâh“ gecenin karanlığına dalga dalga yayılırken, köyün üstüne bir sessizlik tülü çekildi.

Hâlâ oturduğum yerdeyim, buz gibi su akıyor. Gözlerimi açtım. Ne zaman kapandıklarını bile bilmiyorum. Kendimi arınmış, dinlenmiş, yeni doğmuş hissettim. Anladım ki, ezan can suyuymuş.

Morcalı Pınarı ve Yatsı Ezanı

Karaman’ın bir köyünde bir yatsı ezanı ile ruhumun arındığını söylerken, zerre abartmıyorum. Ben ömrümde böyle bir ezan dinlemedim. Yahya Kemal, İslam coğrafyasının ezan sesine dar geldiğini belirtmiş ve Müslüman olmayan topraklarda ezan okunmamasına hayıflanmış. Şair duyarlılığı var, musikinin tadını almış adam, elbet hayıflanır.

Ezan bitti, pat pat yağmur damlaları inmeye başladı. Gecenin serinliğinde başıma, boynuma ve kollarıma düşen iri damlalar ılıktı. Onlar da ezanı dinlediler, bu yüzden ılık olmalılar diye bir düşünce zihnimi yalayıp geçti.

Neden olmasın? Ses ve hız bir mucize değil mi? Bulutlar ezan sesiyle kucaklaşmış, yağmur damlaları bu yüzden ılıklaşmış olamaz mı?

Morcalı Pınarı ve Yatsı Ezanı

Hz. Muhammed’in (Sav) “Ezan oku ey Bilal! Ferahlat bizi” sözündeki giz perdesi benim için o an açıldı.

Hz. Bilal müezzinlerin seyyidi kabul edilir. Hz. Bilal, Mekke’nin fethedildiği gün, Allah Rasulü’nün isteği üzerine Kâbe’nin damına çıkıp ezan okumuş. Hz. Peygamber, Hz. Bilal’i çok severmiş, zaman zaman onun koluna girip beraber yürürmüş.

Müezzinlerin piri Bilal, peygamber mescidinde aralıksız on yıl, Hz. Peygamber’in yanı başında yanık sedasıyla okuduğu ezanı tüm Medine’ye duyurmuş. Hz. Muhammed’in ölümünden sonra ezan okumayı bırakmış.

Morcalı Pınarı ve Yatsı Ezanı

Hz. Ömer döneminde Şam’a yerleşen Hz. Bilal, bir gece, Allah Resulü’nü rüyasında görmüş. Resulüllah’ın “Beni ziyaret etmeyecek misin Bilal!” sitemiyle uyanmış. Hemen Medine’ye yola çıkmış. Doğruca Hz. Peygamber’in kabrini ziyaret etmiş.

Hz. Muhammed’in torunları Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin, Bilal’i görünce boynuna sarılmışlar. “Ezanına hasret kaldık!” diyerek ondan ezan okumasını istemişler. Hz. Bilal, evlat sevgisi yaşayamayan o güzel insan, peygamber emaneti iki güzelliğin ricasını nasıl geri çevirsin!

Bir sabah namazı için ezan okumaya başlamış. Peygamber mescidinden Bilal’in nağmeleriyle yükselen ezanı duyanlar Medine sokaklarına dökülmüş. Heyecanlanan Medineliler mescide koşmuşlar. Sanki Resulüllah, Bilal’e ezan okutmuş gibi coşmuşlar. Medineliler, o gün âdeta Resulüllah’ın aralarında yaşadığı günlerden bir günü yaşamışlar.

Morcalı Pınarı ve Yatsı Ezanı

Hz. Peygamber’i ve onun yaşadığı zamanları hatırlatan bu ezanla sahabe gözyaşına boğulmuş. Bu, Hz. Bilal’in yüksek sesle okuduğu son ezanı olmuş.

Morcalı’daki yatsı ezanı o gün bana Hz. Bilal’i, Mekke ve Medine’yi, Kabe’yi, dünyanın dört bir yanındaki camilerin minarelerinden eksilmeyen İslam’ın çağrısını uzun bir film gibi hayal ettirdi.

Dinlediğimiz müzik içimize işlemeli, ruhumuzu okşamalı. Nevâ, gönül okşayan makam olarak bilinirmiş. Üzüntüyü giderir ve lezzet verirmiş. Nevâ, huzurmuş, dinginlikmiş. Sizi kuş tüyü koltuklara oturtur, dünya telaşından koparır, nefesinizi düzene sokar, göz kapaklarınızı külçeye çevirirmiş. Nevâ, sıkıntı gidericiymiş. Yatsı ezanının makamıymış.

Morcalı’da, o gece dinlediğim ezan da nevâydı. Üzerinden günler geçti, etkisinden kurtulamadım. Morcalı’dan mı, ruh halimden mi, ezanı okuyanın nağmesinden midir, bir ezan dinledim ki, bugüne kadar dinlediklerimden farklıydı.

Morcalı Pınarı ve Yatsı Ezanı

Hz. Bilal’in sesi de böyle miydi? Öyle bir sesten öyle bir ezanı bir daha işitir miyim? O ruh halini bir daha bulur muyum dersiniz? İnşallah…

Ezan bir ses zinciri, Hz. Bilal’in ilk kez okuduğu andan bugüne, kesilmeden devam eden bir nağme hattı, parıltılı bir yol, kesintisiz. Hangi vakit dinlersek dinleyelim, Hz. Muhammed’in Hz. Bilal’e ilk kez okuttuğu ezanı da, “Ey Bilal, ferahlat bizi!” buyruğunu da duyarız.

Her ezan kendinden önce okunan ezanları içinde taşır. Ezan, ses çığıdır, katlana katlana gelir, büyüdükçe büyür; gönüllere düşer, öyle yumuşak, öyle hafif. Ferahlatıcılığı bundandır. Kalbi, gönlü velhasılı içimizi yıkayıp geçer.

Ömrün, bir ezan sesinin başlangıcı ile sonu kadar kısa olduğunu söyleyenler çıkmış. Necip Fazıl, Ezan şiirinde bunu şu dizelerle ifade etmiş:

Ölürken aynı âhenk, salâ sesinden sızan: Kulağıma doğ­duğum günde okunan ezan.

Ezan, kulağımızdan gönlümüze aktarılan ilk telkinimiz ve ilk mesajımız. İçimize emanet edilen hayat pusulamız. Ses ve söz bütünlüğünde ezan bir zirve olmalı. Böyle değilse, bebeklerin kulağına okumanın ne gereği var?

Ezanı ne çok sevdiğimize, onsuz yapamadığımıza en güzel örnek, Diyanet İşleri eski başkan yardımcılarından Yaşar Tunagür’ün, ezanın aslına uygun okunmasıyla ilgili yasağın kalktığı güne ilişkin anısıdır.

“Ezanın Türkçe okunduğu günlerdi. Cuma namazlarını Sultanahmet Camii’nde kılmayı kendime âdet edinmiştim. Cuma namazlarını meşhur Hafız Sadettin Kaynak kıldırırdı. Türkçe ezanı okumuş olan hafız… Yine böyle bir cuma günüydü ve Sultanahmet Camii’ne namaz kılmaya gidiyordum. Fakat her zamankinden farklı olarak caminin avlusunda büyük bir kalabalık ve telaş vardı. Ben ve yanımdaki arkadaşım, merakla cami avlusuna doğru ilerledik. Baktık ki caminin içinden çok, avluda insan var. Onlar bir şeyler duymuşlar ama biz henüz bilmiyoruz. Girdik içeri. Avluda baktık ki camiye giren falan yok. Herkes yukarı bakıyor. Birden minarelerin bütün şerefelerinden “Allahü ekber! Allahü ekber!” diye Arapça ezan okunmaya başladı. Meğer caminin imamı Saadettin Kaynak, her bir şerefeye bir müezzin yerleştirmiş, birbirin ardına nasıl ezan okuyacaklarını onlara tembihlemiş. Caminin içinde durumdan haberi olmayan cemaat Arapça ezanı duyar duymaz kendilerini dışarı attı. Avlu hınca hınç doluydu. Herkes İstanbul semalarını inleten Arapça ezanı dinliyordu. 14 müezzin, 6 minarenin 14 şerefesinde… biri başlıyor öbürü bitiriyor. Yarım saate yakın sürdü ezan. Bunu İstanbul’un diğer camileri takip etti. İstanbul’un bütün minarelerinden yıllardır özlemini çektiğimiz ezan sedaları yükseliyordu göklere… Bir an için rüyada olduğumu sandım. Fakat bu bir rüya değil, gerçekti. Minarelerden Arapça ezan okunuyordu.”

Arif Nihat Asya'nın,
Biz, kısık sesleriz...minareleri, Sen, ezansız bırakma Allahım!”
‘Dua’sına âmin diyerek veda edelim.

Günün Sözü: Su ve ezan şifadır, hayat onlarla kaimdir.

Ahmet Tek

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Ahmet Tek - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Karamandan.com Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Karamandan.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Haber ajansları tarafından servis edilen tüm haberler Karamandan.com editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Karamandan.com değil haberi geçen ajanstır.

02

Abdullah - Yıllar önce Karaman merkezde ikindi ezanı okunurken şadırvanda abdest alıyordum, yerimden kalkamamıştım... Hatta sağa sola bakmıştım, Kabe'de miyim diye ....

Yanıtla . 0Beğen . 0Beğenme 05 Temmuz 09:17
01

Zihni Ertuğrul - Ahmet abim çok güzel bir yazı kaleme almışsınız. Allah razı olsun.

Ama bu ezanı kim okuduysa merak ettim doğrusu. Sizi etkileyen bu ezanı kim okudu ki.

Acizane bende 15 yıl karamanda merkezi sistem de ezan okudum.

Saygılarımla.

Yanıtla . 0Beğen . 0Beğenme 03 Temmuz 12:12


Şehir Markaları

Karamandan.com, Karaman ile özdeşleşen markaları ağırlıyor.

+90 (532) 765 24 01
Reklam bilgi

Anket Karamanlılar yeni belediye başkanından hangi alanda çalışma bekliyor?