Seni Seviyorum Karaman

Bismillahirrahmanirrahim

Son yazımızda canımızı acıtan yüreğimizi parçalayan bir yaranın Nisa Suresi 35. Ayette işaret edildiği üzere çaresinin ne olduğunun altını çizip halkın oyları ile seçilen şehrin emininden bir istekte bulunmuştuk.

Tabii ben yazıdan sonra “Çiçek Çocukları” gibi el ele tutuşacağımızı, coşkulu bir ittifak hâlinde bu sorunun şehir sakinleri tarafından da benimseneceğini düşünüyor Erciyes’ten yüzüme doğru esen rüzgârın serinliği ve mehter marşı eşliğinde bir oraya bir buraya yürüyor, tatlı tatlı hayaller kuruyordum.

Bir de baktık ki kazın ayağı öyle değilmiş! Bizim yazının yorumlar kısmı hesaplaşma yerine döndü. Bu işte iki kişinin hiç suçu yok! Başkan haberi bile yokken hakemlik işine memur edildi. Biz de ayette açıkça belirtilen hakemlik emrini söyledik diye dayak üzerine dayak yedik.

Sonda söyleyeceğimi hemen şimdi söyleyip derdimden kurtulayım. On bilemedin yirmi yıl sonra nasıl bir toplumsal yapımızın olacağını adım gibi biliyorum çünkü ben bu filmi daha önce izledim.

Bu filmde en fazla ezilenler kadınlar ve çocuklar olacak.

-Yani?

-Yanisi şu: Bu konu kişiler ve partiler üstü bir konu! Acil tedbir alınmazsa bu mesele çoluğumuzu çocuğumuzu hepimizi yakacak.

Neden bu kadar tedirginsin Hoca?

İşin doğrusu şu: Bundan üç yıl önce dünya yıkılsa umurumda olmazdı. Ama bir şey oldu. Yirmi yıl doktor doktor gezdik derdimize çare bulamadık. Karaman’ın havasından mı suyundan mı artık bilemiyorum. Allah nasip etti. Günlerden bir gün;

27 Haziran!

Devlet Hastanesinin yeni doğan servisinin önünde oraya buraya yürüyüp telaşlı baba adayı rolleri oynuyorum. İtiraf edeyim hiçbir şeyin farkında değilim. Sırf filmlerde gördüğüm baba adayları telaşlı davranıyor diye öyle yapmam gerektiğini düşünüyorum. Oralarda takılıyorum.

Bekleye bekleye sıkıldım. Bir mola vermek isteyip dışarı çıktım.

Etrafa bakınıyorum. Haziran sıcağı. Acil girişine doğru gelen üç kişi gördüm! Ortadakinin eli önden kelepçelenmişti. Dikkatimi çekti. Gelenleri izliyorum. O sırada kelepçeli yanındakilerin bir anlık gafletinden faydalanıp aniden geri dönüp koşmaya başladı. Ama nasıl bir koşma. Diğerleri ne olduğunu anlayıp arkasını dönene kadar bizimki arayı en az otuz metre açmıştı. Sivil giyimli polisler de kaçanı kovalamaya başladı. Bağrışmalar herkesin dikkatini çekti. Millet toplandı, ne olup bittiğine bakıyor. Ama sonuç belli. Eli kelepçeli birisinin o şartlarda izini kaybettirmesi mucize! Polisler epey bir koştuktan sonra bir tanesi kaçağa bir çelme taktı. Kaçak ağzı üstü yere kapaklandı. Bunu kaldırıp acile doğru getiriyorlar. Başımdaki olayı unutup yerimden kalkarak olan biteni yakından görme derdine düştüm. Polisler ani bir kararla ambulans girişine yöneldiler. Tam benim yanımdan geçecekler. Yeşil gözlü yirmili yaşlarındaki kaçak yüzü toz içinde iki polisin arasında bana doğru yaklaşıyor. O an her şey durdu. Yüzü toz içindeki çocuk donup kaldı ve o haliyle en az on saniye kalakaldı. Sonra hareketler ağır çekimde yaşanmaya başladı. Ayak sesleri kulaklarımda! Yavaş yavaş bana doğru yaklaşıyorlar! Kaçak çocukla bir saniye göz göze geldik!..

Başımdaki derdi hatırlayıp yeni doğan servisinin önüne koştum! Az bir bekleyişten sonra asansörün kapısı açıldı. İki tane hemşire ellerinde bizim oğlanı “dürüm bebek” yapmışlar getirip bana gösterdiler. Bakıyorum, bakıyorum ama idrak yok!

Karnında taşıyan ben değilim, doğum sancısı çeken ben değilim… Olayla uzaktan yakından ilgim yok! “Bu senin çocuğun” dediler. “İyi madem” dedik. Aldık oğlanı geldik eve!

Oğlan büyüdü! İki yaşını geçti, yürüyor filan. Bunu günün birinde paralı oyun parklarından birisine götürdüm. Oyun parkının asla çiğnenmemesi gereken bir altın kuralı var. Velilerin çocukların çıkabildiği parkur alanlarına çıkması yasak!

Hadi dedim aslan oğlum. Sen kendi kendine buradan çıkıp şu lanet kaydıraktan kayabilirsin! Yolun açık olsun! Oğlumuzu labirent gibi bir bilinmezin içine gönderdik. Biz de geçtik kaydırağın önüne heyecanla beklemeye koyulduk. Planımız şu: İki buçuk yaşındaki bebe o merdivenlerden çıkacak, bilinmez dehlizlerin içinden kendine yol açıp önüne çıkacak engellerin hepsini tek tek aşıp kaydırağa ulaşacak ve törenler eşliğinde turunu tamamlayıp kucaklara alınacak sevilecek!

Bekliyorum!

İki dakika geçti, üç dakika geçti, beş dakika geçti! Bebe ortalıkta yok!

O sırada yukarıda bir bağırtı duyuldu.

Bizim oğlan “Baba!” diye bağırıyor.

“Baba!” sesini duymamla merdivenlere doğru yangın varmış gibi koşmam bir oldu!

Ben koşarken parkta çalışan ve görev aşkıyla yanıp tutuşan kızlardan birisi önümü kesip “Velilerin çıkması yasak!” diye car car bağırmaz mı, ama ben duymuyorum! Ne görev aşkıymış arkadaş, ben merdivenlerden çıkıyorum o da arkamdan geliyor, ben, koca adam çocuklar için yapılmış minnacık engellerden aşmaya çalışıyorum kız hâlâ arkamda, o garip labirentte kan ter içinde bir yere geldik, oğlumu görüyorum ama yanına nasıl gidilir bir türlü yolu bulamıyorum…

O gün “Baba!” diye bağırarak benden yardım isteyen iki buçuk yaşındaki velet dünyayı anlama şeklimi kökten değiştirdi. Yaşadığım çaresizlik anına bir çözüm bulmam gerektiğini o an anladım. Şimdi anlatacaklarım da işin tuzu biberi oldu.

Bizim kasabın dükkanında oturdum. Çırağı ile konuşuyoruz. Çırak dediğim on yedi yaşlarında bir çocuk! Yürürken arka cebinde sustalı bir bıçak gördüm.

-Evladım bu ne?

-Ne ne Hocam!

Elimle arka cebini gösterdim.

-Ha, bu mu?

Sustalı bıçağı çıkarıp elinde bir oraya bir buraya çevirmeye başladı!

-Oğlum koy şunu cebine bir tarafını keseceksin!

-Bir şeyy olmaz Hocam!

-Sen kasap değil misin? Her taraf bıçak dolu bunu ne yapacaksın!

-Bunun yeri ayrı, bununla kendimi koruyorum!

-Sana saldıran mı var?

-Her şey olabilir, benim anam ağlayacağına onun anası ağlasın!

-Bu bıçağı hiç kullandın mı?

-Dün akşam benim kıza laf atanlar olmuş! Gittik onların mahalleye, çektim bunu!

-E..e! Sonra ne oldu?

-Çil yavrusu gibi dağıldılar!

-Dağılmasalar ne olacaktı?

-Gerekeni yapardık Hocam!

O sırada çırağın kolunda, aşı yerinde bir karartı gördüm!

-Yaklaş bakalım, o kolundaki dövme mi?

-Evett Hocam, yeni yaptırdım!

-Gel bakalım, neymiş o! Yalnız şu bıçağı yerine koy!

-Baykuş bu Hocam!

-Baykuş mu?

-Evet!

-Sen Başakşehir’i mi tutuyorsun!

-Yoo! Neden öyle söylediniz ki!

-O takımın taraftarlarına Bozbaykuş dediklerini duydum!

-Ha! Öyle mi! (Biraz düşünüp kendi kendine sırıttı.)

-Neden Baykuş dövmesi yaptırdın!

-Dövmeciye gittim, bir katalog açıp şuradan bir şey seç dedi! Baktım baktım, bunu beğendim!

-Bir anlamı var mı?

-Yok, öylesine, bunu gördüm sevdim!

-Bu kalıcı bir şey biliyorsun, silmek imkânsız!

-Biliyorum, olsun!

Seni Seviyorum Karaman

Gözüm dövmeye takıldı kaldı! Dövme olarak seçtiği imge ve bıçak yan yana gelince ürkütücü bir iç dünyaya işaret ediyordu.

Kasabın çırağı arka cebinde bıçağı, kolunda dövmesi geniş adımlar atarak dükkândan dışarı çıkıp bir sigara yaktı!

Dedim ki “Bu bizim oğlanı yer! Hem de Çiğ çiğ yer!”

Son söz: Bu ateş; başım ağrımasın diyen ilkokul öğretmeninin de neme lazım diyen üniversite hocasının da kanunlar böyle diyen bürokratın da parayı önceleyen tüccarın da paçasından yakalar!..

Doç. Dr. Kemal GÖZ

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Kemal Göz - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Karamandan.com Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Karamandan.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Haber ajansları tarafından servis edilen tüm haberler Karamandan.com editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Karamandan.com değil haberi geçen ajanstır.

11

Sedanur Aydın - Bu muazzam yazıları daha önce keşfettmediğim için ve daha keşfedemeyenler için çok üzülüyorum insanların farkındalığını arttırıyorsunuz. Bir çok insanın bizim dile getiremediğimiz şeyleri kaleme döküyorsunuz düşünce özgürlüğü var hatta bizim tek özgür olduğumuz şey bu, o konuda bile kendimizi kısıtlıyoruz .Ben de bir öğrenciyim ve gelecekte sizin gibi insanların dile getiremediğini kaleme dökmek istiyorum.

Yanıtla . 1Beğen . 0Beğenme 04 Temmuz 21:05
10

Murat - Sevgili Karamandan.com ailesi, haberleri çok okunan ve çok konuşulan olarak sınıflandırmışsınız, bu güzel ama çok konuşulanların altında yorum yok,

site ayarlarınız sadece yazarlara yorum yazılabilecek şekilde anlaşılan

site işleyişinde etkileşim ve yorum istemiyorsanız en çok konuşulana da gerek yok gibi

Saygılar

EDİTÖRÜN NOTU: MERHABA. ÇOK KONUŞULANLAR ALANI SON ÜÇ GÜN İÇERİSİNDE EN ÇOK YORUMLANAN İÇERİKLERİ GÖSTERMESİ GEREKİYORDU. ŞU ANDA BİR SIKINTI VAR GİBİ DURUYOR. TEKNİK EKİBE KONUYU İLETTİK. İLGİNİZE TEŞEKKÜR EDERİZ.

Yanıtla . 1Beğen . 0Beğenme 02 Temmuz 15:43
09

Garip - Ongundaki personellerin çoğu dövmeli ve boş gezmiyor, savaş başkandan acil önlem almasını istiyorum

Yanıtla . 1Beğen . 0Beğenme 02 Temmuz 15:40
08

Ermenekli - Karaman gibi küçük şehirlerde köşe yazarlığı yapıyorsanız, pek dikkatli olmanız gerekiyor. Bazı çevreler tavsiyeden, yapıcı da olsa eleştiriden hiç hoşlanmazlar. Daha çok pohpohlanmaktan hoşlanırlar. Bir tür güç zehirlenmesi ve bunun getirdiği şımarıklık da diyebiliriz buna.

Yanıtla . 3Beğen . 0Beğenme 01 Temmuz 14:16
07

Yağmur A. - Kendimi bir an o oyun parkında hissettim... Yazılarınızı mutlulukla okuyor, okutturuyorum hocam

Yanıtla . 1Beğen . 0Beğenme 01 Temmuz 11:14
06

Fatma Acar - Evet bu sokaktaki gençler bizim çocuklarımız.Karamanımızın evlatları.Herkes elini taşın altına koyacak,ilgilenecek onlarla.Aradıkları tek şey sevgi bu çocukların.Omuzlarına dokunacak sıcak bir el.

Yanıtla . 1Beğen . 0Beğenme 30 Haziran 23:28
05

Saygın - Yazılarınız güzel, kapıldığımız toplumsal hastalıklarımıza işaret ediyorsunuz, hedonşst bir yaşam algısı oluştu şimdilerde, herşey hemen oldun istiyoruz ve çabucak tüketiyoruz, kıymet bilmiyoruz, başta kendimize yalan söyleyip herkesi onlardan daha üstün olduğunuza ikna etmeye çalışıyoruz

Hani sosyal medyada dolaşan söz var, herkes sosyla medyadaki kadar iyiyse nerden çıkıyor bu kadar kötü, kötülük, kokuşmuşluk…

Halkın dertleri ile dertlenen kişileri şehr-emini yapmalıyız, yoksa sokaklar yanarken bizimki briyantin peşinde koşar

Yanıtla . 0Beğen . 0Beğenme 30 Haziran 17:09
04

Sk - Herkes sizim gibi olsa hocam. Kaleminize sağlık.

Bana dokunmayan yılan bin yıl yaşasın diyenlere tek sorum "Yarın yılanın seni sokmayacağının garantisini sana kim veriyor?"

Yanıtla . 1Beğen . 0Beğenme 30 Haziran 15:45
03

Halil - Hem gülümseten hem de düşündüren, anlamı derin bir yazı olmuş, kaleminize sağlık hocam:)

Yanıtla . 1Beğen . 0Beğenme 30 Haziran 14:19
02

Sahaf - Hocam malum şahıs önce patlamış mısır göndermeden (yumuşatmadan) seçmeninin karşısına bile çıkamıyor, duymuştum ama inanmamıştım, sizin yazınızı okuyunca ikna oldum.

Umarım geri kalan vaktinde yakışan işler yapar ama kendi kurduğu sistem, beslediği kargalar ona zarar verecek gibi görünüyor.

Niyet iyi akıbet iyi olsun.

Yanıtla . 0Beğen . 0Beğenme 30 Haziran 14:05
01

Rıza - Önceki yazınıza olan yorumlar hesaplaşma değil, gelecek nesilleri değil gelecek seçime odaklanmış, koltuktan başka hesabı olmayanlara sitemdi biraz.

Siz olayı yanlış anlamışsınız anlaşılsın, seçimde açıkca kendisine destek verdik, bu seçilince söz verdiklerini yapar, eller gibi değişmez, halka mesafe koymaz dedik, eski arkadaşları bile yaklaşamıyor artık.

Neyse sağlık olsun, inşallah siyasi hayatında da, kendi hayatında da, aile hayatında da başarılı olur ne diyelim, biz bize iyi geleni seçelim, o bozulmasın bu sefer.

gelecek nesilleri düşünmeyen idareciler ile yazınızda bahsettiğiniz konularda ilerleyemeyiz.

Yanıtla . 0Beğen . 0Beğenme 30 Haziran 13:53


Şehir Markaları

Karamandan.com, Karaman ile özdeşleşen markaları ağırlıyor.

+90 (532) 765 24 01
Reklam bilgi

Anket Karamanlılar yeni belediye başkanından hangi alanda çalışma bekliyor?