Dağ Gibi İzmaritler

Peş peşe yaktığım sigaralardan arta kalan izmaritlerin küllüğümü doldurduğunu, paketimdeki caraların bitmesinden anladım. Odada sessiz sedasız şekilde oturan evlatlarımın yokluğunu da kapımı sert ve ısrarlı şekilde çalan komşum Bekir’in çıkardığı gürültüyle fark ettim. Bazen varlığı ve yokluğu anlamaya gözler yetmiyor! Ya bir şeylerin ters gitmesi ya başına tokmak gibi bir şeyin inmesi ya da seni merak eden birinin çıkardığı iyi niyetli gürültünün olması gerekiyor. Kıyametten önce bir kıyametin yaşanması, Sur’dan önce bir sesin duyulması, ölmeden önce ölünmesi gibi…

Daha dün çocuktum ama çocukluğuma dair bende pek bir anı birikmemiş. Çocukluğundan unutamadığın bir ânı anlat deseler anlatabileceğim bir anım yok! Belki de hepsini unuttum.

Bekir Ağa oturdu karşıma, hiç bir şey sormadan anlatmaya başladım. Kelimeler ağzımdan mânâlar kalbimden çıkarak…

Unuttuğum günler tek tek geçerken, rahmetli babam meslek öğrenmem için beni bir ustanın yanına verdi. Başta getir-götür tarzı ayak işleri, dükkânı erken saatte açıp temizliği, alet takımların ve tezgâhın düzeni gibi görevleri üstlenerek mesleğe giriş yaptım. Nasır tutan ellerim, sabahın ayazından daha soğuk olan el aletleri, müşterilerin bitmeyen acele işleri, ustamın telaşesi, kalfaların talimatları, çay demleme görevi… Her türlü insanla haşır neşir olduğum o ekmek teknesinde öğrenilen sadece meslek değildi! Pazarlama, insan ilişkileri, tedarik, düzen, disiplin, söz verirken ince ince düşünme gibi esnaf için elzem olan hasletleri de öğrendim. Öğrenmek, usta olmak kolay değildi elbet ama insan olmak daha zordu, insan kalabilmekse en zoruydu. Ustam bendeki istidadı gördükçe, dükkândaki kalfalar ayrılıp kendi tezgâhını kurdukça, sabrettikçe, sebat gösterdikçe, en önemlisi işini sevdikçe o yaşlarda önümde aşılmaz gibi duran engellerin kendi kendine kalktığını gördüm. Aslında engellerin kalkması mı demek doğru olur yoksa işleyen zamanın çarkında doğru yerde durursan istediğin noktaya belli süre sonra ulaşacaksın demek mi doğru olur, bilmiyorum. Bu da bir kader, bu da bir imtihan… İzaha gerek yok! İzana mahal yok!

Zor bir dünyada yaşıyoruz! Yaşamak zor, çabalamak zor, hizmet etmek zor, insanları memnun etmek zor, aile içinde dengeleri sağlamak zor, evlatları büyütmek zor, onları eli ekmek tutacak şekilde eğitmek zor, evlatların başını bağlamak zor, yaşlanmak daha da zor. Bu kadar zorluğun içinde herhalde ölmek de zordur!

Zorluğun içinde tek tesellim Rabbimin şu mealdeki ayeti oldu: “Muhakkak ki her güçlükle beraber bir kolaylık vardır”.

Dünya hayatı su gibi akarken çocukluktan ergenliğe, ergenlikten yetişkinliğe varmışım. Mesleğimde kalfa olmuşum, usta olmuşum, yuvamı kurmuşum, kendi tezgâhımı açarak esnaf olmuşum, boy boy da evlatlarım olmuş.

Ailemi kimselere muhtaç etmeden geçindirmeye yeten küçük tezgâhımın başında birbirine benzeyen günleri yaşarken dünyanın hep böyle gideceğini düşünüyordum. Hanımımın beklenmedik anda vefatı geri kalan günlerimin de birbirine benzemesine sebep oldu. Ama bu benzerlik önceki benzerliğe hiç benzemiyordu! Farklı bir benzerlikti bu benzerlik.

Hanımsız kalan yuvamda gelinlik çağına yaklaşan kızlarımın varlığı küçük kardeşlerine bu zor süreci biraz hafif atlatmayı sağladı. Tabi günler geçiyordu, onlarda tek tek gelin olup gidiyordu. Her kızımın gelin gidişinde hanımımın ölümünü bir daha yaşıyordum. Evde kalan ve anasına en çok benzeyen kızım Fatma’nın da yuvadan uçup gitmesi meğer boğulmamak için direndiğim hayatta son nefesimmiş.

Rahmetli anasına en çok benzeyen kızım yuvadan uçalı bir ay oldu. Yavaş yavaş yalnızlaştığım hayatın içinde bir anda tek başına kaldım. Geçimimi el emeğiyle sağladığım küçük tezgâhımın başında duracak gücümün de yavaş yavaş azaldığını hissediyordum. Artık orada çarkı döndürecek takatimin kalmadığını görüyorum.

Öksüzlerim burnumda tütüyor! Kızım el öpmeye gelmiyor ya da gelemiyor!
Sigaram yanıyor ve ben yavaş yavaş bitiyorum.
Kapımı çaldın, mazimi gözlerin önüne serdim Bekir Ağa.
Görebildiğin kadarı sana, göremediğin kadarı bana.
Burası Dünyaymış…
Kör kuyulara düşüldüğü gibi kör kuyulardan da düşülüyormuş!
Kül tablasında dağ gibi biriken izmaritlerse insanı düştüğü yerden çıkaramıyormuş!

Bir Kelime, Bir Mânâ, Bir İktibas
Yalan
Gerçek tarafı olmayan
Bütün insanlar yalana tövbe etseler yine yeryüzü yalanlarla dolu kalır: Aşk, şiir, gençlik, güzellik…
Cenab Şehabettin

Şadan Sezgin

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Şadan Sezgin - Mesaj Gönder --- Okunma


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Karamandan.com Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Karamandan.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA), Anka Haber Ajansı (ANKA) tarafından servis edilen tüm haberler Karamandan.com editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Karamandan.com değil haberi geçen ajanstır.



Şehir Markaları

Karamandan.com, Karaman ile özdeşleşen markaları ağırlıyor.

+90 (532) 765 24 01
Reklam bilgi

Anket Bugün seçim olsa oyunuz kime?
Tüm anketler