Kör Kuyudan Düşmek

Adım Fatma… Yaşım 20…

Sekiz çocuklu evin dördüncü evladıyım. İki abim, bir ablam, dört tane de küçük kardeşim var. Küçük kardeşlerimin adı; Ali, Kadir, Yusuf ve en küçüğü Mustafa…

Annem sekiz sene evvel vefat etti. Daha adı konmayan son kardeşimi ebenin nezaretinde doğurmaya çalışırken her ikisini de o gün kaybettik. Son gebeliğinde mahallenin güngörmüş ihtiyar teyzeleri annemi uyarmıştı. Bu hamilelik normal görünmüyor demişlerdi. Hastanede doğum yapmaları konusunda ikazlarını bıkmadan usanmadan tekrarlamışlardı.

Ne annem bu uyarıları anlamıştı ne de babam annemin mahcup şekilde ilettiği bu uyarıları anlamak istemişti. Çaresizlik mi dersiniz… Takdire rıza mı görürsünüz… Tedbiri elden bırakma mı anlarsınız… Nasıl değerlendirirseniz değerlendirin… Sonuç, evet değişmeyecekti gidenler için ama geri kalanlar için sonuç çok değişiyor! Öksüz kalan çocuklar… Tam ergenlik döneminde bu elim hadiseyi yaşayan genç bir kız, kendinden küçük kardeşlerinin sorumluluğunu üstlenen ablalar ve abiler, durduk yere ağlayan küçücük yavrucaklar, eli kolu bağlanmış bir baba…

Babamız her ne kadar elinden geleni yapıyor olsa da neticede anne gibi olmuyor. Elinden gelen de kazançtan öteye pek geçmiyordu, geçemiyordu.

Annemin vefatının ilk günleri evimiz kalabalıktı. Daha sonra yavaş yavaş evimiz tenhalaşmaya başladı. Önce konu komşu, sonra uzak akrabalar, sonra yakın akrabalar, sonra dedeler-nineler derken kısa bir süre sonra evimizde aile efradımızla birlikte baş başa kaldık. Annemle beraber su gibi geçen günler, annemden sonra geçmek bilmiyordu artık. Büyümek istiyordum ama bir türlü büyüyemiyordum. Sadece benim büyümem de yetmezdi! Küçük kardeşlerimin de büyümesini istiyordum.

Gündüzleri boynu bükük, geceleri düşünceli şekilde yıllarım geçti. Geceleri uzaklara baktığım pencerenin önünde adeta karanlıklarda kayboluyor, kendimi bulmamak için de güneşin doğmasını istemiyordum. Sadece kaybolmayı değil, hatırlanmamayı da umuyordum.

Günler geçiyordu, ölenle ölünmediği daha bir anlaşılıyordu. Tabi kalanla da kalınmıyordu. Abilerim ve ablam karşılarına çıkan nasipleri ile yuvalarını kurdular. Evin en büyüğü olarak 16-17 yaşlarımdayken evin sorumluluğu üzerime kaldı. Kardeşlerimin bakımı, evin düzeni, temizliği, yemeği…

Babam başımızda olduğundan maddi yokluk görmüyorduk ama gördüğümüz yokluğu da hiçbir maddiyat kapatamıyordu. Bu anlatılmaz anca yaşanır ama kimse yaşamasın! Allah kimseye yaşatmasın! Büyüklerimin “Allah sıralı ölüm versin” sözünü yaşayınca daha iyi anladım.

Evin sorumluluğunu üstlendiğim 2-3 senelik süreç koşuşturmayla bir anda geçmiş ve ben büyümüşüm. Yaşıtım kızların kimileri üniversiteyi bitirmek üzereydi, kimilerinin kapısına görücü teyzeler gelmekteydi. Tabi yaşım geldiğinden benim de görücülerim oluyordu. Lakin görücülere beni tavsiye eden teyzelerin şöyle dedikleri de kulağıma geliyordu: “Bu kız gariban. Yıllar evvel annesini kaybetti. Kardeşlerine hem ablalık hem annelik yaptı. Çeyizi, bohçası yok. Babasının kazancı da dışarıya muhtaç olmayacak kadar…” Mahallemizin teyzelerinin görücülere bu dediğini nasıl anlarsanız anlayın! Kız tarafı düğün masraflarına fazla karışamaz, tüm sorumluluk üzerinize biner ya da kız tarafının mehir ve diğer talepleri fazla olmaz, olamaz…

Bu bilgilendirmeler ışığında görücüyle, annem olmadığından dolayı aracı olan mahallemizdeki Cemile Teyze evimize geldi. Hoş geldin faslı, çay ikramı derken iş ciddiye bindi, daha sonra beni istemeye geldiler. Bu süreçte talibim olan oğlanla konuşurken onun bana benim de ona kanım kaynadı. Her ne kadar yüzüne bakmaya utansam da, gözüm gözüne değmese de, içimde bir şeyler oluyordu. Nasıl tarif edeyim! Daha önce böyle bir şey yaşamamıştım ki…

Müstakbel dünürler Allah’ın emri Peygamber’in kavliyle beni babamdan istemeye geldiklerinde evlenen ablam gibi benim için de bu sürecin kolay olacağını düşünmüştüm. Lakin babam dünürlere mehir ve diğer konularda biraz zorluk çıkardı. Bu zorluk öyle noktaya geldi ki adeta olacak iş bozulacaktı. -Babam bunu neden yaptı! Evlenmemi mi istemiyor yoksa ben gittikten sonra evin halini mi düşünüyor? Benden sonra kardeşlerime hem ablalık hem annelik yapacak kimsenin kalmayacağından mı korkuyor?- Dünürler taleplerini azaltması için ısrar ediyordu, babam geri adım atmıyordu. Umutlarımız tükeniyordu, benim ve oğlanın morali bozuluyordu, ahvalimiz kötüleşiyordu.

Sürüncemede gecen birkaç haftanın ardından talibim olan oğlan gözünü karartarak, niyetlendiği işi bana söyledi: “Fatma ben senden razı oldum. Gönlüm sana ısındı. Yaşananları da biliyorsun. Eğer sen de benden razı isen gel bana kaç. Hemen nikâhımızı kıyarız, sonrası Allah Kerim…”

Ertesi gün sözleşerek kaçtım bu oğlana. Söz verdiği gibi hemen nikâhı kıydı. Babasından aldığı maddi destekle asker arkadaşının köyüne gittik, birkaç gün misafiri olduk.

Misafirlik sonucu memlekete dönerken yol boyunca aklımda hep aynı soru dönüp duruyordu. El öpmeye babamın evine gidebilecek miyim? Gittiğimde kapı bana açılacak mı? Babamın tavrı bana ve eşime karşı nasıl olacak? Yol boyunca kendimce mutlu bir hayal kuruyor akabinde de gözlerim uzaklara dalıp, dehşetli bir rüya görerek irkiliyordum.

Babamın bana ve beyime karşı nasıl tavır içinde olacağını tam kestiremediğimden dünürlere aracılık eden Cemile Teyzeyi arayarak evin durumunu sordum. O da: “Kızım, baban çok kederli. Sigarası biter bitmez yenisini yakıyor” dedi.

Şanslı birisiymişim ki karşıma iyi bir oğlan ve iyi bir aile çıktı. Yoksa babam sadece kederlenmeyecekti, boynu da bükülecekti.

Babamın üzüntüsünün geçmesini zamana bırakarak el öpme ziyaretini öteleme kararı aldıktan sonra, kayınbabamın evine geçtik. Beyimin baba ocağına vardığımızda kaynanam oğluna, içi dayalı döşeli olduğunu söylediği evin anahtarını verdi, bana da düğün yapamamış olduğundan üzüntüsünü belirterek koluma beş tane bilezik taktı.

Bir ay sonra Cemile Teyze beni aradı: “Kızım Fatma! Sen gelin gittikten sonra evin düzeni bozuldu. Baban dört tane öksüzüne bakamadı. Dün sabah evden çocuklarıyla beraber çıktı, yalnız başına döndü. Durumu benim herife anlattım. O da ne olduğunu öğrenmek için babanın yanına gitti. Biraz konuşmuşlar, dertleşmişler. Kardeşlerine bakamayacağından dolayı öksüzlerini devletin yetimhanesine bırakmış”.

Düşündüm… Düşündüm… Düşündüm…

Dört tane öksüz oğlan çocuğu… Evli barklı iki ablayla iki abi…

Her biri bir kardeşini yanına almasına alır ama gelinler buna razı olur mu? Damatlar bu işe olur der mi?

Neticede öksüz çocuklar...

Misafirlikleri de birkaç günlük değil ki!

Sadece kör kuyulara düşülmüyor bu dünyada!

Kör kuyulardan da düşülüyor!

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Şadan Sezgin - Mesaj Gönder --- Okunma


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Karamandan.com Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Karamandan.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA), Anka Haber Ajansı (ANKA) tarafından servis edilen tüm haberler Karamandan.com editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Karamandan.com değil haberi geçen ajanstır.



Şehir Markaları

Karamandan.com, Karaman ile özdeşleşen markaları ağırlıyor.

+90 (532) 765 24 01
Reklam bilgi

Anket Bugün seçim olsa oyunuz kime?
Tüm anketler