Lacivert kravatım nerdeeee!

Orhan sabah namazından sonra yatmayıp balkona geçti. Balkonda güneşin doğuşunu seyretmeye başladı. Çok severdi tan yerinin kızarmasını daha sonra yavaş yavaş güneşin doğuşunu ve ortalığın ağarmasını. Karanlıktan aydınlığa geçişe şahit olmanın zevkini yaşıyordu. Bahar günüydü; kuşların cıvıltıları musiki gibi geliyordu kulağına. Ses yarıştıran horozlar olmasa saatlerce kuş cıvıltılarını dinleyebilirdi. Arka sokakta bir kaç kümes vardı, sabah olurken horozlar yarışırcasına öterlerdi. Karşıdaki tarlanın ilerisi boş araziydi, orada rengârenk çiçekler vardı. Bu çiçeklerden gelen envaı kokular ise hiç bir parfümde yoktu. Sokakta az da olsa insan vardı; yürüyüşe çıkan (orta) yaşlıları, koşu yapan gençleri görmek kendine enerji veriyordu. İlerideki ana yol sabahın erken saatine rağmen kalabalıktı; traktörlerle tarlaya veya bahçeye giden çiftçilerle veya bahçıvanlarla, motosiklet veya arabayla sanayiye giden çıraklarla, kalfalarla, ustalarla, servis otobüsleriyle fabrikaya gidenlerle doluydu.

Eşi, Pakize’nin mutfağa girdiğini görünce yerinden kalkıp yardıma gitti. Hayatın müşterek olduğunu savunanlardandı, eşine çoğu konuda yardım ederdi. Beraber kahvaltı hazırladılar. Kahvaltıyı çok önemserdi; zeytinle, peynirle geçiştirmezdi. Güzelce demlenmiş çaysız kahvaltı yapmazdı. Sofrada istediği her şey vardı, tam kahvaltıya başlayacağında kapı çalındı. Kapıyı açtığında karşı evin büyük kızı Mine elinde bir tabakla gülümsüyordu.

-Orhan amca, günaydın. Köydeki ninem bizde misafir, kahvaltı için bize gözleme yaptı. Bir kaç tane de size gönderdi; peynirli, ıspanaklı ve patatesli.

-Günaydın Mine, çok sağ olun. Ninene benim için teşekkür et.

Tam içeri gireceğinde yukarıdaki komşu, Fethi bey merdivenden aşağıya iniyordu. Her zamanki gibi, son derece şık giyinmiş, güzel kokular sürünmüş elinde diplomat çantasıyla işine gidiyordu. Ayrıca, çok nazik ve kibardı. Her gördüğünde en azından selam verip hal hatır sorardı.

-Orhan beyciyim, selamün aleyküm. Nasılsınız efendim?

-Aleyküm selam Fethi Bey, teşekkür ederim. Siz nasılsınız?

-Ben de teşekkür ederim. Afiyet, bal, şeker olsun efendim.

-Gel beraber olsun, Fethi bey.

-Teşekkür ederim Orhancığım, işe gidiyorum. Size iyi günler.

Orhan, masada bulunanların hiç birine dokunmadan gözlemelerle kahvaltı yapmak istedi ama eşi gücenir diye sadece ıspanaklıyı yedi. Eşini gücendirmeyi hiç sevmezdi, çok nazik biriydi Pakize. Gücendiğini pek belli etmemeye çalışırdı ama Orhan her halinden anlardı. En nefret ettiği ise sofra başındaki tatsızlıktı. Kırgın ve dargın halde yemek boğazından geçmezdi, yemek yemeden çok azap görürdü. Hem bu kadar güzel yiyeceğin, nimetin, tadını çıkarmak varken insanların yemekte tartışmalarına hiç anlam veremezdi. Üstelik yemeği aceleye getirip yarışırcasına yenmesini de sevmezdi. Yarım saat erken kalkmak bile tadını çıkara çıkara, hoş sohbet ede ede kahvaltı yapmaya yeterdi. Sabah çayını içerken eline gazete alıp başlıkları okuyordu. Yarım saat sonra işe gidecekti. Şirket taşınacaktı ve kendisinden taşınmanın maliyeti hakkında rapor hazırlaması istenmişti. Nihayet eski binadan taşınıp daha büyük, yeni ve rahat bir binada çalışabilecekti.

Gazete manşetinde yine çok güzel bir haber vardı: “ Başbakan Falanca, muhalefet liderleri onuruna verdiği yemekte muhalefetin önemine dikkat çekti”

İkinci haberde ise: ” Cumhurbaşkanı Feşmakan, komşu ülkelerin liderleriyle bir araya geldi. Komşu ülkelerle gümrük birliğinin ele alınması bekleniyor”

Ekonomi sayfasını açıp dikkatini çeken haberin başlığını okudu: ” İhracatta rekor kırıldı” “ Ülkemizde üretilen yüksek teknoloji ürünleri yurt dışında çok büyük rağbet görüyor”

Spor sayfası da son derece iç açıcı haberle doluydu:” İlk kez olimpiyatlarda birinci sırada yer aldık” “ Dünya Kupasında futbolcularımız tarih yazdılar; finalde Brezilyayı yenerek dünya şampiyonu oldular”

Orhan’ın, bahar sabahının canlılığından aldığı enerjiden sonra, keyfini kimse bozamazdı. Son zamanlarda zaten hep keyfi yerindeydi. Gazetede okuduğu onca güzel ve gurur verici haberlerden dolayı bazen sanki ayakları yerden kesiliyordu. Bu kadar keyifli olunca güzel şeyler düşünüp yine iyi şeyler yapmak istiyordu. Bu hafta sonu eşiyle beraber dağ yürüyüşüne çıkacaktı. Geçen gün televizyonda dağ yürüyüşündeki güzelliklerin gösterildiği bir belgesel izlemişti. Toroslar zaten iki saatlik mesafedeydi, yeni aldığı araba ile gidebildikleri kadar gidip geri kalan kısmını yürüyeceklerdi.

Yaylalardaki Yörüklerin çadırına gidip gözleme yiyeceklerdi; gözlemeyi çok severdi. Eskiden annesi her hafta gözleme yapardı ama Pakize büyük şehirde büyüdüğünden gözleme yapamıyordu. Yapsa bile annesinin yaptıkları yanında gözleme bile sayılmazdı. Eşinin hatırına yiyordu ama istemeyerek yediği işkence oluyordu.

-Orhan, öğle yemeğine eve gelecek misin?

-Hayır, bugün merkezden elemanlar gelecek. Çok önemli bir sunumum olacak, sunum sonrası yemeğe çıkacağız. Benim için bir şey hazırlama. Akşama istediğin bir şey var mı, çarşıdan alayım.

-Annemler gelecek, istersen çarsıdaki kuruyemişçiden biraz çerez al. Markettekiler bazen bayat oluyor.

-Tamam. Sen tatlı yapmaya uğraşma, pastaneden tatlı da alırım.

Orhan, daha fazla oyalanmadan çantasını alıp işe gitmek için yerinden kalkıyordu...

Yukarıdan gelen gürültü yüzünden irkilip uyandı. Fethi bey ve eşi Neşe Hanım yine tüm apartmanı ayağa kaldırmakla ısrarlıydılar.

-Neşeee! Neşeee! Lacivert kravatım nerdeee!

-Cehennemin dibindeeee!

Orhan, hemen hazırlanıp kendini dışarı attı. Zaten evde kimse yoktu, eşi Pakize iki hafta önce küsüp annesinin evine gitmişti.

Kapıdan dışarı çıkınca karşıki evden türül türül gözleme kokuları geliyordu. Az önceki rüyayı hatırladı:” ağız tadıyla güzel bir rüya bile göremiyoruz!” diye Fethi beye kızarak çarşıya çorba içmeye gitti.

Abdullah Konuksever

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Abdullah Konuksever - Mesaj Gönder --- Okunma



Şehir Markaları

Karamandan.com, Karaman ile özdeşleşen markaları ağırlıyor.

+90 (532) 765 24 01
Reklam bilgi

Anket Bugün seçim olsa oyunuz kime?