Köpek Balığı Çocuğu Yuttu (!)

Altınova’da günler sakin geçiyor. Yurdun büyük bölümü sıcaklardan kavruluyor. Buralar hep esintili, bu yüzden hava bunaltmıyor. Öğleden sonraları doğru denize.

Tekirdağ Büyükşehir Belediyesi bu yıl mavi bayrak başvurusu yapmamış. Kaç yılın mavi bayraklı plajı şimdi mavi bayraksız. Bu durumdan denizin haberi bile yok. Mavi bayrağımızı neden unuttunuz diye şikayet eden dalga da yok.

Dalgalar kimi kez tembel tembel sahili yalayıp geçiyor kimi kez azgın bir kısrak gibi ön ayaklarını havaya kaldırıp yelelerini savurarak sahili sertçe eşeleyip tekmeliyor.

Ha Nazım Hikmet’in Gülhane Parkı’ndaki Ceviz Ağacı (*) ha Altınova’daki plaj. Denizin umurunda değil; mavi bayrak olsa ne olmasa ne! Bizim için de mavi bayrak önemli değil. Deniz aynı deniz, kum aynı kum, güneş aynı güneş.

Adamın biri safariden dönmüş, avcı arkadaşlarına gezisini anlatıyormuş. Bir gün “Aslan avına çıktım” demiş. E, ne oldu? diye sormuşlar. O da anlatmış:“Bir aslan tam karşımda durdu. Göz göze geldik. Aslan üzerime doğru gelmeye başladı. Nişan aldım. Aslanın iyice yaklaşmasını bekledim. Aslan geldi, geldi. Tam tetiğe basacaktım, silah ateş almadı.”
Arkadaşları heyecanla, “E, sonra” demişler.
Adam yanıtlamış:
“Aslan beni yedi.”
Kimse “Aslan seni yemiş olsa burada olamazdın” dememiş. Çünkü sohbetin yapıldığı yer “Yalancılar Derneği” imiş ve duvarda büyükçe bir panoda şöyle yazıyormuş:
“Yalana itiraz edilmez”

Aşağıda okuyacağınız yazı, yalana itiraz içerir.

Dünya en çok çocuklara tatlı. Dünya yine en çok çocuklara acı. Çocukluk, insanın her şeyi yoğun hissettiği keşif dönemi.

Sahilde suyun, kumun, güneşin, coşkunun, arkadaşlığın, oyunun, gülmenin, ağlayıp bağırmanın, dalgalarla boğuşmanın tadını da en çok çocuklar çıkarıyor. Cıvıl cıvıl çocuk sesleri, bağırışları, koşturmaları…

Elimde kitap güneşleniyorum, gözüm arada bir, kulağım sürekli çocuklarda. Bir çocuk bağırıyor, “Anne, arkamdan köpek balığı geliyor!” Anne miniği dizine gelmeyen sudan kucağına aldı. Çocuk heyecanını yüksek sesle konuşarak paylaşmak isteyenlerden. “Kocamandı. Köpekbalığıydı. Beni kovaladı.”

Anne, heyecanlı çocuğu iyice kucağına bastırdı. “Burada köpek balığı olmaz. Korkma” dedi. Çocuk, “Gördüm, kocamandı. Köpek balığıydı. Beni kovaladı” diye ısrar etti.

Çocukların dünyası büyüklerden farklı. Onların dünyası çok renkli, coşkulu, abartılı. Güzel bir dünya. Büyüklerin dünyasından güzel. Yedi yaşına yeni giren oğlum Hasan Sadi de duymuştu, yaşıtı çocuğun köpek balığından kaçtığını.

Hasan Sadi’ye, “Az önce yanımdan köpek balığı geçti. Havlıyordu ve çok hızlı koşuyordu” dedim. “Şaka yapıyorsun” diye karşılık verdi. Gülümsedi, ben de gülümsedim. O bir çocuktu. Köpek balığı görmeye hakkı olan oydu, onun yaşıtlarıydı. Onların gördüğünü büyüklerin görme hakkı olamazdı.

Çocuk, annesine “Arkamdan köpek balığı geliyor” diye bağırdığı sırada, Yıldıray Oğur’un, “Bari kaz dediğiniz ördeklerden özür dileyin!” başlıklı yazısını okuyordum. Yazı, geçenlerde Bahçeşehir Gölet Gönüllüleri adlı bir hesaptan Suriyeli iki kadının Bahçeşehir Gölet Park’tan iki kaz çaldığını iddia edip, yayınladıkları 30 saniyelik videoya ilişkindi.

Sosyal medyada viral oldu, orada kalmadı, siyasetin sığ sularını bulandırıp oyun oynadığına inanan bazı kişileri de girdabına alıp onca önemli konunun önüne geçti. Nasıl bir oltaysa, ne tatlı bir yemse bir zokayı binlerce kişi yuttu. Zokayı çIkarmak kolay değil. Çıkarmak istedikçe derine, daha derine girer. Yırtar, parçalar. Nasıl bir dünya, nasıl bir canmış? Her yer zoka. Herkes bir başkasını alık görüyor. “Alıklığa ve yalana itiraz yasaktır” kuralı var da benim mi haberim yok?

Hatırlamak gerekirse sosyal medyada paylaşılan videoda olay şöyle duyuruldu: (Başlık ve yazıdaki yazım hatalarını düzelterek alıntıladım)

SONUNDA BU DA OLDU

Bahçeşehir Gölet Park’ta bugün 2 kaz, Suriyeli olduğunu anladığımız 2 kadın tarafından çantaya atıp götürüldü. Yanlarına gidip bırakmalarını söylememize rağmen dün akşam biz getirdik diyerek alıp gittiler.”

Yıldıray Oğur, 30 saniyelik videonun sosyal medyada yayıldığına dikkati çekerek şunları yazmış:

Birkaç saat sonra “fakir ve gayri medeni Suriyeliler göletten kaz çalıp, pişirip yemişti” bile.
Türkiyemiz ne hale gelmişti, bunlar yakında göleti de çalardı.
Sonra koca haber siteleri, tvler, gazetelerin internet siteleri bu 30 saniyelik videoyu aldılar, ne olduğunu kontrol dahi etmeden bir sosyal medya hesabının verdiği bilgileri veri kabul ederek haber yaptılar.
Ne de olsa mesele zaten bu haberleri okuyamayan, haklarında konuşmanın maliyeti de olmayan Suriyeliler hakkındaydı.

O haber başlıklarından birkaçı şöyleydi:

KRT: Suriyeliler Bahçeşehir’de kaz çaldı

ODA TV: İstanbul Bahçeşehir’de göletten kaz çaldılar

TELE 1: Suriyeli olduğu iddia edilen kişler göletteki kazları çaldı

Tabii ki Ümit Özdağ, haberi iştahla paylaştı:

“İnanmak zor ancak oluyor bunlar. Uyum, birlikte yaşamak, entegrasyon vs. Mümkün değil.”

Haber sosyal medyada en çok okunan ve tartışılan konular arasına girdi.

Sonra Bahçeşehir’deki göletin bağlı olduğu Başakşehir Belediyesi’nden yetkililer Güven İslamoğlu ve Cüneyt Özdemir’e olayın arka planını aktardılar.
Bir kere de onlar linç yediler.

Ardından da İstanbul Emniyeti kazlarla ilgili açıklama yaptı, kazların kadın şahıslara ait olduğunu belirtti.

Ama göletteki kazları çalıp yiyen çarşaflı Araplar hikayesinden o kadar haz almış olmalılar ki bu kaz masalından vazgeçmek istemediler.

Bu kez de Emniyet’in ve Belediye’nin açıklamalarıyla dalga geçilmeye başlandı.

Meğer Emniyet iki kaz için sırf Suriyelileri koruyacağım diye yalan söylemiş.

Mesela yine Ümit Özdağ şöyle yazdı:

“Süleyman ömürsün. Muhacir kazlar demek bunlar. Kazları parka gezdirmeye gelmişler. Bu açıklama Türk Emniyet tarihine kaz açıklaması diye geçecek.”

Emniyetin açıklamasını yapan siteler fonculukla, Arapseverlikle suçlandı.

Nihayet dün DHA kazların sahibi olan kadınları buldu.

Haberin girişteki neresini düzelteyim ki hikayesinden farksız olduğu anlaşıldı.

Bir kere hayvanlar kaz değil ördekmiş.

Sahipleri Suriyeli değil, Iraklıymış.

Tabii ki kazları ya da ördekleri göletten çalmamışlar tam tersine evde besledikleri hayvanları büyüyünce ve artık komşular rahatsız olunca onları gölete götürüp

bırakmaya karar vermişler.

Yani Bahçeşehir gölet gönülleri siyasi önyargıları yüzünden göletlerinde yüzecek iki ördekten mahrum kalmış oldu.

Oğur’un yazısı devam ediyordu. Okudukça mahcubiyet hissettiren bir yazı. Kazla ördeği ayıramayan, Iraklı ile Suriyeliyi aynı kefede gören, ırkçılık çirkefliğinin batağına düştüğünden habersiz yığınlar. Bir düzmece haberin peşine düşen gazeteciler. Olay için polis görevlendiren emniyet, açıklama yapan belediye…

Yıldıray Oğur, DHA’nın haberine rağmen ırkçılık ve inkarın devam ettiğini vurgulayarak, “En azından bari kaz diyerek kırdığınız koca ördeklerden özür dileyin…” diyerek yazısını noktalamış.

Sosyal medyada, tv ekranlarında, gazetelerde, kahve köşelerinde konuşulanların da kaz haberinden (!) farkı yok. İpin ucu kaçarsa, beyin devre dışı kalırsa, doğruluk diye bir derdimiz olmazsa hem kaz haberlerinin sayısı artar hem kaz sürülerinin…

Çocuk dünyası çok renkli, çocuklar cıvıl cıvıl. Varsın onları diz kapağına varmayan sahil şeridinde köpek balıkları kovalasın! Onlar kaçmayı bilir, sığınacakları bir kucak vardır. Büyükler aynı oyunu oynamaya kalkıp bizi de inandırıp korkutmak isterlerse işte o vakit toplumsal cinnet kapıyı zorluyordur.

Ey yaşı ve bedeni büyümüş güruh! Çocuklaşmayın, çocuk numarası yapmayın. Komik değil, çirkin hatta çirkef oluyorsunuz. Kazla ördeği ayırt edemeyen Bahçeşehir Gölet Gönüllüleri kimlerdi? Neyi amaçlamışlardı? Sığınacakları bir kucakları var mıydı? Yaptıkları işin sonucundan mutlular mı?

Köpek balığı saldırısından kıl payı kurtulan minik çok sevimliydi. İnşallah büyür ve büyüdüğünde aynı oyunu oynamaya kalkmaz.

*Ben bir ceviz ağacıyım Gülhane Parkı'nda. Ne sen bunun farkındasın, ne polis farkında.

Nazım Hikmet, hakkında şehir efsaneleri uydurulan Ceviz Ağacı şiirini Bulgaristan’da, memleket özlemiyle yazmış. Aslında şiirin yazıldığı yıllarda Gülhane Parkı’nda ceviz ağacı da yokmuş. Gülhane’ye ilk ceviz ağacını 2005 yılında İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı rahmetli Kadir Topbaş diktirmiş.

Ahmet Tek 

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Ahmet Tek - Mesaj Gönder --- Okunma



Şehir Markaları

Karamandan.com, Karaman ile özdeşleşen markaları ağırlıyor.

+90 (532) 765 24 01
Reklam bilgi

Anket Fiyatlar neden sürekli yükseliyor?