Edirne’deki Altın Üçgen’in Konyalı Mimarı

Edirne, Selimiye Camisi gibi bir mimari şahesere sahip olmakla dünyanın hayranlığını kazanmış kentimizdir. Türkiye’den UNESCO Dünya Mirası Listesi’ne seçilen ilk 10 eser arasında Selimiye Camii ve Külliyesi vardır. Selimiye, Edirne’nin fethinden (1361) 214 yıl sonra yapılmıştır. Büyük deha Mimar Sinan’ın kendi ifadesiyle ustalık eseridir.

Osmanlı, Edirne’yi Bizans İmparatorluğu’ndan 1361 yılında 1. Murad’ın padişahlığı döneminde almış ve 1365 yılında başkent yapmıştır. Edirne, Bursa’dan devraldığı payitahtlığı, İstanbul’un fethine kadar (1453) 88 yıl sürdürmüştür.

Ahmet Hamdi Tanpınar, “Beş Şehir” adlı kitabının Konya başlıklı bölümünde “Bir payitaht (başkent) daima payitahttır. Ne kadar susturulursa susturulsun yine konuşur” demiş. Tanpınar’ın Beş Şehri arasında Edirne yoktur. ( Ankara, Erzurum, Konya, Bursa ve İstanbul’u anlatmıştır.)

Osmanlı başkent seçtiği Edirne’ye mührünü vurmadan durabilir mi? Elbette duramaz. Durmamış da. Selimiye’nin öncüsü olabilecek yüzlerce eserle donatılmış Edirne. Osmanlı’nın Edirne’de yaptırdığı ve işgallere, yangınlara, depremlere ve ihmallere rağmen ayakta kalmış eserlerini, olacak şey değil ya, Anadolu’ya dağıtmaya kalksak, her ile en az iki eser düşer.

Edirne Fatihi I. Murad, Karaman’a kızını gelin gönderen padişahtır. Kızı Melek Hatun, Karamanoğlu Halil Bey'in oğlu Alaaddin Ali Bey'le evlenmiş ve şehir halkı tarafından Nefise adıyla taçlandırılmıştır. Nefise, herkes tarafından beğenilen, değerli, arzu edilen, pek hoş, çok güzel demektir. Hayatı çok zorlu geçmiştir. Kocası Alaaddin Ali Bey’in başının kesilmesini iki kez engellemiştir. Babası I. Murad, canından çok sevdiği kızının hatırına damadı için verdiği ölüm emrini bile geri almıştır. (Ayrı bir öyküdür ve Karaman tarihinin dramatik olaylarındandır.)

I. Murad’ın en sevdiği çocuğu olan Melek Hatun, Karaman’a gelin gitmiştir ama yeni başkentin imarı için aynı topraklardan bir mimar, bir süre sonra Edirne’de müthiş işler yapacaktır.

Edirne, Selimiye’den ibaret değildir. Selimiye sadece Edirne’nin değil, Türkiye’nin, belki aynı medeniyetin çocukları olmakla övünen milyonların övüncüdür. Bununla birlikte Edirne’de Selimiye’nin gölgesinde kaybolmayacak onlarca büyük eser vardır. Bu eserlerin en önemlilerinden biri Eski Camii’dir ve mimarı Konyalı Hacı Alaaddin’dir. Bu cami, Selimiye’den 161 yıl önce ibadete açılmıştır. Kim iddia edebilir; Koca Sinan’ın şadırvanında abdest alıp Eski Camii’de namaz kılmadığını.

Edirne'de zamanımıza ulaşmış ilk orijinal anıtsal yapı Eski Camii’dir. Caminin yan kapısı üzerindeki kitâbeye göre mimarı Konyalı Hacı Alâaddin’dir. Edirne’de herkesin ilk gördüğü cami Selimiye’dir. Çünkü her yerden görülür. Benim içine ilk adım attığım cami ise Eski Camii’dir veya bir vakitler kullanıldığı adıyla Ulu Camii’dir. Cuma’yı Selimiye’de değil, Eski Camii’de kılarım. Zannetmeyin ki, Eski Camii’yi Selimiye ile mukayese ediyorum. Buna cüret etmek kimin haddine!

Eski Camii’nin yapımına, Osmanlı tarihinde Fetret Devri diye anılan dönemde Süleyman Çelebi tarafından 1403 yılında başlanmış. Çelebi Sultan Mehmed döneminde 1414'te tamamlanmış. II. Ahmed ve II. Mustafa bu camide kılıç kuşanmış. Hacı Bayram Veli Hazretleri, II. Murat döneminde Edirne’ye gelmiş ve Eski Camii’de vaaz vermiş. Ayrıca mihrabın sağında Rükn-ü Yemani adı verilen Kâbe taşı bulunmaktadır. Caminin beyaza boyanmış duvarları ve payeleri üzerinde siyah renk harika hat örnekleri vardır.

Konyalı Hacı Alaaddin’in inşa ettiği 9 kubbeli, iki minareli, 2 bin 116 metrekare iç mekâna sahip Eski Camii’den başka Edirne’de yaptığı başka eserler de olmuş. Bunlar arasında Bedesten de vardır. Çelebi Sultan Mehmed tarafından Eski Camii’ye vakıf olarak yaptırılmış.

Evliya Çelebi Bedesten’deki elmas ve takıların birkaç Mısır hazinesi değerinde olduğunu ve bunları altmış gece bekçisinin koruduğunu yazmış. Şimdi, Edirne’nin 55 yıllık sahafı, beyefendisi, bilgi küpü Resul Açıkel’in Mimar Sinan Kitabevi ile bir başka kitapçı dışında Bedesten’de dikkatinizi çekecek iş yeri yoktur. Ne elmas ne takı, ara ki bulasın. Bedesten adeta bir depo veya semt pazarında tezgahta sergilenen kılık kıyafetlerin, çanta veya Çin işi ucuz hediyeliklerin kapı önlerine yığıldığı bir mekâna dönüşmüş. Esnafa üzüldüm, Bedesten’in haline daha çok üzüldüm. Bir resim sergisi açarak, Bedesten’i canlandırmak istemişler. Beni de davet ettiler ancak gidemedim.

Selimiye’yi, Eski Camii’yi anlatıp Üç Şerefeli Camii’yi atlamak olmaz. İnşaatı 10 yıl süren ve günümüzde Üç Şerefeli Cami olarak bilinen Yeni Muradiye veya diğer adıyla Yeni Camii Edirne’nin en güzel mimari eserlerinin başında gelir. Evliya Çelebi’ye göre, cami içinde kullanılan boyalar, yetmiş deve ile İran’dan getirilmiş.

Edirne’de “Altın Üçgen” olarak adlandırılan bölgede üç caminin minarelerinin gölgesi adeta birbiriyle kucaklaşır. Bu camilerin ilki Eski Cami, ikincisi Üç Şerefeli Cami, üçüncüsü ise Selimiye’dir. Bu sıralama, yapılış tarihlerine göredir. Edirne’de bu camiler için kullanılan ifade “Selimiye'nin yapısı, Eski Camii’nin yazısı, Üç Şerefeli’nin kapısı” şeklindedir.

Eski Camii’nin önü fayton durağı olmuş. Malum, Edirne cümbüşlü şehir. Eğlenen, eğlendiren, hareketli bir şehir. Bir aya beş festival sığdırmayı başaranların şehri. Faytonlar bu cümbüşün birer parçası. Üstelik sünnet sezonunda ve turistlerin akın ettiği yaz aylarında faytoncular talepleri karşılayamıyormuş. Edirne’yi büyük bir pazar yerine çeviren komşu Bulgarlar bile fayton müşterisi olmuşlar.

Davul zurna eşliğinde faytonların Edirne caddelerinde, Karaağaç’ta turlaması hoş görüntüler veriyor. Eski Camii’nin girişinin faytonların bekleme yeri olarak kullanılması ise doğru bir karar mı, emin olamadım.

Ahmet Tek

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Ahmet Tek - Mesaj Gönder --- Okunma



Şehir Markaları

Karamandan.com, Karaman ile özdeşleşen markaları ağırlıyor.

+90 (532) 765 24 01
Reklam bilgi

Anket Fiyatlar neden sürekli yükseliyor?