KARAMAN'DA TASAVVUF TARİHİ

KARAMAN’DA TASAVVUF

Hz. Peygamberle başlayıp Dört Halife Dönemi (632-661) ile devam eden süreçte İslam Devleti’nin sınırları genişlemiş, Emevi (661-750) ve Abbasilerle (750-1258) yayılma devam etmiştir. Fetihler, Müslümanların maddi imkânlarını arttırmış fakat İslami ölçü ve prensipleri uygulamada dejenerasyonu da beraberinde getirmiştir. Bu durumu İslamiyet için tehlike olarak algılayanlar, dinî ölçüleri esas alan bir hayat tarzı oluşturmak amacıyla tasavvufa yönelmişlerdir. Başlangıçta kişisel teşebbüsler olarak ortaya çıkan bu akım zamanla kitleleri de etkisi altına alan ve kendine özgü kuralları olan bir disiplin hâline gelmiştir. Türklerin IX. yüzyılda İslamiyet’i kabulü ile sofilik Orta Asya’da hızla yayılmış, Malazgirt Savaşı’ndan sonra XIV. yüzyıla kadar devam eden Türk göçleri ile Anadolu’da tasavvufi hayat tarzının temelleri atılmıştır[1]. Türkiye Selçuklu Devleti’nin başkenti olan Konya ve bunun hemen 100 km yakınında bulunan Lârende, dönemin ünlü mutasavvıflarını bölgeye çeken önemli birer kültür coğrafyası idi. Özellikle Mevlâna ve ailesinin Konya’dan önce bir müddet Lârende/Karaman’da kalması yine Yunus Emre ve ailesinin Horasan’dan gelip Lârende’de zaviyelerini kurmaları buradaki tasavvufi hayatı önemli ölçüde etkilemiştir. Donanımlı şeyh ve dervişlerin bu bölgedeki faaliyetleri mutasavvıfların dikkatini çekmiş, değişik tarikatlara mensup birçok şeyh, dervişleriyle birlikte Lârende’ye gelip yerleşmişlerdir[2].

Tasavvuf erbabına verilen devlet desteği, Türkiye Selçuklu Devleti’nden sonra Karamanoğulları ve Osmanlılarla devam etmiş, tekke ve zaviyeler bölgede hızla yaygınlaşmıştır. Tarikatların XVII. yüzyıldan sonraki durumu, devletin bunlara karşı izlediği siyasete göre değişkenlik arz etmiş olup[3] devletin destek görenler güçlenerek yayılmış, yasaklananlar ise etkisini kaybederek unutulmuşlardır.

İncelenen dönemde Lârende tasavvuf faaliyetlerinin yoğun olarak yaşandığı ve Anadolu’ya buradan yayıldığı önemli bir merkez konumunda idi. Bu konuda önemli bilgiler veren Mehmet Şeyhi Efendi, Lârende’deki şeyh, alim ve fazılların çokluğuna  işaret etmiştir[4].

Aşağıda Lârende’de faaliyette olan tarikatlar ile bunların zaman içindeki gelişim seyri belgeler ışığında incelenecektir.

1- Yesevilik

Yesevilik, Hoca Ahmet Yesevî’nin (ö. 1166) görüşleri etrafında oluşan bir Türk tasavvuf hareketidir. Batı Türkistan’ın Sayram kasabasında doğan Ahmet Yesevî, tahsiline Yesi’de başlamış; daha sonra Buhara’ya giderek ilim ve tasavvuf otoritelerinden Hâce Yusuf Hemedanî’ye (ö. 1140) intisap etmiştir[5]. Bu şeyh vefat edince Abdullah-ı Berkî ve Şeyh Hasan-ı Endakî’nin arkasından 1160 tarihinde üçüncü halife olmuştur[6]. Tarikata “Yeseviyye” denilmekle birlikte, açıktan zikir yapmaları sebebi ile “Cehriyye” , müntesiplerinin çoğunun Türk olması nedeniyle “Silsile-i Meşâyih-i Türk” de denilmiştir[7].

Yesevilik, Orta Asya’dan sonra varlığını halifeleri vasıtası ile XII. yüzyılın sonlarında Anadolu’da sürdürmeye başlamış; etkin hâle gelmesi Moğol istilasıyla olmuştur. Konar-göçer Türk boylarının hayat tarzı ve gelenekleri ile düşünce biçimine uyum sağlayan bu tasavvuf anlayışı, dönemin önemli kültür merkezlerinden biri Lârende/Karaman’da da yayılmıştır. Nitekim Horasan’dan gelerek Lârende’ye yerleşen ve burada mülkler satın alıp zaviyesini kuran Yunus Emre’nin babası Hacı İsmail Horasanî[8] ve yine XIV. yüzyıl başlarında Horasan’dan geldiği tahmin edilen Yunus Emre’nin çağdaşı Kettanî/Ketenci Baba ile oğlu Mansur Dede kurmuş oldukları zaviyelerde Yeseviliği yaymışlardır[9]. Ketenci Baba’nın bağlı bulunduğu bu tarikatın Lârende’deki etkisinin, ileride değinileceği üzere adı geçen tekkenin XVIII. yüzyılda Bektaşilerin eline geçmesine kadar sürdüğü söylenebilir.

2- Haydarilik

Kalenderiliğin kollarından biri olan Haydarilik, Lârende’de yayılan ikinci tarikattır. Kurucusu olan Türk asıllı Şeyh Kutbittin Haydar’dan dolayı bu adı almıştır[10]. Bu tarikatın Konya ve çevresine XIII. yüzyıl ortalarında girdiği Eflakî’nin eserinden anlaşılmaktadır[11].

Lârende’de Alacasuluk Mahallesi’nde Karamanoğlu Alaettin Bey’in eşi Melek Hatun tarafından yaptırılan Hatun Zaviyesi Haydarhane olarak inşa edilmiştir[12]. Karaman Eyaleti’nin XVI. yüzyılın başlarına tarihlenen vakıf tahririnde zaviyenin Haydarîlerin kontrolünde olduğu zikredilmiştir[13]. O halde Haydarîler, zaviyenin yaptırıldığı 1384 tarihinden itibaren Karaman şehir merkezinde etkili idiler. Karaman’daki   Haydarhane’nin adına XVI. yüzyıl ve sonrasına ait belgelerde rastlansa da Kalenderilik[14] gibi Haydarilik de Osmanlı Devleti’nin izlediği karşı siyaset sonucu bu yüzyılda kısa sürede etkisini kaybetmiş olmalıdır.

3- Mevlevilik

Mevleviye Tarikatı’nın kurucusu Mevlâna Celalettin Rumi’dir[15]. Babası Bahaettin Velet (ö. 1231), Lârende/Karaman’a 1222’de ailesi ile birlikte gelmiş ve yedi yıl kaldıktan sonra Konya’ya yerleşmiştir[16]. Şems-i Tebrizî’nin yanı sıra Kübreviliğin[17] ve Muhyittin-i Arabî’nin etkisinde kalarak kendisine has bir üslup ile bunların fikirlerini yorumlayan Mevlâna, Mevlevilik olarak şöhret bulan tasavvuf anlayışını ortaya koymuştur[18]. Onun evrensel görüşleri gayrimüslimler dâhil halkın değişik kesimlerini etkilemiş, dönemin aydınları ve devlet adamları arasında itibar görmüştür.

Mevlâna’nın, çocukluğu ve gençliğinin Lârende’de geçmesi[19], temel eğitimini burada alması ve hayatını etkileyecek bazı deneyimleri bu şehirde kazanması Mevleviliğin düşünce temellerinin Lârende/Karaman’da atıldığına işaret etmektedir[20]. Konya’dan sonra ilk Mevlevihane’nin kurulduğu yerin Lârende olması da bu görüşü desteklemektedir. Mevlâna ve ailesi ile kurulan tarihî bağın doğal bir sonucu olarak Karaman halkı Mevlevilikten etkilenmiş, Mevlâna ve onun soyundan gelenlere saygıyla muamele etmiştir. Karamanoğulları’nın yanı sıra halkının günlük giyim tarzının da Mevlevilere benzemesi bu saygı ve sevginin bir eseri olmalıdır. Karaman ahalisi üzerinde Mevleviliğin etkisi Osmanlı Dönemi’nde de sürmüştür. Evliya Çelebi’nin 1671’de Lârende ziyaretinde halkın günlük kıyafetiyle ilgili gözlemleri; “Cümle halk kırmızı boyalı kuzu kürkü giyüb külâh-ı Mevlevî üzerine beyâz destâr-ı Muhammedî sararlar” [21] şeklinde olup bunu teyit eder mahiyettedir. Aşağıda tekke ve zaviyeler konusu arşiv belgeleri ışığında incelenirken değinileceği üzere günümüze kadar ayakta kalabilen Mevlevi Tekkesi, Lârende ve çevresinde önemli bir tasavvuf yapısıdır.

4- Bektaşilik

Bektaşilik, XIII. yüzyılda Hacı Bektaş Velî (ö. 1271) tarafından Babailik, Kalenderilik, Haydarlik, Hurufilik ve Ahilik’ten pek çok unsur alınarak bir tarikat hâline getirilmiştir[22]. II. Bayezit, XVI. yüzyıl başlarında halk arasında Kızılbaşlık da denilen Safeviliğin Anadolu’da etkili olmasıyla[23], Osmanlı taraftarı bir siyaset izlemesi için Bektaşiliği Balım Sultan (ö. 1516) aracılığı ile yeniden örgütleyerek[24] Safeviliğe karşı önlem almış[25]; Bektaşilik, bu anlayış çerçevesinde Osmanlı topraklarında yayılmıştır. Anadolu ve Balkanlar’da çok sayıda tekke ve zaviyenin yapılması, Osmanlı Devleti’nin verdiği destek sonucunda mümkün olmuştur[26].

Bektaşiliğin Konya ve Lârende civarında faaliyetleri oldukça geç bir dönemde olmuştur. Mesela Bektaşilere ait olduğu bilinen Konya Ali Gâv Zaviyesi’nde “Bektâşî hulefâsı” nın buradaki faaliyetlerinden bahseden ilk belgeler, XVII. yüzyılın ilk yarısına aittir[27]. Bununla birlikte fonksiyonel bir Bektaşi Tekkesi olmayıp müridi bulunmamaktaydı. Bektaşiliğin II. Mahmut Dönemi’nde yasaklanmasını müteakip tekke, Mevlevilerin kontrolüne geçmiştir[28].

Lârende’de Bektaşilik faaliyetleri Konya’dan daha da geç bir döneme rastlamaktadır. Ketenci Baba oğlu Mansur Dede’nin, babası gibi Yesevilik anlayışı çerçevesinde kendi adı ile açtığı zaviyenin, XVIII. yüzyıl ortalarında Bektaşilerin kontrolüne geçtiği[29] belgelerden anlaşılmaktadır.

Hacı Bektaş kültürüne bağlı olup XIV. yüzyılda yaşayan ve Bektaşili­ğin önde gelenlerinden kabul edilen Hacım Sultan’ın makamı Lârende’dedir. Hacım Sultan adına yaptırılan mekân, daha sonra türbe olarak anılmaya başlanmış, buraya atamalar yapılmıştır. Buna göre günlük iki akçe ücret ile türbedar olan Seyit Salih’e 1161/1747-1748 tarihinde berat verilmiştir[30]. Bu durum, Lârende’de Bektaşiliğin, XVIII. yüzyılda etkisini artırdığını göstermektedir.

5- Kadirilik

İsminden de anlaşılacağı üzere kurucusu Abdülkadir-i Geylanî (ö. 1165) olup[31] İslam dünyasında en yaygın tarikatlardan biridir. Hazar Denizi’nin güneyinde Gîlân/Geylân’da dünyaya gelen Geylanî, tahsilini dönemin hilafet merkezi Bağdat’ta tamamlamış ve burada vefat etmiştir[32]. Müderris ve vaiz olması, geniş bir çevrede görüşlerinin yayılmasında etkili olmuştur. Bağdat’ın 1258’de Moğollar tarafından işgali ile aile mensupları şehri terk ederek İslam dünyasının çeşitli yerlerine dağılmış buna paralel olarak tarikat kollara ayrılmaya başlamıştır[33].

Kadiriye’yi Anadolu’da ilk yayan XV. yüzyılda Eşrefoğlu Rumi’dir (1469-1470?). Fakat Kadiriliğin Anadolu ve Balkanlar’da geniş çapta yayılması, XVII. yüzyılda bu tarikatın Rûmiyye kolunun piri İsmail Rûmi’nin (ö. 1631) öncülüğü ile olmuştur[34].

Lârende’de de Kadiri Tarikatı mensuplarının faaliyetleri bulunmaktaydı. Kadiri/Açıkbaş Tekkesi daha sonra üzerinde durulacağı üzere XIX. yüzyılın başlarında Kadirilerin erkân ve usulüne göre faaliyet gösteren bir tekke idi[35].

6- Nakşibendilik

Kurucusu Bahaettin Nakşibent (ö. 1389) olarak kabul edilen Horasan menşeli olan Nakşibendilik, Orta Asya’da zamanla Kübrevilik ve Yesevilik gibi tarikatların yerini almıştır[36].

Osmanlılarda Fatih Devri’nde İstanbul’da tekkeleri olduğu bilinen Nakşilerin, Osmanlı coğrafyasında hızlı bir şekilde yayılmaya başlaması Abdullah İlâhî-yi Simavî (ö. 896/1491-1492) öncülüğü il

e olmuştur[37]. II. Bayezit Dönemi’nde Safeviliğe karşı desteklenen tarikatlardan olan Nakşibendiliğin XVI. yüzyılda Lârende’de de faaliyet gösterdiği ve etkili olduğu bilinmektedir. Nitekim önemli tasavvuf yapılarından biri olan ve XVI. yüzyılın ikinci yarısında yaptırılan Şeyh Ali Semerkandî Zaviyesi, Nakşibendilerin tasarrufunda idi. Zaviye ve müştemilatının banisi “Bahrü’l-ulûm” tefsirinin müellifi Şeyh Semerkandî’nin (1455-1457?) torunlarından, Nakşibendi Tarikatı Şeyhi Seyit Şeyh Ali Semerkandî (ö. 1600)’dir. Karaman’da Nakşilerin etkinliği incelenen dönem boyunca devam etmiştir[38].  Şeyh Ali Semerkandî Zaviyesi ile ilgili 05 Recep 1239/6 Mart 1824 tarihli bir vakfiyede; Abbas Mahal­lesi sakinlerinden ve Şeyh Ali Semerkandî’nin sülalesinden olan Çavuşzade İbrahim oğlu Şeyh Ahmet, kendi mahallesinde bir Nakşibendi Tekkesi yaptırmıştır[39].

   Lârende’de Nakşibendilikle irtibatlı diğer bir zaviye, İsmail Efendi oğlu Seyit Şeyh Hacı Musa Efendi’nin (ö. 1813) inşa ettirdiği Seyit Şeyh Hacı Musa Zaviyesi idi. XVIII. yüzyıl sonlarında faal olan bu zaviye de Nakşibendi Tarikatı’nın erkân ve usulüne göre yapılandırılmıştır[40].

   II. Mahmut’un Bektaşiliği 1826 tarihinde ilgasından sonra Bektaşi tekkeleri genellikle Nakşibendilere verilmiş, böylece Nakşilik daha itibarlı bir duruma yükselmiştir. Nitekim Lârende’de Ketenci Baba Zaviyesi ile Mansur Dede Zaviyesi[41] 1826 yılından sonra Nakşilere verilmiş, Osmanlı arşiv belgelerinde bu iki tekkenin Nakşibendi Tarikatı’na ait olduğu sıklıkla vurgulanmıştır[42].

7- Halvetilik

   İslam tasavvuf tarihinde önemli bir yere sahip olan Halvetilik, İbrahim Zâhid-i Geylanî (ö. 1305) tarafından[43] kurulmuş olup “pir-i sâni” lakabı ile anılan Seyit Yahya-yı Şirvanî’nin (ö. 1464) yönlendirdiği halifeleri aracılığı ile Anadolu’ya da taşınmıştır[44].

Halvetiliğin Osmanlı Devleti tarafından Safavi propagandalarına karşı güçlü bir şekilde desteklenip himaye edilmesi XVI. yüzyılın başlarında, II. Bayezit Dönemi’nde başlamış, daha sonra da devam etmiştir. Nitekim Halveti şeyhlerinden Çelebi Halife demekle meşhur Şeyh Mehmet Cemalettin Aksarayî’nin (ö. 1506) II. Bayezit ile Sünbül Sinan Efendi’nin (ö. 1529) Yavuz Sultan Selim ile Merkez Muslihittin Efendi’nin (ö. 1552) ise Kanuni ile yakın diyalogları buna işaret etmektedir[45].

Halvetilik Konya ve çevresinde XV. yüzyılın ortalarında önemli bir hareket hâline gelmiştir[46]. Lârende’de incelenen dönemde Halveti Tarikatı’nın yaygın bir şekilde faaliyetleri bulunmakta idi. Tekke ve zaviyeler kısmında etraflıca üzerinde durulacağı üzere Kirişçi Baba/Yunus Emre[47], Şeyh Alaettin Rumi/Siyahser/Karabaş[48], Küçük Dede[49], Seyit Şeyh Mehmet Efendi[50], Şeyh Hacı İsmail[51], Şeyh Hacı Ahmet Efendi[52] zaviyelerinde Halveti erkân ve usulü takip edilmiştir. Osmanlı Dönemi’nde Halvetiliğin birçok zaviyesinin bulunması, bu tarikatın Lârende’de oldukça etkili olduğunu göstermektedir.

Lârende ile irtibatı olan ilim, kültür ve bürokrasi çevrelerinin Halvetiliğin yayılmasında önemli bir etkisi olmuştur. Bunlardan biri Mevlâna Hamza-i Karamanî’dir (ö. 1494). Karaman medreselerinde yetişip burada müderris olarak görev alan, Karamanoğulları ve Osmanlılarda önemli görevler yapan Hamza-i Karamani, kızını Cemalî ailesinden Halveti şeyhi Çelebi Halife ile evlendirmiştir. Bu kızından torunu olan Piri Mehmet Paşa’nın sadrazamlığa kadar yükselmesiyle[53] hem tasavvuf hem de idarede etkili olmuş, böylece Halvetiliğin etki alanını da genişletmiştir.

Halvetiliğin önemli isimlerinden biri de Lârendeli İbrahim Şânî dir (ö. 1611)[54]. Yazmış olduğu birçok Arapça eserlerin dışında, mensubu olduğu Halveti Tarikatı’nın esaslarını anlatan “Gülşen-i Efkâr” adlı eseri de Halvetiliğin ana kaynaklarından biri olmuştur. Müellif; eserinde memleketini tasvir etmeyi de ihmal etmemiş, Lârende’yi âlimlerin ve salihlerin mekânı olarak tanıttıktan sonra bahçeleri ile tabiat güzelliklerini “Me’vâ Cenneti”ne benzetmiştir[55].

Lârende’deki temel eğitiminin ardından dönemin meşhur ilim erbabından dersler alıp müderrislik yapanlardan biri olan Babazade Mehmet Efendi (ö. 1586), Halvetiliğin medreselerde de etkili olmasını sağlamıştır. Lârende’den Konya’ya giderek Halveti Tarikatı’ndan Şeyh Ezelizade’nin asitanesinde tasavvuf eğitimi de alan Mehmet Efendi, görev yaptığı medreselerde birçok öğrenci yetiştirmiştir[56].

Halvetiliğin ilim çevrelerinde yayılmasını sağlayan diğer bir ulema, Lârende medreselerinde eğitimini tamamlayıp İstanbul’a giden Sinanettin Karamanî’dir  (ö. 1620). O da Babazade Mehmet Efendi’nin (ö. 1585) yolundan gitmiş, Halveti olan hocasından icazet aldıktan sonra İstanbul medreselerinde müderrisliğe başlamıştır[57].

İbrahim Hakkı Akman

Kaynakça

[1] Yusuf Küçükdağ, “Osmanlı Döneminde Konya’nın Tasavvufî Hayatına Kısa Bir Bakış”, Türk Tasavvuf Araştırmaları, Konya 2005, s. 355.
[2] Akman, aynı tebliğ, s. 224.
[3] İrfan Gündüz, Osmanlılarda Devlet-Tekke Münasebetleri, İstanbul 1984, s. 67-70.
[4] Vekayiü’l-Fudalâ, I, (haz. Abdülkadir Özcan), İstanbul 1989, s. 341-342.
[5] Nesimi Yazıcı, “Hoca Ahmet Yesevî Döneminde Türk İslâm Kültürünün Oluşumu-Gelişimi”, Diyanet Dergisi, XXIX/4 (1993), s. 4.
[6] Kemal Eraslan, “Ahmed Yesevi”, DİA, II, İstanbul 1989, s. 159-160.
[7] Necdet Tosun, “Yeseviyye”, DİA, XLIII, İstanbul 2013, s. 487.
[8] Fatih Devri Karaman Vakıfları, s. 27.
[9] Yusuf Küçükdağ, Ketenci Baba, s. 4.
[10] Tahsin Yazıcı, “Haydariyye”, DİA, XVII, İstanbul 1998, s. 36; Ahmet Yaşar Ocak, Osmanlı İmparatorlu­ğunda Marjinal Sûfîlik: Kalenderilik (XIV-XVII. Yüzyıllar), Ankara 1992, s. 40-43.
[11] Ahmet Eflâkî, Menâkıbü’l-Arifîn, II, (yay. Tahsin Yazıcı), Ankara 1980, s. 773-775.
[12] Karaman Vilâyeti Vakıfları, s. 157-158; Muhâsebe-i Vilayet-i Karaman, s. 122; Vakf-ı Zâviye-i Haydar-hâne, Melek Hatûn bint-i Sultān Murad ibn Orhan Hân binâ etmiştir. Medrese vakıf-nâmesinde mesturdur.” TKGM. TADB. TTD, no. 584, s. 39.             
[13] Aynı yer.
[14] Kalenderiler, Kanuni Dönemi’nde tenkile uğramıştır. Nişancı Mehmet Paşa, aynı yazma, s. 116a. Ayrıca bk. Peçevî, Târîh, I, İstanbul 1281, s. 120-121; Lütfi Paşa, Tevârih-i Âl-i Osman, İstanbul 1341, s. 332.
[15] İbn Battûta, aynı eser, s. 413; Belh şehrinde 611/1215’te doğmuştur. Bk. Oruç Beğ, aynı eser, s. 2.
[16] Celâl-zâde Sâlih Çelebi, aynı eser, s. 45b, 46a.
[17] Yusuf Küçükdağ, “Kübreviyye”, AA, II, Ankara 2014, s. 79.
[18] Nişancı Mehmet Paşa, Tevârih-i Âlî Osmân, Yusuf Ağa Yazma Eserler Kütüphanesi, Yazma no. 437/1-2, s. 54b; Abdülbâki Gölpınarlı, Mevlânâ’dan Sonra Mevlevîlîk, İstanbul 1983, s. 330; aynı yazar, “Mevlevilik”, İA, VIII, İstanbul 1979, s. 166-167; M. Nazif Şahinoğlu, “Bahâeddin Veled”, DİA, IV, İstanbul 1991, s. 460-461.
[19] Osmanzâde Hüseyin Vassâf, Sefîne-i Evliyâ, I, (haz. Mehmet Akkuş-Ali Yılmaz), İstanbul 2006, s. 373.
[20] Akman, aynı tebliğ, s. 224.
[21] Seyahatnâme, IX, s. 159.
[22] Vassâf, aynı eser, s. 494; Fuad Köprülü, “Bektaş”, İA, II, İstanbul 1943, s. 461-462.
[23] Peçevî, Târîh, I, İstanbul 1281, s. 120; Şükrî-i Bitlisî, Selîm-nâme, (haz. Mustafa Argunşah), Kayseri 1997, s. 68.
[24] Vassâf, aynı eser, s. 492.
[25] Yusuf Küçükdağ, Türk Aleviliği Araştırmaları, Konya 2010, s. 4.
[26] Yusuf Küçükdağ-Ayşe Değerli, Bekir Şahin, Vesâik-i Bektaşiyan’a Göre Osmanlı Devleti’nde Bektaşi Tekke­leri, Konya 2015, s. 2-3.
[27] KŞS, no. 30, s. 33.
[28] Yusuf Küçükdağ-İ.Hakkı Akman, “Konya’da Ali Gâv Tekkesi, Vakıfları ve Vakfiyeleri”, Türk İslâm Medeni­yeti Akademik Araştırmalar Dergisi, S.19 (2015), s. 23.
[29] Küçükdağ-Değerli-Şahin, aynı eser, s. 80.
[30] VAD, no. 1103, s. 105.
[31] Vassâf, aynı eser, s. 288-289.
[32] Bağdat’ı 941/1534’te hâkimiyeti altına alan Kanuni Sultan Süleyman harabe durumundaki Geylanî Türbesi’ni yenilemiş, yanına bir de imaret inşa ettirmiştir. Bk. Peçevî İbrahim Efendi, Târîh, I, İstanbul 1281, s. 184.
[33] Nihat Azamat, “Kâdiriyye”, DİA, XXIV, İstanbul 2001, s. 131.
[34] Mustafa Kara, Tasavvuf ve Tarikatlar Tarihi, İstanbul 1995, s. 91; Mehmet Akkuş, “İsmâil Rûmî”, DİA, XXIII, İstanbul 2001, s. 120.
[35] BOA, C. EV, Dosya no. 254, Gömlek no. 12954; C. EV, Dosya no. 523, Gömlek no. 26416; KARŞS, no. 293, s. 271; VAD, no. 580, s. 210.
[36] Hamid Algar, “Nakşibendiyye”, DİA, XXXII, İstanbul 2006, s. 335-341.
[37] Nişancı Mehmet Paşa, aynı yazma, s. 90a; Mecdi, aynı eser, İstanbul 1269, s. 262-265. Ayrıca bk. Mustafa Kara-Hamid Algar, “Abdullah-ı İlâhî”, DİA, I, İstanbul 1988, s. 110-112.
[38] Şeyh Ali Semerkandî Zaviyesi ile ilgili 05 Recep 1239/6 Mart 1824 tarihli bir adet vakfiyeye göre Abbas Mahal­lesi sakinlerinden ve Şeyh Ali Semerkandî’nin sülalesinden olan Çavuşzade İbrahim oğlu Şeyh Ahmet, kendi mahallesinde Nakşibendi Tekkesi yaptırmıştır. VAD, no. 580, s. 299.
[39] VAD, no. 580, s. 299.
[40] VAD, no. 563, s. 2, 4.
[41] Küçükdağ- Değerli- Şahin, aynı eser, s. 80, 87.
[42] BOA, C. EV, Dosya no. 289, Gömlek no. 14701; Dosya no. 479, Gömlek no. 24229; KARŞS, no. 296, s. 9; no. 300, s. 26; no. 322, s. 77; VAD, no. 2180, s. 324.
[43] Reşat Öngören, Osmanlılar’da Tasavvuf: Anadolu’da Sûfîler, Devlet ve Ulemâ (XVI. Yüzyılda), İstanbul 2003, s. 27.
[44] Mecdi aynı eser, s. 281-282; Vassâf, aynı eser, s. 299.
[45] Yusuf Küçükdağ, II. Bâyezid, Yavuz ve Kanûnî Devirlerinde Cemâlî Ailesi, İstanbul 1995, s. 20, 26; Mustafa Aşkar, “Bir Türk Tarikatı Olarak Halvetiye’nin Tarihi Gelişimi ve Halvetiye Silsilesinin Tahlili”, Ankara Üniver­sitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, S. 39 (1999), s. 545-550.
[46] Yusuf Küçükdağ-Güler Silay, “Osmanlı Döneminde Belviran Kazası’nda Tasavvuf, Tekke ve Zaviyeler”, Türk İslâm Medeniyeti Akademik Araştırmalar Dergisi, S. 20 (2015), s. 26.
[47] KARSŞ, no. 293, s. 74; VAD, no. 561, s. 7.
[48] KARŞS, no. 297, s. 260; VAD, no. 1146, s. 9.
[49] VAD, no. 561, s. 5, 19; no. 563, s. 12; no. 569, s. 18; no. 1150, s. 6.
[50] KARŞS, no. 297, s. 260.
[51] VAD, no. 580, s. 247.
[52] VAD, no. 580, s. 303.
[53] Yusuf Küçükdağ, Vezîr-i Âzam Pîrî Mehmed Paşa, Konya 1994, s. 13, 15, 18; aynı yazar, II. Bâyezid, Yavuz ve Kanûnî Devirlerinde Cemâlî Ailesi, İstanbul 1995, s. 52; aynı yazar, “Zenbilli Ali Efendi”, DİA, XLIV, İstan­bul 2013, s. 247.
[54] Kınalızade Hasan Çelebi, Tezkiretü’ş-Şu‛arâ, (haz. Aysun Sungurhan Eyduran), Ankara 2009, s. 414.
[55] Adı Lârendedür o me’vânın/Merkezidür sipihr-i a‛lânun. Bk. Mevlüde Alparslan, “İbrahim Şânî Lâren­devî’nin Gülşen-i Efkâr Mesnevîsi (Metin-Muhtevâ-Tahlîl)”, (Dokuz Eylül Üniversitesi Sosyal Bilimler

Ensti­tüsü İslam Tarihi ve Sanatları Anabilim Dalı Yüksek Lisans Tezi), İzmir 2007, s. 12-15.
[56] Atâî, Hadâikü’l-Hakâik fî-Tekmileti’ş-Şakâik, (haz. Abdülkadir Özcan), İstanbul 1989 s. 288-289; Mehmet Süreyya, Sicill-i Osmanî, III, İstanbul 1311, s. 125.
[57] Atâî, aynı eser, s. 645, 671, 689.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar İbrahim Hakkı Akman - Mesaj Gönder --- Okunma


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Karamandan.com Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Karamandan.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA), Anka Haber Ajansı (ANKA) tarafından servis edilen tüm haberler Karamandan.com editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Karamandan.com değil haberi geçen ajanstır.


KARAMAN'DA 2 ADET TOKİ KONUTU SATILIKTIR

KARAMAN 4.TOKİ'DE İKİ ADET KONUT SATILIKTIR  Borcu yok 2+1 zemin kat 100 metrekare 565 bin TL İRTİBAT: +90 532 367 29 19

Honda Civic 2018 1.5 vtec rs

Honda Civic 2018 1.5 vtec rs 62 bin kilometrede sahibinden satılıktır.  2018 MODEL 1.5 VTEC RS  62 BİN KİLOMETREDE SERVİS BAKIMLI  TAKASA AÇIKTI...

Toprakçılar Makina'ya Torna ve Kaynak personeli alınacak

Toprakçılar Makina çalışmak Torna ve Kaynak personeli arıyor. Başvurular bizzat Toprakçılar Makina'ya yapılacak. Başvuru yapılacak yer bilgileri ve i...

Kılbasan'da 6 tarla ihale ile satılacak

Karaman merkeze bağlı Kılbasan Köyünde 6 adet tarla ihale ile satışa çıkarıldı. İşte fiyatlar...  Karaman merkeze bağlı Kılbasan Köyünde 1. sınıf 6 a...

Karaman'da suyu, yolu ve yayla havası olan arazi satılık

Karaman'a 25 kilometre uzaklıkta, yolu ve suyu olan 15 bin metrekare arazi sahibinden satılık.  Karaman'a 25 kilometre uzaklıkta, Pınarbaşı köyüne 5...

Torna ve kaynak personeli aranıyor

Karaman Organize Sanayi Bölgesi firmalarından Toprakçılar Makina San. ve Tic. Ltd. Şti. bünyesinde çalışmak üzere torna ve kaynakçı personel aranıyor....

0338 224 12 63

Satılık Villa Arsası

Karaman Elmaşehir Mahallesi Çarşamba Pazarı ve Lütfi Elvan Kongre Merkezi yakınında bulunan villa arazisi satılıktır. 1250 m2 olan arazinin altyapı s...

0531 849 20 52 İBRAHİM KARAMAN

Üniversite karşısında satılık arsa ve spor tesisi

Karaman'ın yatırıma en uygun bölgelerinden birisi olan üniversite bölgesindeki arsa, spor tesisi ve halı saha satılıktır. Toplam tapu alanının 48 bin...

0 546 662 03 05

LÜKS VİLLA-KALİTELİ MİMARİ VE FULL AKILLI EV SİSTEMİ- ÖZEL HAVUZLU- KENDİNİZİ ŞIMARTIN..

0(533) 894 81 64 OTTAVİA KUSADASİ

Vasıflı vasıfsız personel alınacak

Karaman'da faaliyet gösteren Desobsan Elktronik Soba Sanayi'de çalıştırılmak üzere vasıflı vasıfsız personeller ve kaynakçılar alınacaktır. Müracaatl...

0 (543) 382 67 59 DESOBSAN ELKTRONİK SOBA

Şehir Markaları

Karamandan.com, Karaman ile özdeşleşen markaları ağırlıyor.

+90 (532) 765 24 01
Reklam bilgi

Anket Fiyatlar neden sürekli yükseliyor?