Eğitim kurumlarının hizmet ve teknik işlerinden sorumlu görevlileri

Karaman'da Osmanlı dönemi eğitim kurumlarında hizmet ve teknik işlerinden sorumlu görevlileri;

Tabbah/Aşçı

Tabbah/Aşçı; yemek çıkarılan vakıf müesseselerinde yemekleri pişiren görevlidir. Lârende’de Karamanoğlu İbrahim Bey İmareti’nin tabbah/aşçı kadrosu bulunmakta idi[1]. Gurre-i Şevval 1071/30 Mayıs 1661’de Mustafa, imaretin aşçısı olarak görev yapıyordu (Bk. Ek- IX)[2].

Şakirditabbah

Büyük vakıflarda aşçının yanında “şâkird-i tabbâh” denilen aşçı yardımcıları da olurdu. Bu kişiler tabbah tarafından yetiştirilirdi. Nitekim İbrahim Bey İmareti’nde 06 Nisan 1609-03 Mart 1612 yılları arasında bir şakirditabbah bulunuyordu[3].

Meremmetçi

Sözlük anlamı “sathîce ta’mîr etmek” olarak geçen meremmet kelimesi, “merâmmetçi” olarak da kullanılmakta idi[4]. Vakıf binalarının bakım ve onarım işlerini yapan meremmetçi, “meremmim” adıyla istihdam edilmiştir. Lârende’de genellikle büyük vakıflara meremmetçi atanıyordu. Karamanoğlu İbrahim Bey İmareti’nde gurre-i Şevval 1071/30 Mayıs 1661’de Mehmet, meremmetçi olarak görev yapmakta idi[5].

Su Yolcu

Suyu kaynağından alıp şehre kadar akıtan, su yollarının bakım ve onarımını yapan teknik elemana “su yolcu” denilmektedir[6]. Lârende’de Karamanoğlu İbrahim Bey İmareti’nin çeşmelerinin ve su yollarının bakım ve onarımı için Cemaziyelahir 1057/12 Temmuz 1744 tarihinde beratla su yolcu atanmıştır[7].

Çeşmeci

Vakıflarda su hizmetleri ile ilgilenen görevlilerden biri de çeşmecilerdir. Büyük kurumlarda su yolculardan ayrı bir de çeşmeciler görevlendirilirdi. Bunlar; görevli oldukları yerlerde çeşmelerin bakım ve onarımını yapar,  sık sık çeşmeleri kontrol ederlerdi[8]. Çeşmeciler su künklerinin temizliğini yapar, tıkanıklıkları açarlardı. Bunun yanında suların tadını ve kokusunu kontrol eder; suyun azalması, çoğalması, kirlenmesi gibi durumlarda su yolcu ile beraber gerekli önlemleri alırlardı. Görevleri babadan oğula intikal ederdi. Dışarıdan birinin çeşmeci olabilmesi için küçükken bir ustanın yanına girip bir müddet çalışması ve yetişmesi gerekirdi[9].

Lârende/ Karaman şehrinin büyük vakıflarından olan İbrahim Bey İmareti’nde XVII. yüzyılda bir çeşmeci görev yapmakta idi[10].

Saraç

Belgelerde “sarraç” olarak geçen görevli; eğer, koşum takımı gibi eşyaların yapım ve tamiri ile ilgilenen meslek erbabı idi. Osmanlı Dönemi’nde büyük vakıf yapılarında saraç adı verilen biri görev yapıyordu. Lârende’de Karamanoğlu İbrahim Bey İmareti’nde de görevli bir saraç bulunuyordu. Safer 1130/Ocak-Şubat 1718’de saraç olan Seyit Ömer vefat etmiş, yerine İbrahim, Lârende Kadısı Hacı Hüseyin’in arzı üzerine beratla saraç olarak atanmıştır[11].

 Mücellit

Kütüphanesi bulunan cami, tekke, zaviye, medrese gibi kurumlarda kitapların bakım, onarım, cilt işlerini yapan ve “mücellid” olarak isimlendirilen bir vakıf görevlisi bulunurdu. Karaman’da kütüphanesi bulunan Çavuşzade Zeynelabidin Camii’nde bir mücellit kadrosu mevcuttu. Kitap tamiri yanında sarnıcın bakım ve temizlik işlerine de bakan Osman oğlu Hafız Mustafa, günlük toplam on akçe ücret alıyordu. Görevlerinin önceden belirlenmiş bir süresi yoktu. Vefatları ile birlikte kadrosu çocuklarına, çocukları yoksa yakınlarına geçebilirdi. Nitekim Hafız Mustafa vefat edince görevi Muharrem 1212/Haziran-Temmuz 1797 tarihinde oğlu Seyit Mehmet Halife’ye, mütevellinin teklifi ve Lârende Kadısı’nın arzı üzerine beratla devredilmiştir[12].

Kilerci/Kilârî

Yemek pişirilen tekke, zaviye, medrese ve imaret gibi kurumların mutfağı için alınan erzakı depolayan; gerektiğinde ihtiyaç sahiplerine veren, alıp verdiklerini kiler kâtibine kaydettiren görevlidir. Lârende’de Karamanoğlu İbrahim Bey İmareti’nin evail-i Şevval 835/01-11 Haziran 1432 tarihli vakfiyesinden bu görevlinin varlığı ve ücreti hakkında bilgi edinilebilmektedir[13]. İmaretin kilercisi Gurre-i Şevval 1071/30 Mayıs 1661’de Seyit Ahmet idi[14].

Noktacı

Nokta kelimesi “mevki, mahal” manasına gelip[15] vakıf müesseselerinde güvenlik ve kontrolle ilgili işleri yapan görevliye “noktacı” adı verilmiştir. Bu bağlamda noktacı; cami, imaret, medrese, darülhuffaz gibi birden fazla personelin çalıştığı kurumlarda güvenlik görevini yerine getirirdi[16]. Lârende’de Karamanoğlu İbrahim Bey İmareti’nde noktacı kadrosu bulunmakta olup Gurre-i Şevval 1071/30 Mayıs 1661’de Abdurrahman bu hizmeti yürütüyordu[17].

Bevvap

Arapça “kapıcı, kapı bekçisi” anlamına gelen “bevvâb” kelimesi kapıcılık manasında “bevvabçılık” şeklinde de kullanılmış, birden fazla bevvabı ifade etmek için de “bevvâbîn/bavvâbân” olarak çoğullaştırılmıştır[18].

Lârende’de Karamanoğlu İbrahim Bey İmareti ile büyük cami ve medreselerde bevvaplar görev yapmakta idiler[19]. Bazı camilerde bevvaplar ek görevler de üstlenmişlerdir. Mesela Nuh Paşa Camii’nde cuma müezzinliği ile bevvaplık bir kişide toplanmış[20], Çavuşzade Zeynelabidin Camii’nde ise bevvap olan kişiler aynı zamanda naathanlık, devirhanlık, nebehanlık, müezzinlik, muvakkitlik ve ferraşlık yapmışlardır[21].

Bazı büyük vakıf kurumlarında önemine binaen birden fazla bevvap görev yapabilirdi. Karamanoğlu İbrahim Bey İmareti’nin evail-i Şevval 835/01-11 Haziran 1432 tarihli vakfiyesine göre imarete iki kişilik bevvap kadrosu tahsis edilmiştir[22].

Çerağdar

Çerağdar; kandilci manasında kullanılmakta olup kandillerin yağlarını değiştiren, fitillerini hazırlayan ve geceleri kandilleri yakan aydınlatma işlerinden sorumlu görevliyi ifade etmektedir[23]. Bu sebeple vazifesi belgelerde “Îkād-ı kanâdîl” olarak tanımlanmıştır[24].

Aydınlatma vakıf kurumlarında önemli bir işti. Bunun için Lârende’deki hayır eserlerine çerağdar atamaları yapılmıştır[25]. Çerağdarlık babadan oğula geçen bir görevdi. Erkek çocuğu olmayanların yerine ise en yakın akrabası atanırdı. Şaban Çavuş Camii’ne Şaban 1172/Mart-Nisan 1759 tarihinde günlük iki akçe ücretle Seyit Mehmet, abisinin yerine çerağdar olarak atanmıştır[26].

Kayyım

Cami ve mescitlerdeki bir diğer görevli kayyım idi. Camilerin temizlik işlerini yapan görevli anlamı dışında kayyımların adı, vakıf mütevellisi veya onların yardımcısı olarak da geçmektedir[27]. Karaman’daki kayyımlar, temizlik işlerine bakmakla yükümlü idiler.

Bazı kurumlardaki kayyımlar, başka görevleri de yürütebilirlerdi. Hacı Ali Camii’nde Rebiyülevvel 1130/Şubat-Mart 1718’de Abdurrahman, kayyım olarak görev yapıyordu[28]. Bu zat, aynı zamanda Nuh Paşa Camii’nde müezzinlik, ferraşlık ve kayyımlık[29]; Şaban Çavuş Camii’nde kayyımlık ve çerağdarlık[30]; Kale Mahalle Mescidi’nde ise imamlık ve kayyımlık yapıyordu[31].

Kayyımlar ücretlerini çalıştıkları kurumun imkânları ölçüsünde vakıf mütevellisinden almakta idi. Ücretler günlük bir veya iki akçe arasında değişmekle birlikte birden fazla görevi olan kayyımlar doğal olarak daha fazla para almış oluyorlardı. Mesela Bostancı Mescidi kayyımı ferraşlıkla birlikte günlük dört akçe alırken[32] Şaban Çavuş Camii’nin kayyımı müezzinlik ve çerağdarlıkla birlikte günlük toplam yedi akçe alıyordu[33].

Kayyımlık kaydıhayatla sınırlı olup vefat durumunda yerine çocuğu, kardeşi veya akrabası geçebilirdi. Atamalar mütevellinin teklifi ve ilgili kadı veya naibin arzı üzerine beratla yapılırdı[34].

Ferraş

Osmanlı Devleti’nde cami, mescit, imarethane ve diğer eğitim kurumlarının temizliğine özen gösteriliyordu. Bu sebeple söz konusu kurumlara; tertip, düzen ve temizliğin sağlanması, halı, kilim ve hasırın serilip toplanması için ferraş adı verilen görevliler atanmıştır[35].

Ücretlerini çalıştıkları kurumun vakfından alan ferraşlar, genellikle vakfın imkânlarına göre günlük bir ya da iki akçe ücretle çalışıyorlardı. Vazifelerini çocuklarına devredebilir, çocukları yoksa birinci derece akrabalarından biri için mütevellinin teklifi ve ilgili kadı veya naibin arzı üzerine berat çıkartılabilirlerdi[36]. Ferraşlar, çalıştıkları kurumun vakıf imkânlarına göre nakdi ücretlerinin yanında ayni yardımlar da almışlardır. Örneğin İbrahim Bey İmareti’nin ferraşları günlük iki akçe ücretinin yanında yıllık “altmış keyl galle” alıyorlardı[37].

Ferraşlar birden fazla görev yaparak gelirlerini artırabilirlerdi. Mesela Nuh Paşa Camii’nde müezzinlik, kayyımlık ve ferraşlık bir kişide toplanmıştır[38].

Görevinde ihmali veya ihaneti görülenler azledilirdi. Nuh Paşa Camii’nde Hacı Abdurrahman, caminin kömürlerini kendi zimmetine geçirmekle itham edilmiş, suçu sabit olunca 19 Ramazan 1160/24 Eylül 1747’de görevinden alınmıştır[39].

Karakullukçu

Yeniçeri Ocağı’nda ayak hizmetlerini görenler için de kullanılan bir tabir olup hizmet eden anlamında “kullukçu”, yapılan hizmetin ayak hizmeti olmasından dolayı da “karakullukçu” denilmiştir[40].

Karakullukçunun hademe kadrosunda görev yaptığı arşiv kayıtlarından anlaşılmaktadır. Gurre-i Şevval 1071/30 Mayıs 1661 tarihli maliye defterinde (Bk. Ek- IX)[41]; Karamanoğlu İbrahim Bey İmareti’nde görev alan karakullukçunun, “hademe-i ‛imâret” başlığı altında zikredilmesi, buna işaret etmektedir. Bu çerçevede imaret karakullukçusu; misafir odalarının temizliği, çamaşırların yıkanması, odunların kırılması, taşınması ve diğer hamaliye işlerinde çalışmış olmalıdır.

Kennas

Kennas; çöpçü, süpürücü anlamına gelen abdesthane temizleyicisidir[42]. Görevi belgelerde “tathîr-i kenef” olarak tanımlanmakta, bu vazifesinin yanında sarnıcın bakımı ve diğer tamir işleriyle de ilgilendiğine işaret edilmektedir.

Kennasların belli bir görev süresi yoktu. Vefatları ile birlikte görevleri çocuklarına, çocukları yoksa mütevellinin teklifi ile yakınlarına geçebilirdi. Lârende’de Çavuşzade Zeynelabidin Camii’nin kennası Hafız Mustafa vefat edince görevi Muharrem 1212/Haziran-Temmuz 1797 tarihinde oğlu Seyit Mehmet Halife’ye devredilmiştir[43].

SONUÇ

Bu çalışmada, zengin tarihî ve kültürel mirasa sahip olan Lârende/Karaman şehri kent merkezinin 1600-1839 yılları arasını kapsayan Osmanlı klasik eğitim kurumları incelenirken başta Karaman Kadı Sicilleri, Hurufat ve Mühimme Defterleri, Başbakanlık Osmanlı Arşivi tasnifleri ile Vakıf Tahrir Defterleri olmak üzere çeşitli arşiv kaynakları kullanılmıştır. Kuruluşu Osmanlı hâkimiyetinden öncesine dayanan köklü eğitim kurumlarının incelenen dönem öncesine ait bilgilerine de konu bütünlüğünün sağlanması açısından atıfta bulunulmuştur. Eğitim kurumlarının XIX. yüzyıldan sonraki durumu ile günümüzde hâlen ayakta kalan eğitim kurumlarının güncel bilgileri ise dipnotlarda verilmiştir.

Araştırmanın bir çok yerinde tespit edildiği üzere Karamanoğullarından Osmanlılara intikal eden eğitim kurumlarının vakıfları ve hukuki statüleri, vakfiyeleri esas alınarak aynen devam ettirilmiştir. Çok geniş bir coğrafyada hüküm süren ve etnik kökeni, dili, rengi, kültürü birbirinde ayrı pek çok milleti uzun yıllar barış içinde bünyesinde barındıran Osmanlı Devleti; kuruluşundan itibaren eğitim-öğretime önem vermiş, eğitim siyasetini büyük ölçüde vakıflar üzerinden yürütmüştür. Ülkenin hemen her tarafında olduğu gibi Karaman’da da yapılan cami, mescit, tekke, zaviye, imaret, mektep, kütüphane, medrese, darülhuffaz, darülkurra, darülhadis gibi eğitim kurumlarına vakıflar tahsis edilmiş; bunların her türlü gideri, vakfı kuran vâkıfın koyduğu kurallar çerçevesinde, gayrimenkullerden elde edilen gelirlerden, mütevellilerce karşılanmıştır. Osmanlı şehirleri bu kurumlar etrafında şekillenmiş ve güçlü vakıflara sahip olan kurumlar günümüze kadar gelebilmiştir.

Karaman’da ibadet yeri olarak kullanılan cami ve mescitler aynı zamanda eğitim-öğretim mahalli olarak da kullanılmıştır. Bunun için şehir merkezinde inşa edilen sıbyan mektepleri genellikle mahalle camisinin veya mescidinin hemen yanında veya bizzat bünyesinde faaliyet göstermiştir. Bu sayede öğrenciler cami müştemilatının imkânlarını rahatlıkla kullanabilmişlerdir. Bazı cami imamları bu mekteplerde bizzat muallim olarak görev almışlardır. Karaman’da camiler sadece temel eğitimin alındığı mekânlar değil aynı zamanda daha üst eğitim kurumlarının ihtisas ve staj yeri idi. Medrese öğrencileri, kaldıkları medreselerde belirli dersleri gördükten sonra bazı genel dersleri camilerde takip etmişlerdir. Takrir şeklinde halka açık olarak verilen bu dersler için camilere “dersiâmlar” tayin edilmiştir.

Camilerin her türlü eğitim müessesinin kendinden doğduğu merkezi bir pozisyonu bulunuyordu. Lârende’de de söz konusu kurumlar mabedin dışına çıksa bile onun yakınında bir cami veya mescit yer almış, böylelikle mabet ile eğitim kurumları arasında bir bütünlük oluşturulmuştur. Bu bağlamda muvakkithane, medrese, darülhuffaz ve darülhadis gibi eğitim kurumları mabedin hemen bitişiğinde veya yakınında inşa edilmiştir.

Karaman’da mabetler eğitim faaliyetlerine pek çok açıdan katkı sağlamıştır. Nitekim bazı camilerde kütüphaneler oluşturulmuştur. Kitaplar “hizâne” denilen dolaplarda muhafaza edilmiş, buralara hafızıkütüp denilen görevliler atanmıştır. Bazı camilerin bir köşesi kütüphane olarak düzenlenmiştir.

Karaman’da eğitim-öğretim mekânlarından olan tekke ve zaviyeler; dinî-tasavvufi bilgilerin verildiği, pratikte uygulamasının yapıldığı bir çeşit halk eğitim merkezi ve okul durumunda olmuşlardır. Tekke, zaviye ve buk’alarda; medreseye devam etme imkânı bulamamış her yaştaki insana ahlaki, dinî, kültürel bilgiler kazandırılmıştır. Bazı tekkelerde burada verilen eğitimi destekler mahiyette kütüphaneler de ihdas edilerek ihtiyaç duyanların istifadesine sunulmuştur.

Lârende’de tekke ve zaviyelerde görevli âlim ve şeyhler, müntesiplerine yaptıkları derslerin dışında ayrıca büyük mutasavvıfların eserlerini de şerh etmişlerdir.    Tekke ve zaviye şeyhi olanların yaptıkları eğitim faaliyetleri ile edebî çalışmaları, bazen bizzat padişahlar tarafından da takdir edilmiş ve ödüllendirilmiştir.

Tekke ve zaviyeler daha çok toplumun manevi ve ahlaki açıdan eğitilmesine yönelik esaslar üzerinde yoğunlaşmışlardır. Bu kurumlar halk için bir eğitim mekânı olmasının yanında bir rehabilitasyon ve dinlenme yeri de olmuş, eşkıyalık olaylarını azaltmak gibi toplumun huzuruna yönelik katkılar da sağlamıştır. Bu sebeplerle Karaman’da yaygın olarak bulunan tekke ve zaviyelerin ihtiyaçlarını karşılamak için Osmanlı Devleti birtakım vergi muafiyetleri getirmiştir. Ayrıca Karaman ve çevresinden toplanan bazı vergilerin bir kısmının veya tamamının bu kurumlara aktarıldığı da olmuştur.

Karaman’da türbeler, tekke ve zaviyelerle iç içe geçmiş durumdaydı. Buralara atanan görevliler çevredeki çocuk ve yetişkinlere Kur’an eğitimi vermişlerdir. Bu yapılar, birer okul durumunda idiler. Hoca Mahmut ile Erdoğdu Bey türbeleri aynı zamanda darülhuffaz işlevi görüyordu.

Lârende’de eğitim yapılan kurumlardan biri de çok amaçlı bir yapıya sahip imarethanelerdir. Bunlar, sosyal hizmetlerinin yanında sundukları eğitim hizmeti ile de şehrin eğitim ve kültür seviyesinin gelişmesinde önemli roller üstlenmişlerdir. Karaman’daki Karamanoğlu İbrahim Bey İmareti bir eğitim-öğretim mekânı olarak dikkat çekmektedir. İmaret’in imkânlarından fakirlerin yanında talebeler de yararlanmışlardır. İmaretin çalışma prensipleri, imarette çalışanların alacağı ücret, ne kadar ve nasıl yemek dağıtılacağı, dağıtılacak yemeğin cinsi, mütevelli ve diğer personelin görevleri, mevcut demirbaşlar, imarette görev alacak kişilerde aranacak özellikler, vakfın mallarının kira şartları, vakıf gelirlerinin nereye ve nasıl kullanılacağı gibi birçok konu vakfiyesinde belirtilen İmaret, Osmanlı Dönemi’nde de kuruluş misyonuna uygun olarak faaliyetini sürdürmüştür.

Lârende’de etkin olan örgün eğitim kurumlarından biri de medreselerdir. Bu kurumların şehrin eğitim ve kültür merkezi hâline gelmesinde önemli bir yeri vardı. Karamanoğulları Dönemi’nde Lârende’de görev yapan Molla Fenari gibi meşhur müderrislerin şehrin eğitim hayatının canlanmasında katkısı olmuştur. Mevlâna Kara Yakup ile Sarı Yakup gibi Fenari’den icazet alıp kendini yetiştiren ilim erbabı da bu süreci devam ettirmiştir. Lârende’ye gelip eğitim alanlar kadar burada temel eğitimini aldıktan sonra diğer merkezlerde eğitimini tamamlayanlar da medrese veya tasavvuf kurumlarında faaliyet göstermiş, bunlardan bir kısmı önemli telif eserler verirken bazıları da devlet kademelerinde önemli hizmetler vermişlerdir.

Lârende kültür ortamında yetişip İstanbul’a giden, orada devletin üst makamlarında görev yapan ve icraatlarıyla devleti derinden etkileyen ilim ve devlet adamlarının bulunması, bu kentin eğitim düzeyini göstermektedir. XV. yüzyılın son çeyreğinde Hamza-i Karamani’de okuyan Zenbilli Ali Cemali Efendi, ilimde çığır açmış; kızı tarafından torunu Piri Mehmet Paşa, Osmanlı Devleti’nin XVI. yüzyılın ilk çeyreğindeki gelişiminde önemli roller üstlenmiştir.

Lârende’de kurulan medrese vakıflarının talebeleri imkânları ölçüsünde maddi açıdan destekleyip onlara burs vermesi şehirdeki eğitim hayatını canlandırmış ve ilmi teşvik edici olmuştur. Bu durum, öğrencilerin maddi sıkıntıya düşmeden kendilerini tamamen eğitime vermelerini sağlamıştır.

Lârende’de görev yapan müderrisler yeni medreselerin inşasında kendi imkânlarını kullanarak aktif bir şekilde görev almışlardır. Osmanlı Dönemi’nde Lârende’deki medreselerin büyük bölümü hükümdar ailesi veya üst düzey devlet erkânı tarafından değil, eğitim öğretim işleri ile iştigal eden müderrisler yaptırmış, bunların ihtiyaçları için vakıflar kurmuşlardır. Böylece kendileri ve çocukları için de bir iş imkânı oluşturmuşlardır.

Diğer vakıf görevlilerinde olduğu gibi müderrisliğin de nesiller boyu aynı sülalelerin elinde olması, dışarıdan bu yola girmek isteyenler için bir engel teşkil etmiştir. Bunun yanında mesleğin babadan oğula geçmesinin dönemin şartları içinde değerlendirildiğinde çocuğun küçüklükten itibaren bir eğitim ortamında büyümesi ve kitaplara ulaşmanın zor olduğu yıllarda ailesinin imkânlarından yararlanarak kendisini geliştirmesi gibi olumlu yanları olmuştur. Fakat devletin diğer müesseseleri ile birlikte eğitim kurumlarında da görülen bozulma beklenen neticeleri vermemiş, zaman içinde liyakatsiz kişilerin atanması mesleği geriletmiştir.

Lârende’de incelenen dönemde ulema çocuklarının atama sistemindeki ayrıcalıkları devam etse de “beşik ulemâsı” olarak adlandırılan küçük yaşta mansıplar verme hadisesine rastlanmamıştır. Nitekim müderris vefat ettiğinde oğlu henüz yerine geçecek yaş ve ehliyette değilse asıl hak sahibi kabul edilen oğul yetişinceye kadar yerine ehliyetli bir müderris “nâib” olarak tayin edilmiştir. Böyle durumlarda müderris çocuklarının bir medreseden eğitim ve icazet aldıktan sonra babasının görev kadrosuna atanma hakları vardı. Bu çerçevede yukarıda bahsedilen bozulma, Karaman şehrinde incelenen dönemde ortaya çıkmamıştır.

Karaman’da eğitim kurumlarına gerçek dışı beyanlarda bulunup, hileli yollardan atananlar da olmuş, bunlar tespit edildiği zaman resmî yollarla görevden alınmışlardır. Bunun haricinde görevini terk eden, layıkıyla yapmayan veya hakkında şikâyet olanlar da azledilmiş, bunların yerlerine liyakatli kişiler atanmıştır.

Karaman kentinde eğitim-öğretimin yapılan vakıf kurumları aynı zamanda bir istihdam alanıydı. Bu nedenle çok sayıda insan, kurumlarda yaptığı iş karşılığı ücret alarak geçimlerini sağlıyorlardı. Hatta vakıf kurumları potansiyel iş alanı olarak görüldüğü için bu kurumlarda yeni görev ve görevliler ihdas edilmek suretiyle birçok kişinin buralarda vazife almasına imkân hazırlanmıştır. Karaman’da güçlü vakıfları olan cami, mescit, mektep, medrese, imaret, tekke, zaviye gibi kurumlarda birçok kişi çalışmıştır. Böylece birçok aile geçimini vakıf kurumlarından sağlamıştır. Bunun yanında vakıf kurumlarında çalışanların görev sürelerinin yaşam boyu devam etmesi, verimliliğin düşmesi anlamında birtakım sıkıntıları da beraberinde getirmiştir.

Osmanlı Devleti’nde yaşayan eğitim görevlisi, bayan, erkek herkesin istek, talep ve şikâyetlerini padişaha veya onun yetkilendirdiği makamlara iletme hakkı vardı. Zulme uğrayan, mağdur olan veya yerel mahkeme kararlarını beğenmeyen eğitim ve vakıf görevlileri ile öğrenciler merkezle irtibat kurarak sorunlarının çözülmesi talebinde bulunmuşlardır. Böylece eğitim faaliyetinde bulunanlar; kendilerini çaresiz hissetmemiş, en üst düzeyde dertlerini anlatabilecekleri bir muhatap bulabilmişlerdir. Eğitimciler, vakıf sorumluları ve vakıflardan yararlananların kendi bölgelerinde halledemediği meseleleri bir üst mahkeme olan Divanıhümayun’a götürme hakları da vardı. Bu durum, söz sahibi yetkililerin tavır ve davranışlarında daha dikkatli davranmalarını sağlamış, böylece sosyal adaletsizliğin önlenmesine yardımcı olunmuştur.

Yukarıdaki bilgilerden anlaşılacağı gibi bu araştırmada Karamanoğulları Beyliği ile Osmanlı Devleti’nin tarihî ve kültürel izlerini taşıyan Lârende/Karaman’ın 1600-1839 yılları arasındaki klasik eğitim kurumlarından bir kısmının binası günümüze ulaşmışken önemli bir kısmı ayakta kalamamıştır. Karaman’ın geçmişini, kültür birikimini yansıtan bu yaygın ve örgün eğitim kurumlarından bazılarının banisi, mimari yapısı ve vakfiyeleri hakkında birçok bilinmeyen günyüzüne çıkartılmıştır.

KAYNAKÇA

[1] VAD, no. 2113, s. 336.
[2] BOA, MAD. d, Defter no. 4994, s. 12.
[3] Aköz- Belli, aynı yer.
[4] Şemseddin Sâmi, Kāmûs-ı Türkî, İstanbul 1996, s. 1319.
[5] BOA, MAD. d, Defter no. 4994, s. 12.
[6] Küçükdağ, Sultan Selim, s. 137.
[7] KARŞS, no. 291, s. 46.
[8] Ali İhsan Karataş, “Bursa Suları ve Su Vakıfları”, Uludağ Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, XVII/2 (2008), s. 379-384.
[9] Murat Alpaca, “Bursa’nın Eski Çeşmeleri”, Uludağ Bursa Halkevi Dergisi, S. 3 (Ocak-Şubat 1948), s. 23-24.
[10] Aköz-Belli, aynı yer.
[11] VAD, no. 1131, s. 53.
[12] KARŞS, no. 297, s. 268.
[13] VAD, no. 2113, s. 336.
[14] BOA, MAD. d, Defter no. 4994, s. 12.
[15] Şemseddin Sâmi, aynı eser, s. 1468.
[16] Emin Kılınç, “Klâsik Osmanlı Eğitim Kurumlarından Konya Darü’l-Huffâzları (XVII. Yüzyıl)”, Gaziantep Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, VII (1) (2008), s. 27; Tahsin Özcan, “Osmanlı Devleti’nde Eğitim Hizmetle­rinin Finansmanı”, Türkler, X, Ankara 2002, s. 875; Salih Pay, “Klasik Dönem Osmanlı Külliyelerinde Personel Sistemi”, Türkler, X, Ankara 2002, s. 492-493.
[17] BOA, MAD. d, Defter no. 4994, s. 12.
[18] M. Zeki Pakalın, “Bevvâb”, Tarih Terimleri, I, s. 212.
[19] BOA, Karaman Ahkâm Defteri, no. 14, s. 42; BOA, MAD. d, Defter no. 4994, s. 12; VAD, no. 561, s. 16; no. 1131, s. 51; no. 1146, .s. 6; no. 1147, s. 97; no. 1150, s. 1; no. 1155, s. 3.
[20] VAD, no. 1150, s. 1.
[21] KARŞS, no. 297, s. 268.
[22] VAD, no. 2113, s. 336.
[23] M. Zeki Pakalın, “Çerağdar”, Tarih Terimleri, I, s. 159.
[24] VAD, no. 1147, s. 97.
[25] BOA, MAD. d, Defter no. 4994, s. 13; VAD, no. 1147, s. 251.
[26] VAD, no. 1147, s. 98.
[27] İsmet Özmel, “Kayyım”, DİA, XXV, Ankara 2002, s. 107-108.
[28] VAD, no. 1131, s. 50.
[29] KARŞS, no. 285, s. 289, 297; VAD, no. 1154, s. 9.
[30] VAD, no. 562, s. 6.
[31] VAD, no. 569, s. 11.
[32] VAD, no. 1131, s. 51.
[33] VAD, no. 1147, s. 97.
[34] VAD, no. 1131, s. 50.
[35] M. Zeki Pakalın, “Ferraş”, Tarih Terimleri, I, s. 608.
[36] KARŞS, no. 285, s. 297.
[37] VAD, no. 1131, s. 51.
[38] VAD, no. 561, s. 17; KARŞS, no. 285, s. 289.
[39] KARŞS, no. 285, s. 297.
[40] İ. Hakkı Uzunçarşılı, Osmanlı Devlet Teşkilâtından Kapıkulu Ocakları, I, Ankara 1943, s. 64-65, 152, 236, 285; Abdülkadir Özcan, “Karakullukçu”, DİA, XXIV, İstanbul 2001, s. 439.
[41] BOA, MAD. d, Defter no. 4994, s. 13.
[42] M. Zeki Pakalın, “Kennas”, Tarih Terimleri, II, s. 242.
[43] KARŞS, no. 297, s. 268.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar İbrahim Hakkı Akman - Mesaj Gönder --- Okunma


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Karamandan.com Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Karamandan.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA), Anka Haber Ajansı (ANKA) tarafından servis edilen tüm haberler Karamandan.com editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Karamandan.com değil haberi geçen ajanstır.


KARAMAN'DA 2 ADET TOKİ KONUTU SATILIKTIR

KARAMAN 4.TOKİ'DE İKİ ADET KONUT SATILIKTIR  Borcu yok 2+1 zemin kat 100 metrekare 565 bin TL İRTİBAT: +90 532 367 29 19

Honda Civic 2018 1.5 vtec rs

Honda Civic 2018 1.5 vtec rs 62 bin kilometrede sahibinden satılıktır.  2018 MODEL 1.5 VTEC RS  62 BİN KİLOMETREDE SERVİS BAKIMLI  TAKASA AÇIKTI...

Toprakçılar Makina'ya Torna ve Kaynak personeli alınacak

Toprakçılar Makina çalışmak Torna ve Kaynak personeli arıyor. Başvurular bizzat Toprakçılar Makina'ya yapılacak. Başvuru yapılacak yer bilgileri ve i...

Kılbasan'da 6 tarla ihale ile satılacak

Karaman merkeze bağlı Kılbasan Köyünde 6 adet tarla ihale ile satışa çıkarıldı. İşte fiyatlar...  Karaman merkeze bağlı Kılbasan Köyünde 1. sınıf 6 a...

Karaman'da suyu, yolu ve yayla havası olan arazi satılık

Karaman'a 25 kilometre uzaklıkta, yolu ve suyu olan 15 bin metrekare arazi sahibinden satılık.  Karaman'a 25 kilometre uzaklıkta, Pınarbaşı köyüne 5...

Torna ve kaynak personeli aranıyor

Karaman Organize Sanayi Bölgesi firmalarından Toprakçılar Makina San. ve Tic. Ltd. Şti. bünyesinde çalışmak üzere torna ve kaynakçı personel aranıyor....

0338 224 12 63

Satılık Villa Arsası

Karaman Elmaşehir Mahallesi Çarşamba Pazarı ve Lütfi Elvan Kongre Merkezi yakınında bulunan villa arazisi satılıktır. 1250 m2 olan arazinin altyapı s...

0531 849 20 52 İBRAHİM KARAMAN

Üniversite karşısında satılık arsa ve spor tesisi

Karaman'ın yatırıma en uygun bölgelerinden birisi olan üniversite bölgesindeki arsa, spor tesisi ve halı saha satılıktır. Toplam tapu alanının 48 bin...

0 546 662 03 05

LÜKS VİLLA-KALİTELİ MİMARİ VE FULL AKILLI EV SİSTEMİ- ÖZEL HAVUZLU- KENDİNİZİ ŞIMARTIN..

0(533) 894 81 64 OTTAVİA KUSADASİ

Vasıflı vasıfsız personel alınacak

Karaman'da faaliyet gösteren Desobsan Elktronik Soba Sanayi'de çalıştırılmak üzere vasıflı vasıfsız personeller ve kaynakçılar alınacaktır. Müracaatl...

0 (543) 382 67 59 DESOBSAN ELKTRONİK SOBA

Karaman Markaları

Karamandan.com, Karaman ile özdeşleşen markaları ağırlıyor.

+90 (532) 765 24 01
Reklam bilgi

Anket Fiyatlar neden sürekli yükseliyor?