Yaygın eğitim kurumu çalışanları

EĞİTİM GÖREVLİLERİ

Dersiam

Kelime olarak “halka açık ders veren” manasındaki “dersiâm”, camide ders okutan müderrislere denirdi. Dersiam olabilmek için medreseyi bitirip icazet aldıktan sonra yeniden bir imtihana girip başarılı olmak gerekiyordu. Halk arasında nüfuzları olan dersiamlar, cami derslerini genellikle sabah namazı ile öğle namazı arasında verir, halka açık olan bu derslere medrese öğrencileri dâhil hemen her kesimden birçok kişi katılırdı. Böylece halkla ilmiye sınıfı arasında samimi bir ilişki kurulmuş olurdu[1].

Lârende şehir merkezindeki bazı camilerde de dersiamlar görev yapıyorlardı. Mesela Nuh Paşa Camii’nde günlük bir akçe ücretle görevli olan Dersiam Mehmet Efendi’ye, beratı olmadığı için Cemaziyelahir 1223/Temmuz-Ağustos 1808 tarihinde merkezden berat çıkartılmıştır[2]. Camilerin dışında medreselere de dersiam ataması yapılmıştır. Cemalettin Darülhadisi’nde görev yapan Ahmet Efendi vefat edince yerine, Zilhicce 1122/Ocak-Şubat 1711 tarihinde Mustafa Efendi, günlük bir akçe ücretle atanmıştır[3]. Dersiamlar isterlerse medreseye müderris olarak atanabilirlerdi. Kırcalı Mehmet Efendi Medresesi’ne Zilhicce 1214/Mayıs 1800 tarihinde Dersiam Süleyman oğlu Seyit Nuh, müderris kadrosuna beratla tayin edilmiştir[4]. Zikredilen atamalar, ilgili yerin kadı veya naibinin arzı, şeyhülislamın işareti ile gerçekleşiyordu.

İmam

Arapça “öne geçmek, sevk ve idâre etmek” manasındaki “emm” kökünden gelen “imâm” cemaate namaz kıldırmaya salahiyeti olan kişi demektir[5]. Osmanlı’da imamlar, Müslüman topluma hizmet veren kadrolar içinde bulunuyordu. Yaptıkları işin özelliği nedeniyle hem ilmiye hem de askerî sınıfta görevli sayılıyorlardı[6].

Namazdan başka günümüzde muhtarların yaptığı işleri de Osmanlılarda XIX. yüzyılın ilk yarısına kadar Müslüman mahallerde imam, gayrimüslim mahallerde haham veya papaz yapardı. İmamlar, mahallelerinde mülki ve beledi amir olan kadının bir nevi temsilcisi konumunda idi[7]. Mahallede ve köylerde doğum, ölüm, evlenme ve yer değiştirme gibi olayları kaydetmek de imamın göreviydi. 1245-1246/1830 tarihinde Lârende Kadısı’na gönderilen bir emri­şerifte köy ve mahallelerde “hâl kayıtlarına” imamların nezaret etmesi, bu işler için bir defter emininin tahsis edilmesi, ayrıca ahaliden bu iş için para talep edilmemesi istenmiştir[8].

İmamlık için “ehl” yani yeterli dinî bilgilere sahip, iyi ahlaklı ve yapılan imtihanlarda başarılı olmak gerekirdi[9]. Osmanlı vakıf teşkilatı içinde diğer görevlilerde olduğu gibi imam kadroları da babadan oğula veya aile fertlerinden bir erkeğe geçebilmekteydi[10]. Mesela Kirişçi Baba Camii’nde 06 Ramazan 1212/22 Şubat 1798’de imam Şeyh Osman’dan sonra oğulları Seyit İsa ve Seyit Musa’ya[11], selh-i Cemaziyelahir 1213/08 Aralık 1798’de Musa oğlu Seyit Salih Halife’ye[12], ondan sonra 10 Rebiyülevvel 1216/21 Temmuz 1801’de kardeşinin oğlu Osman’a[13] imamlık görevi verilmiştir[14].

Bu sistemde imamların, çocuklarını doğal olarak bir “halef” olarak yetiştirmeleri gerekiyordu. Bu sebeple erkekler, temel eğitimi öncelikle aile içinde babalarından alıyor sonrasında büyük ölçüde medreselerde okuyorlardı. İmamların nasıl bir eğitimden geçtiği çok sayıdaki belgeden anlaşılmaktadır. Nitekim Çukurçeşme Mescidi’nde imamlık yapan Seyit Mehmet, XVIII. yüzyılın ilk çeyreğinde yerine vekil bırakarak eğitim için Hadimî Medresesi’ne kaydolmuştur[15]. Yine Cedit Mahallesi’ndeki Hacı Ali Camii’nde imamlık kadrosuna sahip olan Hafız Mehmet Halife, Recep 1222/Eylül-Ekim 1807’de Hadimî Medresesi’nden icazet alıp görevine başlamıştır[16]. İncelenen dönemde Lârende’de imamlık yapanların diğer meşhur ilim merkezlerinde okudukları belgelerden anlaşılmaktadır. Nitekim Lârende şehir merkezindeki Say Mahallesi Mes­cidi’nde imam olarak görev yapan Seyit Ahmet oğlu Seyit Mehmet, 1224/1809-1810’da yerine vekil bırakarak medrese tahsili için Bursa medreselerine ilim tahsili için gitmiştir. Bunu fırsat bilip başkaları kendi üzerine imamlık beratı çıkar­tınca Bursa Medresesi müderrislerinin şahitlikleri neticesinde Seyit Mehmet’in görevine devam etmesi sağlanmıştır[17].

Diğer vakıf görevlileri gibi kadının denetimi altında bulunan imamlar için ahali de bir otokontrol vazifesi görmüştür. Halk, imamda bilgi birikimi konusunda sıkıntılı bir durum tespit ettiğinde bunu ilgili mercilere ileterek görevden alınmasını sağlayabilirdi[18]. Mesela Lârende’de Ali Şahne Mahallesi’ndeki Ebülfeth Mescidi’nde imam olan Mehmet Efendi, “câhil ve nâ-ehl” olması sebebiyle Recep 1194/Temmuz-Ağustos 1780 tarihinde ahalinin itirazıyla görevinden alınmıştır[19].

Osmanlılarda din görevlileri vergiden muaf olmalarına rağmen bu konuda birtakım problemlerle karşılaşınca yargıya müracaat ederlerdi. Mesela “…Eimme ve muktedâ-yı nas olması…” itibariyle vergiden muaf olan Ramazan Çavuş Mescidi’nin beratlı imamı Mehmet oğlu Seyit İshak’tan kanuna aykırı bir şekilde vergi talep edilince Seyit İshak Divanıhümayun’a şikâyette bulunmuştur. Bunun üzerine Lârende Naibi’ne gönderilen evahir-i Cemaziyelahir 1224/Temmuz-Ağustos 1809 tarihli bir emrişerifte; Seyit İshak’ın “…kasaba-i mezkûrda hâne-i avârıza bağlı emlâk ve arâzisi âhar gûnâ medâr-ı teayyüşü olub olmadığı ve öteden beri ahâli ile ma‛an tekâlif verür makûleden olub olmadığının…” araştırılması istenmiştir[20]. Bunun üzerine Divanıhümayun’a arz edilen evahir-i Ramazan 1225/20-29 Ekim 1810 tarihli bir ilamda Seyit İshak’ın emlak ve arazisi olmadığından daha önce vergi vermediği şahitler huzurunda tespit edilerek vergiden muaf olduğu bildirilmiştir[21].

İmamların ücretleri mütevelli aracılığı ile günlük olarak ödenirdi. Karaman’da görev yapan imamların çoğunluğu genelde günlük yarım ya da bir akçe ücret alırdı. Bunun yanında alınan ücretler görev yaptıkları kuruma göre değişiklik gösterirdi. Mesela Şeyh Ali Semerkandî Mescidi’nde 1179/1765-1766 tarihinde imam olan Mehmet Efendi günlük iki akçe ücret ile görev yaparken[22]Arapzade Camii imamı Halil oğlu Seyit Hasan, 13 Şaban 1212/27 Ocak 1798 tarihinde günlük üç akçe ücretle imamlık yapmakta idi[23].

İmamlar, alacağı ücret ile görev ve sorumluluklarıyla ilgili konularda vâkıfın koyduğu şartlara göre hareket etmesi gerekirdi. Buna riayet etmeyenler mütevelli tarafından uyarılırdı. Eğer bir anlaşma olmazsa problem merkeze intikal edebilirdi. Boyalıkadı Pir Ahmet Efendi Camii imamı Seyit Ahmet, günlük üç akçe ücretine kanaat etmeyip daha fazlasını talep ettiğinden Mütevelli Seyit Veliyyüttin tarafından merkeze şikâyet edilmiştir. Bunun üzerine evasıt-ı Şevval 1206/02-11 Haziran 1792 yılında Lârende Kadısı’na gönderilen bir hükümde söz konusu imamın alması gereken günlük üç akçe ücrete “ziyâde mütâbelesiyle zâhir olan müdâhalesi” yasaklanmış ve mahallinde yargılanması istenmiştir[24].

İmamlar görev yaptıkları cami veya mescitlerin vakıflarına yönelik yolsuzluklara müdahale ederler, durumu ilgili mercilere duyurur, vakfın zarar görmesini engellerlerdi[25].

Hatip

Kelime olarak “hitâb eden” anlamına gelen “hatîb”, camilerde cuma ve bayram namazları öncesinde hutbe okuyup ardından namaz kıldıran görevlidir. Yaptığı işe “hitâbet ciheti” denirdi. Nitekim 1190/1776-1777 tarihli bir berat sureti kaydında Arapzade Camii’nde görevli olan hatiplerin “cumʽa ve îdeyn”de vazife yaptıkları belirtilmiştir[26].

Hatipler medrese okumuş kişiler arasından seçilip padişah beratı ile atanırlardı. Belirli bir görev süresi olmayıp normal şartlarda ancak vefatıyla kadrosu boşalırdı[27]. Bununla birlikte kendi isteği ile görevinden ayrılabilirlerdi. Karaman’da Nuh Paşa Camii’nin hatibi Seyit Mehmet oğlu Seyit Ahmet, bir buçuk akçe ücretle hatiplik yaparken kendi talebi üzerine beratını Lârende Naibi’ne teslim etmiş; boşalan kadroya Şaban 1241/Mart-Nisan 1826 tarihinde, Seyit Hüseyin tayin edilmiştir[28].

Osmanlı Devleti’nde her mabette cuma namazı kılınmaz, merkezden gelen özel bir izinle minber konup camiye çevrilince bu ibadet yapılabilirdi. Lârende’de de durum böyleydi[29]. Camiye çevrilen mabetlerde hatibe ihtiyaç duyulduğundan beratla bir hatip atanırdı[30].

Hatiplere verilen ücretler standart değildi. Belli bir ücret alanlar olduğu gibi yetersiz vakıflara sahip olan mabetlerde karşılıksız olarak vazife yapanlar da bulunmaktaydı. Örneğin Külhan Mahallesi’ndeki Cami-i Cedit Hatibi Seyit Mehmet, 25 Cemaziyelevvel 1211/26 Kasım 1796 tarihinde vazifesini ücretsiz yapıyordu[31]. Bunun yanında Bostancı Camii Hatibi Hacı Ali Halife bir akçe ücret alırken[32] Arapzade Camii’nin hatibi Seyit Şeyh Mehmet iki[33], Çavuşzade Hacı Zeynelabidin Camii hatibi ise günlük beş akçe ücret almaktaydı[34]. Hatipliğin yanında imamlık, müezzinlik, naathanlık gibi ek görevler üstlenenler ise daha fazla ücret alıyorlardı[35].

Vaiz/Nasih/Cuma Vaizi

Sözlüklerde; “öğüt vermek, sakındırmak, uyarmak” olarak geçen “vaʽz, mevʽize” kelimesi, camilerde Müslümanları dinî ve sosyal konularda aydınlatmak için yapılan konuşma ve sohbetlere verilen isim olup vaaz yapan kişiye “vâ‛iz” yapılan işe de “vâ‛izlik” denilmektedir[36]. Vaizler için, cemaate nasihat ettiklerinden “nâsih” unvanı da kullanılmıştır.

İmam ve müderrislerde olduğu gibi medrese eğitimi sonunda aldıkları icazetle göreve başlayan vaizler genellikle cemaati fazla olan büyük camilerde görev alırlardı. Lârende’de de incelenen dönemde Hacı Beyler, Bostancı, Arapzade, Demirciler/Beşir Efendi, Hacı Ali, Fasih, Boyalıkadı Pir Ahmet Efendi, Kale/Hisar, Hacı Bekir/Bekir Efendi, Şaban Çavuş/Şabaniye, Nuh Paşa, Hacı Ahmet/Attarlar ve Debbağhane gibi camilerde vaiz/nasihlerin görev yaptıkları tespit edilmiştir. Bunlara ait bilgiler ilgili yerlerde verilmiştir.

Vaizler ücretlerini görev yaptıkları kurumun vakfından alıyorlardı. Vakfın imkânlarına göre yarım akçe[37] ile dört akçe[38] arasında ücret alanlar olduğu gibi görevini ücretsiz yapanlar da bulunuyordu. Mesela Hacı Ali Camii’nde 1191/1777-1778’de Seyit Hüseyin[39], Kale Camii’nde selh-i Muharrem 1191/10 Mart 1777 tarihinde Seyit Mehmet[40], Boyalıkadı Pir Ahmet Camii’nde Cemaziyelevvel 1192/Mayıs 1778’de Yunus[41], ücretsiz çalışmak üzere atananlara örnek olarak gösterilebilir.

Vaizler vâkıfın şartlarına göre farklı zamanlarda görev yaparlardı. Sadece cuma günleri görev yapanlara “cuma vaizi” deniliyordu. Fasih Camii’nde Ahmet oğlu Mehmet[42] ve Mehmet Efendi, 29 Zilhicce 1159/12 Ocak 1747’de cuma vaizi olarak görev yapıyorlardı[43]. İkindi vakitlerinde veya Ramazan aylarında vaaz etmek için atanan vaizler de vardı. Mesela Fasih Camii’nde Şeyh Hüseyin, Ramazan ayında ve sair günlerin ikindi vakitlerinde vaaz etmek için Safer 1187/Mart 1773’te görevlendirilmiştir[44]. Lârende halkı bayram namazlarını Musalla’da topluca kılar ve toplu bayramlaşmalar yapılırdı. Bayram namazlarında vaaz ve nasihatte bulunmak, sonrasında bayram namazı kıldırmak için Ramazan 1180/Ocak-Mart 1767 tarihinde Seyit Ali oğlu Seyit Hacı Hafız, Musalla’nın vaiz ve imamı olarak beratla tayin edilmiştir[45].

Berat kayıtlarından anlaşıldığına göre görevin sona ermesi, kendi iradesiyle işi bırakma veya vefat sebebiyle oluyordu. Bu durumda vaizin belli bir görev süresi bulunmamakta idi. Vaizlik, ilmiyeden olan diğer görevlilerdeki gibi babadan oğula geçer, eğer çocukları yapabilecek durumda ise birden fazlasına müşterek berat çıkartılabilirdi. Örneğin Fasih Camii’nde vaiz olarak görevli Şeyh Hüseyin’in vefatından sonra oğulları; Şerif Mehmet, Seyit Mustafa, Seyit Mahmut ve Seyit Ahmet’e, 04 Ramazan 1192/26 Eylül 1778 tarihinde müşterek hatiplik görevi beratla tevcih edilmiştir[46].

Kürsü Şeyhi

Tekke, zaviye, imaret gibi kurumlarda görev yapan şeyhlerden ayrı olarak bazı büyük camilerde “kürsi şeyhi” adında cami görevlisi bulunmaktaydı. 25 Zilhicce 1191/24 Ocak 1778 tarihli bir belgeye göre “…kürsîde vaʽaz ve nasîhat itmesi” için kürsü şeyhi atandığı görülmektedir[47]. Bir başka belgede şeyhin görevi “ümmet-i Muhammed’e eyyâm-ı mübârekede nush-pend itmek” olarak kaydedilmiştir[48]. Öyleyse kürsü şeyhi bazı günlerde ve özellikle önemli dinî gün ve gecelerde halka vaaz ve öğüt veriyordu. Bununla birlikte şeyhlik, seviye olarak vaizlikten bir derece aşağıda idi[49].

Karaman’da bulunan birçok camiye kürsü şeyhi atandığı belgelerden anlaşılmaktadır. Mesela Hacı Ali Camii’nde görev yapmak üzere Mevlâna Seyit Hasan, 25 Zilhicce 1191/24 Ocak 1778 tarihinde kürsü şeyhi olarak beratla tayin edilmiştir[50]. Arapzade Camii’nin Muharrem 1132/Kasım 1719’da kürsü şeyhi Şeyh Hacı Mehmet idi[51]. Yine Seyit Musa, Hacı Ahmet Camii’ne Cemaziyelahir 1214/Ekim-Kasım 1799 tarihinde kürsü şeyhi olarak tayin edilmiştir[52].

Lârende’de görev alan kürsü şeyhlerinden vazifesini ücretsiz yapanlar olduğu gibi ilgili kurumun vakfından ücret alanlar da vardı. Mesela Hacı Ali Camii’nin kürsü şeyhi ücretsiz görev yaparken[53], Arapoğlu Camii kürsü şeyhi günlük iki[54], Beşir Efendi Mescidi’nin kürsü şeyhine ise dört akçe ücret veriliyordu[55]. Kürsü şeyhleri; mütevellinin dilekçesi, ilgili kadı veya naibin arzı, şeyhülislamın işareti ile beratla atanırlardı[56].

Lârende’de aynı kürsü şeyhi kadrosuna birden fazla kişi talip olursa görev yapacak olanı belirlemek için imtihan yapılırdı. Mesela Şaban Çavuş Camii’nin boş olan kürsü şeyhliği için imtihan yapılmış, başarılı olan Abdurrahman oğlu Seyit Ahmet, Zilkade 1218/Şubat-Mart 1804 tarihinde kürsü şeyhi olarak Lârende Kadısı Hadizade Seyit Abdülhadi’nin arzı üzerine beratla atanmıştır[57].

Müezzin

Anlam olarak “namâz vaktini i‛lân için çağrıda bulunan, ezan okuyan, kāmet getiren kimse”yi ifade eden müezzin[58]; minare veya yüksekçe bir yerde ezan okuyan, farz namazından önce kamet getiren ve namaz sonrasında da tesbihat yaptıran görevlidir. Müezzinlik genellikle güzel sesli ve iyi bir musiki bilgisine sahip olmayı gerektiriyordu[59]. Fakat vazifenin diğer eğitim görevlilerinde olduğu gibi babadan oğula veya diğer aile fertlerine devri[60] sebebiyle bu gereklilik her zaman gerçekleşmemiş olmalıdır.

Cami ve mescitlerde ezan okumak ve kamet getirmekle görevli olan müezzinler, imamların birinci dereceden yardımcısı durumundaydılar. Bu göreve adayın dilekçesi, mütevellinin arzuhâli, kadının arzı üzerine beratla tayin edilirlerdi[61]. Bazen müezzinlikle birlikte diğer görevler de aynı kişi tarafından yürütülebilirdi. Mesela Çavuşzade Camii’nde müezzin olan Seyit Mehmet Halife’nin 1211/1796 tarihinde müezzinlik vazifesinin yanında muvakkit, naathan, devirhan, nebehan, mülkhan, ferraş ve bevvaplık vazifelerini birlikte yerine getirmesi[62], Hacı Beyler Camii’nde imam olanların aynı zamanda müezzinliği üstlenmesi buna örnek olarak gösterilebilir[63].

Müezzinlerin ücretleri vakfın durumuna göre verilirdi. Karaman’da müstakil olarak görev yapanlar; yarım akçe ile dört akçe arasında ücret alırken birden fazla görev alan müezzinlerin ücretleri 23 akçeye kadar çıkıyordu[64]. Bazı müezzinler beş vakit[65], bazıları sadece günün belli vakitlerinde[66], bazıları ise cuma ve bayram namazlarında görev yaparlardı[67]. Cuma günü görev yapanlar “cuma müezzini” adıyla anılmaktaydı.

Müezzinler, görevlerine düzenli olarak devam etmek ve vakfiye şartlarına uymak zorunda idiler.             İşlerinde “tekâsül” yani tembellik ve gevşeklik gösteren ve vâkıfın şartlarına aykırı hareket eden müezzinler görevden alınırlardı. Örneğin Nuh Paşa Camii müezzini Mehmet; ezanları minarede okumadığı için görevden alınmış, 1159/1746-1747 tarihinde yerine Seyit Abdurrahman Halife müezzin olarak atanmıştır[68]. Yine Hacı Beyler Camii’nin, evahir-i Rebiyülevvel 1208/Ekim-Kasım 1793 tarihinde askerî beratla imamı ve müezzini olan Seyit Abdurrahman, vâkıfın şartına aykırı olarak maaşına zam yaptırmak isteyince görevinden azledilmiştir[69].

Sermahfil

Büyük camilerde namaz kılan halka imamın tekbirlerini tekrar etmek için mahfilde görevli olan müezzinler de bulunurdu. Bunların en kıdemlisine sermahfil denilirdi[70].

Lârende’de bazı büyük camilere sermahfil ataması da yapılmıştır. Kale Mahallesi’ndeki Pir Ahmet Camii’nde günlük iki akçe ücretle sermahfil olan Hafız Seyit Mustafa’nın beratının Zilhicce 1183/Mart 1770 tarihinde yenilenmesi[71], onun çocuksuz olarak vefatıyla da Seyit Abdurrahman’ın 05 Cemaziyelevvel 1192/9 Mayıs 1778 tarihinde beratla tayin edilmesi[72] bu tayinlerin sadece bir kısmıdır.

Cüzhan

Kur’an’ın 20 sayfalık bölümlerini ifade eden cüz kelimesi ile Farsça “okumak” anlamındaki “han” kelimelerinden oluşturulmuş olan “cüz-hân”, cüz okuyan anlamında olup namazlardan önce Kur’an’dan birer cüz okumakla vazifeli görevliler hakkında kullanılan bir tabirdir[73].

Cüzhanların gelirleri vakfın imkânlarına göre değişmekteydi. Mesela Gedik Ahmet Paşa Vakfı’nın cüzhanı günlük yarım[74], Karamanoğlu İbrahim Bey Türbesi’nin cüzhanı üç[75], İshak Çelebi Darülhuffazı’nın cüzhanı ise beş akçe ücret alıyordu[76]. Lârende’nin bazı vakıflarında cüzhanların ücretleri öşür vergisi ile karşılanmakta[77], bazılarında ise vakfın kira gelirleri cüzhanlara tahsis edilmekteydi. Mesela Arapzade Camii Vakfı’nın cüzhanı Eskiciler Çarşısı’ndaki vakfa ait dükkân kirasının üç akçesini gündelik ücret olarak alıyordu[78].

Cüzhanlar, aldığı ücretin bir kısmından feragat edip bir başkasına resmî yollarla devredebilirdi. Mesela Arapzade Camii cüzhanı olan Seyit Hamza evahir-i Ramazan 1039/04-13 Mayıs 1630’da görevinin yarısını Mehmet Halife’ye devrederek almış olduğu üç akçe ücretin bir buçuk akçesinden feragat etmiş, böylece her iki görevliye de ayrı ayrı beratlar çıkartılmıştır[79].

Cüzhanlar diğer eğitim elemanlarında olduğu gibi birden fazla görevi kendi şahıslarında toplamış, böylece aldıkları ücretlerde artış olmuştur[80]. Mesela Gedik Ahmet Paşa Camii’nde gurre-i Cemaziyelevvel 1173/21 Aralık 1759’da cüzhan olan Seyit İbrahim, bu görevinin yanında nazırlık da yapıyor, her iki vazifesinden birer akçe olmak üzere toplam iki akçe ücret alıyordu[81].

Lârende’de büyük kurumlara birden fazla cüzhan ataması da yapılmıştır. Örneğin Arapzade Camii[82], Sadettin Çelebi Darülhuffazı[83] ve Şeyh Alaettin Zaviyesi’nde[84] birden fazla cüzhan görev yapıyordu. Darülkurra olarak faaliyet gösteren eğitim kurumlarında ise diğerlerine göre daha fazla cüzhan ataması yapılmıştır. Karamanoğlu İbrahim Bey İmaret Darülkurrasında 10 kişilik cüzhan ekibi görev yapmakta idi (Bk. Ek- IX)[85]. Bu, darülkurrada kıraat dersi alan 10 öğrencinin bulunduğuna işaret etmektedir.

Cüzhanlık görevi babadan oğula geçebilir, ya da akrabaya intikal edebilirdi. Mesela Gedik Ahmet Paşa Camii’nin cüzhanı Seyit Ahmet oğlu Abdullah, 1133/1720-1721 tarihinde cüzhanlığı günlük üç akçe ücret ile oğlu Seyit Ahmet’e devrederken[86], Cambazkadı Abdurrahman Efendi Vakfı’nın cüzhanı olan Osman’dan sonra akrabası Seyit Abdullah Efendi, Ramazan 1135/Haziran-Temmuz 1723’te cüzhan olarak görevlendirilmiştir[87].

Lârende’de cüzhanlık için birden fazla aday olduğunda imtihan yapılıyordu. Nitekim Şeyh Abdullah oğlu Seyit Şeyh Feyzullah Efendi, yapılan imtihanı başarınca 1211/1796-1797 tarihinde Lârende Naibi Seyit Mustafa’nın arzı üzerine beratla tayin edilmiştir[88].

Muhammediyehan

Yazıcıoğlu Mehmet’in (ö.855/1451) Hz. Peygamber’in hayatını ve kişiliğini anlatan Muhammediye adlı eserini[89], camilerde halka okuyan ve açıklayan okuyuculara muhammediyehan denirdi[90]. Cuma, bayram ve muharrem günlerinin dışında özellikle uzun kış gecelerinde ahalinin bir araya geldiği; cami, mescit, tekke, zaviye hatta evlerde halkı bilinçlendirmek için muhammediyehanlar görev yapmışlardır.

Lârende’de de bu görevi üstlenen vakıf görevlilerinin bulunduğu belgelerden anlaşılmaktadır. Mesela Debbağhane Camii’nde muhammediyehan olarak görev yapan Süleyman oğlu Süleyman’ın feragat etmesiyle yerine oğlu Mustafa, Rebiyülevvel 1207/29 Kasım 1792 tarihinde beratla tayin edilmiştir[91].

Muhammediyehanlar ücretlerini vakfın imkânları doğrultusunda mütevelli kanalıyla alırlardı. Lârende’deki muhammediyehanlar genellikle bir akçe ücret almışlardır. Debbağhane Camii’nin muhammediyehanı aynı zamanda bu caminin imamı idi[92]. Bu görev de babadan oğula geçebilirdi. Nitekim Debbağhane Camii’nde görev yapan muhammediyehanlar görevlerini kendilerinden sonra oğullarına bırakmışlardır[93].

Seccadenişin/Tekkenişin/Postnişin/Zaviyedar/Şeyh

Tekke şeyhlerine postnişin, seccadenişin ve tekkenişin de denirdi. Zaviyelerin başında bulunan görevliye ise zaviyedar adı verilirdi. Aynı işi yapan bu görevlilerin unvanları belgelerde zaman zaman birbirinin yerine kullanılmıştır[94].

Seccadenişinler, görev yaptıkları yerin sevk ve idaresini sağlarlar, müntesiplerin yetiş­mesi için gerekli faaliyetleri düzenlerlerdi.   Lârende’de; Aktekke’ye postnişin[95], Mansur Dede Zaviyesi’ne seccadenişin[96], Açıkbaş Tekkesi’ne[97], Siyahser/Alaettin[98] ve Şeyh Şehabettin zaviyelerine tekkenişin (Bk. Ek- VI) [99] unvanlı görevliler atandığına dair birçok berat kaydı mevcuttur. Genellikle bu kişiler aynı zamanda tekkenin veya zaviyenin mütevel­liliğini de yapıyorlardı. Mesela Şeyh Şehabettin Zaviyesi’nin zaviyedarı ve mütevellisi evail-i Rebiyülahir 1156/25 Mayıs 1743te Recep Halife idi[100].  

İncelenen dönemde Lârende’de tekke ve zaviyeler için vakıf kuran bürokrasiden veya eşraftan kişilerin yanında bizzat bu kurumlarda görev yapan zaviyedarlar vardı. Mesela Lârende’deki Mevlevi Tekkesi’nde görev yapan ser-postnişin Seyit Şeyh Ebubekir oğlu Seyit Şeyh Mehmet Arif Efendi, 07 Rebiyülevvel 1250/14 Temmuz 1834 tarihinde Aktekke için vakfiye düzenleterek vakıflar oluşturmuştur[101].

Karaman’daki tekke ve zaviyelerde görevli şeyhler, müritlerine yaptıkları derslerin dışında ilmî-edebi çalışmalar da yapmışlardır. Mesela Kirişçi Baba/Yunus Emre Zaviye ve Camii’ne Şaban 1185/Kasım-Aralık 1771’de atanan Uryani Osman, şeyhlik ve imamlık görevinin yanında Mevlâna’nın Mesnevisi üzerine çalışmalar yapmış, Mesnevi’yi şerh etmiştir[102].

Tekke ve zaviye şeyhi olanların yaptıkları eğitim faaliyetleri ve edebi çalışmaları bizzat padişah tarafından takdir edilip mükâfatlandırılmıştır. Mesela Lârende’de Ketenci Baba Zaviyesi şeyhi olan Ebubekir Efendi; “ma‛ârif-i sûfiye ehliyeti ve dinî tedrisât ve terbiyeye sülûk ile iştigâli”ndeki başarıları yanında Padişah III. Selim’e takdim ettiği bir kasidesi sebebiyle 02 Zilhicce 1220/21 Şubat 1806’da verilen bir hattıhümayunla ödüllendirilmiştir[103].

Zaviyelerin şeyhleri sorumlu oldukları vakıflarıyla ilgili meselelerde şehrin yerel idarecileri ile karşı karşıya geldiklerinde, hukuki bir delil olarak ellerindeki vakfiyeleri de kullanarak merkezî idareye müracaat etmişlerdir. Nitekim zaviyenin şeyh/mütevellisi Şeyh Seyit Hacı Sunullah Efendi, mütesellim Tartanzade Hacı Halil Ağa’yı vakıf gayrimenkullerine yapmış olduğu müdahale sebebi ile şikâyet etmiş; bunun üzerine 23 Zilkade 1246/5 Mayıs 1831’da yazılan bir emrişerif ile Lârende Naibi’nden, Tartanzade Hacı Halil Ağa’nın uyarılması istenmiştir[104].

İmaret Şeyhi

İmaret şeyhi; imareti idare eden, misafirleri, fakir ve muhtaç kimseleri karşılayıp ağırlayan, ikramda bulunan imaret görevlisidir[105].

Lârende’de Karamanoğlu İbrahim Bey İmareti’nin vakfiyesinde imaret şeyhine ait hususiyetler tespit edilmiştir. Buna göre şeyh gelip gidenlere; Berat, Regaip ve Kadir gecelerinde imarette bulunanlara vakfiye şartları doğrultusunda hizmet edecektir[106].

Karamanoğlu İbrahim Bey İmareti’ne imaret şeyhi atamaları yapılmış ilgili bölümde bu konuyla alakalı bilgi verilmiştir.

Nüvvabıimaret

Büyük imaretlerde şeyhin yardımcısı konumunda “nüvvâb-ı imâret” denilen bir görevli bulunurdu. Karamanoğlu İbrahim Bey İmareti’nde imaret şeyhinin vekili durumunda olan biri, nüvvap olarak görev yapıyordu. Nüvvap Ömer oğlu Ahmet vefat edince yerine Seyit Hafız Mehmet, 10 Cemaziyelahir 1181/4 Eylül 1767 tarihinde beratla nüvvabıimaret olarak tayin edilmiştir[107].

Tefsirhan

Eğitim kurumlarında tefsir okuyan kişiye “tefsirhan” adı verilmiştir. Karamanoğlu İbrahim Bey İmareti’nin vakfiyesinde belirtilen hususlardan biri de darülkurrada Kur’an tilavet edenlerden liyakatli bir kişinin tefsir okumak üzere tayin edilecek olmasıdır. Bu görevli Kur’an’dan önce üç cüz, müteakiben tefsir okuyacaktır. İncelenen dönemde bu kadroya atamalar yapılmış olup Sait Efendi, gurre-i Şevval 1071/30 Mayıs 1661’de günlük dört akçe ücretle imarethane darülkurrasının tefsirhanlığına getirilmiştir[108].

Muvakkit          

Muvakkit; saat ve iletişim teknolojilerinin gelişmediği dönemlerde, vakitlerin tayinine yarayan saatleri düzenleyen, bunların ayar ve tamirlerine bakan kişi idi. Namaz vakitlerinin belirlenmesi, Ramazan ve bayram günlerinin tespitinde muvakkitlere müracaat edilir, isteyenlere pratik bilgiler de öğretirlerdi[109].

Osmanlı Dönemi’nde hemen her büyük kasabada namaz saatlerini tespit eden görevlinin çalıştığı bir muvakkithane bulunurdu[110]. Karaman’da ise XVIII. yüzyılda Dahhak Mahallesi’nde bulunan Ağa Camii Muvakkithanesi’nde 03 Zilhicce 1211/30 Mayıs 1797 tarihinde Osman oğlu Hafız Mustafa günlük üç akçe ücretle muvakkit olarak görev yapıyordu. Muvakkitlik diğer vakıf görevlilerinde olduğu gibi babadan oğula geçebilirdi. 30 Mayıs 1797’de Muvakkit Hafız Mustafa vefat ettiği için yerine oğlu Seyit Mehmet Halife, vakfın mütevellisi olan Seyit Ömer’in arzı üzerine beratla atanmıştır[111].

Hafızıkütüp

Hafızıkütüp, kütüphanedeki kitapları düzenleyen koruyan ve okuyucunun hizmetine sunan görevlidir. İlgili yerde incelendiği üzere Lârende’de Zeynelabidin Ağa Medresesi’nin müştemilatında kubbeli bir kütüphane bulunuyordu. Bu kütüphaneye vakıf mütevellisinin teklifi ve ilgili kadının arzı sonrasında Seyit Muharrem, hafızıkütüp olarak 29 Cemaziyelahir 1204/14 Şubat 1790 tarihinde beratla görevlendirilmiştir[112].

Hafızıkütüplerden beklenen en önemli hizmet, vakfedilen kitapları muhafaza etmekti. Belli zamanlarda kitaplar sayılır, mütevelli bu sayıma nezaret ederdi. Kitaplar kütüphaneden dışarıya çıkarılmazdı[113]. Hafızıkütübün ihmali ve kusuru neticesinde kitaplar kaybolur veya zarar görürse hafızıkütüp görevden alınır, bu zararı müeyyide olarak tazmin ederdi. Hafızıkütüplerin kütüphaneyi vakfiyede belirtilen günlerde açık tutması ve kitapları medrese öğrencileri ile ahaliden ilgili olanların hizmetine sunması gerekiyordu. Lârende’de mevcut hafızıkütübün ihmali sonucu kitaplar zarar görmüş,  kütüphane açık olması gereken pazartesi ve perşembe günleri açık tutulmamıştır. Bu sebeple yine mütevellinin teklifi ve ilgili kadının arzı üzerine hafızıkütüp Seyit Muharrem görevinden “refʽ”  edilerek beratı iptal edilmiştir. Yerine atanan Seyit Mehmet de işinin ehli olmadığı gerekçesi ile görevinden alınmış, bunun için bilirkişinin görüşü alınarak Seyit Mahmut, evahir-i Rebiyülahir 1226/15 Mayıs 1811’de hafızıkütüp olarak atanmıştır[114].

Hafızıkütübün ücreti mütevelli tarafından vakfiyede belirtilen şartlar doğrultusunda ödenirdi. Lârende’de görev yapan hafızıkütüpler genellikle günlük beş akçe ücret alıyorlardı. Hafızıkütüplük babadan oğula geçebilir, mütevelli ve kadının onayı ile başka bir kimseye de devredilebilirdi.

DİĞER EĞİTİM GÖREVLİLERİ

Duagû/Duahan

Duacı anlamına gelen duagû; dinî toplantılar, birtakım merasimler ve özel günlerde dua eden kişilere verilen isimdi[115]. Duagûlar, görevlerini genellikle çocuklarına veya akrabalarına devrederlerdi[116].

Gelir durumuna göre bazı vakıflarda birden fazla duacı da bulunabilirdi. Mesela Karaman’daki Nasuh Bey Camii kadrosunda iki kişilik[117], Karamanoğlu İbrahim Bey İmareti’nde ise gurre-i Şevval 1071/30 Mayıs 1661’de toplam 12 kişilik duagû kadrosu mevcuttu (Bk. Ek- IX)[118].

Lârende’de ücretlerini bağlı bulunduğu kurumun vakfından günlük olarak alan bazı duagûlara nakit ödeme yapılmaz, vakfın öşür gelirleri ayni olarak tahsis edilirdi. Mesela Nasuh Bey Vakfı’nın duagûları Seyit Mehmet ve Seyit Nasuh, ücretlerini vakfa ait “…Keçi Cemil nâm-ı diğer Öküzsınırı mezraası…”nın öşür gelirlerinden alıyorlardı[119].

Lârende’de kadınlar da duagûluk görevi alabilirlerdi. Mesela gurre-i Şevval 1071/30 Mayıs 1661’de Karaman oğlu İbrahim Bey İmareti’nde duagû kadrosunda Sitti Banu Hatun ve Ayşe Hatun isimli iki bayan görev yapıyordu (Bk. Ek- IX)[120]. Yine Nasuh Bey Camii’nde Rebiyülahir 1227/Nisan-Mayıs 1812 tarihinde Seyit Yahya kızı Şerife Fatma, duagû olarak görev yapmakta idi[121].

Yasinhan

Yasin Suresi’ni okumakla görevli olan kişilere, “Yasinhân” denirdi. Osmanlı Devleti’nde yasinhanlık yapan çok sayıda vakıf görevlisi vardı. Lârende/Karaman’daki mescit ve camilere de ele alınan dönemde birçok yasinhan ataması yapılmıştır. İdemit Mahalle Mescidi, Hacı Recep Mescidi, Nuh Paşa Camii bunlar arasında sayılabilir.

Yasinhanlık kadroları babadan oğula veya akrabaya intikal etmiştir[122]. Hacı Recep Mescidi’nde, Şevval 1175/Nisan-Mayıs 1762’de yasinhan olan Yahya vefat edince yerine torunu Hafız Mehmet görevlendirilirken[123] Nuh Paşa Camii’nde yasinhan olan Nuh oğlu Seyit Ahmet’in vefatıyla yerine oğlu Seyit Abdurrahman, 06 Şaban 1221/19 Ekim 1806’da beratla atanmıştır[124].

Sorumluluğunu aksatanlar ve okuma görevini yapmayıp vazifesini terk eden yasinhanlar, tespit edildiğinde görevden alınıp yerine başka kişiler atanırdı. Mesela Nuh Paşa Camii’nde Şaban 1196/Temmuz 1781’de görev yapan Seyit Ahmet’in görevini yapmaması üzerine beratı iptal edilerek yerine Seyit Hafız Eşref, yasinhanlığa tayin edilmiştir[125].

Bu görev ölen kişinin çocuklarına verildiği için vakıfların birden fazla yasinhan kadrosu ortaya çıkabilirdi. Mesela Nuh Paşa Camii’nin Yasinhanı Hafız Seyit Mehmet’in vefatı üzerine yerine oğulları Seyit Osman ve Seyit Ahmet, 18 Cemaziyelahir 1194/21 Haziran 1780’de birlikte görevlendirilmişlerdir[126]. Böylece kadronun ikiye çıkmasıyla ücretler de bölünerek küçülmüştür.

Nebehan

Kur’an’dan Nebe Suresi’ni okuyanlara “Nebehan” denirdi. Lârende/Karaman’da bazı vakıflara nebehan atamasına dair kayıtlara rastlanmıştır. Çavuşzade Zeynelabidin Camii’ne 17 Zilhicce 1211/14 Haziran 1797’de ikindi namazı sonrası Nebe Suresi tilaveti için bir görevli atanmıştır (Bk. Ek- IV)[127]. Nebehan ataması olan diğer bir cami ise Nuh Paşa Camii olup burada Cemaziyelahir 1186/Ağustos 1772 tarihinde yine ikindi namazı sonrası bu görevi icra eden bir nebehan mevcuttu[128].

Mülkhan

Cami ve mescitlerde belli vakitlerde Kur’an’dan Mülk Suresi’ni okuyan kişilere “mülkhân” denmekteydi.

Lârende’de mülkhan olarak görev yapanlar genellikle bu kadroyla birlikte başka vazifeleri de üstlenmişlerdir. Ücretini Eminüttin Vakfı’na ait köylerin gelirlerinden alan Nuh Paşa Camii mülkhanı Nuh oğlu Seyit Ahmet, bu vakfın aynı zamanda yasinhan ve nebehanı idi. Mülkhanlık da babadan oğula geçen bir görevdi. Nuh Paşa Camii’nde mülkhanlık yapan Seyit Ahmet vefat edince yerine oğlu Seyit Abdurrahman, Lârende Naibi Seyit Ahmet’in arzı üzerine 06 Muharrem 1220/06 Nisan 1805’te aynı görevlere beratla atanmıştır[129].

Devirhan

Arapça “dönmek, yukarıdan aşağıya okumak, müteselsilen hatmetmek” gibi manalara gelen “devr” kelimesi ile Farsça okumak anlamındaki “hân” kelimesinin birleşiminden oluşturulan “devir-hân”, Osmanlılarda cami ve mescitlerde namaz vakitlerinden önce bir miktar Kur’an tilaveti yapan görevliler için kullanılan bir tabirdir[130].

Lârende’de birçok camiye devirhan atanmış olup bunlar, görevlerini kaydıhayat şartıyla yaparlardı. Boyalıkadı Pir Ahmet Camii’nde günlük iki akçe ücretle devirhanlık yapan Seyit Mustafa’nın vefatı sebebiyle Hattat Abdurrahman’a, 06 Muharrem 1192/04 Şubat 1778’de devirhanlık görevi beratla tevcih edilmiştir[131].

Fetihhan

Cami ve mescitlerde belli vakitlerde Kur’an’dan Fetih Suresi’ni okuyan kişilere  “fetih-hân” denmekteydi. İbadethanelerin dışında bazı kamu kurumlarına da fetihhan atanmıştır. Lârende mahkemesinde her gün ikindi namazlarından sonra fetihhan olarak görev yapan kişi “Kısmet-i askeriyeden” yevmî altı akçe alıyordu.

Fatihhanlık da babadan oğula geçen bir görevdi. Seyit Hafız Ahmet, çocuksuz olarak vefat edince yerine Osman oğlu Hafız Mustafa, Cemaziyelahir 1209/Aralık 1794-Ocak 1795 tarihinde Lârende Mahkemesi’nde fetihhan olarak görevlendirilmiştir. Hafız Mustafa’nın da vefat etmesi üzerine yerine oğlu Seyit Mehmet Halife, 05 Zilhicce 1211/01 Haziran 1797 tarihinde fetihhanlığa atanmıştır[132].

İhlashan

İhlashan, cami ve mescitlerde farz namazlarından önce ihlas suresini okumakla görevli kişilere verilen isimdir. Lârende şehir merkezinde, bazı camilerde ihlashanlar görev yapıyorlardı. Bunlar da diğer görevliler gibi beratla atanıyordu. Eminüttinzade Vakfı’nda günlük bir akçe ücret ile ihlashan olan Seyit Yahya’ya, beratı bulunmadığından, talebi üzerine 1193/1779-1780 yılında berat verilmiştir[133].

Diğer görevlilerde olduğu gibi ihlashanların kadroları da çocuklarına kalıyordu. Vefat edenin birden fazla çocuğu aynı göreve atanabiliyordu. Emunittinzade Vakfı ihlashanı Seyit Yahya vefat edince bu göreve oğulları Seyit Mehmet ve Seyit Nasuh, müştereken tayin edilmiştir[134].

Naathan

Hz. Peygamber’i öven naat adı verilen kasideleri okumakla görevli kişiye “naat-hân” denirdi[135]. Lârende’deki bazı cami, mescit ve tekkelere ele alınan dönemde naathan ataması da yapılmıştır[136].

Naathanlar, “kayd-ı hayât” şartı ile görevde kalır, vazifelerini genellikle çocukları veya yakın akrabaları devralırdı. Lârende’de görev yapan naathanlar çoğunlukla günlük bir akçe ücretle görev yapmışlardır[137].

Görevini layıkıyla yerine getirmeyenler veya vazifesini terk edenlerin beratı elinden alınır, onun yerine yeni bir görevlendirme yapılırdı. Nuh Paşa Camii’ne naathan olarak atanan Celal Efendi, görevini terk edince beratı iptal edilerek bu kadroya Seyit Şeyh İbrahim, Muharrem 1142/Temmuz-Ağustos 1729 tarihinde beratla tayin edilmiştir[138].

KAYNAKÇA

[1] Arabacı, aynı eser, s. 37; Mehmet İpşirli, “Dersiâm”, DİA, IX, İstanbul 1994, s. 185-186.
[2] VAD, no. 1131, s. 51.
[3] VAD, no. 1131, s. 50.
[4] VAD, no. 562, s. 10.
[5] Mustafa Sabri Küçükaşçı, “İmam”, DİA, XXII, İstanbul 2000, s. 178.
[6] Kemal Beydilli, “İmam (Osmanlı Devleti’nde İmamlık)”, DİA, XXII, İstanbul 2000, s. 181-182.
[7] KARŞS, no. 289, s. 102-103, 112-113, 127.
[8] KARŞS, no. 296, s. 60.
[9] BOA, AE. SMHD. I, Dosya no. 225, Gömlek no. 17906; KARŞS, no. 292, s. 58.
[10] VAD, no. 561, s. 16; no. 569, s. 15.
[11] VAD, no. 562, s. 14.
[12] VAD, no. 562, s. 15.
[13] VAD, no. 562, s. 19.
[14] VAD, no. 563, s. 10.
[15] VAD, no. 569, s. 11.
[16] KARŞS, no. 293, s. 423; VAD, no. 561, s. 21.
[17] VAD, no. 559, s. 3.
[18] KARŞS, no. 282, s. 44; VAD, no. 1150, s. 1.
[19] VAD, no. 1147, s. 101.
[20] BOA, Karaman Ahkâm Defteri, no. 25, s. 170.
[21] BOA, Karaman Ahkâm Defteri, no. 26, s. 24. Benzer şekilde Seyit Hüseyin Zaviyesi Mescidi’nin imamı Hacı Abdullah ve Hacı Mehmet, kendilerinden kanunsuz bir şekilde “…rüsûm-ı râiyyet ve tekâlif-i şâkka…” adı altında vergiler talep edilmesi üzerine şikâyetlerini Divanıhümayun’a iletmişlerdir. Evasıt-ı Muharrem 1230/24 Arlık 1814-02 Ocak 1815 tarihli bir emrişerifle; Lârende Naibi’nden vergilerin kanunlar çerçevesinde toplanması ve mağduriyetin giderilmesi istenmiştir (BOA, Karaman Ahkâm Defteri, no. 28, s. 19). Eğitim görevlilerinin vergiden muaf olduklarına dair birçok belge bulunmaktadır. BOA, Karaman Şikâyet Defteri, no. 110, s. 259. 
[22] KARŞS, no. 288, s. 101.
[23] VAD, no. 561, s. 19.
[24] BOA, Karaman Ahkâm Defteri, no. 20, s. 246.
[25] BOA, Karaman Ahkâm Defteri, no. 6, s. 316.
[26] KARŞS, no. 290, s. 154.
[27] Yusuf Küçükdağ, Armutlu, Konya 2008, s. 128.
[28] VAD, no. 563, s. 8.
[29] KARŞS, no. 287, s. 22.
[30] VAD, no. 569, s. 18/1.
[31] VAD, no. 562, s. 6.
[32] KARŞS, no. 305, s. 242.
[33] BOA, AE. SSLM. III, Dosya no. 20, Gömlek no. 1177.
[34] KARŞS, no. 290, s. 154.
[35] KARŞS, no. 297, s. 268.
[36] Hasan Cirit, “Vaaz”, DİA, İstanbul 2012, s. 404.
[37] VAD, no. 1140, s. 319.
[38] VAD, no. 560, s. 147.
[39] VAD, no. 559, s. 4.
[40] VAD, no. 1150, s. 2.
[41] VAD, no. 1147, s. 97.
[42] VAD, no. 1131, s. 54.
[43] BOA, AE, SMHD. I, Dosya no. 225, Gömlek no. 17906.
[44] VAD, no. 1150, s. 3.
[45] VAD, no. 1147, s. 3.
[46] VAD, no. 1147, s. 97.
[47] KARŞS, no. 305, s. 209.
[48] VAD, no. 561, s. 5.
[49] Küçükdağ, aynı eser, s. 128.
[50] KARŞS, no. 305, s. 209.
[51] VAD, no. 1131, s. 54.
[52] VAD, no. 562, s. 9.
[53] KARŞS, no. 305, s. 209.
[54] VAD, no. 1131, s. 54.
[55] VAD, no. 1147, s. 97.
[56] KARŞS, no. 305, s. 209.
[57] VAD, no. 561, s. 5.
[58] Şemseddin Sâmi, Kāmûs-ı Türkî, İstanbul 1996, s. 1427.
[59] Mustafa Sabri Küçükaşçı, “Müezzin”, DİA, XXXI, İstanbul 2006, s. 491, 493.
[60] KARŞS, no. 297, s. 268; VAD, no. 558, s. 173; no. 562, s. 7; no. 1131, s. 50.
[61] KARŞS, no. 278, s. 42; no. 281, s. 75; no. 285, s. 297.
[62] KARŞS, no. 297, s. 268.                                                          
[63] BOA, Karaman Ahkâm Defteri, no. 21, s. 252.
[64] KARŞS, no. 297, s. 268.
[65] KARŞS, no. 285, s. 297; VAD, no. 561, s. 12, no. 562, s. 6; no. 569, s. 11; no. 569, s. 19; no. 1131, s. 50; no. 1150, s. 1; no. 1155, s. 3.
[66] KARŞS, no. 278, s. 42.
[67] VAD, no. 1103, s. 105.
[68] KARŞS, no. 284, s. 5.
[69] BOA, Karaman Ahkâm Defteri, no. 21, s. 252.
[70] M. Zeki Pakalın, “Ser Mahfil”, Tarih Terimleri, III, s. 182.
[71] VAD, no. 1146, s. 6.
[72] VAD, no. 1147, s. 97.
[73] M. Zeki Pakalın, “Cüzhan”, Tarih Terimleri, I, s. 318.
[74] VAD, no. 1103, s. 105.
[75] KARŞS, no. 292 s. 77.
[76] VAD, no. 1155, s. 3.
[77] VAD, no. 561, s. 18, no. 562, s. 20, no. 562, s. 12, no. 569, s. 18.
[78] KARŞS, no. 285, s. 187.
[79] KARŞS, no. 293 s. 46.
[80] VAD, no. 562, s. 4; no. 1131, s. 50.
[81] VAD, no. 1154, s. 13.
[82] VAD, no. 563, s. 1.
[83] VAD, no. 1131, s. 50.
[84] VAD, no. 561, s. 17.
[85] BOA, MAD. d, Defter no. 4994, s. 12.
[86] KARŞS, no. 292, s. 77; VAD, no. 1131, s. 55.
[87] VAD, no. 1119, s. 189.
[88] VAD, no. 563, s. 1.
[89] Yazıcıoğlu Mehmed, Muhammediye, (haz. Âmil Çelebioğlu), İstanbul 1996, s. 1, 81, 85; Mustafa Uzun, “Muhammediye”, DİA, XXX, İstanbul 2005, s. 586-587.
[90] İsmail Parlatır, Osmanlı Türkçesi Sözlüğü, Ankara 2006, s. 1116.
[91] VAD, no. 558, s. 170.
[92] Aynı belge.
[93] VAD, no. 558, s. 167, 170.
[94] Küçükdağ-Akman, aynı makale, s. 23-24.
[95] BOA, C. EV, Dosya no. 612, Gömlek no. 30866; Dosya no. 250, Gömlek no. 12552; Dosya no. 377,

Gömlek no. 19135; KARŞS, no. 296, s. 104, 142.
[96] KARŞS, no. 289, s. 17.
[97] VAD, no. 561, s. 1.
[98] KARŞS, no. 290, s. 142.
[99] BOA, Karaman Ahkâm Defteri, no. 1, s. 142; BOA, C. EV, Dosya no. 258, Gömlek no. 13178; VAD,

no. 1131, s. 50; no. 1119, s. 184.
[100] BOA, Karaman Ahkâm Defteri, no. 1, s. 142.
[101] KARŞS, no. 298, s. 27.
[102] VAD, no. 1149, s. 3.
[103] BOA, C. EV, Dosya no. 340, Gömlek no. 17265.
[104] KARŞS, no. 296, s. 76.
[105] Yusuf Küçükdağ, Konya Şehri, s. 273.
[106] VAD, no. 2113, s. 336.
[107] KARŞS, no. 289, s. 101
[108] BOA, MAD. d, Defter no. 4994, s. 12.
[109] M. Zeki Pakalın, “Muvakkit-Muvakkithane”, Tarih Terimleri, II, s. 587.
[110] Yusuf Küçükdağ, Sultan Selim, s. 124.
[111] KARŞS, no. 297, s. 268.
[112] BOA, C. MF, Dosya no. 130, Gömlek no. 6496; C. MF, Dosya no. 24, Gömlek no. 1186.
[113] İsmail Erünsal, “İslâm Medeniyetinde Kütüphaneler”, Doğuştan Günümüze Büyük İslâm Tarihi, XIV, İstan­bul 1989, s. 293-294.
[114] BOA, Karaman Ahkâm Defteri, no. 27, s. 7.
[115] M. Zeki Pakalın, “Duagû”, Tarih Terimleri, I, s. 479.
[116] VAD, no. 561, s. 8.
[117] VAD, no. 562, s. 13.
[118] BOA, MAD. d, Defter no. 4994, s. 13.
[119] VAD, no. 561, s. 14.
[120] BOA, MAD. d, Defter no. 4994, s. 13.
[121] VAD, no. 569, s. 5.
[122] VAD, no. 1146, s. 10.
[123] VAD, no. 558, s. 173.
[124] VAD, no. 569, s. 9.
[125] VAD, no. 558, s. 168; no. 1147, s. 262.
[126] VAD, no. 1147, s. 97.
[127] KARŞS, no. 289, s. 83.
[128] VAD, no. 1150, s. 3.
[129] VAD, no. 569, s. 7.
[130] M. Zeki Pakalın, “Devirhan”, Tarih Terimleri, I, s. 436; Bayram Ürekli, “17. Yüzyılda Osmanlı Taşra Teşkila­tında Görevliler: Konya Örneği”, Uluslar Arası Kuruluşunun 700. Yılında Bütün Yönleriyle Osmanlı Devleti Kongresi (07-09 Nisan 1999), Konya 2000, s. 716.
[131] VAD, no. 1147, s. 253.
[132] KARŞS, no. 297, s. 267.
[133] VAD, no. 1147, s. 97.
[134] VAD, no. 561, s. 14.
[135] Mustafa Çiçekler, “Na’t”, DİA, XXXII, İstanbul 2006, s. 435-436.
[136] KARŞS, no 293, s. 199; no. 297, s. 268; VAD, no. 1147, s. 254.
[137] VAD, no. 1154, s. 9.
[138] VAD, no. 1139, s. 322.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar İbrahim Hakkı Akman - Mesaj Gönder --- Okunma


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Karamandan.com Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Karamandan.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA), Anka Haber Ajansı (ANKA) tarafından servis edilen tüm haberler Karamandan.com editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Karamandan.com değil haberi geçen ajanstır.


Karaman'da suyu, yolu ve yayla havası olan arazi satılık

Karaman'a 25 kilometre uzaklıkta, yolu ve suyu olan 15 bin metrekare arazi sahibinden satılık.  Karaman'a 25 kilometre uzaklıkta, Pınarbaşı köyüne 5...

Karaman Merkezde Satılık Dükkanlar

Karaman Merkezde Satılık Dükkanlar Karaman Aktekke Meydanında satılık iki dükkan. Karaman merkez Aktekke Cami karşısı, 1. İstasyon ve İsmet Paşa cad...

Torna ve kaynak personeli aranıyor

Karaman Organize Sanayi Bölgesi firmalarından Toprakçılar Makina San. ve Tic. Ltd. Şti. bünyesinde çalışmak üzere torna ve kaynakçı personel aranıyor....

0338 224 12 63

Grafik Tasarımcı aranıyor

Meslek lisesi grafik tasarım, grafik tasarım ön lisans veya lisans bölümlerinden mezun, - Tercihen 2 yıl tecrübeli, - Portfolio Sunabilecek, - Adobe...

DİJİBİZ YAZILIM TEKNOLOJİLERİ A.Ş

Satılık Villa Arsası

Karaman Elmaşehir Mahallesi Çarşamba Pazarı ve Lütfi Elvan Kongre Merkezi yakınında bulunan villa arazisi satılıktır. 1250 m2 olan arazinin altyapı s...

0531 849 20 52 İBRAHİM KARAMAN

Flemenkçe öğretmeni aranıyor

Karaman'da faaliyet gösteren bir yabancı dil eğitim kurumunca istihdam edilmek üzere Flemenkçe öğretmeni aranıyor. 

+90 554 753 82 87

Üniversite karşısında satılık arsa ve spor tesisi

Karaman'ın yatırıma en uygun bölgelerinden birisi olan üniversite bölgesindeki arsa, spor tesisi ve halı saha satılıktır. Toplam tapu alanının 48 bin...

0 546 662 03 05

Sahibinden Satılık Bahçe!

Boyalı Köyü Koroşözü mevkisi bulunan 9 dönüm ceviz behçesi ile 6 dönüm tarlamız satılıktır. İçerisinde 370 adet chandler ve fernor ceviz ile 30 adet...

0 505 691 80 19

LÜKS VİLLA-KALİTELİ MİMARİ VE FULL AKILLI EV SİSTEMİ- ÖZEL HAVUZLU- KENDİNİZİ ŞIMARTIN..

0(533) 894 81 64 OTTAVİA KUSADASİ

Vasıflı vasıfsız personel alınacak

Karaman'da faaliyet gösteren Desobsan Elktronik Soba Sanayi'de çalıştırılmak üzere vasıflı vasıfsız personeller ve kaynakçılar alınacaktır. Müracaatl...

0 (543) 382 67 59 DESOBSAN ELKTRONİK SOBA

Karaman Markaları

Karamandan.com, Karaman ile özdeşleşen markaları ağırlıyor.

+90 (532) 765 24 01
Reklam bilgi

Anket Fiyatlar neden sürekli yükseliyor?