Karaman’ın Yeni Valisi

Karaman kimsenin beklemediği bir zamanda, şaka gibi bir olay yaşadı. Bir nisan şakasına benzemiyordu. Gerçekti. Bir Nisan geride kalmıştı. Takvimler 12 Mayıs 2022 Perşembe gününü gösterirken Resmî Gazete’de Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın imzasıyla Valiler Kararnamesi yayımlandı..

Bu kararnameye göre, Vali Mehmet Alpaslan Işık, herkesin sürpriz olarak gördüğü, benim gecikmeli bir karar olarak değerlendirdiğim bir şekilde görevden alınmıştı. Makamlar boş kalmaz. Yerine Tuncay Akkoyun atandı. Olayın perde arkasını bilenlerdenim. Sadece paylaşmak istemiyorum. Işık’ın niye gittiğini boş verin! Karaman’da imzasını taşıyan bir eser, bir proje var mı? Siz ona bakın!

Okuyucularımdan soranlar oldu: Mehmet Alpaslan Işık Karaman’da göreve başlamadan hakkında yazılar yazdın. Makama oturduktan sonra da ondan hep övgüyle söz ettin. Giderken hakkında objektif değerlendirmelerde bulundun. Yeni vali hakkında niye yazmıyorsun?

Hoşçakalın arkadaşlar

Uzun yıllar çalıştığım kurumda yaşadığım bir olayı anlatmak istiyorum. Aynı birimde çalıştığım bir meslektaşım bölge müdürü olarak bir büyük kentte görevlendirildi. Birimde onunla en yakın kişi bendim. Yeni görevi için kutlayan ilk kişi de ben oldum. Görevine başladı. Ailesini götürmediği için sık sık Ankara’ya geliyordu. Her gelişinde, doğrudan birim müdürüne gidiyor, getirdiği hediye paketini onun masasına bırakıyor, uzun bir süre oturduktan sonra kalkıp kapıdan çıkarken, hepimize birden, “Hoşçakalın arkadaşlar” diye el sallayıp ayrılıyordu.

Bu hal, belki bir yıl sürdü. Bir kez olsun yanıma uğramadı. Bir gün yine müdüre hediye paketini bırakıp, uzun süre oturup ayrılırken kapı ağzında aynı şekilde bağırdı: Hoşçakalın arkadaşlar!

Servisimiz kalabalıktı. Kurumun kadrosu en fazla birimiydi. Kimse karşılık vermemişti. Masam kapıya yakındı. Dayanamadım, bağırdım: Asıl sen hoşçakal. Yolun açık olsun!

Sitemimi anlayacak denli zekiydi. Gazetecinin aptalı, zeka düzeyi düşüğü olmaz. Var diyorsanız, o kişilere bir daha bakın. Onlar asla gazeteci değildir. Gazeteci görünümündedirler. Gazetecilik bir meziyettir, ama her şeyden önce zeka gerektiren bir meslektir. Salt bilgiyle, çeneyle, iltimasla, yalakalıkla sürdürülebilecek bir iş değildir. Birçok meziyetin üst üste yığılıp zekayla harmanlandığı, kıyaslama, değerlendirme, objektif bakabilme, yandaşlıktan, karşıtlıktan kaçınma gibi daha bir sürü donanım olmadan altından kalkılamayacak kamusal görevdir.

Mesleğe adım attığım, uzun yıllar çalıştığım Hürriyet gazetesinin kurucusu Sedat Simavi’nin şu sözleri ezberimdedir:

  • “Genç gazeteci arkadaşlarım!
    Bu meslek yorucu bir meslektir.
    Ama insan büyük bir zevkle çalışır.
    Kalemine daima efendi kal, uşak olmamaya gayret et,
    Mecbur kalırsan kır, sakın satma.”

Hürriyet’in kapısının girişinde bu uyarının tam metninin yer aldığı pano asılıydı. Her sabah girerken okuduğum, çıkarken tekrarladığım cümlelerin yazılı olduğu pano önünde birçok kez fotoğraf çektirmişimdir. Ama asıl fotoğraf zihnimdekidir. Zihnimiz bir olayı somutlaştırmadan saklanacak önemli malzemeler arasına almaz.

Kapıdan döndü, masama geldi. “Niye bozuluyorsun ki” diye sordu. Birimdeki arkadaşların duyacağı şekilde yanıt verdim: “Müdüre geldin, hediyeni servise değil ona bıraktın. Yalakalığını yaptın. Giderken bize eyvallah diyorsun. Yazıklar olsun sana” dedim.

Belki olgunluğundan belki pişkinliğinden alınmadı. Ölünceye kadar unutmayacağım bir yanıt verdi: “Sen müdür ol, sana da yalakalığa gelirim.”

Başka söz etmedik. Gidiş o gidiş. Üç ay kadar sonra o birimin müdürlüğüne atandım. Görevi devraldığımın haftasında geldi. Hediye olarak getirdiği paketi masama koydu, gülerek “Yalakalığa geldim” dedi. Paketi koyduğu yerden almasını rica ettim. Kendisinden hediye kabul etmeyeceğimi belirterek, artık yalakalık döneminin veya o esprinin geride kaldığını sert bir üslupla ifade ettim.

Beklemiyordu. Edepliymiş, kulaklarına kadar kızardı. “Edebinden, erdeminden değil kızgınlığındandır” diyebilirsiniz. Bilemem. Bir yakın mesai arkadaşımla ilişkim, önce onun sonra benim konum değişikliğim nedeniyle bitti. Bir talebini, bir ortak arkadaşımızın ricasıyla yerine getirdim ama bir daha onunla asla yakınlık kurmadım.

Yeni valimiz daha önce Karaman’da kaymakamlık yapmış. Nerede yaptığını bilmiyorum. Okuduğum veya duyduğum bilgiyi doğru kabul ederek yukarıda okuduğunuz anımı paylaştım.

Vali Tuncay Akkoyun, eğer Karaman’da kaymakamlık yapmışsa, benim yaşadığıma benzer bir olay başından geçmişse unutmamıştır.

Vali Akkoyun ile bildiğim tek ortak yanımız, aynı okuldan mezun olduğumuzdur. Benim İktisat Fakültesi’nden mezun olduğum 1979’dan tam 20 yıl sonra Gazi Üniversitesi’nin Kamu Yönetimi Bölümü’nden diploma almış. Kızım da aynı okulun Uluslararası İlişkiler Bölümü’nü bitirdi. Galiba 15 yıl olmuştur.

“İlk hatır önemlidir” demiş büyüklerimiz. Bugünki bilimsel yaklaşımla, “ilk izlenim her şeydir.” Hatır değerlidir. Hatır, Arapça kökenli bir sözcüktür. Gönül, bilinç anlamındadır. Arapça manaları arasında ‘başını, kuyruğunu dikti’ vardır. TDK Sözlüğü’nde onlarca anlamından biri, ‘birine karşı duyulan saygı, sevgi’dir. Benim kastettiğim de budur.

İlk karşılaşma çok önemlidir. Not defterine not o an kaydedilir. Göz tuttu mu? Gönül ısındı mı? İnce mi, kalın mı? Kibar mı, kaba mı? Sert mi, yumuşak mı? Sivri mi, küt mü? Bunlar davranış notu olarak zihnin not defterine işlenir.

Makamlar, ömür gibidir, süresini sahipleri bilemez

Makamlar, ömür gibidir. Ne zaman sona ereceğini sahipleri bilemez. Hani hiç ölmeyecekmiş gibi yaşarız ya… Makam sahipleri de o görevin sonsuz süreceği inancını taşır. Ölümlü dünya dedikten sonra içimizden bir sesin ölümün bize çok uzak olduğunu fısıldadığını hangimiz duymayız. Görevler gelip geçici, sayılı günler çabuk geçer derken de o iç ses yine bizi uyutur. Sen hariç der, bizi başkalarından ayırır. Bunun sonucunu görmekte gecikmeyiz. Ölümlü dünyaya kazık çakanımız yoktur, bir ömrü atandığı makamda tüketen de yoktur.

Buna rağmen nice makam sahipleri vardır ki, hiç acele etmezler. Yavaş yavaş… Aceleye ne gerek var…İşe daha yeni başladık… Önümüzde çok vakit var… Bir bilgenin şu sözlerini asla unutmam: Kimse size bu geceyi çıkarabileceğinize dair söz vermedi. Hayır, çok uzak bir gelecekten söz ettim. Kimse size bu saati çıkarabileceğinize dair söz vermedi.

“Defol” dediler.

Bir yöneticim tepeden inmişti. Görevinin bilincinde değildi, asıl vahim olan, işi bilmemesiydi. Liyakatsiz, ehliyetsizdi. Bilmediğini bilmeyenlerdendi. Bunların farkında bile değildi. İnandığı tek şey, layık görüldüğü o makamı ölünceye kadar devam ettireceğiydi. Bir gün, “Şu işi yaparsanız sizi hatırlarlar. İki gün sonra görevden alınırsanız yapamadığınız bu işler için kan ağlarsınız” dediğimde, hayatımın en çirkin tebessümüyle karşılaşmıştım. O itici gülümsemesiyle “Ben buraya ebed müddet geldim. Üç günlüğüne değil.” diyordu. Kompleksini açık ettiğinin farkına varmayanlardandı.

Saltanatı üç gün bile sürmedi. Kabaca “defol” dediler. Gidiş o gidiş. Ha makam ha ömür. Cahit Sıtkı Tarancı’nın dediği gibi;

“Neylersin ölüm herkesin başında.
Uyudun uyanamadın olacak.
Kimbilir nerde, nasıl, kaç yaşında?
Bir namazlık saltanatın olacak,
Taht misali o musalla taşında.”

Makamlar da öyle. Tek farkı, musalla taşında saltanata izin olmaması. Helallik istenmemesi. İlk gelişte kalabalık karşılama, giderken tek başına…

İnsan kısım kısım, yer damar damar. Necip Fazıl, Sakarya Türküsü’nde ne güzel ifade etmiş:
“İnsan bu, su misali, kıvrım kıvrım akar ya;
Bir yanda akan benim, öbür yanda Sakarya.”

Akışı olmayandan, kıvrım kıvrım kıvrılıp sancı çekmeyenden, su gibi hayat vermeyenden, yeşertmeyenden insan olmaz.

Kırk yıllık dostunuz var mı? Varsa onu gerçekten tanıdığınızı söyleyebilir misiniz? Ben söyleyemem. Tanıdığımı sandığım nice kişiyi hiç tanımadığımı acı tecrübelerle öğrendim. İnsanların dost mu, arkadaş mı, çıkarcı mı, kim olduklarına karar veremez hale geldim. Kırk yaşıma basmıştım. Karar verdim, önce kendimi tanıyacaktım. Kaç uzun yıl geçti, hala kendimi tanıma derdindeyim.

  • “Bir insanın gerçek yüzünü seninle ilgili menfaatleri bittiğinde görürsün”,
    “Bir insanın gerçek yüzü ayrılık anında ortaya çıkar” sözlerine öyle çok tanık oldum ki…

“Hoş geldin” demektense “güle güle” demek daha risksiz

Birilerine “hoş geldin” demek yerine giderken “güle güle” demenin daha keyifli ve daha risksiz olduğunu erken yaşlarımda öğrendim. Bu bilgi doğrultusunda hareket ettim mi? Asla. Gidenin arkasından laf etmek, düşene tekme vurmak ahlaki değildir.

Yordunuz valiyi

Gelelim konumuza… Karaman’ın yeni valisi Tuncay Akkoyun, ilçeleri ziyarete gitmiş. Haberi okuyunca, derin bir ‘oh’ çektim. Akkoyun geldiği günden beri nefes alamadı. Ziyaretçi trafiğinin ardı arkası kesilmedi. “Yordunuz valiyi” demeye vakit bulamadan, Akkoyun programına Kazımkarabekir, Ayrancı, Ermenek ve Güneyyurt’u almış. Çok da iyi yapmış.

Vali Mehmet Alpaslan Işık pandeminin en kötü döneminde gelmişti. Ziyaretçilerden başını alamamıştı. Giderken onlardan uğurlayan olmuş mudur? Bilmiyorum. İnşallah olmuştur? Kibar adamdı, kalp kırmadı. Güzel dostlar edinmiş olmalı.

Daha önce yazdım; Mehmet Alpaslan Işık, Karaman’da görev yaptığı halde bende cep telefonu olmayan tek valiydi. Türk Dil Bayramı törenlerini bile yapmaktan kaçınmış, işin kolayını bu işi birilerine havale etmekte bulmuştu. Ne acıdır ki, kendisine bu törenlerde boy göstermek bile nasip olmadı.

Yoğurtçu Vali, Benim Valimdir

Prof. Dr. İhsan Süreyya Sırma benim gönül dostumdur, görmeden sevdiğim bir güzel insandır. Hocam Karaman’a gelmiştir. Gençlerle sohbet etmiştir. Karadağ’a çıkmıştır. Karaman’dan mutlu ayrılmıştır. Son kitabında Karadağ’a yer vermiştir. Hocamı tanımayan yazının bu bölümünü okumadan geçsin.

İhsan Süreyya Sırma, Konya Kitap Fuarı’ndadır. Konya Valisi kitap fuarına gelir, İhsan hocama uğrar. Sohbet ederler. Vali bey Muşlu olduğunu söyler. İhsan hocam, seyyahtır, gurmedir. Damağı, zihniyle, kavrayışıyla, düşünceleriyle yarış halinde olan biridir. Vali beye, en güzel koyun yoğurdunun Muş’ta olduğunu söyler. Belki valiye iltifat etmek istemiştir.

Vali Bey Muşlu’dur ama Konya’yı tanımış, daha ötesi damak tadı olan bir ‘Doğrucu Davut’tur. “Hocam, ben de öyle sanırdım. Ne zaman ki Karapınar’ın koyun yoğurdunu yedim, fikrim değişti. Karapınar yoğurdu çok özel bir yoğurttur” der. İhsan Hoca gülümser, Karapınar yoğurdunu tatmadığını söyler. Vali bey, kitap fuarından ayrılır. Yoğurt muhabbeti bitti mi dersiniz?

Bitti diyenler kenara çekilsin! Vali bey, şoförünü gönderip Karapınar’dan koyun yoğurdu aldırtmıştır. Sohbetin üzerinden henüz iki saat geçmemiştir. İhsan Süreyya Sırma’nın önüne bir güzel kap içinde Karapınar koyun yoğurdu gelir. İhsan Hoca yoğurttan bir kaşık alır. Sertlikten iz taşımayan yüzü iyice gevşer, yüzüne bir hoşluk gelir, damağı şenlenir, dudaklarını yalar, kaşığı yeniden yoğurt kabına daldırmadan hükmünü verir:

“Vali bey haklıymış. Karapınar yoğurdunu yemeyen yoğurt hakkında laf söylemesin. Böyle bir lezzet tatmadım.”

Konya Valisi Vahdettin Özkan, Muşlu’dur. Hemşehri fanatikliği yapmadan, Karapınar yoğurdunu methetmiştir. Bu kadar mı? Övdüğü yoğurdu, olayın sıcaklığı geçmeden muhatabına tattırmıştır. Benim valim bu jesti yapan, sözünün kanıtını ortaya koyan Vahdettin Özkan’dır.

İhsan Süreyya Sırma hocam, Karapınar koyun yoğurdunun tadını ölünceye kadar unutmayacaktır. Unutmayacağı bir isim de Konya Valisi Vahdettin Özkan ve onun nezaketinden, adamlığından kaynaklanan davranışıdır. Devlet adamlığı da böyle incelikli bir iştir.

Bir bakın etrafınıza. Size yiyeceklerin kralını söyleyenlere, yediklerinin tadını öve öve bitiremeyenlere… Hangisinin aklına gelir, size anlatmaktan yorulmadığı bir lezzeti ikram etmek? Konuştuğunu unutmayan, vaatte bulunup sözünü tutan kaç insan tanıdınız?

Laf ebesi Bülent Arınç

Bu olay beni yine maziye götürdü. Bir bayramlaşma törenindeyiz. Hiç sevemediğim, samimiyetine inanmadığım, laf ebesi olmaktan başka marifeti bulunmadığını düşündüğüm Bülent Arınç Başbakan Yardımcısıydı. Görev yaptığım kurum görünüşte bağımsızdı ama Bülent Arınç’ın sorumluluğundaydı.

Bülent Arınç, Manisa’yı öve öve bitiremedi. Helvanın en güzeli Manisa’da demez mi? Dayanamadın. “Türkiye’de Ermenek’in pekmez helvasından daha güzel helva yoktur” dedim. Hiç duymadığını söyledi. Ertesi gün makamına Ermenek’in meşhur helvasını ulaştırdım. Tadına bakmış, adını, tadını bilmediği helva için teşekkür etmişti. O günden sonra bir daha Manisa helvasına övgüler yağdırmamıştır diye düşünüyorum.

“Yaman adammışsın sen abi”

Adanalı narenciyeci İstanbul'da taksiye biner. Şoför müşterisini bir güzel süzer ve “Valla yaman adammışsın sen abi” der.
Adanalı bu iltifata memnun olur ama nedenini anlamaz. Bir süre sonra şoför yine başını çevirir, Adanalı’ya aynı sözü söyler:
“Dedim ya abi, hakikaten sen yaman adammışsın…”
Adamın koltukları iyice kabarır ve merakla sorar: “Nasıl anladın? Neden?” "Neden olacak abi, İstanbul'un en usta şoförünü tuttun.”

Şoför iyi ki, “Adamın dibisin, adam gibi adamsın” dememiş. Kim, neresinden uydurmuşsa uydurmuş, duyan da bu içi boş lafları iltifatın en yüce makamı sanıp yazıp söylemek için fırsat kollar olmuş. Sahi ne demek; adam gibi adam? Adamlık kelimesine eyvallah. İnsanlık anlamında kullanıyoruz. Adamlık sende kalsın diyoruz. Adam gibi adam… Devam edin. Yasak koyacak değilim ya.

Vali Akkoyun Ermenek’te Yatılı Bölge Okulu’nu ziyaret etmiş. Yemeğini orada yemiş. Yatılı Bölge Okulu Fikret Ünlü’nün adını taşıyan okulumuzdur. Fikret Ünlü Gençlik ve Spor Bakanlığı yapmıştır. Rahmetlinin en büyük zevki golf oynamaktı. Hiç aklınıza gelir mi, Fikret Ünlü’nün adının verildiği okulun öğrencileri, Vali Akkoyun’dan okullarına halı saha istesinler! Evet, öyle olmuş. Fikret Ünlü’nün kemikleri sızlamıştır. Ermenek’in yatılı bölge okulunun halı sahası yokmuş. Bunu dile getiren, halı saha yapılmasını isteyenler okulun müdürü veya beden eğitimi öğretmenleri değil… Öğrenciler olmuş! Okul ne zaman eğitime açıldı? Bu çocuklar, halı saha isteklerini öğretmenlerine hiç mi iletmediler? O okulun müdürü ve beden eğitimi hocaları hala görevlerinin başında mıdır?

Karaman Valiliği’nin internet sitesi var. Bakıp bakıp üzüldüğüm bir site. İçerikten yoksun. Tatsız, tuzsuz, haber adı altında kimsenin dikkatini çekmeyecek duyurular. Yıllardır aynı üslup, aynı tarz. Çünkü ekip aynı ekip. Giden valiler, kalıcı olan ekip.

Yine tatsız, tuzsuz

Karaman’ın yeni Valisi Tuncay Akkoyun’un ilçe gezilerinden Valiliğin resmî sitesinden haberdar oldum. Yine içerikten yoksun, yine tatsız, tuzsuz duyurular. Bir cümleye takıldım. Anlamadım. Vali bey görmüşse lütfen ne anlamamız gerektiğini açıklasın. Çünkü ifade Vali Akkoyun’a ait. Bir daha söylüyorum. Anlamadım. Böylesi bir ifadeyi ilk kez duyuyorum. Ne demek “Kamu binalarının bireyselleştirilmesi?” Bir anlayabilsem belki ben de memnuniyet duyardım.

İşte, yazdım. Biliyorum, bu yazım “Yeni vali hakkında ne düşünüyorsun” diyen okurları tatmin etmeyecek. “Kırk yıllık dostumu tanımaz haldeyim” diyorum. Daha geleli iki hafta olmuş biri hakkında ne yazabilirim.

Yazılarımda ilkem, birilerinin benden hoşlanması değil, doğru olduğuna inandığım olayları yazmaktır. Muhatabımı veya okurları memnun etme arzusu benden çok uzaktır.

Kararlıyım, kişiler hakkımdaki gerçek düşüncelerimi onlardan ayrılırken yazacağım. Erken davranıp kırılmak veya kırmak niyetinde değilim.

Günlerce yazdım, herkes sustu vali de sustu.

Geçen yıl İbrala Barajı havzasına ekin ekildi, tarım ilaçları kullanıldı. Türkiye’de değil, dünyada görülmemiş bir iş. Günlerce yazdım. Herkes sustu, Vali Işık da sustu. Anıt ağaç ilan edilen Yunus Emre Meşeleri konusunda da öyle. Ağzından tek kelime çıkmadı. İsmail Hacı Tekkesi’nin yolunun durumunu gündeme getirdim. Duymadı. Daha onlarca örnek verebilirim. Ama o bir demdi, geçti, gitti. Bir kez bile basın toplantısı yapmadı. Yanarım da ona yanarım.

Keşke, AK Partili yöneticiler...

Unutmadan, akıl erdiremediğim bir görüntüyü de paylaşıp, uzun yazıya noktayı koyalım. Vali Tuncay Akkoyun, Karaman’a gelişinde mutat olduğu üzere, il müdürleri ve bağlı kuruluşların yöneticileri tarafından karşılandı. Karşılayanlar arasında AK Parti İl Başkanını da gördüm. Bu olaya kimse tepki göstermedi. Gelenek mi? İktidar partisinin il başkanı ve yöneticilerinin karşılamada yer alması normal mi? Normalse iktidar ortağı MHP’nin il başkanı karşılamaya neden katılmadı. Keşke, AK Partili yöneticiler, il müdürlerinin arasında yer almayıp, Vali Akkoyun’u daha sonra makamında ziyaret etselerdi. Benim aklıma gelenler, birçok kişinin de aklına gelmiştir. Karaman sessiz yer. İnsanlar bazı konuları sesli düşünmezler.Ama iç sesimiz, dış seslerden baskındır. Bizi yönlendiren, kararlarımızda etkili olan iç sesimizdir.

AHMET TEK

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Ahmet Tek - Mesaj Gönder --- Okunma



Karaman Markaları

Karamandan.com, Karaman ile özdeşleşen markaları ağırlıyor.

+90 (532) 765 24 01
Reklam bilgi

Anket Fiyatlar neden sürekli yükseliyor?