Karaman'da Türk Köylüsüydü, Dünyanın Çöl Kraliçesi Oldu

"Dört gü n süreyle bir Türk köylüsü olmak çok eğlenceli oldu."

Bu sözcük, 13 Mayıs 1905'te, Karaman'dan Büyük Britanya İmparatorluğu'nun başkentine yazılan bir mektuptan alıntıdır. Bunu yazan kişi,15 sene sonra çok ünlü biri olacaktır. Dünyanın bir bölümünün sınırlarını çizen kadın olarak tarihe geçecek, “Çöl Kraliçesi” veya "Taçsız Kraliçe" unvanlarıyla anılacaktır.

Karadağ'ın doruklarına çıkıp, uçsuz bucaksız ovayı seyretmenin zevkini yaşamış biriyim. İster Karaman'a doğru bakın ister Konya'ya doğru. Karadağ'ın size sunacağı manzara, uçsuz bucaksız bozkırdır. Mevsimine göre değişen renklerle gökkuşağının yeryüzüne düştüğü yerdir. Bereketli topraklarıyla Türkiye'nin hazinelerindendir. Bu hazineyi yıllar önce keşfedip, bir ünlü edebiyatçı kadar güzel anlatan kişi de aynı Çöl Kraliçesi olacaktır.

Çöl Kraliçesi henüz bu ismi alacağından habersizdi ve Karadağ'a yeni ayak basmıştı. Bir seyyahtı. Oxfort Üniversitesi'nde Lady Margaret Hall'ün Tarih bölümünden üstün başarı ile mezun olmuştu. Avrupa'nın kentlerini gezmiş, iki kez dünya turuna çıkmıştı. Kudüs'ü gördükten sonra hayatı değişen kadındı. Dünyanın en güzel şehirlerini görmüş, İran'da kalmış, Fars kültürünü incelemişti. Kolları ve etekleri fırfırlı, topuklarına kadar inen uzun, kaliteli ketenden özel dikilmiş süt beyazı elbisesi ve başında dönemin leydilerine has şapkasıyla, seyahatlerde kullanmak üzere İngiltere’de hünerli ustalara yaptırdığı iskarpinleriyle yemyeşil taze otlarla rengi görünmeyen toprağa basıyordu. Evinden ilk kez çıkmış birinin heyecanından uzaktı. Bir İngiliz'di ve her İngiliz gibi soğukkanlı, tepkilerini açık etmeyen yaratılıştaydı.

Bu dünyayı gezmiş, cennet köşelerini görmüş, meraklı ve dikkatli kadın, Karadağ eteklerinde birkaç gün geçireceği köye girişte İngiliz ciddiyetini ve leydiliğini unutarak, beğenisini yüksek sesle dile getirecekti. Bu sözlerini kendisine refakat etmesi için Karaman'dan görevlendirilen jandarma ile ölünceye kadar yanından ayrılmayacak olan hizmetçisi Tomarzalı Fettah'tan başka duyan olmadı. Bu köye hayranlığını 13 Mayıs 1905 tarihli mektubunda şu cümlelerle ifade etti:

"O kasabaya ilk görüşte aşık oldum. Gerçeği söylemek gerekirse burası fevkalade güzellikteki bütün bu harabelerin küçük kayalıklı bir fincan içerisine yerleştirilip daha sonra büyük tepeler arasına saklandığı, ayak uçlarında bulunan Küçük Asya ile birlikte, büyüleyici bir kasabaydı."

Kadının adı "Karaman'da Bundan Daha Güzel İsme Sahip Bir Yer Var mı" başlıklı yazımda sözünü ettiğim Gertrude Bell'di. ‘Küçük kayalıklı bir fincan içerisinde” diye tarif ederek, ilk görüşte aşık olduğu yer ise Madenşehri idi. Bell, Madenşehri'ne bir öğle vakti ulaştı. Öğle yemeği için kendine seçtiği mekan bir kilise oldu. Bu tercihinin sebebini bilmiyoruz. Belki notları arasında vardır. Kim bilir, kilisenin manevi iklimi de çekmiş olabilir, serinliği de...

Gertrude Bell, Karadağ'da çok az kalmıştır. Daha sonra yine gelecektir. Yine çok uzun kalmayacaktır. Ama Osmanlı'nın yıkılışında başrolde yer alan, Anadolu topraklarıyla Arabistan'ın çöllerini birbirinden koparan, dünyanın en yaman ajanlarından kabul edilen leydinin Karadağ'a ve Binbir Kilise'ye ilişkin fotoğrafları ve notları çok değerlidir.

Gertrude Bell, Karadağ'a ilk kez gelişinde yanında çadır yoktu. Bölgenin bu denli büyüleyici olacağına ihtimal vermemişti. Belki sadece görüp geçmeyi planlamıştı. Bir mektubunda şöyle yazacaktı:

"Beraberimde çadır yoktu ve uyumak için uygun bir yer olup olmadığını araştırmak gerekiyordu. Köy, kendilerine harabelerden barakalar ve gecekondular yapmış. 15 Yörük aileden oluşmaktaydı. Türk geleneklerine göre, küçük ya da büyük her köyün yolculara açık bir misafir odası bulunmaktaydı. (Anadolu'nun köy odası geleneği) Bunu öğrendikten sonra doğru olup olmadığını kontrole gittik."

Gertrude Bell, köy muhtarının veya yörüklerin ağa olarak gördüğü birinin evinde belki bugün hala yıkılmamış olan bir evin bir odasının yabancı konuklar için ayrıldığına tanık olur. Muhtemeldir ki, Madenşehri’nde torunları veya torunlarının çocukları bulunan muhtarın veya yörük ağasının evine buyur edilir. Kalacağı odayı görür görmez, “En güzel hayallerim gerçek oldu” der.

Oda, çamurdan yapılmış (kerpiç demek istiyor), küçük ve çıplak bir odaydı. Odanın duvarlarına ve uzanan açık araziye ve Karadağ yamaçlarına bakan kapının hemen önündeki platforma Allah’ın adı kazınmıştı. (Bildiği diller arasında Farsça ve Arapça da vardır) Odadaki keçe ve keçeler içine sarılmış minderleri dışarı çıkardım. Odanın içerisine hemen kendi konaklama gereçlerimi yerleştirdim. Kalacağım köy odası, benim için ve ihtiyaç duyduğum her şey için ideal bir odaydı.”

Gertrude Bell, yurttaşı, akranı, günümüzde bile şöhretini sürdüren büyük yazar Virginia Woolf’la tanışmadı. Dünyaları ayrıydı. Ama Virginia Wollf, 1929’da yayımlanan baş yapıtına “Kendine Ait Bir Oda” adını verdi. Madenşehri’nde toprak damlı, kerpiç yapılı bir odaya hayran olan leydinin, Getrure Bell’in Madenşehri’ndeki odasından habersizdi. Bell, Wollf’tan dört yaş küçüktü. Virginia Wollf, “Para kazanın, kendinize ait ayrı bir oda ve boş zaman yaratın. Ve yazın” diyen feministti. Elbisesinin ceplerine taşlar doldurup evinin yakınındaki ırmağa girdi ve kendini akıntıya bıraktı. Boğularak intihar etmeyi seçti. Gertrude Bell, yazar Woolf’un bu öğüdünü sahiplendi. Hep yazdı. Bir benzer yanları daha vardı; Gertrude Bell de intihar ederek yaşamına son verdi.

Şatolarda el bebe, gül bebe yetişen, iyi bir eğitim alan, İngiltere’nin en varlıklı ailelerinden birinin kızı olan Gertrude Bell, Madenşehri’nde bir göz odayı görünce “En güzel hayalim gerçek oldu” diyecek kadar hayata pozitif bakan, bulunduğu ortama uyum sağlamakta zorlanmayan bir iyimserdi. Gertrude Bell, önce Madenşehri’ne, sonra kendisine ayrılan odaya vurulmakla kalmadı. Karadağ’ın zirvesine çıktı. Ayak bastığı yerde gördüklerine de hayran kaldı. Karadağ’ın zirvesine ait gözlemlerini yazdığı mektuptaki ifadeleri bu hayranlığının yazıya dökülmüş halidir. Bugüne kadar Karadağ’la ilgili yazılmış bir metinde, böyle az ve öz ama doyumsuz tarifi hiçbir yazardan okumadım. İç dünyası, duyguları, o an orada hissettikleri kim bilir nasıl yoğundu? Biz sadece kelimelerle ifade edebildiklerini biliyoruz.

Bell’in, “Bu sabah at sırtında Karadağ’a tırmandım” diye başlayan mektubu, Karadağ’a bir güzellemedir. Mektup, Karadağ’da bahar coşkusunun betimlenmesidir. Bell, Karadağ’ın renk cümbüşüne, doğasına dikkat çeken bir gözlemcidir.

Karadağ, krateri yaklaşık yarım mil olan, ağzı kayalıklı tepelerle çevrili devasa bir yanardağ. Şu an Karadağ’ın tepelerinde hala kenarlarında güz çiçekleri bulunan kar kümeleri var. Daha yüksek tepelerdeki meşe çalılıkları arasında kardelenler açmış. Tepelikli kısmın aşağısına doğru ilerlediğimde bütün tepenin kavuniçi ve kırmızı lalelere bürünmüş olduğunu ve bu muhteşem laleler üzerinde dünyada rastladığım en görkemli kanatlara sahip, kavuniçi ve sarı kelebekler uçuştuğunu gördüm. İşte, gördüğünüz gibi bu tırmanış ve sonucunda karşılaştığım bu benzersiz güzellikler, Binbir Kilise’ye yapmış olduğum gezimi noktalayan en keyif verici manzaralar oldu.”

Yukarıdaki cümleler Gertrude Bell’in Karaman mektuplarındandır. Karadağ’da kardelenler, kavuniçi ve kırmızı laleler hala çiçek açar. Ömürleri kısadır. Karaman’ın çiçeklerini “Karaman’ın Endemik Bitkileri” adıyla kitaplaştıran iki değerli hocamız oldu: Prof. Dr. Kuddisi Ertuğrul (Karadağ’ın çocuğu) ve Prof. Dr. Osman Tugay (Karaman sevdalısı)

Daha önce bu kitaptan söz ettim. Sayfalarının arasında kaybolup gideceğiniz değerli bir kitap. Tarım ve Orman Bakanlığı Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğü 8. Bölge Müdürlüğü Karaman Şube Müdürlüğünün katkılarıyla hazırlanan, Karaman’ı sevenlerin ve Karaman’ı tanımak isteyenlerin kitaplıklarında mutlaka yer alması gereken bir kaynak kitap.

Fahri Meral’in valiliği döneminde hazırlanıp yayımlanan bir kitap. Makamlar geçicidir, eserler kalıcı. Buradan Fahri Meral Valimize selamlarımla birlikte teşekkürlerimi iletiyorum. Böyle güzel bir eser, sizin adınızı da yaşatıyor. Sizi bana sorarlarsa ve “Karaman’a ne yaptı ki?” diye sorarlarsa yanıtım hazır, “Karaman’ın Erdemik Bitkileri kitabı.”

Gertrude Bell’in 1905 yılının Mayıs ayının ilk haftasında Karadağ’ın zirvesine yaptığı zorlu yolculuk sırasında gördüğü, “muhteşem laleler üzerinde uçan, dünyada rastladığı en görkemli kanatlara sahip, kavuniçi ve sarı kelebekler” hakkında bilgiye ulaşamadım. (Doğa Korumacı arkadaşlar, bilginiz varsa lütfen paylaşır mısınız? Envanter çalışmalarınızda kelebekler de var mıdır?)

Karadağ gezimiz devam edecek. Gertrude Bell’in Karaman’da ilk ziyaret ettiği kişi bir sultandı. O sultanın adı Binbir Kilise’den daha güzeldi. Ardında bir eser bıraktı. Karaman’ın en güzel eseri. O eserin kitabelerinden birinde, “Peygamber Aleyhisselam buyuruyor: İlim erkek kadın her Müslüman’a farzdır” yazılmış.

Biz, güzeller güzeli, adını hürmetle andığımız, hayırsever sultanımızın bu mirasını gün gelmiş lokanta yapmışız, gün gelmiş kahvehane olarak kullanmışız.Biz tarihimize bağlıyız, emanetlerimize sahibiz!” Bir daha düşünün. Öyle miyiz? Taçsız Kraliçe’nin, Osmanlı’nın bağrına hançer saplayanların ele başlarından olan bir ajanın ilk ziyaret ettiği Osmanlı padişahının kızı kimdi, eserinin adı neydi? Gertrude Bell, Karaman’ı, Karadağ’ı ve Binbir Kilise’yi gezerken, imparatorluğu hangi padişah yönetiyordu. Karaman’ın yönetici kimdi? Karadağ’ın gizemi bitmez.

  • Bu arada Çöl Kraliçesi (İngilizce özgün adıyla: Queen of the Desert), Werner Herzog tarafından senaryosu yazılarak 2015'te sinemaya aktarıldı. Film, Gertrude Bell'in yirmili yaşlarının başından ölümüne kadar olan hayatını kronolojik olarak takip sahneye taşıdı. Filmde Gertrude Bell'i Nicole Kidman canlandırdı.

AHMET TEK

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Ahmet Tek - Mesaj Gönder --- Okunma



Karaman Markaları

Karamandan.com, Karaman ile özdeşleşen markaları ağırlıyor.

+90 (532) 765 24 01
Reklam bilgi

Anket Fiyatlar neden sürekli yükseliyor?