KARAMAN’DA BUNDAN DAHA GÜZEL İSME SAHİP BİR YER VAR MI?

Bu yazıda adını bildiğiniz bir bölgenin gizli kalmış sırlarını okuyacaksınız. İskoç Şövalye ile İngiliz leydisinin Karadağ eteklerindeki ıssız gecelerin gizemini öğreneceksiniz. Sadece Karaman’ın değil belki de Türkiye’nin en güzel isimli tarihi eserinin bu ismi nasıl aldığının öyküsünü anlatacağım.


Fotoğraf: Serdar Özgür

Karadağ’dan kimler gelmiş, kimler geçmiş” diyebileceğimiz bir yazı dizisinin ilk bölümünü okurken, Bağdat, Tahran ile Hindistan ve Mısır’ın günümüzde adı hatırlanmayan şehirlerine yolculuk yapacağız. Arjantinli ünlü yazar Borges’e, yönetmen Spielberg’e, George Lucas’a ve Harrison Ford’a, toprağı bol olsun Sean Connery’e uzaktan selam göndereceğiz.

Indiana Jones serisinden bir film izlememiş olanınız var mı? Steven Spielberg ve George Lucas gibi iki ünlü yönetmenin beyaz perdeye kazandırdığı macera ve aksiyon türündeki beş serilik Indiana Jones, sinemanın en çok izlenen ve en çok hasılat elde edilen filmlerindendir. Harrison Ford'la hayat bulan kurgusal karakter Dr. Henry Watson "Indiana" Jones, arkeoloji profesörüdür, tarihçidir ve maceraperesttir. Indiana Jones'u ilk kez izlediğimde "Bu filmin devamı Karaman'da çekilmeli" demiştim.

Steven Spielberg, George Lucas, Harrison Ford, Sean Connery (James Bond), Karen Allen gibi Hollywood ünlülerinin Karaman'a geldiklerini ve milyonlarca seyirci tarafından izlenecek olan bir filmi Karadağ'da çektiklerini hayal etmiştim. Hayaldi ama ayakları yere basmayan bir hayal değildi.

Fotoğraf: Adem Kocatürk

Indiana Jones'un Karaman'a gelmesini gerektiren bir yerleşim yerine sahiptik. Öyle bir yerleşim yeri ki, dünyada bir eşi yok. Bir köy düşünün, bozkırın ortasındaki bir dağın yamacında, binlerce yıllık bir mirasın üstünde yaşıyor. Köy sakinleri hazinelerle iç içe... Tarihi mirasın parçaları evlerin ve bahçelerin duvarlarında, kapı eşiklerinde... Harman yerleri, kuzu, koyun otlatılan yeşillikler, bağlar, bahçeler, köy yolları tarihi eserlerle örülü. Gerçek bir hazine Karadağ'ın yamaçlarına serpilmiş. Anadolu'ya, Anadolu insanına emanet edilmiş yüzlerce eser...

Fotoğraf: Mehmet Çetin

Bu hazineye, bu emanete "Binbir Kilise" diyerek, olağanüstü bir isim yakıştırmışlar. Ne demek ‘Binbir’? Arjantinli büyük yazar Jorge Luis Borges, “Yedi Gece”” kitabında bu konuyu anlatmıştır. Borges, büyülü gerçekçilik akımının öncülerinden ve gerçeküstü denemecilerin pirlerindendir. Almadığı ödül, okunmadığı ülke yoktur. “Büyülü gerçekliğin kör dehası” olarak tanınmıştır. Benzetmek gerekirse Cemil Meriç gibidir.

Borges’e göre dünyanın en güzel kitaplarından birinin adıdır “Binbir Gece Masalları”. Kitabın adındaki güzellik, ‘bin’ kelimesinin ‘sonsuz’ kelimesiyle eş anlamlı omasıdır. “Bin gece demek, sonsuz sayıda gece, sayısız gece demek” gibi bir şey… “Bin masal nasıl bin bir masal oldu?

Beni Borges’le diş doktorum tanıştırdı. Adını duymuştum ama onun eserlerini okumamıştım. Doktordan çok bir bilge kadın olan dişçim, “Borges’le mutlaka tanışmalısın. Senden dinlediklerim Borges’in anlattıklarına çok benziyor” demişti. Kırk yaşlarındaydım ve Anadolu Ajansı’nda çalışmaya henüz başlamıştım. Bir sonraki randevuda bana bir kitap hediye etti. "Tabii ki Borges’tir” dedim. Açtım, içinden Cezmi Ersöz çıkmaz mı? Ersöz'ün “Son Yüzler’ adlı kitabı. Galiba o yıllarda Radikal gazetesinde çalışıyor ve hafta sonu ekleri için röportajlar yapıyordu. Borges’le Ersöz arasında yazar olmak dışında hiçbir bağ yoktu ama ben Borges’i ve Ersöz’ü artık tanımıştım.

Borges, Türkiye’de bir dönemin en çok çok okunan yazarlarındandı. Ölümünden sonra da kitap satışları patlama yapmıştı. Şimdi nasıldır bilmiyorum. Borges, “Yedi Gece”de, ‘Binin Bin Bir’e nasıl dönüştüğünü şöyle anlatır:


Şehrazad ve Pers sehinşahı Şehriyar (Ferdinand Keller - Sotheby's London, 13.June 2006, lot 236 via Arcadja auction results)

Sanırım, bunun iki nedeni var: Birincisi, o zamanlar çift sayıların uğursuzluk getirdiği yolunda bir boş inanç – o dönemde boş inanç çok önemliydi – söz konusuydu. Bu yüzden, bir tek sayı aradılar ve çok şükür ki bine bir eklediler. Kazara dokuz yüz doksan dokuz yapsalardı, bir gecenin eksik kaldığı duygusuna kapılabilirdik. Oysa bin bir gece olunca, bize sonsuz bir şey verildiği, bir armağan, bir gece daha sunulduğu duygusuna kapılıyoruz.” (*)


Fotoğraf: Ara Güler

Binbir Gece Masalları’nı, çocuk kitabı zannetmeyin, ilgisi yoktur. Çocuklarınıza sesli okumaya kalkarsanız mahcup olur ve yüzünüz kızarır. Orta Çağ’da yazılmış bir kitaptır. Şehrazad’ın kocasına anlattığı masallardan oluşur. Kaynağı, Çin’den Kuzel Afrika’ya kadar uzanır. Çin Hindi, Hindistan, İran, Irak, Mısır’ı içeren ülkelerin halk masalları ağırlıklıdır. Ali Baba ve Kırk Haramiler, Alaaddin’in Sihirli Lambası ile Kaptan Sinbat en bilinen masallardır. Bu masallar onlarca kez filme, alınmış, tiyatroda sahnelenmiştir. Binbir Gece Masalları, Avrupa’da ve Amerika’da edebiyat dünyasının esin kaynağı olmuştur.

Karaman’la Karadağ’la Binbir Gece Masalları’nın ne alakası var?” diye soracak olursanız, biraz sabır, yanıtını bulacaksınız.


Alman Ajan Max von Oppenheim'in çektiği fotoğraf

Karadağ’da ne aradıklarını bilmediğimiz, arkeolog olarak tarihe geçen iki kişinin, tarihin bir cilvesi midir, yoksa planlı bir organizasyonun sonucu mudur bilinmez, Karadağ’da yolları kesişir. Arkeologlardan biri bir İskoç şövalyesidir. Diğeri ise maceracı, gizemli, zeki, fetbaz, mistik şehirlere, tarihe ve çöllere meftun bir İngiliz leydisidir: Sir William Mitchell RAMSAY ve Gertrude Bell… Bu isimlerle tarihe geçerler.

Gertrude Bell

Sir Ramsay, bir arkeolog ve Yeni Ahit uzmanıdır. 15 Mart 1851’de Glaskow’da dünyaya gelmiş, Oxford’da profesör unvanı almış, dokuz ayrı üniversite tarafından arkeoloji ve tarih alanlarında fahri doktora ile onurlandırılmış. Kraliçesi kadar olmasa da uzun bir ömür sürmüş. 1939’da 88 yaşında ölmüş. Bu İskoç şövalyesi, Osmanlı topraklarında kazı yapmış, Karadağ eteklerinde yıllarını geçirmiş.

İskoç şövalyenin iş arkadaşı, Karadağ’ın serin gecelerinde ışıl ışıl gökyüzüne ve yıldızlara bakarken sohbet edip günün yorgunluğunu gidermesine vesile olan bir derin kadın. Kimilerine göre, Şehrazad kadar güzel bir kadındır. Güzel değilse de, Şehrazad kadar akıllı bir kadındır. Sir William Ramsay’dan 17 yaş küçüktür.

İngiliz Ajan Gertrude Bell'in Karadağ'da yaptığı kazıdan bir fotoğraf

Kadının adı Gertrude Bell. Miss Bell, İngiltere’de, asil ve çok zengin bir ailenin kızı olarak 1868’de dünyaya gelmiş. Oxford Üniversitesi’nde tarih okumuş. Oxford’tan birincilikle mezun olmayı başaran ilk kadın olarak adını ilkler defterine altın harflerle yazdırmış. Seyyah olmaya karar vermiş.

Karadağ eteklerine ilk kez ayak bastığında yıl 1905’ti, aylardan Mayıs’tı ve Bell, 37 yaşındaydı. Binbir Gece Masalları’nı defalarca okumuş olan bu kadın, iki yıl sonra ikinci kez Karadağ’a geldi. Burada Anadolu’nun Ortaçağ tarihi coğrafyası uzmanı Sir Ramsay ile buluştu. Ören yerlerindeki kalıntılarda birlikte kazılar yaptılar.

Binbir Kilise... Binbir Gece Masalları gibi... Mistik, otantik, gizemli, Doğu'nun esintilerini taşıyan sihirli bir benzetme... Sade ve esrarengiz… Karadağ, Göksu, Akgöl, Kocadere gibi kolay ve akılda kalıcı.


Fotoğraf: Mustafa Koçak 1982

Birçok kişinin zannettiği gibi “Binbir” benzetmesinin bu alandaki kilise sayısı ile ilgisi yoktur. Bu alanda değil binbir, yüz kilise bile yoktur. Binbir Kilise çokluk ifadesi olarak kullanılmış. İran, Irak, Mısır, Hindistan, Arabistan topraklarında, Abbasiler döneminde derlenen halk öykülerinin ortak adıdır Binbir Gece Masalları. Güzeller güzeli, aklı güzelliğinden daha baskın olan Şehrazad’ın hükümdar kocasına anlattığı masallardan oluşmuş seçkiye Binbir Gece Masalları adı verilmiş.

Fotoğraf: Gül Kocatürk

Karaman’ın sırtını dayadığı, adeta nöbetçiliğini yapan Karadağ’daki tarihi bölgeye “Binbir Kilise” adını koyan bu ikilidir. Ramsay ve Bell’in imzasını taşıyan “The Thousand and One Churches” Türkçe “Binbir Kilise” adlı, içeriği zengin, kalın ve bol resimli kitap Londra’da basılır. Yıl, 1909’dur.

Fotoğraf: Adem Kocatürk

*Allah tekdir teki sever (Hadis)

İmam-ı Rabbani bir yaz günü bir öğrencisinden, bahçeye gidip karanfil getirmesini istemiş. Öğrenci gitmiş ve altı karanfille dönmüş. İmam-ı Rabbani üzülmüş ve şunları söylemiş:

"Bizim talebeler hala Peygamber Eferdimizin hadisinde bildirilen "Allah tekdir, teki sever" kaidesine dikkat etmiyorlar. Halbuki buna dikkat etmek müstehabdır ve müştehab, Allah'ın sevdiği şeydir."

(Devam Edecek)

Ahmet Tek

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Ahmet Tek - Mesaj Gönder --- Okunma



Karaman Markaları

Karamandan.com, Karaman ile özdeşleşen markaları ağırlıyor.

+90 (532) 765 24 01
Reklam bilgi

Anket Fiyatlar neden sürekli yükseliyor?