Türk Dil Bayramında gözüme ilişenler

ÖVGÜLER KADAR YERGİLER DE DEĞERLİDİR.

KARAMAN’IN YENİ HEYKELLERİ İLE KARTAP HAKKINDAKİ DÜŞÜNCEMİ MERAK EDEN OKURLARA MERHABA!

Karaman eğlenceye, etkinliğe, şenliğe hasret” diye yakındığım makalemin üzerinden birkaç gün geçmeden sürpriz şekilde "745. Türk Dil Bayramı ve Yunus Emre’yi Anma" kutlamaları başlamasın mı? Sır gibi saklanan, isimleri herkesten gizlenen Valililer Kararnamesi’nde Karaman Valisi Mehmet Alpaslan Işık’ın gönderileceğini dört gün önce öğreniyorum, Dil Bayramı programından haberim olmuyor! Belediye bile programı ve davetiyeyi törenlerden bir gün önce gönderdi. Valilik ise her zaman olduğu gibi kapalı kutuydu. KARTAP ve İKEV’e zaten söyleyecek sözüm yok. “Karaman’da her iş devlet sırrından daha gizli kapaklı oluyor” desem yalandan sayılmaz.

Meğer belediye ve bazı STK’lar gizliden hazırlıklar yapmış. Kutlama programına ilişkin içerik vatandaşlarla, basınla paylaşılsa sabote edilme tehlikesi mi doğardı? Karaman’da her iş öyle yürüyor. Herkes birbirini kolluyor, birbirinden saklı gizli işler kotarmaya çalışıyor. Yazık! Herkes, gözünün bir başkası tarafından oyulacağını filan düşünüyor olmalı. Belki geçen yılki fiyasko yeniden yaşanır endişesi ağır basmıştır. Herkesin haklı nedeni de olabilir. Karaman’daki birçok işe aklım ermiyor, mantığım almıyor. UNESCO’nun ve Cumhurbaşkanlığı’nın 2021’i Yunus Emre ve Türk Dili yılı ilan etmesine rağmen, Karaman’da onca toplantı ve hazırlıkların ardından her şey rafa kaldırılmış, bir büyük fırsat heba edilmiş, ne olup bittiğini hiç kimse anlayamamıştı.

Şehre iki yeni heykel dikilmiş. Bu bile “heykeller yerine iyice yerleşsin, ondan sonra komşularla tanıştırırız” şeklinde olmuş. Çok önceden haberim vardı, yazmadım. Tartışma konusu yaratmak istemedim. Ak Parti’nin trollerinin, CHP’li belediyeleri kötülemek isterken ilk akıllarına gelen icraat heykel konusu olmaz mıydı? Türkiye’de heykel konusu CHP ile özdeş kabul edilir. Buna alet olmak istemedim.

Karaman Belediyesi bu algıyı yıkmanın derdinde değil elbette. Figüratif heykeller benim sanat anlayışımın ve heykel beğenimin dışında. Benim yontuda veya dökümde görmek istediğim form, figüratif değil soyuttur. Figüratif çalışmalarda sıra dışılığı yakalamanın imkânı yok. Mevcut figüratif çalışmaların ötes

ine geçecek sanatçı var mı? Soyut çalışmalar daha özgün eserlerin ortaya çıkmasını sağlar. Kusurları gizler, sanatçının becerisini yüceltir.

Heykel konusunun Türkiye’de sosyolojik arka planı elbette vardır. Burada boğulmak istemem. Karaman’da Yaşar Evcen ve Kâmil Uğurlu’dan başka kent estetiği konusuna eğilen belediye başkanı olmadı. Savaş Kalaycı da belki aynı ekibe dahil olmak niyetindedir. Keşke devamı gelse. Sanat, inceliğe, nezakete, hoşgörüye, empatiye giden yolları gösteren yıldızlar gibidir.

Kâmil Uğurlu mimardı, entelektüeldi, İstanbul’da öğrenim görmüştü, sanatçılarla dostluğu vardı. Dünyayı gezmiş, estetik anlayışını geliştirmişti. Karaman’da onun döneminde yapılan eserler, birer sanat harikasıdır. Zevkler ve renkler tartışılmaz değildir. En çok tartışılan konular renkler ve zevklerdir. Sözün özü, Karaman’ın iki yeni heykeli oldu. Trollerin haberi olmadan yerlerine konuldu. Biri Yunus Emre, diğeri Karamanoğlu Mehmet Bey imiş. Ne diyelim, öyle dedilerse öyledir. “İnandık, inandık” diyelim. Mustafa Koçak o dönemde yaşasa fotoğraflarını çekerdi, biz de benzeyip benzemediklerini tartışırdık. Şimdi elimizde kerteriz yok.

"Aktekke'de Han Destanı" başlıklı makalede, "Karaman kaç yıldır kış uykusunda? İki, üç, dört... En son Türk Dünyası Kültür Parkı'nda bir şölen yapıldığını hatırlıyorum. Yerel seçimin akabinde bir etkinlikti. Bu durum karşısında üzüntü ve öfke karışımının sonucu işi espriye vurarak, 'Ellemeyin Karaman'a! O çok yorgun, biraz daha uyusun' dediğim günler oldu. Bu duyguyu yaşayanınız çoktur. İçiniz parçalanır ama belli etmek istemezsiniz. Bir nevi savunma mekanizması, kendini rahatlatma yöntemi.

Daha önce de birkaç kez yazdım. 'Karaman coşkusunu gösteremeyen bir şehir' dedim. Birçok örnek verdim. Halkın eğlenip coşacağı, birlikteliğin keyfine varacakları etkinliklerin olmadığından, bayram ve törenlerin sönük kaldığından, katılımın azlığından yakındım. ‘Bir şehir birlikte eğlenme, bir sevinci ortaklaşa yaşama kültüründen bu kadar mı uzak olur’ diyerek, bu durumun sebeplerini anlamaya çalıştım.” paragrafları, Karaman FK için Aktekke Meydanı’nda düzenlenen coşkulu eğlence nedeniyle yazdığım satırlardır.

İlk eleştirim, programın adı, “745. Türk Dil Bayramı ve Yunus Emre’yi Anma Etkinlikleri” olmasına rağmen, Yunus Emre’nin adeta göz ardı edilmesinedir. Saray Holding SE-KA-SAR Vakfı “Yunus Emre, Yüksek Ahlak ve İnsan” konulu konferans için Hayati İnanç’ı davet etmemiş, yine SE-KA-SAR Vakfı “Yunus Emre’nin İzinde Sarı Çiçek Öykü Yarışması” ödül törenini düzenlememiş, protokol Yunus Emre Türbesini ziyaret etmemiş, İ. Ethem Büyükköse’nin “Yunus Deryasından Katreler” grafik sergisi açılmamış olsa, Yunus Emre etkinliklerden uzak tutulmuş denilebilirdi.

Etkinliklerin büyük bölümü nerede yapıldı? Yunus Emre Nikah Salonu’nu unutma!” diyen aklıevveller çıkarsa şaşırmam. Çünkü okuduğunu anlamayan, anlamadığını da anlamayan bir güruh var. Az buz değil, pek çoklar. Bayraktarları ise her zamanki gibi tescilli yalakalar. Yalayıp yalayıp doyacağını sanan zavallılar. Yalamanın karın doyurmadığını bir türlü idrak edemeyenler…

İyi ki Saray Holding Yönetim Kurulu Başkanı Sami Özdağ’ın Yunus Emre aşkı, Yunus sevgisi var. Öykü yarışması sonuçlanmış, ödül töreni bile yapılmış. Kimler derece almış, değerlendirme nasıl yapılmış, yayımlanacağını bildiğim “Yunus Emre’nin İzinde Sarı Çiçek” kitabı hakkında hiçbir yerde bilgi yok. Bu nasıl bir görev bilinci… Dereceye girenlerle, kitapla ilgili bilgi paylaşımı neden yapılmaz? Anı Bisküvi, Türk Dil Bayramı armağanı olarak, Sami Yaşar Ölçer’in “Karaman’dan Anılar” adlı kitabını çıkarıp dağıtımına başladı.

İkinci eleştirim, vitrin yarışmasına… Vitrin yarışması neyin nesi? Ekonomik sıkıntıdan belimiz bükülürken, cebe yönelik, tüketiciyi harcamaya teşvik eden bir yarışma kimin aklına gelmişse, öneri sahibi kimse onu tebrik ederim (!) Karaman Sanayi ve Ticaret Odası’nın düzenlediğini biliyorum ama fikir kimden çıktı, onu merak ediyorum. Karaman’da herkesin şikâyet ettiği tek konu nedir? İş yerlerinin tabelaları değil mi?

Türk Dil Bayramına davet edilen bazı konuklar, kaldıkları otelin adına bakıp, “Doğru mu bu? Burası Türk Dilinin Başkenti değil mi? Ya bu otelin adı niye böyle?” diye sormuşlar. Necip Fazıl da yıllar önce, Anadolu’nun küçük kasabalarının küçücük otellerine “Palas” adı verilmesini ağır şekilde eleştirmiş, bu ismin kullanılmasını aşağılık kompleksi olarak değerlendirmişti. Palas (Palace), Fransızca kökenli “Saray, görkemli konut” sözcüğünden alıntıdır. Bu sözcük, Latince palatiumsaray” sözcüğünden evrilmiştir. İstanbul’daki Balat semt adı, aynı sözcüğün Yunanca biçiminden alınmıştır. Karaman’da bile Palas Oteli vardı. Kerpiç yapılı bir binaydı. Çocuktum, merak ederdim, içini hiç görmedim. Dışarıdan bakar, “Bunun neresi palas” derdim. Üstelik palasın saray demek olduğunu bilmezdim.

Birçok kişinin çocuklarına yabancı isim koymayı bir ayrıcalık sandığı bir dönemde bir otelin adının yabancı bir dilden, fiyakalı bir anlamı olduğu için kullanılmasının ne sakıncası olabilir? “Hocam, benim adım Yasin ama arkadaşlarım kısaca Süphaneke” der. Eyvallah!

Karaman Ticaret ve Sanayi Odası iş yerleri tabelaları yarışması düzenleseydi daha iyi olmaz mıydı? Türkçe tabela kullanan iş yerleri belirlenir, bu işyerlerine “Türkçe sevdalısı” belgeleri verilebilir, iş yeri sahiplerine de plaket takdim edilebilirdi. Bu konudaki öneri ve düşüncelerimi birkaç kez paylaştığımı hatırlıyorum. Dereceye giren iş yeri sahiplerini kutlarım.

Karaman İl Özel İdaresi, Mersin Klasik Türk Müziği Topluluğu’nu davet etmiş. Özel İdare böyle bir işi ilk kez yapıyor olmalı. Keşke devamı gelse. Her ay bir konser, her ay bir tiyatro oyunu gibi. Saray Holding’in SE-KA-SAR Vakfı ise her ay bir konuşmacı davet etse Karaman’a ne büyük katkı sağlar, anlatamam. Parayla çağrılan kişiler değil, Prof. Dr. Ömer Dinçer, Kemal Sayar, İhsan Süreyya Sırma, Erol Göka, Beşir Ayvazoğlu, İskender Pala ve benzer kişilerle, Karaman’ın eniştesi İsmet Özel, Karaman’ın öz evladı şair Ahmet Murat Özel, Mahmut Toptaş Hoca ve daha onlarca isim Karaman’a davet edilebilir. Buna gerçekten ihtiyaç var ve Saray Holding bu uygulamanın öncüsü olabilir.

Yukarıdaki isimler benim aklıma ilk gelenler. Tamamı, belli bir dünya görüşünü paylaşanlar. Farklı görüşten isimleri de sizler önerirsiniz. Ama aklınıza gelenlerin tamamı “Parasız çıkmam abi” diyecektir. Paralı konuşmacılara itibar edilmemesini öneririm.

Uygarlık Dili Türkçe’ konulu panel düzenlenmiş. Haberini görmedim, sosyal medyada da rastlamadım. Panelistleri tanımıyorum. Uygarlık kavramı üzerine onlarca kitap okuduğum dönemler oldu. Yüksek lisansımı bu alanda yapmak istedim, kısmet olmadı. Ama panelin konusu olan ‘Uygarlık Dili Türkçe’ hiç karşıma çıkmadı. Konuşmacıların neler anlattıklarını merak ettim doğrusu. Ama artık Karaman’da kimseden bir şey istenmeyeceğini öğrendim. Bu nedenle panelle ilgili talepte bulunmadığımı buradan duyurmak isterim.

Prof. Dr. Ahmet Taşağıl’ın “Ulu Türkistan’dan Karaman’a Türkler ve Türk Dili” konulu konferansına katılan “Karaman’ın Seyyahı ve Kültür Elçisi” İbrahim Oğuz, Yunus Emre Nikah Salonu’ndan bir fotoğraf paylaştı. Fotoğrafın altına, “Prof. Dr. Ahmet Taşağıl’ın konferansında ancak 30 kişi vardık. Böyle değerli biri geliyor, salonda 30 kişi…Utandık hepimiz” diye not düşmüş. “Hocayı davet eden dernek yöneticileri ve dernek üyeleri yok muydu?” diye sormadım. Anı Bisküvi’nin yöneticilerinden, Karaman’ın duayenlerinden Nazım Boynukalın ile yan yana oturmuşlar.

Bir vakit, galiba TEMA Karaman’da toplantı düzenlemiş. Toplantı, TEMA’nın toplantısıymış. TEMA’nın Karaman’daki yöneticileri bile kendi toplantılarına gelmemiş. Hatırımda kalan, toplantıya Karaman’dan katılanların sayısının, Karaman’a davet edilen konuk sayısının yarısından bile az olduğu… Biri yazmış, okumuştum. Hatırımda .öyle kalmış.

İbrahim Oğuz’un moralini biraz daha bozmak, daha çok utandırmak (!) için şu mesajı geçtim:

Herkes facebook’ta paylaşımla meşgul. Hocayı dinlemeye niye gelsinler? Kimse bilgi peşinde değil, çalgı, çengi ve boş işler daha keyifli.” Daha uzun yazmaya elim varmadı.

TÜRKÇE Düşün Konuş Yaz!” sloganı veya benzer içerikte pankart taşıyanlar zaten Türkçe uzmanı (!) ‘Türkler ve Türk Dili’ konferansında niye boşa vakit harcasınlar (!) Onların daha önemli işleri var. “Ya Türkçe Konuş Ya da Sus!” yazılı pankart taşıyanın fotoğrafını bile gördüm. Vah Karaman’ım vah! 1980 öncesinin ve 12 Eylül’ün dayatmacı, zorbacı dönemlerinin özlemiyle yanıp tutuşanlar olacağı hiç aklıma gelmezdi.

Karaman’da dil konusunda yanlış algı oluşturulmuş gibi. “Türkçe düşün, Türkçe konuş, Türkçe yaz!” ne demek? Bu tümce sosyal medyada en çok paylaşılan slogan oldu. Sosyal medyada olmasa da Karaman’da bazı gruplarda “TT” oldu. Karaman kendini aştı da benim mi haberim yok? Karaman’da yaşayanlar İngilizce konuşup, İngilizce düşünüp, İngilizce yazmaya mı başladı? Ya da Londra’da, Paris’te, Amsterdam’da olduğu gibi herkes bir başka dil mi konuşuyor? Karaman’da Türkçe ikinci dil konumuna mı düştü? Karaman’da bir başka dilin konuşulması için dayatma mı oldu? KMÜ, ODTÜ veya Boğaziçi gibi İngilizce eğitim mi veriyor? Milli Eğitim, Karaman’daki okullarda Arapça eğitim verilmesini zorunlu mu tuttu?

O pankartı taşıyanlara, sosyal medyada bu içeriği paylaşanlara samimi olarak soruyorum:

Bildiğiniz bir başka dil var mı? Hangi yabancı dili biliyorsunuz? Bir başka dilden iki cümle kurabiliyor musunuz? Dil bilmeyen biri nasıl düşünür, nasıl konuşur, nasıl yazar? Türkçeyi biliyor musunuz? Türkçe düşünüp, Türkçe yazabiliyor musunuz? Kendi dilini okuyup anlamakta en geride olan ülkenin Türkiye olduğunu duydunuz mu? Türkçe yazma kontrol mekanizması kurulsa, okuduğunuz yazarlardan kaçı yazarlığa devam edebilir? Feysçiler, tivitçiler (!) ne yapar? Karaman’da hangi internet sitesine yayın hakkı verilir?”

Ülkenin acı gerçeklerinden biri değil midir, “üniversite mezunlarına bir yabancı dil öğretemeyen ender ülkelerden birinin Türkiye olması. Keşke üniversite mezunları ana dilimizi, Türkçeyi mükemmel öğrenseler bu bile yeterli” diyecek konumdayız.

Bugün piyasada, Cumhuriyet döneminin klasik eserlerinin büyük bölümü sadeleştirilerek ve bazı kelimeleri günümüz Türkçesine dönüştürülerek yayımlanıyor. Birçok üniversite mezunu, 1930-1960 yılları arasında yazılmış hikâye ve romanlarda kullanılan dili, kelimelerin manasını bilmiyor. Türkçenin en renkli ve en verimli kalemlerinden Hüseyin Rahmi Gürpınar, Refik Halit Karay, Reşat Nuri Güntekin, Halide Edip Adıvar, Ahmet Hamdi Tanpınar, Peyami Safa’nın romanları ile Yahya Kemal, Tevfik Fikret, Ahmet Haşim gibi şairlerin şiirlerini anlamak maalesef birçok kişi için zorlaşmıştır.

Bırak kitapları diyorsanız, şarkılara geçelim. Müzeyyen Senar’dan dinlemelere doyamadığımız “Kimseye Etmem Şikâyet” şarkısındaki “mücrim, ikbal, perde zulmet” sözcüklerinin anlamını bilen kaldı mı? “Barış Manço hemşerimiz, Sarı Çizmeli Mehmet Ağa da Karamanlıymış” iddiaları 20 yıldır her hafta dolaşıma giriyor. Bıksanız da usansanız da karşınıza çıkıyor. Barış Manço’nun seslendirdiği “Gamzedeyim Deva Bulmam” şarkısındaki “Reha, fasıla” ne demek? Bir dönemin klasik şarkılarındaki kelimeleri hiç duymamış milyonlar var. 1950’lere gitmedim bile…

İstiklal Marşı’ndaki “celâl, garb, afâk, serhat, şüheda, can, canan, Hudâ, cüdâ, namahrem, vecd, ceriha, rûh-i mücerred, arş, şehadet, izmihlâl ve istiklâl” kelimelerinin anlamını biliyor musunuz? Lütfen önce kendinize sonra yakınlarınıza sorun.

Türkçe hassasiyeti, Türkçenin iyi öğrenilmesi, kurallarına uyulması, sözcük zenginliği, ifade gücünü içerir. Bu iş nasıl bir başka dile düşmanlığa evrildi? Bu algı nasıl oluştu? 200 kelimeyle bir ömrü geçirdiğinden haberi olmayan zavallılar bile sık sık sözünüzü kesip “Türkçe konuş, Türkçe!” diye uyarmıyor mu? Bilmediği her kelimeyi yabancı kökenli zanneden, ömründe bir kez olsun sözlüğü eline almamış olanlar, Türkçeyi 200 kelimeden ibaret görüyor. Türkçeden başka dil bilmeyen biri “Türkçe konuşacağım” senedi hazırlamış veya buna benzer sözler paylaşmış. Okudum, okudum, okudum. Anlamadım. Türk dili sevdalısı hocalarım! Neredesiniz, lütfen konuyu mecrasına, olması gerektiği yere taşıyın. Bunlar imam istemeyen, ancak bir cenazenin nasıl defnedileceğini bilmeyen, hayatlarında kefen görmemiş, cenaze namazı kılmamış kişilere benzemiyorlar mı?

Ben araç kullanamam. Debriyajla freni ayırt edemem. Direksiyonu kavrayıp trafiğe çıkmışlığım yoktur. Türkçe yazmayı bilmeyenlerin yazar olarak ortada boy göstermelerini, benim trafiğe çıkmış halimden daha beter görüyorum. Nasıl cesaret ediyorlar? Verdikleri zararı nasıl görmüyorlar? Cahil cesareti kavramına örnek olabilirler mi? “Cesaret cesurların erdemidir, aptal cesareti ise cahillerin” sözünü not almışım ama bu kime ait olduğunu bilmiyorum.

Meselenin özü, dilimizi güzel konuşup, güzel yazma değil mi? Türkçe, “Herkez Türkçe konuşsun arkadaş! Türkçe’yi tosdoğru öğren. Yanlız değiliz” diyenlere mi kalacak? Yazar olduğunu iddia edenler, yazım kurallarını ne zaman öğrenecek? Yakındır, tilkinin til ki, bitkinin bit ki, tepkinin tep ki, yetkinin yet ki, harikuladenin harikula de, istifadenin istifa de, vaktindenin vaktin de, seccadenin secca de, dedenin de de, vadenin va de, kumandanın kuman da, yanındanın yanın da, faydanın fay da yazılacağı günler. Örnekleri çoğalmaya başladı.

Ki” bağlacı ile “ki” ekinin nerede bitişik nerede ayrı yazılacağını öğrenemeyen yazarlar (!), nerede ‘ki’ görseler, ayrı yazma yolunu benimsemiş haldeler. “de, da” bağlacı da aynı sonuçla karşı karşıya. “Mi, mu, mü” soru eklerini ayrı yazanları görünce mutlu oluyorum. Birçok yazar henüz ”mi, mu ve mü”ye gelebilmiş değil.

Temel’le Dursun’un yanına bir turist gelmiş. Bir adres soracak. Önce İngilizce sormuş. Temel’le Dursun’dan yanıt yok. Turist bu kez aynı soruyu Fransızca sormuş, yine yanıt yok. Almanca, İtalyanca, İspanyolca, Arapça devam etmiş. Yanıt alamayınca Temel’le Dursun’a kızgın bir ifadeyle bakarak ayrılmış.

Temel, arkadaşına “Ula Dursun, yabancı dil öğrenmek lâzım” demiş.

Dursun bu öneriye karşı çıkarak şöyle demiş:

Ula, neye yarayacak ki! Bak adam altı dil biliyor, yine derdini anlatamadı.”

Turist, Temel’le Dursun’a adresi Türkçe sorsaydı doğru yanıtı verebilecekler miydi? Bu sorunun yanıtını içeren bir fıkra var ama başka güne kalsın.

Türkçeden başka dil bilmeyen insana, konuştuğu dili dayatmanın mantığı ne ola? “Türkçe’yi doğru konuş, doğru yaz, doğru anla, doğru düşün” demek varken, nereden bulursunuz “Türkçe düşün, Türkçe konuş, Türkçe yaz” demeyi… Biçareyi gören, 10 dil biliyor da “hangisiyle konuşuyum, hangisiyle düşünüyüm, hangisiyle yazıyım” diye çaresizlikten kıvranıyor zanneder. Yıllar önceki ruh halim olsaydı, dağarcığımdaki bir fıkrayı paylaşırdım. Biraz müstehcen. Bu yüzden bilenler bilmeyenlere anlatsın.

Dil Bayramı etkinliklerine Hollanda’dan hemşehrilerimiz de gelmiş. Ne güzel, hasret gidermişlerdir. Keşke kortejde taşıdıkları pankartları için birileri uyarsaydı. Onlar memleketten uzaktalar, Türkçeleri zayıf olabilir. Taşıdıkları pankartta “Hollanda Karamanlılar Fedarasyonu” yazıyordu. Ah anılar, yakamdan düşmeyen, peşimi bırakmayan anılar… Bone’yi done, güzergâhı düzergâh, vefat’ı mefat, sürpriz’i sürpriz, mağdur’u madur diye söyleyip yazanlar…

Yabancı uyruklu gelinlerimiz var, damatlarımız var, iş ortaklarımız var, Türkiye’ye yerleşmiş binlerce kişi var. Karaman’da henüz yoklar ama, başka şehirlerde Suriyeli, Afgan, Pakistan uyruklu milyonlar var. Dayatmalar bu insanlar için mi? Avrupa’da yaşayan milyonlarca Türk vatandaşına, bulundukları ülkede aynı dayatma yapılsa hak verir misiniz? Anayasanın 3. Maddesinde resmi dilin Türkçe olduğu hüküm altına alınmıştır. O maddede şöyle yazar: “Türkiye Devleti, ülkesi ve milletiyle bölünmez bir bütündür. Dili Türkçedir. Bayrağı, şekli kanununda belirtilen ay yıldızlı al bayraktır. Milli Marşı “İstiklal Marşı”dır. Başkenti Ankara’dır.”

Önemli hatırlatma: Anadilde eğitim en temel insan hakkı kabul edilmiştir. Meşru taleplerdendir.

Dil Bayramı’nın bana göre, gözde etkinliği bisiklet yarışlarıydı. Güzergâh seçimi de mükemmel düşünülmüş. Bisiklet yarışlarının çıkış noktasındaki tak’ı kimse görmedi mi? Türk Dil Bayramı için bisiklet yarışı yapılıyor, bisikletçilerin çıkış noktasında “START/FINISH” yazıyor. İKEV pankartı ile İngilizce sözcüklerin altında poz vermişler. Görevlilerden birinin sırtında “COMMISER” sözcüğü okunuyor. Vehbi Uysal Hocama ait, ‘Karaman Arşiv Fotoğraf Grubu’nda paylaşılan bir görsel var ki, “İşte Türk Dili’nin asıl sorunu bu” diyerek, somutlaştırıp göstereceğimiz bir örnek. Yıllar önce tesettürlü bir kızımızın giydiği marka tişörtün üzerindeki İngilizce yazıyı hatırlıyorum. Anlamını yazmaya hicap ederim.

Türk Dil Bayramı ve Yunus Emre’yi Anma Etkinlikleri Programları arasında “Ne güzel işler” dediklerim şöyle:

İ. Ethem Büyükköse’nin “Yunus Deryasından Katreler” grafik sergisi ilk sıradadır. Sanatçının emeğine sağlık. Karaman’da eksikliği en çok hissedilen bir alanda özgün çalışmalar çok değerlidir ve o eserlerin sahibi baş tacı edilmeye lâyıktır. İnşallah bu çalışmalar aynı isimle kitaplaştırılır. Böylece Karaman ve sanatseverler özgün bir esere kavuşur.

Özden Mısırlıoğlu’nun Pandemiden Bana Kalanlar: Atık Malzemeler ve Taş Tasarım Sergisi,

1961’den Bu Güne Karaman Türk Dil Bayramı Fotoğraf Sergisi,

Filiz Kızıl ve kursiyerlerinin “Karaman Şahsiyetleri ve Geleneksel Yaşam” Kitre Bebek Maket/Minyatür Sergisi,

Karaman Belediyesi’nin Konya Olgunlaşma Enstitüsü’nden getirttiği Baştacı Sergisi,

Zuhal Tuna ve öğrencilerinin “Yaşamsal Çizgiler” Sergisi.

Ermenek’teki etkinliklere değinmedim bile. Ermenek Belediyesi’nden günler öncesinde davetiye aldım. Hazırlık yapılmış belli. Karamanoğlu Mehmet Bey ve Karamanoğlu beyliği ile ilgili bölüm, sanki Ermenek’e bırakılmış kanaati oluşmuş birçok kişide. Ben de aynı kanıdayım. Ermenek, Türk Dil Bayramı’nı bir şölen havasında kutladı. Son günlerin popüler türkücülerinden Elif Buse Doğan’ı konser için davet etmişler.

Belediye Başkanı Atilla Zorlu, yine fırsatı kaçırmadı. Atilla Başkan, ayağına gelen topu mutlaka gole çevirecek. Böyle bir özelliği var. Etkinliklerin olduğu güne liderini, İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener’i getirdi. Akşener Karaman ve Ermenek’te coşkuyla karşılandı. Akşener’in, Karamanlıların hoşuna gidecek şu sözleri büyük alkış aldı: “Türkçenin başşehrindeyim, hem de anamın şehrindeyim! Afşarlara mensup Karamanlı bir ananın kızı olarak buradayım!”

Meral Akşener, usta bir siyasetçi ve yaman bir demagog, yani laf cambazı. Karaman’ın nabzının attığı yeri hemen gördü ve damardan girdi. Karaman, Akşener’in bu sözünü unutmaz. İleride, iktidar ortağı olursa inşallah Akşener de bu sözünün arkasında durur.

KARTAP’cılar burnundan kıl aldırmayan cinsinden mi?

  • KARTAP konusu daha doğrusu KARTAP’ın konuk olarak geçen aylarda çağırdığı Prof. Dr. İlber Ortaylı ve Türk Dil Bayramı etkinlikleri için davet ettiği arkeolog Yusuf Benli konuları benden uzak dursun. İlber Hoca, Yunus Emre’yi Eskişehirli yapmıştı. Yusuf Benli ise Karamanoğlu Mehmet Bey’in yeri bilinmeyen mezarının adresini Konya olarak göstermiş. Yusuf Benli’den rica etsek, yıllardır bulunamayan Malazgirt fatihi Sultan Alpaslan’ın mezarının yerini de gösterebilir mi?
  • KARTAP’cılar burnundan kıl aldırmayan cinsinden mi? Kimseye minnetleri yok. Kendi kendilerine yetiyorlar. Canhasan höyük kazıları başkanı Prof. Dr. Adnan Baysal’ı da bir süre önce Yunus Emre Nikah Salonu’nda konferansa davet etmişler, dinlemeye gelenlerin sayısı 25-30 kişiyi geçmemişti. Bunu duyunca çok üzülmüştüm. Konuşmanın içeriğini bana iletmelerini istedim, köşemde yazarsam Karaman’da Canhasan konusunda farkındalık oluşmasına katkım olabilir diye düşünmüştüm.
  • Aylar geçti, arayıp soran olmadı. Daha doğrusu, Karaman’ın tanıtımının kendilerinden başkalarına bırakılamayacak kadar önemli olduğuna inanmış olmalılar ki, talebim karşılık görmedi. Boş mu durdum, elbette hayır! Canhasan ile ilgili üç ayrı yazı yazdım ve üçü de çok okundu. KARTAP’çıların haberi olmasa da gerçek böyledir. El elden üstündür. Herkesin iyi bildiği bir uzmanlık alanı vardır. KARTAP- belediye el ele, il müdürlüklerinden de KARTAP’a destek olunduğunu duyuyorum. Birlikten güç doğar ama KARTAP’çıların birlikten anladığı ile benim anladığım aynı şey değil.

Okurlarım hatırlayacaktır. “Karaman’ın Papidikleri” başlıklı bir yazı yazmıştım. Karaman’da yazılarımın ilk yayınlandığı vakitlerde meşhur papidiği iki veya üç kez aradım. “Şu konuyu yazmak istiyorum, bilgiye ihtiyacım var” dediğimde aldığım cevaplar hiç değişmezdi: “Yazmana gerek yok. Ben onları 40 sene önce yazdım.” KARTAP, bu rolü üstlenmiş gibi. “Biz düşündük, biz planladık, biz yaptık. Bizim dışımızdakiler bizden uzak dursun” anlayışı doğru değildir.

Karaman’da yaptığı işin farkında olmayan, teşekkürü bilmeyen sivil toplum örgütleri var. Aynı valilik gibi, KMÜ Rektörlüğü gibi, kibir abideleri gibi. Teşekkürün en güzel sözcük olduğunu bilmeyen ne çok kişi var. Teşekkürün, bireylerin birbirine karşı daha saygılı, sabırlı ve anlayışlı olmalarını sağlayıp, sosyal bağları güçlendirdiğini hiç duymamışlar. Her zaman, her yerde, her şeye teşekkür edilir. Teşekkür kişiden bir şey eksiltmez, tam tersi, kişiyi yüceltir. Bir de bunun zıttı var. Yalakalık! Övgü, övgü, övgü… Menfaat umduğu kişiyi yere, göğe sığdıramama durumu. İt bile aç olmadıkça yalakalık yapmaz. Hele sahibinden başkasına yaltaklanmaz. İnsanoğlunun özü bozulmaya görsün, ne kılıklara girer.

Sadece Karaman’ın tanıtımı konusunda değil, birçok başka alanda, hatta Karamanspor konusunda bile tıkanıklığın, sonuç alınamamasının sebepleri arasında yıllardır aynı isimlerin, çehrelerin yerlerini, yeni isimlere bırakmamalarını görürüm.

Kırk yıldır aynı isimler, aynı cümleler, aynı tas, aynı hamam. Onlar varken gençler gelir mi? Gençlerle yıllardır kümelendikleri yerleri bırakmayanlar arasında dünya ile yıldızlar arasındaki kadar mesafe var. Ne olur gençlerin önünü açın, bir kenara çekilin! Karaman’ı gençlere bırakmanın zamanı gelmedi mi? ‘Her şeyin yenisi, dostun eskisi’ atasözünü hatırlatırım. Eskiye rağbet olsa bit pazarına nur yağardı. Tecrübe ile kırk yıldır aynı yerde oturup havanda su dövmek farklıdır. Gençler gelirse havanı da suyun nasıl dövüldüğünü de bilmezler. Onlar, bildikleri işleri yapmak isteyeceklerdir. Sonuçlarının şimdikinden hayırlı olacağına inanmanızı rica ederim.

Bir Dil Bayramı daha geride kaldı. Kimi eğlendi, kimi eğlendirdi. Bugünü bekleyenler ve etkinliklere katılanlar iki gün hop oturdu hop kalktı. Karaman’da iki günlük coşku yaşandı. Elbette her iş gibi, bu etkinliği de eleştirmek herkesin hakkı. Hödüklerin, ahmakların, fanatiklerin, çapsızların ve özellikle yalakaların anlayamadığı ölçüdür eleştiri. Onların zannettikleri gibi, eleştiri, küfür ve hakaret değildir. Hakaretle eleştiri yoldaşlık yapamaz. Birbirlerine zıt kavramlardır. Şimdiden eleştiriler bir potada toplansın ki, seneye aynı hatalar tekrarlanmasın.

Birlikten güç doğar, çok bilen çok yanılır. Gerçek amacınız Karaman’ı tanıtmaksa, işe Çoban Haceli’den Çoban Bilal’den başlayın. “Bisikletçilere koyun yoğurdundan buz gibi ayran ikram edemedik” diye ne çok üzüldüklerinden haberiniz var mı?

Türk Dil Bayramı etkinliklerinde emeği geçenlere, parasal katkı sağlayanlara, koşup yorulanlara, törenleri izleyenlere, gülerek ayrılanlara, fesatlık yapmadan eleştirenlere, çıkarsız, menfaatsiz övgü düzenlere, sanat aşıklarına, müzik sevdalılarını binlerce teşekkür.

Bu kadar uzun yazının bir de son sözü olmalı. Karaman’ın, kırk yıldır değişmeyen, oturdukları köşelerden kalkmaya dermanı kalmayan, girip çıkmadık kapı bırakmayan, para, alkış ve övgü ile yaşama tutunan, Karaman adlı tarihi derinlikteki bir şehrin vitrininde yıpranmış, solmuş, yüzü, gözü seçilmez, dili, sözü anlaşılmaz kişiler konusu unutulmasın. Onlar kendiliklerinden kenara çekilmezler. Vitrin yarışmasının jürisi, bir de bunları gözden geçirsin. Karaman’ın vitrini yenilensin. Birileri de vitrinden dışarıyı seyredecek kadar mecali kalmayanların, gözü görmeyip, kulağı zor duyanların yanına gidip yüksek sesle bağırsınlar; “Kalkma vakti geldi, artık seni evine götüreceğiz.” Öyle ikna olmazlarsa, yalakaları çağırın. Onlar “Uç ya Ali, uç ya Veli, uçma vaktin geldi de geçti” demesini bilirler.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Ahmet Tek - Mesaj Gönder --- Okunma



Karaman Markaları

Karamandan.com, Karaman ile özdeşleşen markaları ağırlıyor.

+90 (532) 765 24 01
Reklam bilgi

Anket Fiyatlar neden sürekli yükseliyor?