Torosların İlk Kaptanı

KARAMAN-ERMENEK ARASINDA İLK OTOBÜSÜ KULLANAN ŞOFÖRÜN İLGİNÇ ÖYKÜSÜNÜ MERAK EDENLER BU YAZIYI MUTLAKA OKUSUN

Avusturya'nın Steyr şehri nire, Türkiye'nin Ermenek ilçesi nire? Steyr, Avusturya'nın en kalabalık 12. şehridir. Ermenek, Karaman'a bağlı Torosların eteğinde cennetten bir köşeciktir. Steyr-Ermenek birbirine binlerce kilometre uzaklıktadır ama 70 yıl öncenin tozlu çamurlu yollarından günümüze kalan anılar, bu iki şehri birbirine bağlayacak kadar derindir.

Bundan 70 yıl önce Ermenek’in asil ailelerinden Fevziler lakaplı Osmanlı subayı bir babanın oğlu olan Nuri, “Şitayır Nuri” olarak ün kazanmıştı. Türkiye’de o yıllarda Steyr kentini görmek bir yana, resmini gören kişi sayısı belki bir elin parmakları kadar yoktu.

Fevziler’in Nuri de Steyr kentinden habersiz, otobüs sevdasına kapılmış, ekmek peşinde koşan bir gençti. Steyr, Avusturya’daki şehrin adını alan bir otomotiv kuruluşuydu. Steyr marka kamyonlar, otobüsler ve özellikle traktörler yollarda, dağlarda ve tarlalarda görülmeye başlanmıştı.

Demokrat Parti iktidarının ilk yıllarıdır ve Türkiye’nin dünyaya açılma projelerine start verilmiştir. Ülkenin ekonomik altyapısı ve sosyokültürel üstyapısı değişip dönüşmektedir. Herkes bu yeni sistemde yerini alma ve pay kapma yarışına girer. Ermenekli Fevzilerin Nuri (Nuri Taşkan), ortaokulu Karaman’da okumuştur. Daha sonra Şitayır Nuri olarak şöhret kazanan Nuri Taşkan, 1951’de, Ermenek-Karaman arasında otobüs işletmeciliği yapmaya teşebbüs eder.

Mersin’de 1948 model, benzinli Dodge (Doc) marka bir otobüs bulur. O yıllarda Doc önemli bir markadır. Dodge, Amerika Birleşik Devletleri kökenli bir otomotiv kuruluşudur. Türkiye’nin Küçük Amerika olacağı söyleminin dillendirildiği umutlu yıllardır.

ABD kaynaklı ekonomik yardım paketi olan Marshall Planı uyarınca 16 ülke kalkınma yardımı alır. 1948-1951 yılları arasında yürürlüğe konulan ekonomik kalkınma yardımı alan ülkeler arasında Türkiye de vardır. Türkiye, 1948 yılından itibaren Marshall Planı ile dış kaynaklardan yararlanmaya başlar. Bu durum üretim ve gelir artışını hızlandırmıştır. Liberalleşme başlamıştır.

Marshall Planı’nda önemli harcama alanlarından birisi de ulaştırma sistemidir. Ulaştırma yatırımları genellikle karayolları yapımına yöneliktir. Ne ilginçtir ki, o yıllarda kalkınmanın dinamiği olarak tarım öne çıkarılır. “Türkiye, ucuz tarım ürünleriyle dünyayı mı doyuracak? Sanayiye ağırlık verelim” diyen aydınlar vardır. Bu söylem daha sonraki yıllarda Necmettin Erbakan tarafından “Ağır Sanayi Hamlesi” olarak yeniden gündeme getirilecektir.

Marshall Planı ve Türkiye’nin o yıllarını bir köşe yazısında tartışmaya açmak niyetinde değilim. Türkiye ekonomisinin ve Türkiye’nin izlediği liberal sistemin ateşleyici unsuru Marshall Planı olmuştur. Nuri Taşkan, ulaşım sektörünün geleceğinin parlak olacağını öngörmüştür. Mersin’den aldığı otobüsü Ermenek’e getirir. Otobüs, bir uzay aracı gibi halkın ilgisini çeker. Daha önemlisi, bu otobüs, Ermenek-Karaman arasında yolcu taşımacılığı için kullanılacaktır.

Otuz beş yıl otobüs şoförlüğü yaptığını belirten Nuri Taşkan, 90 yaşını geride bırakmış. Ermenek'te yaşıyor. Bir Ermenek gezimiz sırasında tanıştık. Müthiş bir hafızası var. Geçmişi, ayrıntılarına kadar hatırlıyor. Görüntüsü de hafızası gibi, yaşını göstermeyenlerden. Tertemiz giyimli, güler yüzlü ve geçmişini anlatırken “keşke” demeyenlerden.

Nuri Taşkan, otobüs seferlerinin ilk yıllarını anlatırken, “Ermenek-Karaman arasında otobüs çalıştırmaya başladım. Bir hafta önceden yer ayırtılıyordu. 19 teneke benzin yakarak Karaman’a varıyorduk. İlk yolumuz Yellibel üzerinden geçiyordu. Çok hızlı gidersek, Karaman’a 7,5-8 saatte varıyorduk” dedi.

Yolda iki kez mola verildiğini ve yolcuların molalarda yanında getirdikleri azıklarından çıkardıkları yiyeceklerle karınlarını doyurduklarını belirten Taşkan, o günleri puslu bir dikiz aynasından takip ederek değil, her şey yeni yaşanıyormuşçasına heyecanla anlattı.

Taşkan’ın ifadesine göre, önce köylerden Ermenek’e gelen yolcular beklenirmiş. Otobüsün hareket saati bu nedenle 10.00 imiş. Karaman’dan Ermenek’e dönüş saati ise trenden Karaman garına inen yolcuları almak için 14,45 olarak belirlenmiş.

Karaman’ın en güzel yeri Kervansaray’dı” diyen Taşkan, Karaman’ın bir dönemine ışık tutacak anılarını dile getirirken, şunları söyledi:

Ermenek’ten Karaman’a kadar 48 viraj vardı. Aşırı yüklü otobüsler bu virajlarda inim inim inlerdi. Yollar bozuk ve şose olduğu için yolculukta midesi alt üst olmayan kimse kalmazdı. Bazı otobüslerde yolculara bu yüzden kese kağıdı verirlerdi. Doçlar virajda iyi dönerdi ama Fordlar dönemezdi. Bir yolcunun yük hakkı 20 kilo ile sınırlıydı.

Neler taşımadık ki! Yolcularla en çok tartışmamız yük yüzünden olurdu. Domatesten her türlü meyve ve sebzeye kadar yükümüz olurdu. Her yolcunun eşyası farklıydı. Tahta bavullar vardı ve onları otobüsün üstüne koyardık.

Bavullar, çuvallar, sepetler, denkler otobüsün üstüne yerleştirilir ve bir iple bağlanırdı. Karaman’dan dönüşte de öyle. Kimse eli boş dönmezdi. Hiç yükü olmayanın yanında en az 5 kiloluk tuz torbası bulunurdu. Tuz o yıllarda çok kıymetliydi.”

Karaman’da o dönemlerde Leblebiciler ve Kaynaşlar’ın otobüsçülük yaptığını söyleyen Nuri Taşkan, yolcu potansiyelini dikkate alarak daha sonra otobüs sayısını ikiye çıkardıklarını belirtti.

Ermenek’te vatandaşlar, Hükümet Konağı yanındaki akasyaların dibinde (şimdi çay ocağı olmuş) toplanıp, “Karaman’dan kimler geldi, Karaman’a kimler gidiyor” merak ederlermiş. Otobüsün Ermenek’e geliş ve Karaman’a gidiş saatlerinde kalabalık hiç eksik olmazmış. Nuri Taşkan otobüsün sefere çıkış anını şöyle anlattı:

Yükler bağlandıktan sonra yolcular yerlerini alırdı. Otobüsün hareketinden önce kornaya basardık. Yükü ağır olan otobüsü yavaş yavaş hareket ettirirdik. Tahta kutu içinde aletler, tahta takoz ve motoru çalıştıracak bir kol otobüsün demirbaşıydı.

Nuri Taşkan, parasızları, garipleri götürüp getirdiklerini unutmamış. “Şimdi param yok, sonra vereyim” diyenlerden nüfus cüzdanlarını emanet olarak alırlarmış. Bir süre sonra yüzlerce nüfus cüzdanı birikmiş. Bazen otobüs bozulur, Karaman’dan parça gelmesini beklerlermiş.

Şoför de usta da kendimizdik” diyen Taşkan, otobüsün üst bagajına keçi bile bağlandığını söylerken, adeta o günlere gidip geldi ve derin bir iç çekerek, şöyle devam etti:

Tozdan adam ölse muavinler yaşamazdı. Tozumuz otobüslerden hızlı giderdi. Otobüsün bozuk ve toprak yolda çıkardığı toz, hem aracı hem yolcuları hem eşyaları kuşatırdı. Her yerimiz toz içinde kalırdı. Avgan’dan sonra rüzgar Karaman’a kadar hep arkamızdan eserdi. Kaldırdığımız toz yine bizim üstümüze yağardı.”

Otobüs Karaman’a vardığında yolcuların ilk işi Kervansaray’ın önündeki çeşmeye koşmak olurmuş.Şimdi Kervansaray yok, çeşme yok, çeşmeye seğirten yolcular yok. Bir vakit sonra bu anıları dinleyeceğimiz insanlar da olmayacak. Hayatın silip geçtiği şeylere boynumuz kıldan ince. Ama insanın yıkıp geçtiği değerlerimize üzülmemek elde değil.

Herkes üzerlerindeki ve beraberlerindeki yükün tozunu silkeler, sonra duş alır gibi açıktaki her yerlerini bir güzel yıkayıp, tozdan arınırlarmış. Nuri Taşkan, bunları anlatırken, “Ermenek’ten Karaman’a tonlarca toz ya da çamur taşımışızdır” diyerek, espri yapmaktan da geri kalmadı. O yılların tozunu ve çamurunu hiç unutmamış. Yağış olursa çamur, yağış yoksa toz. İkisi de büyük dertmiş. Şitayır Nuri, "Toza bulanmak kadar çabura saplanmak da büyük sıkıntı verirdi" dedi.

Yaptığı işten ve yaşadıklarından pişmanlık duymadığını ifade eden Nuri Taşkan, “O yıllarda yaptığımız iş zordu, zahmetliydi. Ama severek yaptım. Bana Şitayır Nuri derlerdi. İyi şofördüm. 35 yıl bu işi yaptım. Çocuklarım galerici oldu. İstanbul’da iş yerleri var” dedi.

Edebiyatımızın çınarlarından, Ermenek’in değerli insanlarından Hisar dergisinin kurucusu, yazar, şair, denemeci ve eleştirmen Mehmet Çınarlı’nın okumak için ayrılmak zorunda kaldığı Ermenek’ten Karaman’a eşek üzerinde yaptıkları yolculuğu anlattığı 'Altmış Yılın Hikayesi'nde bir dönemin Türkiyesi’nden hazin manzaralar sunulur. Mehmet Çınarlı’yı ve Çınarlı’nın Yellibel mevkinde donma tehlikesi atlattıkları o zorlu yolculuğu da inşallah bir başka gün anlatırım. Bu yazının “Çınarlı da kimmiş?” diyenlere göre olmadığını da belirtmek isterim.

Yolculuklar zorunlu ve adeta işkence olmaktan keyifli bir aktiviteye dönüştü. Dünün yokluğu ve sıkıntılarının büyük bölümü dünde kaldı. Bugün Ermenek’le bağlantılı her yol bir otoban gibi. Nüfusu çok azalmış köy yolları bile asfalta kavuşmuş. Yollarda her model araç görmek mümkün. Türkiye’nin değişen ve gelişen yüzünü görmek isteyenlere Ermenek’e bakmalarını öneririm.

Şitayır Nuri, Ermenek'in hürmet ettiği insanlardan biri. Artık Steyr marka otobüsü veya traktörü hatırlayan birileri bile kalmamış olabilir. Ermenek'te terminalin girişinde o yıllardan kalma Steyr marka bir otobüs, o dönemin canlı tanığı gibi yolcuları karşılasaydı. Anılarımız, sahipleriyle birlikte kayboluyor, bir dönemin markaları da simgesel değerlere önem vermediğimiz için unutulup gidiyor.

Hayat, şu an yaşadıklarımızdan ibaret değildir, geride bıraktıklarımız da hayata ilişkindir. “Nereden nereye” sözünü, siyasetçinin ağzındaki sakız olmaktan çıkarmak gerekir. “Nereden nereye” insanın ve insanlığın gelişim süreçlerinin aşamalarıdır. Bir gerçekliktir ve gelişimin ayak izlerine işarettir. Ermenek-Karaman arasında tozlu, çamurlu şoşe yollarda ne heyecanlar yaşanmış ne umutlar taşınmış. Ermenek’ten Karaman’a 8 saatte ulaşmanın rahat kabul edildiği dönemi bugün kime anlatabiliriz? Nereden nereye?

Ahmet Tek 

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Ahmet Tek - Mesaj Gönder --- Okunma



Karaman Markaları

Karamandan.com, Karaman ile özdeşleşen markaları ağırlıyor.

+90 (532) 765 24 01
Reklam bilgi

Anket Fiyatlar neden sürekli yükseliyor?