Ülkücüler Özüne mi Döndü? | Karamandan.com - | Karaman Haber

Ülkücüler Özüne mi Döndü? | Karamandan.com - | Karaman Haber

24 Temmuz 2017 Pazartesi
Ülkücüler Özüne mi Döndü?

Daha önce “Yozlaşan Ülkücüler” diye bir yazı yazmıştım ama birçok Ülkücü kastımı anlamadı, sosyal medya hesabıma tehdit ve hakaret mesajları gönderenler bile oldu…

Oysa yazıyı, hakaret kastıyla değil bir durum tespiti olarak yazmıştım. 

Rahmetli Alparslan Türkeş ülke menfaati söz konusu olduğu zaman parti menfaatlerini değil ülke menfaatini ön plana alarak iktidarın olumlu icraatlarına destek vermiş, açılış veya temel atma törenlerine katılmaktan imtina etmemişti.

İktidarın Türkiye’ye yaptığı hizmetlerde hep destek olmuş yapıcı bir muhalefet sergilemiş ve bu tavır bir gelenek haline gelmişti.

Tabii ki algı operasyonu yapanların etkisiyle Ülkücüler bu gelenekten uzaklaşmış hatta bir ara Bahçeli Beştepe’yi basmakla tehdit etmişti.

Yazdığımız yazıda algı operasyonları etkisiyle Ülkücülerde ortaya çıkan bu değişimi anlatmaya çalışmıştık.

Ülkemizin 15 Temmuz’da işgal edilmeye çalışılması ve Haçlıların top yekûn saldırısına maruz kalmamız, Ülkücülerde öze dönüşü sağladı.

Biz Ülkücüler "Mavi boncuk takışına ölürüm, Türkiye’m" türküsünü gönülden gelen ve göz pınarlarımızı ıslatan duygu yoğunluğuyla dinleyerek geldik. 

Bu duygu yoğunluğu Türkiye'mizi sevmekten kaynaklanıyordu. Tabii ki, Türkiye'mizi severken taktığı "Mavi Boncuk" ve onu takanları da sevmemiz gerekmez mi? İşte bu yüzden sevdalısı olduğumuz Türkiye'yi taktığı mavi boncuklarla da sevdik.

Bu sevgiden, Türkiye'mize "Mavi Boncuk" takanları da mahrum edemezdik; onları da sevdik... 

Bir Ülkücünün Türkiye'ye her "Mavi Boncuk" takılışında, 3 Hilalli bayraklarla orada olması beklenmez miydi? Elbette beklenirdi. Çünkü bu tavır Ülkücünün töresidir. 

Rahmetli Başbuğ hayatta olsaydı mutlaka Boğaz Köprüsünün de, Marmaray'ın da, Üçüncü Hava Alanının da hem temel atma töreninde hem de açılışlarında bulunurdu. Yoksa sevgilisine, mavi boncuk takılmasını istemeyen ve mavi boncuk takanlardan nefret eden bir “sevdalı” olur mu? 

İşte bu yüzden biz, Türkiye'mize şiir yazan şairleri de sevdik, onu besteleyip türkü yapan ozanlarımıza da sevdik… Sevdalımız olan Türkiye'ye "Mavi Boncuk" değil, pırlantalar, elmaslar, yakutlar takan Recep Tayyip Erdoğan'ı da sevdik. Nasıl sevmeyiz ve onun Türkiye sevdasından şüphe edebiliriz ki? 

O, "Türkiye Sevdalısı" olduğunu taktığı, pırlantalar, elmaslar, yakutlarla yani; Marmaray, Osman Gazi Köprüsü, Yavuz Sultan Selim Köprüsü, hızlı trenler, uzunluğu 300 km'yi aşan tüneller, köprüler, barajlar, çift yollar, hava alanları, üniversiteler, şehir hastaneleri, paramıza onur kazandırması, onun "Türkiye Sevdalısı" olduğunun belgeleri değil mi? 

Onun Türkiye sevgisinden şüphe etmemiz; bize, bilhassa Ülkücülere yakışır mı?

Nasıl ki Dilaver Cebeci "Türkiye’m" şiirini sevdası ile yazmışsa, Mustafa Yıldızdoğan da yine "Türkiye Sevdası" ile o şiiri besteleyerek, gönül telimize dokunmuştur. 

Bizler de o türküyü hep beraber duygu yoğunluğu ve gözlerimizden yaşlar gelerek okuyorsak bu da bizim Türkiye Sevdalısı olduğumuzun karinesidir. 

İşte Türkiye'mize "Mavi Boncuk" takan kim olursa olsun, biz Türkiye ile beraber Türkiye'mize boncuk takanın da sevdalısıyız ve onu bu yüzden seviyoruz. 

Sevgilisine sevdası olmayanlar, ona mavi boncuklar, gerdanlıklar, bilezikler, küpeler takar mı?

Türkiye'mize takılan her boncuk ve gerdanlık bizim sevinç gözyaşı dökmemize vesile oluyor.

Yeter ki, sevdamız samimi olsun; yeter ki, kin, nefret ve hamasetten uzak olabilelim...

İşte bu sebeple de asla kin, nefret hamaset peşinde koşmuyor; her insanımızı hataları ile seviyoruz. 

Dün eleştirdiğimiz Devlet Bahçeli'yi de hataları ve sevaplarıyla seviyoruz, Sevdamız Türkiye’ye mavi boncuklar, gerdanlıklar, bilezikler ve küpeler takan Recep Tayyip Erdoğan'ı da sevaplarıyla ve hatalarıyla seviyoruz.

Rahmetli Necip Fazıl gençlik döneminde, yani hatalar da işleyebildiği dönemde yazdığı müstehcen sayılacak bir şiiri, bir konferans sırasında kendisine okuyarak, "Bu şiir sizin değil mi?" diye soran delikanlıya "Ben o şiiri kanalizasyona atalı yıllar oldu. Hangi lağım faresi onu bulup çıkarmış?" diye, delikanlıyı yerin dibine sokmuştu.

Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.v) yanındakilerle birlikte yürürlerken, yol kenarında yarı çürümüş ve kurtlanmış bir köpek leşi görmüşler. Peygamberimiz(s.a.v)’ in yanındakiler köpeğe bakıp, “Öf, ne pis kokuyor” derken, Peygamberimiz (s.a.v) çok farklı bir tepki göstererek “Mübarek hayvanın ne güzel dişleri varmış” diye bir başka açıdan bakmış.

Elbette bu kıssa bizlerin ders alması için bir anlam ifade ediyor.

Yani her şeye rağmen karamsar bir tavırla olaylara ve kişilere menfi gözle bakmak yerine, müspet bakış açısı geliştirmeliyiz.
Kritik günlerden geçtiğimiz, birlik ve beraberliğe en çok ihtiyacımız olan bu dönemlerde, bakış açımızı yenilememize ihtiyaç var.
Sözün özü hepimiz; bir, birimizi günahlarımız ve sevaplarımızla sevmek zorundayız. 

Yoksa dünyada, günahtan beri kul bulmaya çalışmak nafile çaba olur. 

Biz insanlarımızı, günahları ve sevaplarıyla birlikte seviyoruz. Yeter ki, dış güçlerle ittifak ederek ülkemizi işgal edip, yeniden sömürülen ülke haline getirmeye çalışan hainlerden yana veya onlarla açık veya gizli iş birliği içinde olmasın.

 

Okunma : 1716