Türkiye ’18 madde’ arasına sıkıştırılamayacak kadar büyük bir ülke | Karamandan.com - | Karaman Haber

Türkiye ’18 madde’ arasına sıkıştırılamayacak kadar büyük bir ülke | Karamandan.com - | Karaman Haber

01 Mayıs 2017 Pazartesi
Türkiye ’18 madde’ arasına sıkıştırılamayacak kadar büyük bir ülke

16 Nisan’dan sonra hedef, herkesin huzur içinde kabul edebileceği, kimsenin kimseye üstünlük taslamayacağı yeni bir anayasa olmalı.

Ülkemiz yaklaşık 3-5 aydır referandum gündemi ile yatıp kalkıyor. Maddelerin mecliste görüşülmesi süreci de dahil, uzun bir süreden beri gerginlik yaşıyoruz. Bundan önceki yazımda gerek siyasiler gerginlikler, gerekse vatandaşlar arasında yaşanan gereksiz ve seviyesiz tartışmalardan bahsederek bu yaşanan gerginlikleri tasvip etmediğimi belirtmiştim. Bu yazımda da özellikle siyasi üslubumuza ilişkin bir konuyu dile getirmek istiyorum. Arapçada söz “cerh” kelimesiyle “cerrah” kelimesi çok yakın semantik ilişkiye sahiptir. Dolayısıyla, ağızdan çıkan söz ile hekimin ya da kasabın veya katilin elindeki bıçak arasında yakın bir ilişki vardır. Yaklaşık 3-5 aylık referandum sürecine baktığımızda, doğrusu milletin de gözünün, kulağının olduğu bu TBMM’de meclisin nezaketine, nezahetine, etiğine ve estetiğine çok da uygun olmayan sözleri ve kavgaları millet olarak üzülerek izledik. Ve şimdide meydanlarda, salon toplantılarında ve seçim gezilerinde üzülerek izliyoruz.

Herkesin birtakım dinî, siyasi, etnik kimlikleri olabilir lakin bana göre kişinin en özgün kimliği, onun sözünde saklıdır. Dolayısıyla sizin sözünüz esasında siz, siz olursunuz. Duruşunuzu, insana ve topluma bakışınızı, bir başkasına ilişkin duruşunuzu da o sözde görmek mümkündür. Ne yazık ki, son günlerde özellikle seçim meydanlarında, siyasilerin kullandığı dilin daha çok ısırıcı, ötekileştirici ve tahrik edici tonlar taşıdığını üzülerek ifade etmek zorundayım. 

Siyasette, “siz ve biz” diye bir ayrım, böyle bir söylem, dil ve üslup asla doğru bir üslup değildir. Farklı siyasi ve ideolojik kulvarlarda olabiliriz. Ama her fert kendisine bağlı, kendisiyle sorumlu ve kayıtlıdır, o yüzden kem söz sahibine aittir. Kem sözü bir gruba ya da partiye teşmil etmek, herkesi aynı şekilde yargılamak olabildiğince yanlış bir şey ve bundan hepimiz sakınmalıyız.

Biz, demokratik bir ülkede yaşıyoruz. Şu anda önümüzde bir referandum var ve referandum ile ilgili seçim faaliyetleri demokratik sürece bağlı olarak sürdürmek zorundayız. Demokraside bazı şeyler sizin arzularınızla ve ideallerinizle örtüşmeyebilir. Lakin  ‘benim isteğim olmuyor’ diye demokrasiyi inkıtâya uğratmak demokrasiyi, demokratik kültürü, bakışı ve duruşu özümsememek demektir. Bazı kanun ve anayasa maddelerinde sıkıntı varsa değiştirilebilir ya da iptal edilebilir. Bunlar yapılırken belirli süreçlerden geçiyor. Çoğunluğun kararına göre yapılan değişiklikler  herkesi tatmin edecek bir karakter taşımayabilir. Lakin Türkiye, demokratik bir ülke,  buradaki demokratik süreçler de kurallara ve teamüllere bağlı olarak işlemek zorundadır. Değişecek ya da iptal edilecek maddeler kamuoyuna iyi anlatılmalı.

Ne olursa olsun bazı şeyler aceleye getirilmemeli. Biraz daha meselenin özüne gelerek neyi tartıştığımızı, niçin tartıştığımızı ayan beyan ortaya koymamız lazım. Şöyle bir bakıyorum da 18 maddelik anayasa değişikliğine, hayır cephesinin hangi noktadan itiraz ettiklerini neden ‘Hayır’ dediklerini hâlâ daha vatandaşa tam anlatabilmiş değiller. Somut bir şey yok. Sadece ideolojik nedenlerle karşı çıkıyorlar. Bazıları,  “Evet çıkarsa hepinizi denize dökeriz” diyerek tehditler savurarak, ‘‘ Cumhurbaşkanlığı, hükümet sisteminin demokratik olmadığını ve ‘Evet’ çıkması halinde ülkenin bölüneceğini, ‘diktatörlüğün geleceğini’  iddia ediyor. Şimdi bakın, bu anayasaya zaten ihtilal anayasası diye herkes karşı çıkmıyor muydu? Mademki ülkede demokrasi var getirilmek istenen yeni sistem, pekala demokratiktir. Niye demokratiktir? Çünkü, demokratik mahfillerde tartışılan, demokratik süreçlerde ilerleyen ve sonuçlanarak meclis kararı ile halk oyuna sunulan bir tekliftir.

Antidemokratik hiçbir özellik taşımıyor. Çünkü demokrasi ile yönetilen pek çok ülke başkanlık sistemiyle yönetilmektedir ve dünyada pek çok demokratik ülkede uygulanan bir modeldir. Şimdi, siz bu ülkeyi halen eski usullerle yönetmeye kalkarsanız, ülkeyi tek tip bir kalıba sokma arzusunu sürdürürseniz bu ister istemez toplumda bir tarafları, bir kesimleri mutlaka yaralayacak, kıracak, dışlayacaktır. Dolayısıyla bunun sonucunda çatışmalar kaçınılmaz olacaktır. Demek ki, sistem bir yerlerde tıkanıyor ki, bu anayasa değişikliğine ihtiyaç duyuldu ve halk oyuna sunuldu. Mademki, demokrasi var öyleyse halkın tercihine saygı göstermek zorundayız.  

Şimdi bu anayasa değişikliğine karşı ülke bölünecek diye diretirsek bunun altında hiçbir bilimsel, sosyolojik gerekçe aramaktan da öte, bunun sadece salt ideolojik körlükte ısrar etmekten başka bir manaya gelmediğini görürüz. Şahsen ben bunu böyle anlıyorum. Belki sizin kastınız bu değildir, lakin bu konudaki ısrarınızı başka türlü anlamak ve izah etmek mümkün değildir. ‘Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’ hangi sisteme, hangi sosyolojik, hangi bilimsel değerlere, kriterlere, yorumlara aykırıdır, bunu tüm vatandaşlarımıza güzelce izah edip halkı ikna edebilseler ne güzel olur du. Aynı şekilde, ‘Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemini’ savunup ‘Evet’ isteyen siyasi kanat da bu sistemin neden gerekli olduğunu güzelce halkımıza anlatabilmeli. Çünkü halkın kafasında halen soru işaretleri var. 

Vatandaşa bakıyorsunuz, hemen hemen yüzde sekseni, değiştirilmek istenen 18 maddeyi okumamış, soruyorsun ‘Neden karşısın? Neden hayır?’ diyorsun, çoğunun verdiği cevap şu: ‘evet çıkarsa ülke bölünür’ diyor. ‘‘Evet’i’’ savunan vatandaşlara soruyorum. ‘‘Evet’ çıkarsa ülke şahlanacak’ diyor. İki tarafta da durum bu ve çoğunluk kulaktan dolma bilgilerle hareket ediyor. İnsanlar gergin. Yani, can sıkıcı, umut kırıcı bir atmosfer var. Bu referandumu ülke için bir ölüm kalım meselesi olarak görenlerin sayısı bir hayli fazla. Kuşkusuz ülke için çok ciddi bir eşik. Bunu da kimse aklından çıkarmamalı. Aslına bakarsanız  Türkiye  ‘Evet-Hayır’ arasına sıkıştırılamayacak kadar büyük bir ülke… 

Benim fikrimce, bu yeni sisteme ihtiyaç duyulduysa, mutlaka devam eden sistemin  eksiklikleri ortaya çıkmıştır, hâlihazırda var olan taleplere cevap vermiyordur, dolayısıyla siyaset kurumu toplumun farklı kesimlerinin taleplerini karşılayacak tercihlere imkân vermek zorundadır. Siyasetin sorumluluğu da budur zaten. Bunu yapmazsak, o zaman biz yine o 1789’lu yıllardaki ulus devlet inşası sürecindeki jakobenci anlayışı, tek tipçi, monist anlayışı sürdürürüz. Bu, çağın gerisinde kalmış olmak demektir, bu sadece sosyolojik olarak bir gericiliğe tekabül eder. Şimdi, böyle bir sistemden kurtulmamız için bizim geleceğe bakmamız lazım ve geleceğe uygun imkânlar oluşturup, oluşturacak bir sisteme geçmek lazım diye düşünüyorum. Katılırsınız veya katılmazsınız benim fikrim bu ve herkesin fikrine de saygı duyuyorum. 

Sonuç olarak diyorum ki, Referandum sonucu ülke için son değil, başlangıç da değil. Şu anda bize düşen kırmadan, dökmeden, hakaret etmeden, ideolojik tartışmalara girmeden, meseleyi ‘sen ben’ kavgası’na çekmeden herkesin huzur içinde yaşayacağı kimsenin kimseye üstünlük taslamayacağı yeni bir Türkiye istemek olmalıdır... Bunu başarabilirsek dünyanın en huzurlu ülkesi Türkiye olur, bu hayal değil; yeter ki, biz birbirimizi anlayalım. Yeter ki, bir şey yaparken ideolojik veyahut kişisel kazancı değil, ülke kazanımını esas alalım.

Düzenleme : 07 Nisan 2017 22:26 Okunma : 4709