Balbal taşlarının endamı ve ihtişamı | Karamandan.com - | Karaman Haber

Balbal taşlarının endamı ve ihtişamı | Karamandan.com - | Karaman Haber

21 Temmuz 2017 Cuma
Balbal taşlarının endamı ve ihtişamı

Dokuzun belden sola döndükten sonra 12 km daha gidiyorsunuz. 

İlerledikçe sizi sağlı sollu dağlar karşılar. Bunların en büyüğü İstanbul caddesinin soluna düşen Karadağ’dır. Adeta yeni yetilecek bir maden kömürü gibi kararır bakanlara. 

Önünüzde aşmanız gereken bir bel daha vardır, kış günleri ilk önce burası yol vermez geçenlere. Burası Sızma belidir. Buradan 800 yıllık Türk, binlerce yıllık antik medeniyet eserlerine sahip adeta Mekke-i mükerreme’nin sadece taştan tek katlı evlerle bezeli halini andıran Sızma mahallesi (kasabası) görülür.

Buradan Takkeli dağları, Sille dağlarını, Karacaören dağını, Karadağ’ı ve Kurşunlu tepelerinin karlı uçlarını görebilirsiniz. 

30-40 bin dönüm araziye kurulan dev mezarlık kasabanın öbür ucundadır. İlk önce sizi üç dört metre boyunda iki siyah mezar taşı karşılar, ardından da sizi buyur ederler içeriye.

Yüzlerce evet, yüzlerce bu siyah, acemi maden kömürünü andıran mezar taşları ikişer ikişer mezar başlarına konmuş halde dururlar. Yüz yıllardır selamlarlar geleni gideni ve altında yatanlara usulca Fatiha isterler. 

Bu kadar çok, bu kadar uzun ve kitabesiz mezar taşlarını başka bir yerde görmeniz imkânsızdır. 

Değerli okuyucularım sizi bugün Konya’mızın yakın bir mahallesine, Sızma beldesine götüreceğim. 

Ekteki resimleri 2017 Mart ayının başlarında köy mezarlığında çektim. Gördüğünüz gibi dört beş metre boyunda dev siyah kayalar mezarların başucunda da ayakucunda da yüz yıllardır dimdik yatırlarını beklemeye devam ediyorlar. 

Konuştuğum mahalle halkı, bu taşların Karadağ’dan getirildiğini ve tarihini bilmediklerini söylediler.  Hatta hızlı tren raylarına da bu dağdan taşların döşendiğini söylediler. Bu dev mezar taşları yerin üstünde ki kısmı üç metre bir de yerin altında gömülü kısmını sayarsanız dört beş metre uzunluğunda ve elli atmış santim enindedirler. 

Konya arkeolojik olarak sesini dünyaya Çatalhöyük’le duyurmuştur. Burasının önemi on bin yıllık bir beşeri hayata ev sahipliği yapmasından gelmektedir.  

Oysa Konya’mızın Sızma-Bahçesaray ve Dağdere hattı, Karadağ ve Kurşunlu tepeleri, Kiçi Nuhsine civarı, Sille civarı tarihi kanıtlar bakımından oradan yüzde yüz çok daha yoğundur.

Bizim daha yakın medeniyetlerin eserleriyle dolu olan söz konusu yerlerimiz ve bütün Anadolu ise halen son derece bakirdir. 

Dünyanın el atmasını da bekleyemeyiz ve izin veremeyiz zira bunlar daha ziyade parasal servetlerdir ve ilk önce tekniklerini öğrenerek kendimiz el koymamız gerekir tabi ki bilimsel ve yasal yöntemlerle. 

Tarih boyunca insanlar toplumsal bir yaratık olarak birçok medeniyet kurmuşlardır. Bu medeniyetlerin izleri gelecek nesiller tarafından binlerce sene müşahede edilmektedir. 

Bugün yapı teknolojilerinde gelinen nokta eski medeniyetlerden çok çok geridedir. Mesela Mısırdaki piramitler iki bin yıldır dimdik ayaktayken çok yakınlarındaki on, on beş katlı binalar inşasından kısa süre sonra yere çakılmaktadır. İstanbul’da surlar ve Galata kulesi binlerce yıldır dimdik ayaktayken yanı başındaki binalardan ömrü yüz yılı geçen azdır. 

Eski medeniyetlerin inşaatlarının enkazını kullanarak bile nice yapıtlar meydana getirmişizdir. Mesela Konya’nın Sızma – Bahçesaray civarından çektiğim resimlerde gördüğünüz çeşme resimlerini yakından inceleyin. Orada sütun başlıklarının ve tiyatro koltuklarının ana gövdeyi oluşturduğunu göreceksiniz. 

Burada görüştüğüm mahalleli vatandaşlar: burada beş on yıl önce bir yabancı arkeoloğun bir yıl çalışma yaptığını ve aradığı Büyük İskender mozolesini bulamayınca bıraktığını söylediler. 

Konya’mız bir çanak halinde ama bu çanağın etrafı tarihi yerleşkelerle doludur. Doğuda Bozdağ, batıda Lorasdağı, kuzeyde Tutup ve güneyde Gökyurt ve civarı her devir beşeriyete beşiklik eden ana noktalardır. 

Her yerde olduğu gibi bu alanlarda da define meraklılarının faaliyetleriyle, ortalığı kirizma eden kazılarıyla karşılaşmak mümkündür. Ama hiçbir zaman devlet ve hükümet yetkilileri bu işe el atmazlar ancak bir şikâyet olursa takibe başlarlar. 

Uluslararası yasaları bilmem ama bu kazışların resmileştirilmesinin bazı prosedürlere bağlı olarak imkan dâhilinde olduğunu da biliyoruz. O halde tonlarca altının ve sikkenin ekonomiye kazandırılması için hem de yasal yollarla istihdama katkı sağlaması için bürokrasi biraz daha hafifletilebilir. Hatta define uzmanlarına teşvik verilerek uzmanlıklarından yararlanılıp ülke menfaatine olağanüstü katkılar sağlanabilir. 

Şu anda bütün Türkiye’de antik tarihi kalıntılar resmen bizi kurtarın diye bağırıyorlar. Bu bağırma Konya’da da, Ankara’da da, İstanbul’da da duyulur, ülkenin ve Anadolu’nun bütün köşelerinde aynı durum vardır. 

Bütün Anadolu’daki medeniyetler katman katman birbirinin üzerinde yükselmektedir. Şu anda en üstte bizler varız. Bizim insanlığın geleceğine bırakacağımız eserler bir insan ömrünün geçmeyecek kadar kısa ömürlüdür oysa bizim üzerinde oturduğumuz medeniyetler binlerce yıllık eserler bırakmışlar ve bazılarını biz koruma altına almışız. Bazılarını da dünyanın yedi harikası diye ilan ederek turistik amaçlarla yaşatıyoruz. 

Gözümüz taşta toprakta değil ve olmamalıdır bizim gözümüz birinci olarak bizden önce birçok medeniyetin geçtiğini eserlerini görerek izlememiz ve dünyanın fani olduğunu kavrayarak Allah’a iman edip ahirete de hazırlık yapmamızdır. 

Bu konuda yüce yaratanımız eski eserleri, gezmemizi ve ibretle bakmamızı ve ona göre ayaklarımızı denk almamızı emreden bir çok ayet inzal buyurmuştur.

Kur’an-ı kerimin beş ayetinde “yeryüzünde gezin ve bakın sonları nasıl olmuş” buyurmaktadır, işte bu ayetlerden ikisinin meali:

“Sizden önce(ki milletlerin başından) nice olaylar gelip geçmiştir. Yeryüzünde gezin dolaşın da yalanlayanların sonunun nasıl olduğunu bir görün.” (Al-i Imran / 137)

“Andolsun biz, her ümmete, “Allah’a kulluk edin, tâğûttan kaçının” diye peygamber gönderdik. Allah, onlardan kimini doğru yola iletti; onlardan kimine de (kendi iradeleri sebebiyle) sapıklık hak oldu. Şimdi yeryüzünde dolaşın da peygamberleri yalanlayanların sonunun ne olduğunu görün” (Nahl / 36) 

İkinci olarak da yer altındaki atıl kapasitelerin insanlık yararına işletilmesidir. Bu yeraltı kaynakları ilahi de olabilir madenler ve madeni yağlar gibi beşeri de olabilir eliyle malları ve paraları saklamak gibi. 

Türkiye’miz her iki bakımdan da çok zengindir. Medeniyetler beşiği olan Anadolu’muzda 2000 yıl önceki medeniyetlerin taşlarından yararlanırken mesela mükemmel köşe taşlarını çeşmelerde binalarda hatta camilerde kullanırken Roma ve Bizans medeniyetlerinin ise definelerinden yararlanmamız gerekmektedir. Bunun için de define mevzuatının yeniden ele alınarak teşviklerle takviye edilip yeraltı kaynaklarımızın bu kanadı da ekonominin ve beşeriyetin istifadesine sunulmalıdır. 

Osmanlı devleti sırasında yeraltına para gömme diye bir şey olmadığından arkeolojik kazılarda Osmanlı parası bulana rastlayamazsınız, zaten dinimiz de böyle bir saçmalığa izin vermez.

Ama Osmanlı ve Anadolu’ya Türklerin gelişinden önceki medeniyetlerde buraları terk edenler belki tekrar geliriz ümidiyle ve belli işaretler koyarak menkul değerlerini bırakıp gitmişlerdir.

Bu söz konusu menkul değerler ülkemizin hakkıdır ve bunu ele geçirdiğimiz anda ekonomik olarak dünyanın en güçlü ekonomilerinden olmamız muhakkaktır. 

Neyse sözü sadede irca edelim. 

Biz burada sadece haber verdik, gerisi ilim adamlarına kalsın, gelsinler bulsunlar ilk yapanları, keşfetsinler bu mezarların esrarını. Balbal taşlarının endamını ve ihtişamını görsünler.

Profesörler doçentlik tezi versin burasını öğrencilerine ve anlaşılsın Anadolu’nun tarih kokan muhteşem bir köşesi daha.

Mükremin Kızılca

Düzenleme : 06 Nisan 2017 04:25 Okunma : 2407
Foto galeri