"Sen o küçük Türk kızı değil misin?" | Karamandan.com - | Karaman Haber

"Sen o küçük Türk kızı değil misin?" | Karamandan.com - | Karaman Haber

18 Ekim 2017 Çarşamba
"Sen o küçük Türk kızı değil misin?"

Yıl 1965, Belçika'ya göçün en yoğun olduğu sene..

Umutla çıkılan yola; geride her şeyini bırakarak çıktı o insanlar. Ailelerini, evlerini, mallarını, vatanlarını, dillerini, dinlerini ve onurlarını...

Mehmet amca Belçika'ya, Charleroi'da bulunan kömür mademinde çalışmak üzere geldi. 5 sene günde 18 saat çalıştı, kenara para koydu, ve ailesini getirtti.

Gün geldi hasretlik çekti, aç kaldı, uykusuz geceler geçirdi fakat pes etmedi. Yabancı bir ülkede, kendi memleketinde bulamadıklarını kazanmak için yılmadan çalıştı...

Eşi, iki kızı ve oğlunu 1970 yılında getirtti. Başta her yeni gelen aile gibi onlar da çok zorluk çekti. Belki bunu en çok yaşayanlar bilir...

Çocuklar okula başlarken Fransızca bir kelime bilmiyorlardı.
Belçika sisteminde devlet okulları ve hristiyan okulları vardır. 
Ayşe, Emine ve Ahmet ise evlerine yakın olduğu gerekçesi ile hristiyan bir okula yazılmışlardı.

    ⁃    "Ayşe Abla, ben çok korkuyorum"
    ⁃    "Neden ablam, korkma ben yanındayım"
    ⁃    "Öğretmen bize Fransızca konuştuğunda nasıl cevap vereceğim?"
    ⁃    "Belki başka Türk çocukları vardır, babam demedi mi burada çok Türk var diye, hatta Karamanlı da çokmuş"
Okulun ilk günü:
Sabah zil çalmadan iki öğretmen kendi aralarında konuşurlar:
    ⁃    "Bugün yine okula 3 Türk çocuk gelecekmiş"
    ⁃    "Bıktım şu yeni gelenlerden. Bütün sınıfın düzenini alt üst ediyorlar. Diğer öğrencilerin konsantrasyonu sürekli bozuyorlar"
    ⁃    "Neden öyle söylüyorsun, Julie? Onlardan çok farklı şeyler öğreniyoruz. Onlar sadece çocuk. Öğretmen olduğunu unutma lütfen"
    ⁃    "Unutmuyorum, umarım benim sınıfa düşmezler"

Köy okulunda her sene sınıf birinciliği ile senesini bitiren Türk kızı Emine, Julie öğretmenin sınıfına düşmüştü.

Kadın olmak ne demekti?

Anne mi? Yoksa sadece insan mı?..

    ⁃    "Girin çocuklar"
    ⁃    "Notre père qui est aux cieux , que ta volonté soit faite sur la terre comme au ciel, donne-nous aujourd'hui notre pain de ce jour, pardonne nos offenses comme nous pardonnons aussi à ceux qui nous ont offensés et ne nous soumets pas à la tentation mais délivre-nous du mal, amen" (her hristiyan okulda, sınıfta derse başlamadan önce bütün çocuklar ve öğretmen bu duayı söyler)
    ⁃    "Sen! Kimsin? Ve neden duamızı söylemiyorsun"
    ⁃    ...
    ⁃    "Cevap ver, bu yaptığın saygısızlık"

Sınıfta tek Türk olan Mustafa, öğretmene cevap verir (Fransızca)

    ⁃    "Madam Julie, bu kız Türkiye'den yeni geldi, komşumuz Mehmet amcanın kızı. Fransızca bilmiyor, ve Müslüman olduğu için bu duayı hiç duymamıştır"
    ⁃    "Avukatlık yapma Mustafa! Şimdi ismini sor bu kızın"
    ⁃    "Emine madam Julie"
    ⁃    "Tercüme et bakalım Mustafa, yarına bu duayı ezberlemeli, onu sözlüye alacağım"...

Emine için çok hoş bir karşılama olmamıştı. Ablası ve erkek kardeşi onun tersine, öğretmenleri tarafından gayet samimi ve insancıl bir karşılama ile ilk ders günlerine merhaba demişlerdi.

Zil çalmıştı, 3 kardeş bir birlerini gördüklerinde hem mutluluğu hem de hüznü aynı anda yaşamışlardı.

Emine ise hıçkırarak ağlıyordu fakat kardeşleri üzülmesin diye hiç bir şey söylemiyordu.

Okulun ikinci günü...

Emine korku içinde zilin çalmasını bekliyordu. O kadar çok korkuyordu ki, her yeri titriyordu. Ve zil çalar...


    ⁃    "Mustafa, Emine'ye söyle onu dinliyoruz"
    ⁃    "Emine ezberledin mi duayı? Öğretmen seni bekliyor"
    ⁃    "Evet, ezberledim.
Notre père qui est aux cieux , que ta volonté soit faite sur la terre comme au ciel, donne-nous aujourd'hui notre pain de ce jour, pardonne nos offenses comme nous pardonnons aussi à ceux qui nous ont offensés et ne nous soumets pas à la tentation mais délivre-nous du mal, amen"

Fransızca bilmediği için, Emine duayı arkadaşları gibi söylememişti fakat, elinden geldiğince bütün kelimeleri sıraladı.

Öğretmen çok şaşkın bir halde Mustafa'ya sorar:

    ⁃    "Mustafa, bir günde nasıl öğrenmiş? Üstelik Fransızca bir kelime bilmeden"
    ⁃    "Çok zekidir, ondan ezberlemiştir"
    ⁃    "Avukatlık yapma Mustafa, sorumu sor"
    ⁃    "Emine, öğretmen bir günde nasıl öğrendiğini merak ediyor. Valla ben de merak ediyorum gı, nasıl öğrendin?"
    ⁃    "Amcamın kızı 5 yıldır burda. Akşam bize oturmaya gelmişlerdi. Ailecek oturup çay iştik, sohbet ettik, öğretmen biliyor mu bilmiyorum ama bizde aile kavramı çok önemli, işte kuzenim tüm akşam bana duayı öğretti. O söyledi, ben tekrarladım"

Mustafa öğretmene Emine'nin söylediklerini tercüme eder...

Öğretmen çok şaşırır. Kendince uygar olmadığını düşündüğü bir ülkeden gelen, 10 yaşında ki ufak bir kızın bu azmi onu çok şaşırtmıştı. Belki de kendinden utanmış da olabilirdi...

Aradan yıllar geçer, Türkler artık Belçika'ya o kadar alışmıştır ki; kimine göre entegre olmuştur kime göre ise asimile... 

Evet uzun yıllar geçti aradan, Emine artık 35 yaşındaydı...

8 mart 1995, madam Julie'nin Charleroi mahkemesinde davası vardı. 
Oğlu, ondan habersiz bütün gayrimenkullarını satmıştı. 
Dava duruşması başlamıştı, hakim oturdu ve duruşmayı başlatacaktı ki...

Madam Julie, hakimin gözlerinin içine bakıyordu sanki onu bir yerlerden tanıyordu. Kimdi o? O parlayan gözler kime aitti? Gözlerini kapattı, yaşlılığın verdiği ağırlıktan olsa gerek hemen hatırlayamadı, sonra bir an gözlerini açtı...

    ⁃    "Sen o küçük Türk kızı değil misin? Geldiği ilk gün Fransızca duayı ezberleyen zeki çocuk?"
    ⁃    "Evet, benim Madam Julie, sizi hayatım boyunca hiç unutmadım biliyor musunuz? Hatta hakim olmama sebep olan kişi sizsiniz. Adaletin tarafında, ve haksızlığın karşısında olmak istedim. Evet, ben hala o küçük Türk kızıyım. Duruşma başlasın!"

Evet, iki gün önce dünya kadınlar günüydü...

8 mart dünya kadınlar gününde; nice şanlı, şerefli ve adaletli kadınlar yetişmesi dileğim ile.

Saygılarımla...

Arife Beyhan
10 mart 2017
Belçika

Okunma : 5519