Elmacı Mahmut Şahin Amcamız | Karamandan.com - | Karaman Haber

Elmacı Mahmut Şahin Amcamız | Karamandan.com - | Karaman Haber

30 Mayıs 2017 Salı
Elmacı Mahmut Şahin Amcamız

“Haydi” Denilince “Nereye” Diye Sormayan Bir Güzel İnsan:
Elmacı Mahmut Amca

Bugün de Karaman’ın yetiştirdiği bir başka büyük ve güzel insanlardan, Elmacı Mahmut Amca’dan bahsetmek istiyorum.

Küçük yaşta anne ve babasını kaybeden Mahmut amcamız Başyayla ilçemizde doğmuş, elma ticareti ile maişetini temin etmiştir. Namazlarını selatin camilerde cemaatle kılar cebinden eksik etmediği şekerleri camiye gelen çocuklara verir sevindirirdi. Yüzünden gülücükler eksik olmaz, herkese tebessüm ederdi. Maişetine katkıda bulunduğu fakir fukarayı ziyaret eder, kendisinden istenilen maddi manevi talepleri geri çevirmez muhakkak suretle yerine getirmeye gayret ederdi.

Mahmut amcamız kıymetini bilenler için bir dua ağacıydı. Ne zaman sıkışsak, başımıza maddi manevi bir musibet gelse, sanki gönül telefonumuzdan aranmış gibi hemen karşımıza çıkardı. Hiç unutmam; bir gün çocuklarımla beraber pazara giderken hiç beklemediğimiz bir anda önümüze çıkmıştı. Fırtınadan göz gözü görmüyordu. Hal hatır sormaya kalmadan biraz ilerimize balkondan bir çiçek saksısı düştü. O durdurmasa belki de üzerimize düşecek saksıdan kurtulduk.

Bir keresinde, öğretmen arkadaşımız ilköğretim öğrencilerini Cuma namazına getirir. Cami adabını, namazın nasıl kılınacağını uzun uzun anlatmasına rağmen, çocuklar maalesef cami içinde sükunetle durmazlar. Cemaatten bazıları homurdanmaya başlar. Öğretmen abimizin çok bunaldığı bir esnada Mahmut amcamız devreye girer ve çocuklar bir anda sütliman olur. Zira Mahmut amcamız çocukların ortasına oturup dağıttığı hediyelerle sükûneti sağlar.

Mahmut amcamız her gün muhakkak suretle memleketimizde bulunan, Şeyh Ali Baba Semerkandi, Siyahser Sultan, Emir Musa ve Demir gömlek adıyla maruf manevi büyüklerin kabirlerini ziyaret  eder, Ümmeti Muhammet e dualar ederdi. “Kardeşlerim bu zatların kıymetini ve değerini bilse her gün mutlaka ziyaret ederler, buralardan ayrılmazlar” derdi. Her Cuma Kazalpa ve Şehir mezarlıklarını ziyaret eder yediler kırklar ve velinimeti Hacı Rauf Efendilere hürmet ve  tazimle fatihalar ihlaslar okur, uzun uzun dualar ederdi. Yol güzergahında bulunan kardeşlerinin gönlünü alır, sıkıntılı olanları teselli eder, heyecanı artırır, moralleri düzeltir, herkesi güzel ve ebedi bir saadetle, cennetle müjdelerdi.

Hacı Mustafa Kamer ağabeyimiz anlatmıştı: Şehir dışında bir ahbabına hasta ziyareti için, belirlenen saatte arkadaşlarıyla hareket ederler. Yol refiklerinden biri gelememiştir. Bu esnada Mahmut amcamız, yol güzergahında kaldırımda görünür. Hacı ağabeyimiz arabayı amcamızın yanında durdurur ve arabaya davet eder. Mahmut amca hiç sorgu sual etmeden, “bekleyenlerim var benden eve haber vereyim” yahut “nereye gidiyorsunuz” demeden tam bir teslimiyet içinde arabaya biner. Çumra’da hasta ziyaretine gidilmektedir. Ziyaret yapılır ve geri dönülür. Hacı ağabeyimiz gerçek teslimiyet budur der. Büyükler boşuna dememişler: “Derviş, haydi denilince nereye diye sormayandır…”

Bir seferinde de Mahmut amcamız ticaret için Ankara’ya gider. Hacı Bayram Veli hazretlerini ziyaret eder. Camisinde vakit namazını kıldıktan sonra yol üzerinde bulunan lokantanın birine girer. Lokanta içkilidir. Amcamızı gören müşterilerden bir kısmı onu masalarına davet ederler. Mahmut amca nasıl  bir yere girdiğini farkına varır ama geç kalmıştır, geri çıkamaz. Kafaları demlenmiş müşterilerin ısrarı ile davet edilen masaya yaklaşır. Hazır bulunan mezelerden ikram etmek isterler. Kibarca teşekkür ederek geri çevirir. Muhataplarına “Allah’ın yasak ettiği içkiyi neden içiyorsunuz, çocuğunuzun ve ailenizin rızkını nasıl böyle bir yerde nefsinize harcıyorsunuz, Allah’tan neden korkmuyorsunuz, Allah’a neden harp ilan ediyorsunuz” şeklinde nasihatlerde bulunur. Müşterilerden bir tanesi “Hacı emmi şu parayı al da çık git” diye çıkışır. Mahmut amcamız, “Ben elma tüccarıyım, bende para çok, yaptığınız icraat helal olsaydı tüm masraflarınızı öderdim” der. Lokantanın havası bir anda değişir. Herkes pür dikkat amcamızı dinlemeye başlar. Amcamızın hal ve kal lisanıyla yapmış olduğu nasihatler ortamı yumuşatır, lokantayı bir hüzün havası sarar. Gözyaşları oluk oluk akar, kadehler kırılır, feryadı figan içerisinde tövbeler yapılır.

Mahmut amcamız her gün muhakkak hastaneye giderdi. Amcamızı tanıyan görevli abiler, ziyaretçisi gelmeyen hastaların yerini tarif eder, o da bu kimsesi olmayan garipleri ziyaret eder, gönüllerini alır, ihtiyaçlarını giderirdi. Hastanede bulunan tüm hastalara gıyab larında şifa ayetlerini okur ve derman bulmaları için dualar ederdi. Şehrimizin muhtelif yerlerinde kurulan semt pazarlarını ziyaret eder, satıcıların mallarının bereketine, müşterilerinde aldıklarından hayır görmeleri için dua ederdi. Pazar yerlerinde gafletin çok olacağı tenbihatında bulunur, kardeşlerini ikaz ederdi.

Mahmut amcamız yakinen tanıdığı fakirlerin ihtiyaçlarını gizlice giderirdi. Kendisinden para isteyen sahtekar bir vatandaşın istediğini yerine getirdiğini gören birisi, “borç verdiğin parayı alamayacağını bile bile nasıl ödünç veriyorsun” diye sormuş, o da “biz borç vermesek gidip bir mazlumu  dolandıracak” diye mukabelede bulunmuştu. Hafta içinde davet ettiği dostlarını, garip gurabayı Cuma namazını müteakip lokantada toplar, herkese fırın kebabı ikram ederdi.

Bir seferinde de abilerimizden birine kurban öncesi ,büyük baş hayvan kesmek istediğini söyler. Nasip olmayınca ortakları bir araya getiremezler. Mahmut amca bu esnada bir kaza geçirdiği için onunla bir müddet görüşemezler. Daha sonra caddede karşılaşırlar. Abimiz karşı kaldırımda, başını önüne eğip utancından yolunu değiştirmek ister. Mahmut amca avazı çıktığı kadar bağırır: ”Ben küs değilim, ben küs değilim.” Abimiz koşarak karşıya geçer amcamızın ellerine, boynuna sarılır.

Ömrünün son zamanlarında sırrımız ifşa olmasın diye varını yoğunu dağıtmış, açgözlü kargalar tarafından tüm malı mülkü yağma edilmiş, hatta üstüne üstlük bir de dayak yemiş, çenesi kırılmıştı. Haliden şikayetçi olmayıp hakkını bile aramamıştı. “Kimde ne hakkım varsa hepsini helal ediyorum.” Demiş, bu yiğitliği de göstermiştir.
Amcamıza Allah u teala evlat vermedi ama, arkasında binlerce kardeşi, seveni ve maddi manevi kazandığı gönülleri bıraktı. Şu beyiti dilinden hiç düşürmezdi:

Dövene elsiz ol sövene dilsiz ol.
İncitme canı terk et yalanı.

Mahmut amcamız kurak geçen sonbahar ile beraber kış mevsiminin ortasında, yağmur duası için toplanılan İmam-ı Azam Camisine cenazesi getirilmesiyle beraber önce yağmur ve kar yağışı başlamış. Kalabalık bir cemaatin iştiraki ile cenaze namazı kılınmış. Altı aydır yağmayan yağmur ve kar namaz esnasında yarım metreyi bulmuş, yollar kardan kapanmış. Evet, “malın ve imanın kimde olduğunu kimse bilmez” der atalarımız. Mahmut amca Dar-ul Beka’ya hicret ettiği gün şeb-i aruz (düğün günü) yani kuraklığa son veren ilahi rahmet ve berekete vesile olmuş çok sevdiği devamlı ziyaretinde bulunduğu yedilerin yanında daimi ikametine defin edilmiştir. Biz de kendisini  bir Fatiha ve üç ihlası şerif okuyarak yad edelim.

Necdet Baştoklu

 

Düzenleme : 08 Mart 2017 22:01 Okunma : 4319