“MÜLK ALLAHINDIR” | Karamandan.com - | Karaman Haber

“MÜLK ALLAHINDIR” | Karamandan.com - | Karaman Haber

30 Nisan 2017 Pazar
“MÜLK ALLAHINDIR”

Çoğu doksanlı yıllarda inşaa edilmiş apartmanların giriş kapısının sağ tarafında yahut üst kısmında asılı mermer bir levhaya yeşil veya siyah boya ile yazılmış “MÜLK ALLAHINDIR” yazısı, yılların ve mevsimlerin rengini soldurduğu bu soğuk beton yığınlarına karşı içimde başka bir sıcaklığın sebebiydi. Başka bir sıcaklığın sebebiydi çünkü benim de yıllarımı içerisinde harcadığım bu evler insanda yaşanmamışlık hissi uyandıran garip bir ürperti ile kaplanmıştı.

Birkaç dağın arasında sıkışıp kalmış, doğduğum köyün kerpiç ve taş evlerinde böyle bir tabela yoktu. Kimisi sırt sırta yaslanmış, kimisi bir avlunun ortasında bir başına, kimisi köyün kıyısında hür ve hüzünlü bir yalnızlığı olan, kimisi içinde oturanlar kadar birbiriyle iç içe ve akraba evler, haneler. Çarpık, düzenli, çirkin, güzel, bakımlı hepsi sade ve hepsi şahsına münhasır kişilikleri olan, hikayeleri ve yaşanmışlıkları olan evler. İçlerinde en hüzünlüleri, içinde yaşayan gençler bir sebeple şehre göç etmiş ve ihtiyarlarda köyün ortasındaki ebedi istirahatgaha taşındıkları için boş kalmış ve bir köşesinden, bir duvarından yıkılmaya başlamış, harabe olmuş evler. Hüznün samimiyetini ve sıcaklığını terk edilmiş bu viran evlerden öğrendim. Bir köy evinin penceresinden ışık sızmaması yahut ocağının tütmemesi yalnızlığı ve hüznü bir havanda döver kimsesiz ruhlara katık eder. 

“Korkma, sönmez bu şafaklarda yüzen al sancak;
Sönmeden yurdumun üstünde tüten en son ocak.” 

Akif'in garantisidir tüten en son ocak, milletin ve memleketin garantisi.

Köylerde ışımayan pancerelerden doğan telaşeler bilirim, “Suna teyzenlerin penceresi ışımamış bir koşu git uyandır, sahura kalksınlar.” En koyu yalnızlıklar içinde dahi dipsiz bir yalnızlıkta değildir köy evlerinde yaşayanlar. “Hadi oğlum şu bazlamalarla sıkmaları al Fatma garıya götür anamın selamı var de, bir istediği varmıymış sor, bacası tütmez garibin, kimi kimsesi yok, sevaptır.” Aldanmayın siz köylerdeki toprak damları altında sükut etmiş, lal olmuş bu evlere. Bu evler kendi lisanı ile haneden haber verir, köyde yaşayan insanlar bu lisanı iyi bilir, kelamın kalbi incittiği anlar vardır ve böyle zamanlarda insan kulağı ile değilde gözüyle gönlüyle işitirse gönüller yapar. Evet her ev içinde yaşayan hane halkının hikayesine bir mukaddimedir. Sıvası dökülmüş kerpiçleri ortaya çıkmış, kapısı penceresi boyasız, bacası eğri bir ev, evlat acısıyla yanıp tutuşan bir çift yüreğin hikayesini kendisine ağıt yapmış dillendirmektedir. O evin önünden, yanından, yakınından geçerken, ıslık çalınmaz, şarkı türkü söylenmez, gülünmez, şakalaşılmaz. Bu mukaddimeyi okuyan her Adem ihtarı alır yaşanılan hüzne hürmetini ve saygısını gösterir. Bir de her bahar erik ve kaysı ağaçlarına özenircesine kireç ile beyaz badana edilen, sabah akşam önü süpürülüp, duvar diplerine ve saksılara renk renk Hatmi çiçekleri, Kabe Süpürkeleri ekilmiş, umudun, sevdanın ve huzurun pastoral bir düş gibi sergilendiği evler. Yanında ve kıyısından geçen her Ademe Maşallahsız geçilmeyeceğini hatırlatan evler. Damına ay yıldızlı al bayrak asılmış bir ev görürseniz, önünde aş kazanları kaynayan, allı morlu gelinlerin kızların ürkek ceylanlar gibi saha sola koşuşturduğu, camiden çıkanın, dağdan gelenin, bağdan gelenin, köyden geçenin karnının doyurulduğu, duasının alındığı, bir güvey gibi içi gülen dışı gülen bir ev, kundaktaki bebekten tutunda beli bükülmüş ihtiyarlara varana kadar herkesi Allah'ın rızasına peygamberin kavline bir milletin sevincine buyur eder.   

İçinde yaşayanlar kadar ümmidir köylerde evler, bilmenin değilde bulmanın telaşını ve heyecanını yaşarlar. İçinde barındırdıkları hane halkı ile doğar, yaşar ve ararlar. Köyde bir evin inşaası belki birkaç nesil sürer, belirli bir zaman aralığına sığmaz, eklemeler olur, gerek duyulursa bir kısmı ambar, bir kısmı ağır olur, ihtiyaç duyulursa yeni odalar eklenir iki aileye bir hane olur. İçinde yaşananlardan nasibini alır, tecrübe eder, yaşlanır, hastalanır, hasretlik çeker. Gün gelir gün görmüş ak sakallı ev sahibi sırtını ona yaslar 17 yaşındaki torununa nasihat eder. “Var evi, kerem evi; yok evi, verem  evi demiş atalar, varlık bizim değil var edenindir bize düşen kerem etmek.” Kemale erenlerle kemale erer, zillete düşenlerle zillete düşer. Evet şu taşların, kerpiçlerin bir dili olsada anlatsa, feleğin hangi çemberinden geçmiş bu hane. Hangi sevinçler, hangi kavuşmalar, hangi hüzünler, hangi vedalar kök vermiş, boy sürmüş bu duvarların içinde? Nice bekliyeşlerin doğurduğu ümidin binbir rengine boyanmış sıvası toprak duvarlar. Tesbih tıkırtıları ile göz yaşlarının harman olduğu pişmanlıklar ile tövbeler sinmiş herbir yerine.

Köylerde evler meta değildir, zaruretten dolayı nadiren alınır ve satılırlar, maddi değerleri ile manevi değerleri arasındaki fark manidir meta olmasına. Meta değildir, toprağına katılan umut, ter ve inançla elde edilen harç ile inşaa edilmiştir ve bilinirki ne umudun, ne terin, ne de inancın günümüz piyasa düzeninde hiçbir karşılığı yoktur. (Bazı köylerde evlerin ederi haddinden fazladır, bunun sebepi evin ruhaniyetinden ziyade bir plaja yahut çok hızlı büyüyen bir kente yakınlığıdır.) Kendi doğduğum köyün bir gerçeğidir, bir evin viran olmasına göz yumulur ama satılmasına asla müsaade edilmez, o evi satmak maziyi satmak gibidir. Bir adam otomobilini sadece bir duvarı ayakta kalmış bir yıkıntının yanında durdurur, çocuklarıyla otomobilinden iner ve yıkıntıdan bir taş parçası alarak çocuklarına vasiyet eder. “Bir gün gidecek hiç bir yeriniz, sığınacak kimseniz kalmaz ise bilinki burada sizi bağrına basmaya hazır viranda olsa bir eviniz var ve bu ev babanızın mazisidir.)
    
Köylerdeki taş ve kerpiç evlerde “MÜLK ALLAHINDIR” tabelası yok. Sebebi gayet açık, bu sözün manasını sığdırabilecekleri büyüklükte bir mermer levha bulmak imkansız. Bu sözü bir kapının üzerine asıp manasını dünya telaşına ve modern zamanların soğukluğuna kurban etmektense, manasını hane halkının yaşantısına, gönlüne ve bu toprak evlerin ruhuna nakşetmek daha münasip görülmüştür. Bu yüzden köy evleri ruhu olan, yaşayan, sıcak ve samimi barınaklar olmuşlardır.

Ve nacizane bir tafsiye. Kentler ve beton binalarda yaşamaya mecbursak ve binalarımızın girişinde “MÜLK ALLAHINDIR” yazısı varsa, hiçbirşey yapamasak bile komşularımızla selamlaşalım ve binamıza ait küçük bir toprak parçası varsa gül dikelim.

    

Düzenleme : 25 Mart 2016 10:37 Okunma : 1481
Foto galeri