Mustafa Göncü Kimdir?

16 Şubat 1946’da, İstanbul/Kadıköy’de doğmuşum... Üç kardeşin ortancasıyım. (Şaziye Zafer, Mustafa ve Mehmet Necip) Annem, Karaman Eşrafından Kadı Bey...

16 Şubat 1946’da, İstanbul/Kadıköy’de doğmuşum... Üç kardeşin ortancasıyım. (Şaziye Zafer, Mustafa ve Mehmet Necip) Annem, Karaman Eşrafından Kadı Bey Ailesi’nin yedi çocuğundan altıncısı, Zeliha Göncü. (Fatma, Atike, Ziya, Dudu, Şevket, Zeliha ve Fahri) Babam, Akçalan Köyü kökenli Abdurrahman Efendi’nin üçüncü oğlu, Hüseyin Hüsnü Göncü.

(Necati, Zatiye, Ziya, Hüsnü ve Münevver) Ailem, annemin hastalığını teşhis ve tedavi eden, o yılların ünlü doktoru Akil Muhtar’ın emriyle (!) ve Dedemin (Kadı Bey) maddi katkılarıyla, 1945 Yılında İst- anbul’a göç etmiş... Üç yıl sonra da Karaman’a geri dönmüş!.. Kaderimde, İstanbul’un Kadıköy’ünde doğmak ve üç yaşıma kadar, İstanbullu olmak varmış… Karaman’daki toprak damlı evimiz, ilk okulumun (Güneş İlkokulu) yanı başındaydı. Okula başlama yaşına ulaşıncaya kadar; evimizin penceresinden, okul bahçesindeki öğrenciler arasından iki yaş büyüğüm ablamı izlemeye çalışır, pazartesi sabahları ve cumartesi öğlenleri yapılan törenlerde söylenen İstiklal Marşımızı, pencere önünde, “Hazır Ol” durumunda izlerdim... Bir an önce onların arasında olmak ve Ulusal Marşımızı onlarla birlikte söylemek en büyük dileğimdi...

Yaşım gereği, bu dileğim ancak 1952’de gerçekleşti. Siyah önlük ve kolalanmış beyaz yaka, hayatım boyunca unutamadığım ilk üniformamdı!.. Okul Müdürümüz Ahmet Şükrü Çiloğlu, Sınıf Öğretmenimiz (üçüncü sınıfa kadar) Şekibe Aksoy... 75 yaşımızda bile kendilerini unutamadığımıza bakarsanız, yaşamımızın ilk yıllarında çok önemli rol almışlar... Aynı mahalleden sınıf arkadaşlarım; Yavuz Afacan, Yaşar Sami Ölçer, Muhsin Abay, Şerife Pınarbaşı, Azime Özel, Salih Koçak ve şimdi adlarını hatırlayamadığım fakat çocukluk yüzleri hafızamda kayıtlı, pek çok kişi...

Okulumuzda, öğrenci sayısının fazlalığı ve derslik sayısının azlığı nedeniyle, sabahçı-öğlenci usulü eğitim veriliyordu... Üçüncü sınıftan itibaren, ben hem sabahçı hem de öğlenciydim!.. Okulda benden başka bir öğrenci daha yoktu çifte tedrisat gören!.. Amcamın oğlu Sadi Göncü, Okul Müdürümüz Ahmet Şükrü Çiloğlu’ndan rica ederek; boş geçecek olan günün yarısında sokaklarda top koşturmamam için, bana bu büyük torpili sağlamış!.. Bu engele rağmen, yaz kış demeden, evimizin karşısındaki bucakta (Dar sokak) hava kararıncaya kadar ve toz toprak içinde lastik topumuzla çift kale maç yapar veya kovboyculuk oynardık...

Üçüncü sınıfta, Şekibe Aksoy’un tayin olması nedeniyle yerine gelen Sezai Çelebi’nin öğrencisi olarak, sabahları 3-A arkadaşlarımla; öğleden sonraları da Ali Özenç’in öğrencisi olarak, 3-B arkadaşlarımla beraber eğitiliyordum!.. Ne torpilmiş ama, değil mi?

Beş yıllık torpilli eğitim sürecinde hiç unutamayacağım iki anımı paylaşmak isterim... Okul veya sınıf arkadaşlarımdan bu satırları okuyacak olan varsa, acaba hatırlarlar mı? Hem sabahçı hem öğlenci olmanın dayanılmaz eziyetinin yanında, bazı güzel tarafları da vardı...

Örneğin, beni bütün okul öğretmen ve öğrencileri tanıyor, okulun en popüler öğrencilerinden biri oluyordum!.. Ulusal bayramlarda okul flamasını taşıyor, bütün okulların katıldığı törenlerde kürsüye çıkıp, şiirler okuyordum... Bir 23 Nisan öncesinde, okulumuzu temsilen şiir okuyacak öğrencinin demokratik yoldan seçilmesi amacıyla; okul bahçesinde ve bütün öğrencilerin huzurunda, dört ve beşinci sınıflardan seçilmiş öğrenciler olarak yarıştık... Finale kalan iki kişiden biri bendim. Rakibim olan arkadaşım, kanaatime göre, benden daha iyi okumuştu şiirini. Müdürümüz Şükrü Çiloğlu, şiirler okunduktan sonra oylama yaptı... Bahçede, sıralar halinde dizilmiş öğrencilerin elleri benim için havaya kalktığında, Çiloğlu’nun hiç hoşuna gitmedi!.. Müdür Beyin favorisi, rakibim olan öğrenciydi ve onun kazanmasını istiyordu! Benim için havaya kalkan ellerin çokluğu, sayım yapmayı bile gerektirmiyordu... Bunun üzerine okul müdürümüz, yüzlerce öğrenciye hitaben şu uyarıda bulunarak, bize şiirlerimizi tekrar okuttu! “Çocuklar, biraz önce okunan şiirleri tekrar okutacağım. Bu sefer arkadaşlarınızı daha dikkatli dinleyin ve oylarınızı ona göre verin.”

Sonuç değişmedi ve o yılın törenlerinde, şiirleri ben okudum.

Bana yapılan ayrıcalıklı tutum ve davranışlar, öğrenci arkadaşlarımdan hiç tepki görmezken, bazı öğretmenlerin içsel tepkilerine neden olurdu! Örneğin, 4-B ve 5-B sınıflarında öğretmenim olan Ali Özenç, zaman zaman tepkisini saklayamazdı... Onun en sevdiği öğrencisi Azime Özel’di. Yıl sonunda, karnelerimizi aldığımız gün; sınıf birincisi olarak Azime Özel’i ilan ederek, kendisine bir kitap armağan etti... Kıskançlıktan öte, fena halde bozulmuştum...

Çok çalışkan bir öğrenci değildim ama en popülerdim... İkinciliği kabul etmeyecek kadar da kibirliydim!.. Tam bu esnada sınıfın kapısı açıldı ve Baş Öğretmenimiz Ahmet Şükrü Çiloğlu içeri girdi... Herkes ayağa kalktı ve “Oturun” komutu gelmediği için, kimse yerine oturamadı… Çiloğlu, “Bu yılın sonunda, okulumuzun en başarılı ve örnek öğrencisi olarak Mustafa Göncü seçilmiştir; kendisini tebrik ediyor ve bu kitabı armağan ediyorum” dedi ve beni yanına çağırarak, elindeki kitabı verdi... Ali Özenç kıpkırmızı oldu... Bozulma sırası bu kez ondaydı!..

Okul dışındaki zamanlarda, özellikle yaz tatillerinde; yakın arkadaşlarımla yaptığımız ve tüm mahalleleri, kaleyi, imareti, bahçeler arası tozlu yolları, değirmen üstünü, Boklu Bent’i içine alan bisiklet turlarımızı unutmak mümkün değil... Bu gezmelerden ve futboldan fırsat buldukça, daha doğrusu, babamın tatlı sert uyarılarının baskısıyla; zaman zaman manifatura mağazamızda, daha çok matbaamızda çıraklık yapıyordum... Bazen de babamla birlikte bulgurhanelerimizi dolaşıyor, sofralarımızın vaz geçilmezi bulgur pilavının hammaddesinin üretimiyle ilgili gözlemlerde bulunuyordum... Yaz tatillerinden birinde, manifatura mağazamızın önüne açtığım bir tezgâhta gazoz sattım...

Karaman’da bir sinema ve bir gazoz imalathanesi vardı, onlar da Ferit Çelebi’ye aitti. Oradan aldığım iki kasa gazoz (24 şişelik bir kasa gazoz, depozito hariç, 2,50 TL) ve buzhaneden aldığım bir kalıp buzla işe başladım!.. Tezgahtaki buz kalıbının üstüne gazoz şişelerini yatırıyor, donma derecesinde soğuyan gazozları buzdan alıp, yenilerini koyuyordum... Yaz sıcağında, böylesine soğutulmuş gazozlar gelen geçenlerin ve çevredeki esnafın ilgisini çekiyor ve iki kasa gazoz yarım günde satılıyordu... Pazarlama ve satış konusunda kuzenlerimden de (Dayı ve teyze çocukları) yardım alıyordum... Evdeki galvaniz sacdan yapılmış kovalardan (O yıllarda plastik kova yoktu!) ikisini seyyar satış ünitesi

olarak kullanmaya başladım... İçlerine soğutulmuş gazoz şişelerini koyuyor, üstlerini de tuzla karıştırılmış buz parçalarıyla örtüyordum...

Kuzenlerden birisi Buğday Pazarı ve Odun Pazarı bölgesine, diğeri de Kervansaray ve garaj bölgesine gidiyor, kovaları boşaltıp dönüyorlardı!..

Kuzenlerim de bu işten hem zevk alıyor hem de prim olarak, bedava gazoz içiyorlardı...

1955 yılında özel bir yasayla kurulan altı maarif kolejinden biri de Konya’da açılmış...

(Sadece erkek öğrenciler için ve sadece yatılı) Genç nesil, “Maarif” ne demek bilmiyor! Bilmeyenler için açıklayalım: “Maarif”, “Milli Eğitim” demektir. Bugünün Milli Eğitim Bakanlığına “Maarif Vekaleti”, Milli Eğitim Bakanına da “Maarif Vekili” denirdi... Karaman Ortaokulu’nun birinci ve ikinci sınıf öğrencilerinden Yüksel Gürşen, Zeki Erdal, Hasan Edalı ve Mustafa Kurşun; açılan yeni okulun giriş sınavlarına katılmışlar ve kazanmışlar...

Kaybolacak yıllarını göze alarak ve ailelerini de ikna ederek, paralı yatılı olarak Konya Maarif Koleji’ne girmişler... Benden bir yıl önce Güneş İlkokulu’ndan mezun olan arkadaşım Hasan Koçak da yukarıda adlarını saydığım ağabeylerimizden aldığı bilgilerin etkisiyle, 1956 Kolej Giriş Sınavları’na katılmış ve kazanmış... 1956 Eylül’ünde, o da Konya’daki bu okulun hazırlık sınıfında eğitime başlamış... İlk tatilde Karaman’a döndüğünde; okulu, okuldaki İngilizce eğitimi ve yatılı yaşamı öyle ballandıra ballandıra anlattı ki, benim için Konya Maarif Koleji sınavlarına girmekten başka seçenek kalmadı!.. Ben de amca oğlum Sadi Göncü’nün yardımıyla annemi ve babamı ikna ederek, Konya Koleji’ndeki Karamanlılar Grubu’na 1957’de katıldım... O yıl Karaman’dan, benimle birlikte, Nadir Harani, Mustafa Tolu ve Ahmet Hadimioğlu da Konya Koleji’ne girdiler... Sonraki yıllarda Karaman’dan o kadar çok öğrenci geldi ki; okuldaki çoğunluk, her yıl artarak bizdeydi!..

Toprak damlı evden, kiremit çatılı eve geçmemiz 1958 yılına rastlar. O yıl, ilk tatilde Karaman’a geldiğimde, İstasyon Caddesi üzerindeki, iki katlı, bahçeli, yeni evimizi gördüm...

Babam ve Dr. Baha Müderrisoğlu’nun önderliğinde kurulan “Güzel Evler Yapı Kooperatifi” nin tamamlanan inşaat çalışmaları sonucunda, sadece biz değil, onlarca aile de bizimle birlikte kiremit çatılı, modern evlerine kavuşmuştu... (Karaman’a son gidişimde, bu evlerin yerinde dört beş katlı apartmanların yapıldığını gördüm!) Bu evimizde uzun süreli yaşamamız mümkün olmadı!..

Çünkü, benim hasretime dayanamayan annemin ısrarıyla, ailem 1960’da Konya’ya taşındı...

Konya’ya taşınmamıza rağmen, Karaman’daki matbaamızın faaliyete devam etmesi nedeniyle, bir ayağımız Karaman’daydı!..

1965, ailemizin yine ve yeniden taşınmasına tanıklık ediyordu... Kolejden mezun olup, İstanbul Hukuk Fakültesi’ne başlamamdan birkaç ay sonra, benim yurtlarda kalmamı istemeyen anacığım, aileyi peşimden İstanbul’a sürükledi... Belki de sebep farklıydı!.. Anne ve baba tarafından akrabalarımızın pek çoğu, bizden çok daha önce İstanbul’a göç etmişlerdi... Nineler, teyzeler, halalar, dayılar, amcalar ve kuzenler İstanbul’daydı... Karaman’dayken, hemen hemen her gün birlikte olduğumuz; bayramlarda, yıl başlarında, düğünlerde derneklerde toplaşıp durduğumuz akrabalarımız... Çoğunluk Üsküdar’da oturduğundan, İstanbul’daki ilk evimiz Üsküdar/Salacak’taydı. Annem kardeşlerine, kuzenlerine ve oğluna kavuşmuş, mutlu olmuştu...

İş sadece Konya’daki evin toparlanıp İstanbul’a nakledilmesiyle bitmiyordu ki!.. Karaman ve Konya’daki matbaalar ne olacaktı? Babam İstanbul’da ne yapacak, neyle geçinecektik? Eve yerleşme ve çevreye uyum sağlama çok zaman almadı. Kardeşim, evin yakınındaki ortaokula başladı, ablam Beşiktaş Barbaros İlkokulu’nda öğretmenliğe... Sırada, matbaaların İstanbul’a taşınması vardı!.. Matbaaların yoğun olduğu Cağaloğlu semtinde, kiralık bir iş yeri bulmak hiç de kolay değildi. Dünya ve Akşam gazetelerinin bulunduğu Narlı Bahçe Sokak’ta, yarı bodrum bir yer kiralandı.

Karaman ve Konya’daki matbaalarda bulunan makine ve malzemeler bir kamyona yüklenerek İstanbul’a getirildi... Makineleri söküp taşınmaya hazırlayan hemşehrimiz Ali Kolata, bu kez montajları yapmak üzere, aynı kamyonla İstanbul’a geldi. Montajların tamamlanması ve matbaanın çalışır hale gelmesi birkaç haftayı buldu...

Kısa bir süre sonra, babamın Karaman’daki matbaayı emanet ettiği hemşehrimiz, arkadaşım Yaşar Bacak da babamın önerisiyle evini İstanbul’a taşıyarak, faaliyete hazır matbaada usta başı olarak çalışmaya başladı...

Her alanda olduğu gibi, matbaa makinelerindeki teknoloji de çok hızla geliştiği için, İstanbul’a getirip kurduğumuz eski model baskı makineleriyle bu piyasada iş bulup, rakiplerle yarışabilmek nerdeyse imkânsız hale gelmişti!.. Bu süreçte ben de her gün erken saatte matbaaya geliyor, Eminönü ve Sultan Hamam piyasasındaki üretici ve toptancılardan; broşür, fatura, irsaliye, etiket ve benzeri basım siparişleri almaya çalışıyordum... Pazarlamadan arta kalan zamanlarda, tulumumu giyip, makine dairesi ve mücellithanede, ustalara yardım ediyordum... Kısa bir süre sonra, hurda demir fiyatına satılan eski makinenin yerine; Frankenthal marka, ikinci el, otomatik bir kazanlı makine alınınca işlerimiz arttı ve para kazanmaya başladık...

Hukuk Fakültesi’ndeki iki yılım böyle geçti... Cağaloğlu ve Beyazıt, yürüyüş mesafesi kadar birbirine yakın olduklarından; vizeli dersler için koşa koşa üniversiteye gidiyor, dersten sonra matbaaya dönüyordum. Derslerin pek çoğunu takip edemediğim gibi, günün yorgunluğundan, akşamları da kitaplardan çalışamıyordum.

Buna rağmen, beş ders ve çift sınavdan (Önce yazılı, sonra sözlü) dördünü başardım. Fakat, Roma Hukuku denen ve Latince deyimlerle dolu, tuğla kalınlığındaki kitabın önemli bölümlerini dahi ezberleyemediğim için, tek ders başarısızlığıyla, hukuk fakültesinden ayrılmak zorunda kaldım... Karar aşamasındaydım! Ya matbaacılığa devam edecek ya da matbaayı terk ederek, yüksek tahsilimi tamamlayacaktım. İkinci yolu tercih edebilmem için, babamın yeni bir iş ortağına ihtiyacı olacaktı.

Konuştuk, tartıştık... Tesadüf bu ya, aynı süreçte, hısım yakınlığındaki hemşehrimiz Albay Hayati Çağlayan emekli olmuş ve hem bir meşgale olması hem de kazanç sağlaması için, bir iş düşünüyormuş!.. Babamla anlaştılar, ortak oldular. Hayati Bey’in emekli ikramiyesiyle, Heidelberg marka, ikinci el, maşalı bir makine alındı. Yeni yapılmış bir binanın ikinci katı kiralandı ve çok daha elverişli koşullarla, “Ümit Basımevi” tabelasından, “Hüsnü Hayat Matbaası”na geçiş sağlandı... Bu gelişmelerle, yüksek tahsilim için ikinci bir kapı açılmış oldu!..

Nişantaşı Eczacılık Yüksek Okulu’na gitmek istedim. Babam, “Çok iyi olur, evin yakınlarında bir eczane açarız, kasaya da ben otururum emekli olup...” demişti. Gel gör ki, okulun kontenjanı benim niyetimden çok daha önce dolduğundan, kısmet olmadı. Bunun üzerine, yeni bir aramaya giriştim. Öğretim kadrosunun çoğunluğunu İstanbul Hukuk ve İstanbul İktisat Fakülteleri’nin profesör ve doçentlerinin teşkil ettiği, Şişli İktisadi ve Ticari İlimler Yüksek Okulu’na (Şimdiki adıyla, Marmara Üniversitesi Siyasal Bilimler Fakültesi) kaydımı yaptırdım. Hukuk fakültesinden aşina olduğum ve geçer notlar aldığım derslerin çok yardımı oldu bana... Okulun ilk yıl ücretini babam ödedi. Kalan üç yılı ise, çalışıp kazanarak kendim finanse ettim. Türkçe ve yabancı dillerde yayınlanan ansiklopedi ve bilimsel kitapların pazarlama ve satışını organize eden bir şirkette, kısa bir süre tanıtım elemanı olarak çalıştıktan sonra, grup başkanımız olan Oktay Aşkıner’le ortak olup, aynı şirketten bayilik aldık. İstiklal Caddesi üzerindeki tarihi bir yapının birinci katında açtığımız ofisten, eğittiğimiz satış elemanları vasıtasıyla (Çoğu üniversite öğrencisi) yüzlerce kişiye ulaştık ve on binlerce kitap satışına vasıta olduk...

1971’de, okulun işletme bölümünden mezun oldum. Askerlik hizmetimi bir an önce yapabilmek amacıyla, Kadıköy Askerlik Şubesi’ne başvurdum. Ne var ki, yedek subay adaylığındaki yoğunluk nedeniyle, umduğum süreçte gidemedim. Bunun üzerine, uzun süredir aklımda olan reklamcılık sektörüne ilk adımı attım ve “Ajans 71”i kurdum. Müşterilerin ve işlerin çoğalmaya başladığı günlerde askerlik şubesinden çağrı geldi!.. Üstelik, 1972 yılının Haziran’ında, Nevres Sabiha’yla evlenmemi takip eden aylarda... 1973-1975 arasında, önce İzmir/Gaziemir, sonra Malatya Şoför Er Eğitim Alayı ve nihayet İstanbul Maltepe İkinci Zırhlı Tugay/Ulaştırma Bölüğünde askerlik hizmetimi tamamladım. Kıbrıs Barış Harekâtı nedeniyle, üç ay geç terhis oldum. Biz (122. Dönem) kıta hizmetindeyken çıkan yasayla dört aylık kısa askerlikten yararlananlar, bizden aylar sonra gelip, bizden önce gittiler!..

İki yıllık bir ara, Ajans 71’in müşterilerini kaybetmesine neden olduğundan, askerlik dönüşü işi yeniden toparlamak kolay olmadı!.. Bu yılların en güzel yanı, iki kez baba olma mutluluğunu yaşamamdır... 1976’da Selim, 1979’da da Yavuz dünyaya geldi... İşlerin düzeldiği ve para kazandığımız dönem içinde, 1980 “Bankerler Depremi” yaşandı...

Ekonomideki bu deprem, bankerlerle beraber, piyasadaki bazı firmaları da derinden sarstı. Bu firmalardan biri de ajansın en büyük müşterisiydi!.. Ajans için oldukça büyük bir cari hesap alacağı battı ve yeni toparlamaya başladığım iş yeniden sıfırlandı!.. Düşe kalka, 1984’e kadar Cağaloğlu Yokuşu’nu tırmanmaya devam ettim... Cağaloğlu’nu terk etmedikçe “matbaacı” etiketinden kurtulamayacaktım. Halbuki benim hedefimde, tüm mecralarda (Radyo, televizyon, gazete, dergi, dış mekan gibi) etkin reklamları yayımlanan bir ajansın sahibi olmak vardı... 28 Haziran1984 günü, on bir ortaklı anonim şirketimizin ana sözleşmesini notere tasdik ettirerek, Nişantaşı Vali Konağı Caddesi’ndeki bir binanın üçüncü katında, “Kurtlar Sofrası” olarak nitelendirebileceğim bu sektöre iddialı bir duruşla katıldık... Yıllar içinde; gıdadan inşaata, tekstilden otomotive, mobilyadan beyaz eşyaya, turizmden yapı market sektörüne; yurt genelinde marka olmuş, pek çok ünlü firmaya hizmet verdik... Bu süreç içinde, çeşitli nedenlerle ayrılmak isteyen kurucu ortakların hisselerini de alarak, yakın tarihe kadar, reklamcılığa devam ettim.

On yıldır, İzmir’in bir köyündeki evimizde, eşimle beraber emekliliğin tadını çıkarıyoruz…

İstanbul’da doğan ve çocuk yaşta Karaman’dan ayrılan bir hemşehriniz olarak, “Toprak Damlı Evlerin Çocukları” kitabı için, öz geçmişimi ve Karaman’la ilgili anılarımı yazmaya çalıştım… Yazımda adı geçen büyüklerimiz, akrabalarımız, dost ve arkadaşlarımızdan ebediyete intikal edenlere Allah’tan rahmet; yaşayanlara sağlıklı bir ömür diliyorum.

Sürç-i lisan ettiysek, af ola!

Bu içerik, Anı Bisküvi Kültür Yayınları tarafından Karaman 744. Türk Dil Bayramı ve Yunus Emre’nin 700. Ölüm Yıl Dönümü anısına basılan İbrahim Rıfkı Boynukalın imzalı “Toprak Damlı Evlerin Çocukları II” adlı eserden alınmıştır. İzinsiz kopyalanamaz. Yayın hakları kitap yazarının izni ile Karamandan.com'a aittir.

12 Eki 2021 - 09:45 Karaman- Kim Kimdir --- Okunma


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Karamandan.com Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Karamandan.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Karamandan.com editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Karamandan.com değil haberi geçen ajanstır.

01

Kadir Tan - karaman'da toprak damlı evlerin çocukları maşallah

zenginler kulübü üyesi ebeveynlere sahiplermiş...

hep söylerim,fakirlik kader değil,beceriksizliktir...

şükürler olsun,karaman'da beceriksizler bir elin

parmağını geçmiyor...

Yanıtla . 1Beğen . 0Beğenme 12 Ekim 14:46

Kaynak Ustaları - Torna Ustaları aranıyor.

Firmamız bünyesinde çalıştırılmak üzere kaynak ve torna ustaları aranıyor.

FATİH YILDIRIM - TALARANZA TARIM MAKİNALARI VE EKİPMANLARI

Danış Kitabevi bayan personel arıyor

Karaman Danış Kitabevinde çalıştırılmak üzere, en az lise mezunu bayan personeller alınacak. Başvuruların şahsen yapılması gerekmektedir.

03382127653 DANIŞ KİTABEVİ

KARAMAN Valide Sultan Mahallesinde Satılık Dükkan

Valide Sultan Mahallesi Abdülkerim Kılıç Caddesinde Özdoğan Camisi karşısı sokak içinde satılık 60 m2 Satılık Dükkan Detaylı bilgi ve gayrimenkulü ziy...

0(338) 213 40 72 EMLAK REYONU GAYRİMENKUL DANIŞMANLIĞI

Karaman Zembilli mahallesinde Satılık Dükkan

Karaman Zembilli Ali Efendi Mahallesinde 120 m2 Sağlık ocağı yanıda bulunan bodrumlu dükkan Eczane, Market, manav vb işler için uygun yüksek kira geti...

0(338) 213 40 72 EMLAK REYONU GAYRİMENKUL DANIŞMANLIĞI

Karaman Mahmudiye Mahallesinde Ara kat 3+1 Satılık Daire

Dairenin lokasyonu cumartesi pazarına yakın konumda, 4 katlı binanın 3. katında bulunmaktadır. Bina 2007 yılında yapılmış 14 yaşındadır. Satılık Daire...

0(338) 213 40 72 EMLAK REYONU GAYRİMENKUL DANIŞMANLIĞI

Karaman Ziya Gökalp Mahallesinde Satılık Lüks Daire

Dairemizin lokasyonu Karaman Valilik karşısındadır. Bina 3 katlı olarak toplamda 5 daire şeklinde inşa edilmiş, Ana cadde ile bina arasında yeşil alan...

0(338) 213 40 72 EMLAK REYONU GAYRİMENKUL DANIŞMANLIĞI

Karaman Kazım Karabekir Mahallesinde Satılık Daire

Kazım Karabekir mahallesinde 145 m2 3+1 yüksek giriş zemin kat satılık daire. Dairenin bulunduğu bina tek daire üzerine 4 kat olarak inşa edilmiş, bin...

0(338) 213 40 72 EMLAK REYONU GAYRİMENKUL DANIŞMANLIĞI

Karaman Külhan Mahallesinde Ultra Lüks 3+1 Satılık Daire

Bina her katta tek daire üzerine 4 kat olarak kurulmuş, daire 4 ncü katta bulunmaktadır. 165 m2 3+1 odalı dairenin giriş kapısı çelik, oda kapılar ise...

0(338) 213 40 72 EMLAK REYONU GAYRİMENKUL DANIŞMANLIĞI

Karaman 3. Toki Konutlarında Satılık Daire

Başakşehir Mahallesinde Satılık 2+1 Açık konsept Mutfak ve oturma odası mevcut. Satılık dairenin giriş kapısı çelik oda kapıları amerikan panel kapıdı...

0(338) 213 40 72 EMLAK REYONU GAYRİMENKUL DANIŞMANLIĞI

Karaman Zembilli Mahallesinde Satılık Daire

955 m2 arsa üzerine 400 m2 (brüt) alana sahip her katta 2 daire olacak şekilde, asansörlü olarak inşa edilmiş, binada toplam 2 adet dükkan 6 adet dair...

0(338) 213 40 72 EMLAK REYONU GAYRİMENKUL DANIŞMANLIĞI

Karaman Markaları

Karamandan.com, Karaman ile özdeşleşen markaları ağırlıyor.

+90 (532) 765 24 01
Reklam bilgi


Anket Ülkemizdeki Mülteciler Sınır Dışı Edilmeli mi?