Hatay Üyetürk Kimdir?

02 Şubat 1937’de Konya Devlet Hastanesi’nde doğdum. O günlerde Türkiye’nin birçok bölgesinde "Hatay bizimdir!" mitingleri düzenleniyordu. Bundan çok d...

02 Şubat 1937’de Konya Devlet Hastanesi’nde doğdum. O günlerde Türkiye’nin birçok bölgesinde "Hatay bizimdir!" mitingleri düzenleniyordu. Bundan çok duygulanan babam, bana Hatay adını vermiş, bu coşkuya o da katılmıştı. Daha sonraki yıllarda Karaman öğretmenler grubu Hatay’a bir gezi düzenledi. Gezide öğretmenler içerisinde öğrenci olarak yalnız ben vardım. Adımın Hatay olmasının avantajını daha on bir yaşında bana yaşatan öğretmenlerimi hiç unutamadım. Hepsini hayırla yad ediyorum. Eski dönemlerde soyadı olmadığı için aileler lakapları ile anılırdı. Mesela babam M. Zeki Üyetürk "Ermenekli Hacı Hüseyin", annem Fadim için de "Enver Efendilerden" diye bahsedilirdi. Bizi herkes dört kardeş olarak bilir: Şadiye, Erdoğan, Aysel ve Hatay. Oysa on bir yaşında apseli dişinin çekilmesiyle ölen Ertuğrul ağabeyimin acısını babam ve annem hiç unutamamıştı. Kişiliğin gelişmesinde tabii ki anne ve babanın büyük rolü var. Ancak öğretmenin hizmeti de çok büyük. Belleğimde yer etmiş bir anımı nakledeceğim:

HATIRALAR

‘İlkokul üçüncü sınıftayız. Bahçede iki arkadaş kavga ediyorlar. Öğretmenimiz de arkadaşlarımızı ayırırken birini okşayıp diğerini azarlıyor. Bir müddet sonra sınıfa girdiğimizde parmak kaldırıp söz istedim. "Öğretmenim siz haksızlık yaptınız" dedim. Kusurlu olan arkadaşımızın babası mevki sahibi olduğu için onu sevdiniz, diğer arkadaşıma tokat attınız” diyerek davranışını tenkit ettim. Buna karşın öğretmenim tebessümle karşıladı.

Eşim ile İstanbul’da tanıştık. Ben İstanbul Hukuk, eşim İstanbul Edebiyat Fakültesi’nde okuyordu. Ailelerimizin onaylamasıyla da 1965’te evlendik. Işık ve Uğur adını verdiğimiz iki evlâdımız oldu.

Kızım Işık, İşletme Fakültesi’ni bitirerek ev hanımlığını tercih etti. Oğlum Uğur ise Prof. Dr. Ürolog olarak Abant İzzet Baysal Tıp Fakültesi’nde görevine devam ediyor. Gelinimiz Ümmügül Tıbbi Onkoloji Bilim Dalında Prof. Dr. olarak mesleğini icra etmektedir. Kızımdan Ezgi ve Baran, oğlumdan Elif Ece, Yunus Kaan ve Zeynep Begüm adlarını taşıyan torunlarım var. Torunum Ezgi Bilgi Üniversitesi İşletme – Ekonomiyi bitirdi. Ezgi’den Arda isimli torunumun çocuğu oldu. Diğer torunum Baran, Robert Kolej ve Boğaziçi Ekonomi’yi bitirdikten sonra sonra uluslararası şirkette çalışıyor. Oğlumdan torunlarım, Elif Ece Almanya Münih Üniversitesi’nde, Yunus Kaan Bahçeşehir Üniversitesi’nde ve Zeynep Begüm İstanbul Avusturya Lisesi’nde okuyorlar. Üniversiteyi bitirdikten sonra Ekim/1962’de İstanbul Valiliğinde kaymakam adayı olarak maiyet memurluğu görevine başladım. Maiyet memurluğu döneminde Mut, Meriç, İhsaniye, Çayıralan isimli ilçelerde kaymakam vekili olarak, iki senelik staj dönemim tamamlandıktan sonraki dönemde Ağrı’nın Hamur, İçel’in Gülnar, Erzincan’ın Çayırlı, Isparta’nın Uluborlu ilçelerinde kaymakamlık yaptım. 1966 kaymakamlık görevinden istifa ederek eşim Perihan Silifke Lisesi’nde edebiyat öğretmeni olduğu için Silifke’de avukatlık stajına başladım. Bir yıllık avukatlık stajımın tamamlanmasıyla 1967 yılında Silifke’de avukat büromu açtım ve mesleğime başladım. 1982 tarihinde Silifke’den birçok güzel hatırları hüzünle geride bırakarak ayrıldım. İstanbul’a yerleşerek Bakırköy’de avukatlık mesleğime devam ettim. Ancak genç meslektaşlarımın önünü açmak niyetiyle 1998’den beri avukatlığı fiilen yapmama karşın baroyla ve büroyla ilişkimi kesmedim. Geçmişten bir anımı anlatmadan bitirmek istemiyorum…

Yatılı okuduğumuz Konya Lisesi’nin karşısında zaman zaman müzik programları yapılan park vardı. Akşam mütalaasından sonra yatakhanede yatarken birisinin Makber şarkısını okuduğunu duyduk. Bu ses yabancı gelmedi. Hemen arkadaşlar sessizce birbirlerini uyandırıp pencerenin yanında toplanıp Makber’i dinlemeye başladık. Bu sırada gece nöbetçisi öğretmenimiz bizi yakaladı ve olayı izah edince disiplin kuruluna vermekten vazgeçti. Burada Makber’i çok güzel sesiyle okuyan çok sevdiğimiz arkadaşımız rahmetli olan Ayhan Tosun’du.

Yıllar önce, gecenin bir yarısı, saat 04’lerde, kapının tokmağı kuvvetli ve hızlı hızlı vuruluyordu. Kapının sesini ilk duyan, “Kim o?” diyerek, pencereden seslendi. Cevap, "Ben Kemal, Zeki Bey Amcayı göreceğim. Bucakkışla’dan jandarma telefon etti. Acil doğum varmış, almaya gidelim mi? diye müsaade almaya geldim.” şeklindeydi.

Yatağından doğrulan o devrin Kızılay Başkanı Zeki Üyetürk, “Benzin al, hemen git. Maddi durumu müsait ise benzin parasını alırsın, değilse Kızılay hesabından ödeme yaparsın. Karaman Devlet Hastanesi’ne hastayı getirdiğinde de bana neticeyi haber verirsin. Haydi yolun açık olsun oğlum" diyerek, Kızılay cipinin şoförü Kemal Dinçkol’u uğurladı.

Bu gibi olaylar bazen geceleri iki üç defa olur, bütün bunlara rağmen başta Zeki Üyetürk olmak üzere ev halkı şikayetçi olmazdı. Hele, hasta hastaneye yatırıldıktan sonra aldığı haberden büyük mutluluk duyar, hatta gerekiyorsa bazı hastaları Konya Devlet Hastanesi’ne gönderirdi.

Bir gün "Vasıtanın benzin parasını ödemeyenlerin masrafı nasıl karşılanıyor?" diye sorduğumda, “Yarın birlikte gidelim, ondan sonra izah edeyim” dedi. Merakla sabahı bekledim. Saat 10.00 sıralarıydı. Sıcak bir yaz günü tren yolunu da geçerek, Karaman’ın kuzey istikametine doğru yol aldık. Daha önce de gittiğim için tanıdığım Kılbasan köyünde bir eve misafir olduk. Zeki Üyetürk’ün geldiğini görenler ve duyanlar " Hoş geldin " diyor, büyükler kucaklıyor, küçükler “Hocam, elini öpelim” diye kapanıyorlardı. Gelenler arasında köyün muhtarı da vardı. Daha önceki yıllardan alışık olan muhtar, “Hocam, isterseniz başlayalım” dedi. Ben de yanlarında, köyün dışına doğru yola koyulduk. Köyün çevresi çepeçevre harman yeriydi. İlk vardığımız harman sahibi "Hoş geldin hocam. Bu sene ekinler biraz zayıf, iki havayı buğday vereyim" dedi. Bu bağış vaadinde bulunanların adı, soyadı ve yaptıkları bağışlar bir kâğıda yazılıyordu. Kılbasan köyünün etrafını dolaşarak iki saatlik bir turla liste tamamlandı. Listenin biri muhtara verilirken diğer liste de Kızılay şoförü Kemal’e, muhasebecisine verilmek üzere teslim edildi. Köyün etrafını dolaşırken hepimiz toz içinde kalmıştık. Hele harmanlardan uçan arpa saplarının tozu vücutta yakıcı bir kaşıntı yapıyordu. Ben bu şartlarda bir daha bu geziye katılmamaya karar verdim. Ama Kızılay Başkanı Zeki Üyetürk alınan neticeden mutlu, hiç yorgunluk belirtileri göstermeden, kallavi fincanda muhtarın ikram ettiği sade kahveyi yudumluyordu. Akşama doğru Karaman’a dönerken, bundan sonraki gelişmeleri benim anlayacağım şekilde anlatmaya başladı;

"Karaman’ın yüzü aşkın köyü var. Bunlar içerisinde yardım yapabilecek köyleri gezerek bu bağışlar tespit edilir. Köylü mahsulü kaldırdıktan sonra muhtara vaat ettiği yardımı teslim eder. Toplananların tamamı Karaman TMO’ya getirilir. Teslim ederken başında getirilen köyün görevlisi, Kızılay’dan bir görevli ve getiren vasıta sahibi bulunur. Getirilen mahsulün alınan parası Kızılay’ın muhasebe kayıtlarına geçer. Bunun bir kısmı Kızılay genel merkezine gider, geri kalan Kızılay’ın hizmetlerinde harcanır. Nitekim hizmet veren cipin alınmasında, köylerden hastaların taşınmasında, ihtiyaç sahibi fakir kimselere yiyecek, giyecek, çocuklara okul için gerekli kalem, defter, önlük gibi yardımlar bu toplanan paralarla yapılır…" diyerek, uzun uzun izah etti. “Peki, bu kadar toz toprak içinde bu sıkıntıyı niye çekiyorsun yazık değil mi canına?” der gibi Zeki Üyetürk’ün yüzüne baktığımda "İşte işin en güzel tarafı bu, edilen dualarla, mutlu olan insanları gördükçe, ben de onlarla birlikte mutlu oluyorum. İlerdeki yıllarda bunun hazzını sen de yaşayacak ve daha iyi anlayacaksın…"

Bu yardımı yapan köylülerin çoğu, buradan kalkacak mahsulü satarak bir yıllık geçimlerini sağlayacaklar. Onların her birinin verdiği on havayı yardımla, yarım havayı yardım arasında fark yok. Onun için hepsi fedakâr, dayanışmanın değerini bilen saf ve temiz insanlar. Yapacakları yardımı yazdırırlarken onların mutluluklarını benimle birlikte sen de gördün. O yazın sıcağında düven sürerken, saman tozundan gözleri görünmüyor. Onun ayrıca vücutta yaptığı kaşıntı ayrı sıkıntı. Bak sen benimle biraz dolaştın, devamlı kaşınıyorsun. Bu can insanlar, bu sıkıntıyı bir ay bazen iki aya yakın çekecekler. İşte bu gezimizde, bir öğretmen ve baba olarak bizim insanlarımızı sana yakından tanıtmak istedim. Seni bizim dağ köylerine götürdüğüm zaman fakirliğin ve yardım severliğin örneklerini göreceksin. Onların vereceği kuru üzüm, yumurta gibi bağışlar, sofrasından ayırdığı lokmalarıdır. Göreceksin, çok fakir olmaların rağmen bizleri misafir etmenin mutluluğunu yüzlerinden okuyacaksın. Şayet onların köylerine gitmeyip Kızılay için yardım istemezsen gücenirler, üzülürler ve sitem ederler. İşte oğlum bu vatanın ve Karaman’ın evladı olmanla daima iftihar et."

KARAMAN’DAN ÇİZGİLER

İnsan kişiliğinin unsurlarından olan vefa duygusu, onu İNSANI KÂMİL yapan mühim beşeri duygulardan biridir. Nitekim, büyüklerimizi, arkadaşlarımızı çeşitli yollardan aradığımızda ve çağrılan bir düğüne, nikâha gittiğimizde, hasta ziyaretinde bulunduğumuzda veya bize aynı davranışlar yapıldığında büyük bir haz duyarız. Buna benzer örnekler saymakla bitmez. İşte bu davranışların içerisinde vefa duygusu vardır.

Zaman zaman Karaman’a eşimle birlikte giderim. Eski Karaman’ı sokak sokak gezemesek de mahalleleri dolaşırım. Hayalimde Şabaniye Camii’nin önünden çarşıya girer, leblebicilerin, fırınların, helvacıların önünden geçer, taze pidenin içine kaşıkla çemen sürdüren, susamlı helvayı paketlettirenleri görür gibi olurum. Züccaciye ve manifatura dükkânları arasında, bayram arifesinde koşarak elbisemi almaya gittiğim terzileri, ara sokakta bulunan ayakkabıcılardan yeni ayakkabımı aldığım günleri yaşarım.

Kaldırımların dahi hayallerime tanıklık etmesi, içime hüzünlü bir coşku verir. Yılların anılarını yaşarken, farkına varmadan Kale’nin eteğinde, Hecceler’de Kazalpa’da, Buğday pazarında, Değirmen üstünde, Kırmahalle’de, kendimi buluveririm. Bu arada en az bir günümü mezarlık ziyaretine ayırır, birçok mezar taşlarının yanında, yaşarken yaşadıklarımı, eşime anlatır, çocukluğumdan bu yaşıma kadarki hayatımın farkına varmadan özetini çıkarmış olduğumu hissederim.

Böyle bir kabir ziyareti vesilesiyle, babamın mezar taşındaki yazıların silinmiş olduğunu gördüm. Kabartma yazı olduğu için üzerindeki yazıları siyah yağlı boya sürerek tam okunmasını sağlamaya çalıştım. Bunu ben yapmak istediğimde, bu işin çok zor olduğunu, akan boyalarla daha da biçimsiz hal aldığını görünce üzülerek boyama işinden vazgeçtim. Ancak bir yıla yakın zamandan sonra Karaman’da mezarlığa tekrar uğradığımda, mezar taşındaki kabartma yazının siyah boya ile düzgün şekilde boyandığını gördüm. Boyama işini yapan kimseyi, teşekkür etmek için araştırmalarıma rağmen tespit edemedim. Aradan uzunca bir zaman geçtikten sonra, Karaman’ın yakıcı sıcağında uzunca uğraşıyla tertemiz, ancak bir ressam titizliğiyle yapılabilecek şekilde mezar taşını boyayan kimsenin Sayın Prof. Dr. Mimar İbrahim Hulusi Güngör olduğunu tesadüfen öğrendim. Bu ne soylu bir vefadır. Yıllar önce vefat eden Öğretmen Zeki Üyetürk’ün mezar taşındaki yazıyı hiçbir şey beklemeden yakıcı yaz güneşinin altında saatlerce uğraşarak boyama fedakarlığında bulunmak!

Ne tesadüftür ki, Sayın Prof. Dr. Mimar İbrahim Hulusi Güngör Bey ile ablası Samiye Hanımın ölümü üzerine, Ataköy 5. Kısım Camisi’nde kılınan cenaze namazında karşılaştım. Ve kendisine baş sağlığı dilerken, geciken minnet ve teşekkürlerimi ilettim.

İşte Karamanlılardaki soyluluğun güzel davranışı! Selam olsun Karaman dostlarına ve Karamanlılara!..

ANILAR

1948 yılının Ocak ayıydı. Soğuk bir kış günü, lapa lapa kar yağıyordu. Tam akşam olmak üzereydi ki babam beni yanına alarak evden dışarıya çıktık. Nereye gittiğimizi sormama rağmen söylemiyordu. Her halde sürpriz yapmak istemişti. Bir müddet sonra o dönemin birer sosyal etkinlikler yuvası olan Karaman Halkevi’nden içeriye girince bir gösteri olduğunu anladım ve çok sevindim. Salon çok kalabalıktı. Babam beni ön sıradaki bir sandalyeye oturtarak ayrıldı. Henüz perde açılmamıştı. Bir de baktım ki sahnede Halkevi Reisi Zeki Üyetürk göründü. Biraz sonra başlayacak olan tiyatroya Karamanlıların gösterdiği ilgiye ve tiyatronun yöneticisine teşekkür etti. Halkevinin etkinliklerinden de kısaca bahsederek sahneden inip yanıma oturdu. Nihayet perde açıldı. Sahnede tuluat tiyatrosu oynanıyordu. Seyirciler oyuna kendilerini öylesinde kaptırmışlardı ki salonu kahkahalarla, alkışlarla inlettiler. Yine o yıllardan birinde Halkevi Reisi Zeki Üyetürk Karaman’daki mahallelerin muhtar ve ileri gelenleri ile toplantı yaptı. Kış boyunca her mahallenin etkinlikler hazırlayarak yarışmalar yapmalarını istedi. Genciyle yaşlısıyla mahalleliler hazırlanarak on beşer gün arayla çalışmalarını sergilediler. Kırmahalle’nin oynadığı oyunda, o tarihlerde Karaman’ın ineklerini otlatan ve halk arasında çok sevilen, iri yarı, elinde asası, hafif aksak yürüyen HACI ARAP en çok alkış alan oyunculardandı. Oyun bittiğinde sahneye çıkan Zeki Üyetürk, "Arap el öpmeyle dudak kararmaz" derler şakasını yaparak, Hacı Arap’ı kucaklayarak yanaklarından öptü. Hem oyuna hem de bu tebrike yapılan alkışlar oldukça uzun sürdü.

Yine mahallelerden Hoca Mahmut sakinlerinin oyununda, Köroğlu’nun gözüne mil çekilirken sahnenin arkasında yanık sesle söylenen ağıt bütün salondakileri hüngür hüngür ağlattı. Bu gösteriler kış boyunca devam etti. Ayrıca bu sayede, etkinliklere katılanlardan bazılarının seslerinin güzelliği, çeşitli nitelikte kabiliyetlerinin de ortaya çıkmasına vesile oldu. Halkevine ilk gidişimde burada bir kütüphane olduğunu öğrendim. Fırsat buldukça kütüphanede bulunan ansiklopedilerden ve diğer kitaplardan istifade ettim. Ayrıca salonda, bizden büyükler tarafından ‘minderde takla, çeşitli atlamalar, güreş gibi’ sportif çalışmaları seyrettim.

Yine o dönemde, Türkiye’de GEZER KÜTÜPHANE’nin ilk örneğini Karaman vermiştir. Görevlendirilen bir kişi üstü tenteli atlı araba ile belli gün ve tarihlerde mahallelerde gezer, okuma meraklılarına on beş gün sonra iade edilmek üzere arzu edilen kitapları verirdi. Böylece aynı romanı, hikâyeyi birçok kimsenin okuyabilmesine imkân sağlanır ve okuma kültürü kazandırılırdı. Bu anılarımı yazarken halkevlerinin politik tarafını düşünmedim. Zira öğretmenim ve babam Zeki Üyetürk’ün bizlere yaptığı nasihatlerden birisinde "sohbetlerinize siyasal, dinsel ve etnik münakaşaları sokmayın. Bu kırgınlıklara neden olurken, sizlere olan güvenilirliğe de zarar verir" demişti. Yeni nesil Karamanlı ve Karaman dostlarının geçmişten serpintiler yaparak geçmişleriyle iftihar etmelerindeki haklılıklarını belgelemek istedim. Bu arada Karaman’a hizmet eden Karamanlı ve Karaman dostlarının öbür aleme gidenlerine rahmet dilerken, yaşayanlarına da sevgiler ve saygılarımı sunarım.

GEÇMİŞTEN BİR SAYFA

Komşularla istasyondaki yeşil alana yapılacak kıra gitme heyecanı günler öncesi içimize düşerdi. Yol boyunca koşuşur, kimimiz çember çevirir, kimimiz makaralardan yapılan arabamızı sürerdik. İstasyon yolundaki kavakların rüzgârda sallanırken çıkardığı hışırtıyı hala kulaklarımda bir nağme gibi hissederim. O zaman yegâne ulaşım araçlarından olan posta treni, genellikle öğle saatlerinde karşılıklı olarak istasyondan geçerdi. Yolcular inip binerken lokomotife gerekli olan su da depoya doldurulurdu. Makinist oluşan fazla islimi (buharı) boşaltmak zorunda kalınca, oraya yakın olan herkes buharın içinde kalırdı. Zaman zaman da trenin bacasından koyu bir duman verilir, bir anda adeta herkes gözden kaybolurdu. Bir müddet sonra dumanın etkisi gider fakat isinin üzerimize yağdığını görürdük. Bu arada lokomotifin yağcısı da her tarafı is içerisinde elinde yağdanlık, trenin tekerleklerini yağlardı. Yapılanlara ilgi ile bakanları da tebessüm ederek selamlardı.

Trenin penceresinden bakan yolcularla göz göze gelinir, gözler birbirini yaşa göre etkiler veya öyle zannedilirdi. Tren ayrılış düdüğünü çaldığında, sanki içinizden bir parça gidiyormuş gibi gelirdi. Bir müddet sonra istasyon adeta terk edilmişliğin hüzün ve sessizliğine bürünürdü. Anılarımı yaşama için yıllar sonra istasyona gittiğimde çocukluğun pembe dünyasında yaşadığım duyguların, gerçeklerden farklı olduğunu gördüm. Çünkü o yıllarda dünyanın en büyük salonu imiş gibi algıladığım bilet gişesi ve içerisinde koşmaca oynadığımız bekleme salonu ne kadar küçülmüş!.. Ambar bölümü mahzun, büfe küskün… Çevresinde tavus kuşları, gulu gulu dediğimizde veya ıslık çaldığımızda hep birlikte cevap veren hindi sürüsü gezinmiyor artık.

Su içtiğimiz çeşme, o içten gelen şarıltı sesini kaybetmiş. Tren geldiğinde koşarak su almak isteyenlerin gelmeyişinden olsa gerek tadını da değiştirmiş. Yolcu getiren, yolcu götüren körüklü faytonlar kaybolmuş. İstasyon parkından gelen müzik nağmeleri de susmuş…

Çevresindeki yeşillikler, sanki geçmişini arayan sevgili gibi sararmış solmuş. Yazın, çiftçinin kaldırdığı mahsulleri ofise satmak için gelip giden araba ve kamyonların geçerken kaldırdığı o toz bulutu yok olmuş. Mis gibi kokan toprak, asfaltın altına bırakılmanın isyanı içerisinde ara ara yolun üstüne çıkmaya çabalarken asfaltı parçalamış. Talebeliğimizde büyük bir coşku ve heyecanla katıldığımız milli bayramlarımızın yapıldığı törenlere ev sahipliği yapan, etrafı ağaçlarla çevrilmiş futbol sahasının da doğallığı kaybolmuş. Beton yığınları haline gelmiş. Yokluğunu dile getirdiğim uzun geçmişten kalan anılarımı sorgularken acaba diyorum, çocukluğumu mu arıyorum?

Bütün bu duygularımın, Karamanlı ve Karaman dostlarının şehrimize yaptığı hizmetlerin ve birlikte olma bilincine erişilmesinde büyük katkı sağlayan iş adamlarının, çalışan yerel yönetimlerin ve yöneticilerinin geçmişte olduğu gibi bugün de olması en büyük tesellimiz ve gururumuzdur.

Bu içerik, Anı Bisküvi Kültür Yayınları tarafından Karaman 744. Türk Dil Bayramı ve Yunus Emre’nin 700. Ölüm Yıl Dönümü anısına basılan İbrahim Rıfkı Boynukalın imzalı “Toprak Damlı Evlerin Çocukları II” adlı eserden alınmıştır. İzinsiz kopyalanamaz. Yayın hakları kitap yazarının izni ile Karamandan.com'a aittir.

01 Eki 2021 - 09:05 Karaman- Kim Kimdir --- Okunma


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Karamandan.com Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Karamandan.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Karamandan.com editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Karamandan.com değil haberi geçen ajanstır.


Bay-bayan personel alınacak

YURTSEVER PETROL OTOGAR Şubesi’nde çalıştırılmak üzere bay bayan akaryakıt Satışı ve markette görev alabilecek takım arkadaşları alınacaktır. Müracaa...

0541 735 67 76 YURTSEVER PETROL

LÜKS VİLLA-KALİTELİ MİMARİ VE FULL AKILLI EV SİSTEMİ- ÖZEL HAVUZLU- KENDİNİZİ ŞIMARTIN..

0(533) 894 81 64 OTTAVİA KUSADASİ

Vasıflı vasıfsız personel alınacak

Karaman'da faaliyet gösteren Desobsan Elktronik Soba Sanayi'de çalıştırılmak üzere vasıflı vasıfsız personeller ve kaynakçılar alınacaktır. Müracaatl...

0 (543) 382 67 59 DESOBSAN ELKTRONİK SOBA

Kaynak Ustaları - Torna Ustaları aranıyor.

Firmamız bünyesinde çalıştırılmak üzere kaynak ve torna ustaları aranıyor.

FATİH YILDIRIM - TALARANZA TARIM MAKİNALARI VE EKİPMANLARI

Karaman Külhan Mahallesinde Ultra Lüks 3+1 Satılık Daire

Bina her katta tek daire üzerine 4 kat olarak kurulmuş, daire 4 ncü katta bulunmaktadır. 165 m2 3+1 odalı dairenin giriş kapısı çelik, oda kapılar ise...

0(338) 213 40 72 EMLAK REYONU GAYRİMENKUL DANIŞMANLIĞI

Karaman Zembilli Mahallesinde Satılık Daire

955 m2 arsa üzerine 400 m2 (brüt) alana sahip her katta 2 daire olacak şekilde, asansörlü olarak inşa edilmiş, binada toplam 2 adet dükkan 6 adet dair...

0(338) 213 40 72 EMLAK REYONU GAYRİMENKUL DANIŞMANLIĞI

Karaman Medreselikte Satılık Dağ Evi

Şehir hayatının yorucu temposu, artan gürültü ve çevre kirliliği gibi sorunlarından kurtulmak ister misiniz? Oksijeni bol, temiz havasıyla ve doğal gü...

0(338) 213 40 72 EMLAK REYONU GAYRİMENKUL DANIŞMANLIĞI

Web Yazılım Uzmanı

Şirketimiz bünyesinde görevlendirilmek üzere Karamanda ikamet eden yada edebilecek (Freelance veya Remote değil); NodeJs, AdonisJs, ReactJs, teknoloji...

DİJİBİZ YAZILIM TEKNOLOJİLERİ

Karamanda Sanayi imarlı Satılık Arsa 2400 m2

Karamanda Sanayi imarlı Satılık Arsa 2400 m2 Satılık Arsa Sanayi imarlı, Depo, Sanayi dükkanı, vb inşaat alanları için uygundur. B-1 (bitişik nizam te...

EMLAK REYONU GAYRİMENKUL DANIŞMANLIĞI

Karaman Markaları

Karamandan.com, Karaman ile özdeşleşen markaları ağırlıyor.

+90 (532) 765 24 01
Reklam bilgi


Anket Asgari ücret ne kadar olmalı?