Bülent Aksoy Kimdir?

22 Kasım 1947'de Konya'da doğdum. Orta öğrenimimi Konya Maarif Kolejinde tamamladıktan sonra girdiğim Istanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesinin İng...

22 Kasım 1947'de Konya'da doğdum. Orta öğrenimimi Konya Maarif Kolejinde tamamladıktan sonra girdiğim Istanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesinin İngiliz Dili ve Edebiyatı Bölümünden mezun oldum. Aynı üniversitede İngilizce okutmanı olarak çalıştım. Daha sonra yine aynı fakültenin Sanat Tarihi Bölümünde doktora çalışmamı tamamladım. 1992'de öğretim üyesi olarak Boğaziçi Üniversitesi Çeviribilim Bölümüne geçtim. Yirmi yıl bu bölümde görev aldıktan sonra 2012'de emekliye ayrıldım, bundan sonra aynı bölümde 2019'un sonuna kadar yarım zamanlı öğretim üyesi olarak ders vermeye devam ettim.

1996'dan bu yana Istanbul'da özel bir radyo istasyonu olan Açık Radyo'da (FM 95.0) haftalık musıki programları yayımlıyorum. 1998'de radyo arkadaşım Ersu Pekin'le birlikte Sedat Simavi radyo ödülünü kazandım. Arşiv değeri taşıyan eski radyo kayıtları ile taş plakları temizleterek albümler halinde yayımlayan Kalan Müzik için yirmi albümü kitapçıklarla yayıma hazırladım

Osmanlı- Türk musıkisinin tarihi, İngiliz dilinin etimoloisi, sanat-edebiyat kuramları, Türkçenin doğru bir şekilde kullanılması başlıca ilgi alanlarımdır. 1969'dan bu yana bu alanların konuları üzerine yazıyor, çeviriler de yayımlıyorum. Makalelerim dışında aşağıdaki kitapları yayımladım.

Sermüezzin Rifat Bey’in Ferahnak Mevlevî Ayini, 1991.
Avrupalı Gezginlerin Gözüyle Osmanlılarda Musıki, 1994, 2003.
Geçmişin Musıki Mirasına Bakışlar, 2008.
Introduction to the Etymology of the English Language for Turkish Speaking Learners, 2020.

Çevirilerim arasında en önemlileri şunlar:
Perry Anderson'dan Batı Marksizmi Üzerine Düşünceler, 1982, 2004;
Béla Bartók'tan Küçük Asya’dan Türk Halk Musıkisi, 1991;
Eugenia Popescu-Judetz'den Türk Musıki Kültürünün Anlamları, 1996.

1967'den beri Istanbul'da yaşıyorum. İki kızım var. Büyük kızım Doç. Dr. Sanem Aksoy Dursun Istanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesinde; öbür kızım Doç. Dr. Cânâ Aksoy Poyraz da Cerrahpaşa Tıp Fakültesinde öğretim üyesidir.

Eşim Nazan'la 1976'da evlendik. O da benim gibi İngiliz Dili ve Edebiyatı Bölümü mezunudur. Nazan İngiliz Edebiyatı dalında profesör oldu; Istanbul, Marmara, Bilgi üniversitelerinde kırk yılı aşkın bir süre öğretim üyesi olarak çalıştıktan sonra, Covid-19 salgınının başlarında emekliye ayrıldı.

Kardeşlerim iktisatçı Dr. Ercüment Aksoy ile eczacı Nilgün Aksoy ortaöğrenimlerini Karaman'da tamamlamışlardı. Ercüment ABD'de öğretim üyesidir; Nilgün de Ankara'da eczacılığa devam ediyor.

Hâtıralarım

Gerçi Konya'da doğmuşum, ama bu tamamıyla bir tesadüf. Annem babam o sırada Karaman'dalarmış, o yıllarda ilçede doğumevi bulunmadığı için Konya'ya gidip şehirdeki doğumevine başvurmuşlar.

Annem Avukat Ali Galip Tartanoğlu'nun kızı Nezahat Aksoy, babam Emekli Topçu Kıdemli Albay Şemsettin Aksoy'dur. Babam aynı zamanda avukattı. Ankara Hukuk Fakültesini derslere devam etmeden, dışardan verdiği sınavlarla bitirmişti. Yirmi beş yıl silahlı kuvvetlerde subay olarak görev aldıktan sonra emekliliğini istemiş, bir yirmi beş yıl da Karaman'da avukat olarak çalışmıştı. Karaman ortaokulunda yıllarca ders vermiş olan, ilçede pek tanınmış bir öğretmen olan Şekibe Aksoy halamdır.

Babamın babası Hamdi Aksoy'u hiç tanıyamadım. Ben daha ilkokuldayken ölmüş. Haberim bile olmamıştı. Dedem Karaman Kaymakamlığında tahrirat kâtibiymiş.

Büyükbabam 1888-1972 yılları arasında yaşadı. Onu kaybettiğmiz zaman üniversite öğrencisiydim. Yaşadığı yıllarda sadece Konya ilinin değil, Türkiye'nin en kıdemli hukukçularındandı. Osmanlı döneminde Istanbul'daki Mekteb-i Hukuk'ta okumuştu. Meslek hayatının ilk yıllarında değişik şehirlerde hâkim olarak da görev almıştı.

Büyükbabamın hayatı roman konusu olacak kadar maceralıydı. Birinci Dünya Savaşı, Kurtuluş Savaşı gazilerindendi. Sırtında kurşun izleri vardı. İnanılmaz olaylarla dolu savaş hâtıralarını zaman zaman anlatırdı. Fakat ben o zaman olgun bir yaşta olmadığım için anlattıklarını ne yazık ki tam anlamıyla değerlendirememişimdir. Çok şey kaybettiğimi ancak o öldükten sonra fark edebildim. "Ah, büyükbabam şimdi sağ olsaydı da şunları bir daha anlatsaydı" diye dövündüğüm çok oldu.

Hatırladıkça dövündüğüm bir konu daha var. Türkçenin tarihine, kullanımına çok meraklıyım. Anneannem Feride Tartanoğlu Karaman'ın köklü bir ailesinin kızıydı. Vaktiyle fark ettiğim ama yine değerlendiremediğim önemli bir meziyeti vardı. Konuştuğu Türkçe gözden kaçmayacak bir zenginlik taşıyordu. Öyle deyimler kullanırdı ki, şaşakalırdım. Hiçbir yerde duyamayacağımız yakası açılmadık sözler....

Bunların dilcilik açısından özel bir değeri vardı. Bir gün bunu kendisine söyledim. Bu kadar deyimi nasıl öğrendin annenanne; sen konuşurken yanına bir teyp koymalı, ağzından çıkan her sözü kaydetmeli dedim. Evladım, benim bildiklerim pek bir şey değil, sen rahmetli dostum Ayşe'nin konuşmasını dinlemeliydin demişti. Demek ki, o da farkındaydı konuştuğu dilin zenginliğinden. Bir gün o konuşurken yanına bir teyp koydum. Ama işte, haydi konuş deyince olmuyor. İnsan ancak bir konuya kendini verdiği, neşelendiği, heyecanlandığı, öfkelendiği zaman o parlak sözleri kullanabiliyor.

Anadolu'nun öteki illeri gibi Karaman'ın da kendine özgü bir dili vardır. TDK'nin sözlüğünden bu yöre ağızlarını tanıyabilirsiniz. Ama bu derlemede daha ziyade kelimeler vardır; deyimler pek yoktur. Ben bu kaybı biraz olsun giderebilmek için çocukluğumdan beri Karaman'da duyduğum, hatırlayabildiğim sözlerden oluşan bir "Karaman yöre sözlüğü" hazırlayıp bilgisayarımda dosyaladım.

Babamın görevi dolayısıyla ilkokula Niğde'de başladım. İkinci sınıfa başlarken kardeşlerim boğmaca hastalığına yakalanmışlardı. Hastalığın bana da bulaşması tehlikesi karşısında okuldan geri kalmamam için annem babam beni Karaman'a gönderdiler. İkinci sınıfı anneannemle büyükbabamın yanında, Cumhuriyet İlkokulunda okudum. Teyzem

Nebahat Tartanoğlu (daha sonra Yazan) ilkokul öğretmeniydi. İstiklal, Cumhuriyet ilkokullarında görev almıştır. İkinci sınıfta Şükrü Bey'di sınıf öğretmenim, esmer, şişmanca, babacan bir adamdı . Başöğretmenimiz Cafer Eray çok ciddi, mesleğine bağlı bir eğitimciydi. Bir gün sokakta bir arkadaşımla bilya oyunu oynarken bizi yakalamış, bilyaları elimizden alıp ikimizi de azarlamıştı.

O yıllarda hatırladıklarım arasında şu öğretmenler vardır: kocasını bir kaza sonucu vakitsiz bir yaşta kaybeden Talia Denli, Mehmet Çamlıbel, Şükriye Harani, Mukaddes Güzelant ...

Büyükbabamın evi Topucak mahallesi Mansur Dede Sokağındaydı; toprak damlı, bir iç avlusu olan geniş bir evdi. Benim çocukluğum,

delikanlılık yıllarım babamın görevli olduğu yerlerde geçti. Ama annemle babam doğma büyüme Karamanlı oldukları için babamın yıllık izinlerini hep Karaman'da geçirirdik. Karaman'da mahalle arkadaşları bile edinmiştim.

En sık görüştüklerim İğneci Emin Efendi'nin oğlu Yılmaz Canel ile, Rıfkı-Nâzım Boynukalın kardeşlerdi.

Rıfkı benim gibi Fenerbahçeliydi. Birlikte futbol oynadığımızı hatırlıyorum. O mahallede futbol iki evin bahçe duvarları arasında kalan, herkesin gelip geçtiği, futbola hiç de elverişli olmayan sokaklarda oynanırdı; kaleler de iki paralel duvarın bitim noktaları arasındaki açıklıktı.

Aralarında Rıfkı'nın da bulunduğu, mahalleleden birkaç çocukla birlikte meşhur "Boklu Bent"e gidip "çimdiğimizi" çok iyi hatırlıyorum. İlk defa suya girmiştim o gün. Boklu Bent suyu bozbulanık bir dereydi. Resmî adı var mıydı bu derenin, bilmiyorum, ama herkes bu adla anardı. Bu dereyi o yıllarda bilmeyen yoktu. Yıllar sonra Boklu Bent'in kuruduğunu duyunca içim cız etmişti.

Karaman'da çocukluk yıllarımdan başlayarak nice yıllar görüştüğümüz bir arkadaşım da Remzi Tartan'dır. Remzi gerçekten çok sevdiğim, çok temiz, pırıl pırıl bir insandır. Ağabeyiyle birlikte Karaman'ın gazete bayiliğini üstlenmişlerdi. Onun başında bulunduğu dükkânda aynı zamanda kitap da satılırdı. Her gün gazete almak için oraya uğrar, yeni gelen kitaplara bakar, Remzi'yle sohbet ederdim.

Futbolu çok severim. Karaman'ın 1950'lı yıllarda dört takımı vardı: İdman Yurdu, Larende, Kalespor, Altuğspor. İlk ikisi daha uzun ömürlu oldu. Maçlar istasyona yakın bir yerdeki toprak sahada oynanırdı. Tribünü filan yoktu, o sahanın kenarında birçok maç seyrettim. İdmanYurdu'nun kalecisi Mithat'tı (Demirayak). O yıllarda onu Turgay Şeren gibi çok iyi bir kaleci olarak görürdük.

Orta Anadolu'nun kuraklığı malumdur. 1950'li yılların sonlarında gördüğüm bir şeyi unutamam. Eski otobüs garajının bulunduğu yerle mezarlık arasında, "yazı" diye anılan geniş bir kırlık arazi vardı. O boş arazi sonradan mezarlık sahasına alındı. O gün mezarlık tarafına doğru yüksek sesle türküler maniler söyleyerek ritmik adımlarla yürüyen sekiz on kişi görmüştüm. Yanımda bulunanlardan biri yağmur duasına çıkıyor bunlar demişti. Yağmur duası deyince aklınıza sadece Arapça dualar gelmesin. Anadolu halk musıkisinin dikkate değer bir ürünüdür yağmur duası ezgileri. Benim gördüğüm şey de bir folklor gösterisi gibiydi. Hakikaten, görülecek bir manzaraydı.

Karaman'ın çok değerli bir doğal ürünü vardır: domalan mantarı. Trüf mantarının bir türü olan bu çok lezzetli mantarın vatanı Karaman'dır. Bir gün yine sekiz on kişinin elde kazma kürek mezarlığa, mezarlık civarındaki o kırlık araziye doğru yürüdüğünü görmüştüm. Toprağın derinliklerine inilmesini gerektiren, toplanması çok zor bir mantardır domalan. Unutamamışımdır lezzetini. Acaba, bir gün Karaman'da domalanın kültür mantarı olarak üretildiği bir tesis kurulamaz mı diye çok düşünmüşümdür.

İlkokulu Sarıkamış'ta bitirdim. Teyzem Nebahat Yazan'ın önayak olmasıyla sınavla, birkaç yıl önce açılan Konya Maarif Koleji'ne girdim. Yatılı olarak okudum. Yatılı okulda birçok Karamanlı çocuk vardı. Sonradan inşaat mühendisi olan Abdi Aydoğdu teyzemin çok beğendiği, parlak bir öğrencisiydi. Benim gibi o da teyzemin önayak olmasıyla maaarif kolejine girmişti. Sonradan diş hekimi olan Esat, babası benzin istasyonu işleten Baha Tanrıöver öteki ilkokul arkadaşlarımdı.

Teyzemin bir öğrencisinden daha bahsetmek isterim. Saliha Sapçıoğlu adlı bir kızdı bu. Benim de arkadaşımdı. Onu nice yıllar sonra Saliha Scheinhardt adıyla, anlatı, anı, günlük türlerinde kitaplar yazmış olan, Almanya'da ünlenmiş bir yazar olarak tanıdık. Almanca yazdığı kitaplar Türkçeye çevrilmiştir. Aziz Nesin'le mektuplaşmaları da kitap olarak basılmıştır. Saliha'nın 1960'ların ikinci yarısında, çalışmak üzere Almanya'ya göç ettiğini, orada çeşitli kol işlerinde çalıştığını yıllar sonra, kitapları yayımlanınca öğrendim. Saliha Scheinhardt "Alman-Türk edebiyatı"nın başlıca temsilcilerindendir.

Maarif Kolejinde daha başka Karamanlılar da vardı; Ebubekir Nurhan Attar, Mustafa Göncü, Ekrem Ekinci, Alaattin Işık, Enver Bayrakçı gibi. Şu Karamanlı arkadaşlarım bugün hayatta değil: Rahmi Güven, petrol mühendisi olan Mustafa Özerler, kuyumcu Mustafa Dinç'in oğlu Kadir Dinç, Âbit Öztav. Bir başka Karamanlı olan, Montör Sami Usta'nın oğlu Nadir Harani bizden büyüktü. Hasan Edalı da bizden büyük Karamanlı bir ağabeyimizdi.

Bunlardan Rahmi uluslararası önemi olan seçkin bir bilim adamıydı. Bir sohbetimizde, daha lisedeyken, fizikçi olmaya karar verdiğini söylemişti. Dediği yolda yürüdü, fizik profesörü oldu. Ama profesör oldu demek onun değerini belirtmeye yetmez. Ömrünü bilime adamış olan bir insandı Rahmi.

Karaman halk kütüphanesinin hayatımda çok önemli bir yeri vardır. Çok güzel bir mimarisi olan, ondordüncü yüzyılda cami olarak inşa edilen Hacıbeyler Camii'nin binasındaydı bu kütüphane. Cumhuriyet döneminde cami harabe haline gelince bina restore edilmiş, kütüphane olarak açılmıştı. O yıllarda küçük bir ödeme karşılığında kütüphaneye abone olunabiliyordu. Aboneler istedikleri kitabı iki hafta için evlerine götürebiliyorlardı. Ben de aboneydim. O kütüphaneden alıp okuduğum kitapların haddi hesabı yoktur. Bazen de kitabı eve götürmez, o çok güzel mekânda okuma zevkini tercih ederdim. Bu kütüphaneye çok şey borçluyum. 1989'da bu binanın camiye çevrilmesine çok üzülmüştüm.

Karaman'ın 1950'lerle 60'ların başında tek sineması vardı. Salonu işleten Ferit Çelebi sinemayı Karaman'a getiren kişidir. O yılların insanları gibi benim de hâtıralarımda unutulmaz bir yeri vardır o sinemanın.

Karaman'ın tanınmış simaları vardır. Bunlardan Durmuş Ali Gülcan (1904-1997) canlı bir tarih gibiydi. Ali amca eski Karaman'ı bütün kültür değerleriyle tanırdı. Kendisiyle akrabalık bağımız da vardır. Akrabalık bir yana, pek muhterem, geniş ufuklu, son derece olgun, kâmil, eli öpülecek bir insandı. Ankara'da yıllarca kütüphaneci olarak çalışmıştı. Emekli olduktan sonra memleketi Karaman'a yerleşip Karaman tarihi, Karaman'ın kültürel değerleri üstüne birçok kitap yazdı. Bunlardan Karaman Mevlevihanesi adlı kitabını benim ısrarım üzerine yazmıştır. İmzalayıp verdiği bu kitap kütüphanemdedir. Tekkeler kapatılmadan önce Aktekke'nin Karaman mevlevihanesi olduğunu ondan öğrenmiştim.

Karaman'da yine herkesin tanıdığı Avukat Baha Kayserilioğlu'na da saygı duyardım; bir kültür adamı olarak görürdüm onu. Yunus Emre Divanı'nın bir elyazması nüshası vardı kendisinde. Karaman'ın yine tanınmış bir siması da büyük amcam Osman Hicabi'nin (Tartanoğlu) oğlu Cengiz Tartanoğlu'ydu. Cengiz ağabey yıllarca Karaman ortaokulunda Türkçe öğretmeni olarak çalıştı. Kendisini çok sever, sohbetine bayılırdım. Ama o herkese sevdirmişti kendisini. Hep güleç yüzlü, tatlı dilli, nüktedan, fıkra küpü, taklit kabiliyeti yüksek bir adamdı. Bana kalırsa, yanlış bir meslek seçmişti. Ünlü bir komedyen olabilecek kadar mizahçılığa yatkındı. Hiç yaşlanmayacak sandığım bu delikanlı ruhlu adamın ölüm haberini aldığım gün sarsılmıştım.

Annem babam, babamın askerlikten emekliye ayrıldığı 1966'dan 1990'lı yılların ortalarına kadar Karaman'da yaşadılar. Ben Istanbul'da okudum, orada yerleştim, ama yılda birkaç kez Karaman'a ailemin yanına giderdim. Bu geliş gidişlerle daha önce yeterince fark edemediğim bir şeyi daha iyi fark eder oldum. Bir şeyin içindeyken, çevrenizdeki her şeye aşina olduğunuz için yanıbaşınızdaki nesneler üzerinde pek durmazsınız, dolayısıyla o mekânı pek göremezsiniz. Bakmak başka, görmek başkadır zaten. Ben de Istanbul'dan Karaman'a gelişlerimde bu şehrin güzelliklerini, değerlerini, kültürünü her defasında taze bir gözle görür oldum. Hâtuniye Medresesi'nin taç kapısını, o pek zarif Araboğlu Camii'ni, Yunus Emre Camii'ni, Aktekke'yi, İmaret'i, mahallelerin kıvrımlı sokaklarını, geleneksel evlerini bir başka gözle görmeye başladım; bir Selçuklu şehrine geldiğimi daha derinden fark eder oldum. Sonra, Karaman mutfağının o leziz yemeklerini özlediğimi hissettim. Karaman'ın gerçekten zengin bir mutfağı vardır. Bu mutfağı mutlaka yaşatmak lazım.

2007'de küçük kızım Cânâ, evlenmeden önce, beni Karaman'a götürür müsün demişti. Kızım Karaman'ı görmemiş değildi tabii, ama yeni bir hayata başlarken babasının çocukluğunda önemli bir yeri olan bir şehri bir kere daha görmek istemişti. Ben de eşimle birlikte onu Karaman'a götürüp şehrin tarihî anıtlarını, sokaklarını, mutfağını kendisine bir kere daha tanıtmıştım.

1950'li yıllarla 1960'ların başında Karaman'da trafik yoktu, faytonlarla at arabaları vardı, herkes işine bisikletle giderdi. Bir bisiklet şehriydi Karaman. İki katlıdan daha yüksek bina göremezdiniz. Herkesin sade bir yaşayışı vardı; varlıklı aileler de lüksten, gösterişten sakınırdı. O zaman ilçe olan Karaman bağlık bahçelikti. Bağlar bahçeler mahallelerin yanı başındaydı; yeşille iç içeydi ilçe. Büyükbabamla anneannemin birer meyve bahçesi vardı. Bu bahçelerde kayısı, sarı kiraz, vişne, armut, ceviz, sekiz on çeşit elma yetişirdi. Daha birçok Karamanlının meyve bahçesi vardı. Bu göz alabildiğine uzanan bahçeler o yılların Karaman'ında yaşamış olanların hâtıralarındadır. Ayrıca her evin iç avlusu içinde de zerzevat yetiştirilen bahçelik alanlar vardı. Karaman bütün bunları kaybetti, bahçeler gitgide betona çevrildi. Ama bir kazancımız da oldu: şehrimiz 1989'da il oldu. Aslında pek çok Karamanlının hayaliydi il olmak. Haklı bir istekti bu. Gerek Selçuklu Anadolu'sunun en güçlü beyliğinin adını taşımasıyla, gerekse kendine özgü yaşama biçimiyle Konya'yla bir tutulamayacak bir şehirdir Karaman. Şimdi bana öyle geliyor ki, şehir büyürken kendini yeniden inşa ediyor. Ama geçmişini de canlı tutmak istiyor. Sevgili Rıfkı'nın kitabı bunun bir göstergesi.

Bu içerik, Anı Bisküvi Kültür Yayınları tarafından Karaman 744. Türk Dil Bayramı ve Yunus Emre’nin 700. Ölüm Yıl Dönümü anısına basılan İbrahim Rıfkı Boynukalın imzalı “Toprak Damlı Evlerin Çocukları II” adlı eserden alınmıştır. İzinsiz kopyalanamaz. Yayın hakları kitap yazarının izni ile Karamandan.com'a aittir.

12 Ağu 2021 - 12:23 - Kim Kimdir --- Okunma


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Karamandan.com Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Karamandan.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Karamandan.com editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Karamandan.com değil haberi geçen ajanstır.


Web Yazılım Uzmanı

Şirketimiz bünyesinde görevlendirilmek üzere Karamanda ikamet eden yada edebilecek (Freelance veya Remote değil); NodeJs, AdonisJs, ReactJs, teknoloji...

DİJİBİZ YAZILIM TEKNOLOJİLERİ

Esentepe Mah.de Satılık Müstakil Ev

Karaman Esentepe Mahallesinde Satılık Müstakil Ev 970 m2 arsa üzerine brüt 280 m2 olarak inşaa edilmiş 3+1 satılık müstakil ev 'in kalorifer tesisatı...

EMLAK REYONU GAYRİMENKUL DANIŞMANLIĞI

Sümer Mahallesinde Satılık Dükkan

Sümer Mahallesinde Fırın Ruhsatlı Satılık Dükkan Sümer Mahallesinde 250 m2 zemin + 250 m2 bodrumlu toplamda 500 m2 dir. Fırın ruhsatlı, yüksek getiril...

EMLAK REYONU GAYRİMENKUL DANIŞMANLIĞI

İbrahim Öktem Caddesi Üzerinde Satılık Daire

İbrahim Öktem Caddesi, İmam Hatip Orta Okulu karşısı ana cadde üzerinde Satılık Daire. Bina, her katta 2 daire olacak şekilde zemin + 3 kat olarak inş...

EMLAK REYONU GAYRİMENKUL DANIŞMANLIĞI

Külhan Mahallesinde Satılık Daire

Karaman Külhan Mahallesinde Satılık Daire Bina 328 m2 üzerine her katta tek daire olacak şekilde bitişik nizam 180m2 oturumlu, zemin+ 3 kat olarak inş...

EMLAK REYONU GAYRİMENKUL DANIŞMANLIĞI

Karamanda Sanayi imarlı Satılık Arsa 2400 m2

Karamanda Sanayi imarlı Satılık Arsa 2400 m2 Satılık Arsa Sanayi imarlı, Depo, Sanayi dükkanı, vb inşaat alanları için uygundur. B-1 (bitişik nizam te...

EMLAK REYONU GAYRİMENKUL DANIŞMANLIĞI

Külhan Mahallesinde Satılık Dükkan

Külhan Mahallesinde Satılık Dükkan Karaman Külhan Mahallesinde 60 m2 Satılık Dükkan, Mutfak, Wc, ve 2 bölüm den oluşan çarşı merkezinde uygun fiyatlı...

EMLAK REYONU GAYRİMENKUL DANIŞMANLIĞI

Mahmudiye Mahallesinde Ara kat 3+1 Satılık Daire

Karaman Mahmudiye Mahallesinde Ara kat 3+1 Satılık Daire Dairenin lokasyonu cumartesi pazarına yakın konumda, 4 katlı binanın 3. katında bulunmaktadır...

EMLAK REYONU GAYRİMENKUL DANIŞMANLIĞI

Ali Şahane Mahallesinde Satılık Daire

Karaman Ali Şahane Mahalellesinde Dubleks Satılık Daire Zemin + 3 katlı binanın son katında 212 m2 brüt 180 m2 net kullanım alanına sahip, 4 + 2 odalı...

EMLAK REYONU GAYRİMENKUL DANIŞMANLIĞI

Karaman'da çift cepheli kiralık dükkan

Karaman merkez Tahsin Ünal Mahallesindeki 4 Nolu Aile Sağlık Merkezi ve İş Bankası yanında, Faik Kayserilioğlı Caddesi No: 72 A/B adresindeki dükkan v...

0534 723 9174

Karaman Markaları

Karamandan.com, Karaman ile özdeşleşen markaları ağırlıyor.

+90 (532) 765 24 01
Reklam bilgi


Anket Ülkemizdeki Mülteciler Sınır Dışı Edilmeli mi?